Çocukluğumdan beri uzun metrajlı bir çigifilm yapma hevesim var. Bunun temellerini oluşturabilmek için fantastik kahraman kitabı yazmaya başladım. ancak kendimi geliştirebilmek için arada küçük denemeler de yapıyorum. henüz yolun başındayım ve pekçok eksiğim var. bu nedenle beni ve yazılarımı her anlamda eleştirirseniz çok sevinirim. umarım beğenirsiniz.
08:00
Boş odanın penceresinden sızan gün ışığı havada süzülen toz taneciklerini aydınlatıyordu. Duvardaki örümcek ağları ve sıva döküntüleri odanın yıllarca kullanılmadığını gösteriyordu.
Kapının kolu dışarıdan hafifçe büküldü ve kapı aradan geçen yılların pası nedeniyle büyük bir gıcırtıyla açıldı. Bir anda içeri üşüşen esinti yerdeki tozları havalandırdı. Işık huzmeleriyle aydınlanarak adeta bir kutlama havasında sağa sola uçuşuyorlardı.
Kapının önünde duran orta yaşlı, atletik adam ağır adımlarla bu kutlamayı bölerek içeri girip kapıyı kapattı. Yerden on santimetre kadar yüksekten başlayarak tavana kadar uzanan camlardan birine yanaştı. Dışarı şöyle bir göz gezdirdikten sonra eğilip çantasını yere koydu. Diz çöküp çantasını açtı ve içinden bir vantuz pergel çıkardı. Vantuzu camın alt kısmına yapıştırıp beş santimetre çapında bir kesit alarak özenle çıkardı. Vantuzu tekrar çantasına koyup derin bir nefes aldı. Cebinden bir sigara çıkarıp zippo çakmağının büyüleyici ateşiyle yaktı. Sonra olduğu yere oturarak camdan dışarıyı seyretmeye başladı.
Oda yedi katlı eski bir binanın üçüncü katındaydı. Önündeki yaklaşık beş yüz metre kadar olan açıklık bir başka eski binayla kesiliyordu. Ancak bu boş alan bir konser veya gösteri için yeterli büyüklükteydi. Alanın bir tarafına platform kurulmuştu. Dışarıda, insanlar, saat 10:00 da başlayacak konuşma için polis kontrolünde yavaş yavaş toplanıyorlardı.
09:45
Konuşma alanı neredeyse tamamen dolmuştu. Alandaki kalabalık sürekli birbirleriyle konuşuyor, rahatsız edici bir gürültü oluşturuyorlardı. O sırada boş odadaki adam platformun arkasındaki hareketliliği fark etti. Beline astığı dürbününü çıkarıp o yöne doğru baktı. Birkaç makam aracı arka caddeye yanaşmış, kıyafetinden önemli biri olduğu anlaşılan bir kişi korumalar eşliğinde aracından indi ve platformun arkasına girdi. Dürbünü tekrar beline astı. Saatini kontrol edip doğruldu. Çantasının gizli bölmesini açtı. Uzun namlulu suikast silahının parçalarını çıkarıp sakin bir şekilde silahı kurmaya başladı.
Bir taraftan da kalabalığı dinliyordu. Kalabalıktan sevinç nidalarının yükselmesiyle beklediği kişinin platforma çıkmış seyirciyi selamladığını anladı. Silahını kurmayı bitirmişti. Saatini tekrar kontrol etti; saat 09:59’du. Silahı namlusu birkaç saat önce kestiği camdan dışarı çıkacak şekilde yere koydu. Kendisi de silahın dürbününe gözünü yerleştirerek üzerine yattı.
Platformda konuşmacıyı takdim edecek kişi açılış konuşmasını bitirmiş takdimini yapıyordu.
− … ve şimdi konuşma kürsüsünü iklim değişikliği, küresel ısınma ve dünyanın geleceğinin kurtulması ile ilgili görüş ve çözüm önerilerini dile getirmek üzere Profesör Doktor Barış YETER Bey Efendiye bırakıyorum.
Konuşmacı kürsüye gelirken kalabalık delicesine alkışlıyor, ıslık çalıyordu. Seyircileri tekrar selamlayarak sessizliği sağladı.
− Teşekkür ederim… Sağ olun…
Suikastçi gözünü dürbünden ayırıp derin bir nefes aldı. Boş bakışlarla camdan dışarı bakarak bir süre bekledikten sonra gözünü tekrar dürbüne yerleştirdi. Konuşmacıya nişan alarak parmağını tetiğin üzerine koydu. Ciğerlerindeki bütün havayı boşaltarak tetikteki boşluğu aldı. Artık sadece konuşmacıya kilitlenmişti. Havasız kalan vücudu kalp atışlarının yavaşlamasına sebep olmuş sanki zamanı durdurmuş gibiydi. Gözü yavaş yavaş kararmaya başladı. Bu durum ona müthiş bir dinginlik kazandırıyordu. Sadece karşısındaki kişiyi görüyor sanki hedefiyle bütünleşiyordu. Her hareketini önceden biliyor çoğu zaman o kişinin kendisi olduğunu düşünüyordu. “Her seferinde tekrar tekrar kendini vurmak.” Beklide başarısının sırrı buydu… Ve tetiği çekti.
* * * *
Henüz yedi-sekiz yaşlarında, masum yüzlü çocuk, neredeyse kendi boyundan büyük silahın dürbününden gözünü ayırıp derin bir nefes alarak ciğerlerini tekrar hava ile doldurdu. Soluğunu düzene koyduktan sonra hedefini vurmuş olduğu mutlulukla oldukça yıpranmış eski kıyafetleriyle uzandığı toprağın üzerinde doğrulup ayağa kalktı.
Bu ıssız dağlık arazide kendisine atış talimi yaptıran askeri üniformalı, gür siyah sakallı, kırk yaşının üzerinde olan adam sararmış dişlerini gösterecek şekilde sırıtarak yanına kadar geldi. Çocuğun başını okşayarak durumdan memnun bir vaziyette:
− İlk atışında düşmanı on ikiden vurdun, dedi.
Hedef olarak üç yüz metre kadar ileriye koyulmuş korkuluğu göstererek,
− Vatanımızı, bu pisliklerden temizlememiz için senin gibi yürekli ve yetenekli askerlere ihtiyacımız var… Sen ülken ve davan için büyük işler yapacak büyük bir askersin.
Çocuk başarısının takdirinden aldığı cesaretten dolayı büyük bir sevinçle sordu.
− Şimdi oyun oynayabilir miyim?
Asker;
− Hayır!.. Önce silahını temizle.. diye çatık kaşlarını diktiği çocuğa bağırdı ve kayıtsızca arkasını dönüp gitti.
Çocuk üzgün ve başı önünde atış yaptığı silaha eğildi ve elini silaha uzattı.
* * * *
Suikastçi gözünü dürbünden ayırıp derin bir nefes alarak ciğerlerini tekrar hava ile doldurdu. Soluğunu düzene koyduktan sonra yavaşça ayağa kalktı. Kalabalık panik halinde çığlıklar atıyordu. üç koruma yerde hareketsiz yatan konuşmacının başında durumunu kontrol ediyorlardı. Diğerleri ise bu ölümcül atışı yapanı bulabilmek için gözleriyle etrafı tarıyordu.
Suikastçi ayakta bu durumu gözlemeyi bırakıp silahını toplamak üzere eğilirken karşı binanın 4. katında bir şeyin parladığını fark etti. Ne olduğunu anlayabilmek için elini dürbününe attığında bir silah sesi daha duyuldu. Bir başkası suikastçiyi vurmuştu. Bir diğeri onu vuranı, bir başkası da onu vuranı ve bir diğeri de …
Aşağıdaki kalabalık, silah sesleri arasında korkuyla bağrışarak kaçışmaya başlamıştı. Gökyüzünden gelen büyük bir uğultu kalabalığın sesini gittikçe bastırıyordu. Önce mavi gökyüzünde bir nokta gibi görünen nesnenin yaklaştıkça bir bomba olduğu anlaşılıyordu. Saniyeler içinde kalabalığın ortasına düştü ve sağır edici bir sesle patladı. Patlamanın şiddeti ve etkisiyle toz bulutu yükseldi. Bu bir nükleer bombaydı. Az sonra bütün şehri yok etmişti.
10:01
Şehrin üzerinde masmavi gökyüzü kararmıştı. Bir anda sessiz ruhlar kasabasına dönmüştü. Her şey yıkılmış nükleerin etkisiyle canlı bir tek varlık kalmamıştı.
(Siyah Ekran: Stop War)