| |
|
| Yazar |
Mesaj |
|
Üye
| Kayıt: 18 Ekm 2007 |
| Mesajlar: 195 |
| Konum: İstanbul |
|
|
Ateş Toprakları 04.09.2008, 15:22 |
|
|
GİRİŞ
Solina kıyılarının her bölümünü mesken eden ve mevsimler değiştikçe kıtanın yaşamaya daha uygun kıyılarına açılan kaplumbağalar, Solina’daki gezginlerin ve çok görmüş-geçirmiş kişilerin simgesiydi. Yaşlı Juanis’in gezgin olduğunu söyleyebilecek kuzey ülkeleri insanları, dünyadaki herkes için gezgin sıfatını kullanabilir olmalıydı. Juanis devamlı okurdu. Solina kıtası insanının (Ateş Toprakları’nı Solina’dan ayrı tutmak lazım. Kuzeyliler güneylileri çoğu zaman yok saymayı tercih eder.) yerinde durmak bilmez, devamlı bir hareket içinde olma isteği, yeni manzaralara düşkünlüğü, okumasına engel bulacağı bahanelerden bazıları olabilirdi. Juanis için kulübesi, bir kaplumbağa için kabuğu neyse oydu. Barınağını, tıpkı bir kütüphane gibi tasarlayan, ona gözü gibi bakan ve neredeyse içinden hiç ayrılmayan Juanis, Ateş Toprakları’nın gelmiş geçmiş belki de en büyük gezginiydi.
Geçen yaz kuzeyden birçok maceracının ve tüccarın burayı ziyaretine elvermişti. Genç olmasına rağmen saçlarında ak teller belirmiş bir takasçının elden çıkarmak istediği bir sandık dolusu ıvır-zıvır - kuzeyliler kitaplar için bu ismi tercih ederlerdi – Juanis’in kütüphanesi için yeni bir hazine olmuştu. Sandıktan çıkan kitapları konularına göre teker teker raflarına dizerken bir yandan da okumak için öncelik vereceklerini seçiyordu. El attığı onuncu kitaptı ve şu ana kadar iki kitap seçmişti. Biri, kuzeydeki antik tapınakların en eskilerinden biri olarak bilinen Merinde Tapınağı’nı konu alan, aynı isimde bir kitaptı, diğeri ise bugüne kadar benzerine fazla rastlamış olmadığı, Okyanus’un üzerindeki tek kıta olmadıklarına dair varsayımlar içeren Uzaklar ‘dı.
Yaklaşık otuz kitap daha raflardaki yerini bulduktan sonra, öncelikli kitaplar arasındaki en ince kitabı, bir solukta bitirmeyi düşünerek aldı eline. Uzaklar. Gün, kulübesini az da olsa ısıtan cılız aydınlığını yitirirken, eskimiş minderlerine karşın rahat olan koltuğuna oturarak üzerine yün battaniyesini çekip okumaya başladı. Gecenin ilerleyen saatlerinde, elinde Uzaklar‘la uyuyakalan Juanis birçok rüya gördü. Uyandığında hatırlayamayacak olsa da, bir yerlere not etmesi gerektiğini düşünecek kadar farklı olduklarını bilecekti.
******
‘Ateş Toprakları’. Sıcakkanlı bir halkın doğasına tezat oluşturan bir coğrafyaya sahip olan bu bölge Solina kıtasının en güneyinde yer alan Turkuaz Takımadaları’nı ve Solinanın Tabanı’nı kapsıyordu. Kimilerine göre burası, dünyada insanların yaşamayı isteyebileceği son yerdi – ki bu ‘kimileri’ , yaşayanlar olduğunu bilseler de varsaymayı günlük hayatlarında reddederdi. Güneylileri vahşiler ya da çılgınlar gibi kelimelerle tasvir ederlerdi. Güney o kadar soğuktu ki… Kısa maceralar yaşamak istemedikçe ciğerlerine buz solumaktan kaçınırdı herkes.
Ateş Toprakları, tüm olumsuz şartlarına rağmen, -eğer mümkünse- buzu bile üşütecek soğuğu kendi kaynayan kanlarını ıslah etmek için kullananların tercih ettiği bir bölge olmuştu. Bu tercihi yapan kişiler Ateşçiler olarak bilinirdi. İsimlerini, yaşadıkları yerden almamış, aksine, isminin ateş gibi yakan buzul soğuğundan geldiği düşünülen bu bölgeye isim vermişlerdi. Zira onlardan önce orada yaşayan kimse olmamıştı. Dayanılmaz kış gecelerinde yaktıkları devasa ateşler, geceleyin bu bölgenin, Okyanus’un üstünde cayır cayır yanan, parlayan bir leke gibi görünmesine yol açmaktaydı.
Birbirlerinin ihtiyaçlarını karşılayarak geçinen Ateşçiler çok farklı ve acil bir durum olmadığı sürece birbirlerinden ayrılmazlardı. Bölgede toplu yerleşim birimi olarak sadece beş tane köye rastlanılabilmesi de sayılarının ne kadar az ve birbirlerine bağlı olmaya muhtaç – ya da alışık - olduklarının en büyük kanıtıydı.
Beş Ateşçi köyünün en büyüğü, aynı zamanda en fazla insanın yaşamakta olduğu Usha’ydı. Şeritler’ın doğu kısmında kalan dağların güney yamaçlarında, Okyanus’un buzul kıtacıkları ile dolu, turkuaza çalan suyuna bakan alanda kurulmuş olan köyün her sokağında, bugün, gün vakti için bile azımsanamayacak kadar çok insan vardı. Hepsi balık pazarında takaslarını gerçekleştirmek için avaz avaz bağırarak pazarlıklarını yapmaktaydı.
Bir kasa dolusu balığı fazlasıyla zorlanarak taşıyan, deri ve kemikten ibaret bir genç, doğudakiler kadar iyi görünmediği ortada olan pazarın batı kolundaki tezgâhlara doğru yönelirken artık kasayı yere bırakmış, sürükleyerek ilerliyordu.
Sardja çocuğu gördüğünde ayağa kalktı. Tezgâhın sahibi, işler kesat olmasına rağmen sinirli görünmüyordu ve çocuğu dövecek olmasının tek nedeni, geç gelmenin de tüm yanlışlar gibi bir cezası olması gerektiğiydi. ‘Lanet çocuk. Sanki bunu yapmaktan zevk alıyormuşum gibi… Suratıma nasıl bakacağını bilmesem her şey daha kolay olurdu.’
Dan, kasayı son bir gayret hırıltısıyla tezgâhın yanına bıraktıktan hemen sonra,geç kaldığını bilen, hüzünlü kabullenme - af dileme ve yine de cezasına razı olma – bakışını Sardja’ya dikti. Tezgâhın yakınındaki herkes işlerinin başında, yarı umursamaz yan gözlerle onları izlemekteydi. Herhangi bir şey yapmamasının anlamı, işe yaramaz çırağına ceza vermekten aciz, duygusal bir balıkçı olarak – kahretsin ki öyleydi - itibarının zedelenmesiydi. Onu, son ağı toplaması için teknede bırakmış ve günün ilk ışıklarıyla tezgâhını olması gereken yere kurmuştu. Bu, bundan beş saat öncesi demekti ve mazeret bulması çok zor bir zaman dilimiydi. ‘Beceriksiz aptal!’
Çocuğa yaklaşırken, balık lekeli yeşil yün pantolonu çocuğun getirdiği sandığa takıldı. Normalde bu tür bir şeye aldırıp adımını kesmezdi ama bu olay kısacık bir süre için bakışlarının sandığa kaymasını sağladı. Ne gördüğünden emin olmak için daha dikkatli bir ikinci bakış attı. Sandık, siyah pullu gecebalıklarıyla tıka basa doluydu. Evet. Bu, cezayı vermekten kurtulmak için güzel bir bahane olabilirdi. Çocuğun şansını beceri olarak lanse edebilirdi. Yalnız, sandıkta asıl gözüne takılan şey başkaydı. Hayatında hiç görmediği bir nesne… Metal gibi parlamaktaydı ama ne olduğunu anlayamamıştı. Onu bu kadar çok gözün önünde ortaya çıkarmanın istediği bir şey olduğunu sanmıyordu. Etraf normalde olduğundan daha çok kalabalıktı ve bu zaten az insanın arasında mesleklerini yaparak kendilerini geliştirmiş çöpparmakların daha cüretkâr olacaklarının habercisiydi. Kasadaki balıkları kontrol etmek bahanesiyle eğilip nesnenin kara pullar arasında kaybolmasını sağladı.
Sert görünmeye çalıştığında Sardja’nın mimikleri onu kızgın olmaktan çok –eğer kelime buysa- dalgın ve belki de komik gösterirdi. “ Yeterince iyi iş çıkarmışsın evlat. Sana bu seferlik ceza veremeyeceğim kadar iyi. Bundan sonra sana verdiğim işlerde elini daha çabuk tutmanı söylememe gerek olmadığını biliyorsun.” ‘Yeterince sert olamadım.’
Sardja dudağını büzdü. O nesne sandıktayken balıkları çocuğun tezgâha yerleştirmesine izin veremezdi. Dan’e başka bir görev vermesi gerekiyordu. Çocuğu tuz alması için köyün öteki ucundaki bir dükkâna göndermeye karar verdi. Çocuk gittiğinde bugün her işi kendisinin yapması gerektiğini sesinin hoşnutsuz çıkmasına özen göstererek, yüksek sesle mırıldandı. Balıkları dizerken eline gelen sert nesneyi hemen cebine atmak istemişti ama nesne ıslak elinden kayıverdi. Yere düşmeden yakalamaya çalıştı.
Yakalamayı başardığında nesneyi bir an, daha yakından görme fırsatını da yakalamış oldu. O küçücük anda nesnenin gümüşten yapılmış, daha önce çok büyük bir gemide gördüğü topların küçük bir kopyasını andırdığını düşündü. Bir biblo gibiydi. O küçücük an… Başparmağı yanlışlıkla bir mekanizmayı harekete geçirdi. Martıların hepsinin havalanmasına ve herkesin başlarının o tarafa dönmesine yol açan bir ses duyuldu. Ağzında kan tadıyla yere düştü ve gökyüzünün siyaha çalmasını izledi. |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 18 Ekm 2007 |
| Mesajlar: 195 |
| Konum: İstanbul |
|
|
Arkadaşlar, 04.09.2008, 15:27 |
|
|
Arkadaşlar,
Kafamda hoş olabileceğini düşündüğüm bir kurgu oluştu ve bu kurgu için bir giriş bölümü hazırladım.
Kendim tembellik etmemek için buraya yolladım çünkü buraya başlık olarak açtığımda gerisini getirmem artık bir zorunluluk halini alacaktı bende. =)
Er ya da geç bitirmeye çalışacağım. Okullar da açılıyor gerçi zor olacak ama deneyeceğim. Umarım hoşunuza gider.
Teşekkür ederim. |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 11 Tem 2008 |
| Mesajlar: 196 |
|
|
|
Güzel... 04.09.2008, 16:32 |
|
|
Güzel başlamışsınız Elerki, hatta hayli güzel başlamışsınız...
İnsan yazmaya daha yeni başladığınıza inanmakta güçlük çekiyor- kim bilir sitede sizin gibi daha kaç gizli cevher sakince kendi zamanının gelmesini bekliyordur, umarım varlığınız onları da harekete geçirir.
İçimden bir ses, sitemizin güzel bir romanın, ya da uzun hikâyenin 'daha' yazılmasına tanık olacağını söylüyor.
Daha fazlası için gözümüz üzerinizde- dik dik değil, ilgiyle.
Teşekkürler. |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 18 Ekm 2007 |
| Mesajlar: 195 |
| Konum: İstanbul |
|
|
Teşekkürler 04.09.2008, 16:47 |
|
|
İlginize uygun olmaya çalışacağım. Bir heyecan...Başladım. Dediğim gibi sadece bir girişle kalmaması umarım uzun sürmez. Yazmaya devam edeceğim.
Tekrar teşekkür ederim. |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 16 Oca 2008 |
| Mesajlar: 22 |
|
|
|
Guzel bir baslangic 05.09.2008, 13:38 |
|
|
bence de guzel ve de sicak bir giris. henuz yorum yapmak icin cok erken olsa da girisi sevdigimi belirtmek istedim. dilerim devami gelir.
kestirip atilan mesajlarin yarattigi limoni tadi bildigimden az bucuk yapilmis bir giris olsa da uzerine cok cok daha az bucuk seyler soylemek istedim. tumuyle teknik, kucucuk, ivir zivir seyler oldugu icin cok dikkate alman da gerekmez.
zaman zaman kendi yasadigim sikintilarin benzerini gorebiliyorum yazida. mesela yer yer cumleyi tamamlamak icin sozcuk ararim. cumle oraya kadar gelir ama yuklem beni kararsizlikta birakir. beyin baska bir yuklemi onerirken, kulak baskasini soyler vs.
"Uyandığında hatırlayamayacak olsa da, bir yerlere not etmesi gerektiğini düşünecek kadar farklı olduklarını hatırlayacaktı." ayni ya da karsit ifadeleri bir arada kullanmak ahenk yaratiyor ya da kulak tirmaliyor. bazen mantiksal yanlisliklar da icerebiliyor. juanis'in sondaki hatirladigini sandigi sey aslinda hatirladigi degil, bildigi bir sey degil mi? yani ruyayi hic hatirlamiyor, ama kesin onemli seyler gordum hissiyati icinde. bu duyumsama hatirlamak degil de baska bir sey galiba. ama bilmek kullanilinca da o ahenk gidiyor. simdilik cikamadim isin icinden. ama cumle ahenkli, ona bir sey diyemem.
"Toplu yerlesim birimi" ('Yerlesim birimi' bile fazla muhendislik kokan bir laf. Onun yerine insanlarin yasadigi bolge, kasaba, koy gibi terimleri iceren bir seyler kullanilamaz mi?. "mekanizmayi harekete gecirdi" konusu da oyle. o adamin dusuncelerini anlatirken olsa olsa "cikintiya", "girintiye" basmistir nesnedeki. modern toplumlara iliskin bir fantazya degilse kurguladigimiz, kullanilan dilde de modern caga iliskin terimler kullanilmamali gibi geliyor bana (stres olmak, sok(e) olmak, kasabanin 'nufusu', vs gibi) ama tabii ki herkesin kurgusu kendisine...
... "deri ve kemikten ibaret bir genç, doğudakiler kadar iyi görünmediği ortada olan pazarın batı kolundaki tezgâhlara doğru yönelirken artık kasayı yere bırakmış, "
eger ille de pazarin 'bati'si demek gerekmiyorsa, yani kurguda pazarin herhangi bir yerinde olabilecekse durum ismen degistirilse daha iyi olurdu. cunku ayni cumle icinde hem dogu hem bati olmasi -yazinin da bir kurgu oldugunu bilen- benim icin acaba aceleyle mi yazilip gecildi diye dusunmeme neden oldu... hani illa tanimlayici bir ifade kullanilacaksa sanirim ben "pazarin girisi" "pazarin cikisi" "pazarin denize bakan yani" gibi seyler kullanabilirdim. ama bilmiyorum, belki ileride onemli olacaktir ya da zaten onemlidir falan, o ayri konu.
"Gümüştendi ama ne olduğunu anlayamamıştı." once parlak oldugunu, gumuse benzedigini tahmin etseydi cok mu uzardi o bolum. zaten sonda nesneye dondugunde gumus oldugunu tekrar algiliyor. bilemedim. ama hemen "gumus" diye tahminde bulunmasi bu nesnelerde anlamayan bana bravo dedirtti.
"Sert görünmeye çalıştığında Sardja’nın mimikleri onu kızgın olmaktan çok –eğer kelime buysa- dalgın ve belki de komik gösterirdi."
bilincli olarak yapilmiyorsa tire arasi ifadelerin cok fazla kullanildigini dusundum. cok gerekmedikce kullanilmalari akisi bozuyor (Bu elestiriyi yapan akisi bozmak icin neler neler yapiyor, o ayri tabii  )
ama dedigim gibi bunlar ayrintinin da ayrintisi seyler. yazan birinin, yazan baska birine icten ice mudahale etme istegi olarak ta gorebilirsin. umursamayip gecebilirin yani  kolay gelsin. |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 18 Ekm 2007 |
| Mesajlar: 195 |
| Konum: İstanbul |
|
|
Teşekkür ederim 05.09.2008, 14:40 |
|
|
| Alıntı: |
yani ruyayi hic hatirlamiyor, ama kesin onemli seyler gordum hissiyati icinde. bu duyumsama hatirlamak degil de baska bir sey galiba. ama bilmek kullanilinca da o ahenk gidiyor. simdilik cikamadim isin icinden. ama cumle ahenkli, ona bir sey diyemem.
|
Kesinlikle katılıyorum. O ikilemi yaşadım ve sonradan da değiştirdim. Burda da düzenlemeye gideceğim. =)
| Alıntı: |
"Gümüştendi ama ne olduğunu anlayamamıştı." once parlak oldugunu, gumuse benzedigini tahmin etseydi cok mu uzardi o bolum. zaten sonda nesneye dondugunde gumus oldugunu tekrar algiliyor. bilemedim. ama hemen "gumus" diye tahminde bulunmasi bu nesnelerde anlamayan bana bravo dedirtti.
|
Doğru söze ne denir. Aynı şeyi, şimdi devamını yazmaktayken aklıma gelip değiştirmiştim ben de. =)
Diğer değindiğiniz şeyler hakkında ama bir şey diyemeyeceğim, çünkü onlar benim her zaman kullandığım ve aslına bakarsanız bu yazımın da devamında etkileyebilecek şeyler. Tam anlamıyla tipik bir fantastik öykü - ya da
roman (Yine yaptım. =D ) olduğunu söyleyemem. Aslına bakarsanız yazdıkça esinlendiğim bir tarihi olay olduğunun da anlaşılacağını umuyorum. Tamamen modern değil ama tam anlamıyla klasik bir fantastik kurgu da düşündüğümü söyleyemem.
Farklı bir şey daha; genelde fantastik kurgu dünyaları, kıtaları hep Avrupa Kıtası'ndan benzerlikler taşır. Benim düşündüğüm şey ise yazdıkça sizin de kafanızda oluşacaktır diye umut ediyorum.
Yorumlarınız için çok teşekkür ederim Bozcin. =) |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 18 Ekm 2007 |
| Mesajlar: 195 |
| Konum: İstanbul |
|
|
Devamı- 09.09.2008, 1:33 |
|
|
I. BÖLÜM
Koyu kahverengi saçlarını dağıtan rüzgâra yüzünü dönen Videlath Gemi’nin sancak tarafına doğru yürüdü. Ela gözleri tahta zeminde, iki gün önce kaybettiği bakır meteliği aradı. ‘Tahtakuruları çürütsün seni! Bu genişlikteki bir geminin her yerinde düşürmüş olabilirim. Hatta, tabi ki denize bile düşmüş olabilir!’
Videlath’ın ikinci kaptanlığını yaptığı keşif gemisi – Gemi - yaklaşık üç aydır yeni kıtanın açıklarında beklemekteydi. Memluth’un uzgörü büyüsüyle kontrol ettiği kadarıyla Gemi’nin asla görüş alanlarına giremeyeceği kadar açılan birkaç balıkçı teknesi haricinde su üstünde onlardan başkası yoktu. Onların üç ay boyunca görülmemesinin sebebi yerlilerin suyla pek ilgili olmamalarıydı.
Devasa gemi her türlü ihtiyacı karşılayacak şekilde tasarlanmıştı. Erzak konusunda bir sıkıntı çekmiyorlardı. Yanlarında getirebilecekleri kadarını getirmişlerdi. Bunun yanında, bu sularda daha önce hiç görmedikleri siyah pullu, etine dolgun ve lezzetli balıklar ile at arabası büyüklüğünde kaplumbağalar yaşamaktaydı. Çevredeki yarı buzul adalarda da sulu ve tatlı bir meyve veren garip bir kaktüs türü yetişmekteydi. Su ihtiyaçlarını ise Memluth’un yaptığı bir büyüyle deniz suyunu arındırarak karşılıyorlardı.
Büyünün hükmünü bilime bıraktığı son on yılda her şey değişmişti. Memluth sarayda el üstünde tutulan, Ardiath Manas’ın en önemli büyücülerinden biriydi. Sarayda oldukça neşeli biri, askerleri arasında ise son derece suratsız bir moron olarak tanınmaktaydı. Videlath önyargıdan hoşlanmazdı ve onun aklındaki büyücü profiline uymayan kısa bir sakalı olduğu haricinde Gemi’de bulundukları süre içerisinde başka bir izlenime sahip olamamıştı. Cüppeli, yaşlı bir büyücüydü işte. Tabi, yaptığı büyülerle oldukça işe yaradığını var saymazsa… Vverfeth ve Synath kıtalarında hiçbir büyücünün onun yetenekleriyle boy ölçüşemeyeceği söyleniyordu. Ta ki Manas Kılıçları’na komuta ettiği Delvyn Illuth Savaşı sonrası Yeni Çağ’a girilene kadar... Ardiath Manas’ın Delvyn Illuth’u topraklarına katmak için açtığı savaşın galibi baştan belliydi. Kılıç ve büyü kullanımındaki ustalıklarıyla bilinen Manas Kılıçları ve hatırı sayılır sayıdaki atlı kuvvetler, büyücülerini tutuklatmayı bir şekilde başarmış olan (Neden ve nasıl tutukladıklarını kimse anlamamıştı.) Illuth’lulara ezici bir üstünlük sağlayacaktı.
Herkesin düşündüğünün aksine, cehennem zebanileri gibi ortaya çıkan korkunç makine-adamlara karşı verilen savaşta yirmi bine yakın kişiyi kaybetmişti Manas. Savaş sonrasındaki on yıl boyunca Illuthlular ‘makine-adam’larla ilgili her söyleneni yalanladılar. Onlar etten ve kemikten insanlarla topraklarını savunmayı ve savaş sırasında deliren Manas’lı bir büyücü tarafından dev bir ateş topuyla patlatılmadan savaş meydanından kaçmayı başarmışlardı. Deliren büyücü bir muamma olabilirdi, onun dev ateş topu ve ateş topunun tüm kanıtları silebilecek olması da. Ama on sene boyunca da bunun aksini ortaya çıkarabilecek bir şey kaydedilmemişti.
Savaş sonrasında tüm bilinen kıtalardaki büyücülerin yeteneklerinde bir körelme olmuştu. Basit şeyleri yapabiliyorlardı ama bir savaşta işe yarayabilecek hiçbir şey ellerinden gelmez olmuştu. O eski kudretleri yok olan büyücüler saraydaki ve sosyal alandaki mevkilerini yavaş yavaş, kendilerine bilim adamı ya da teknisyen diyenlere bırakmışlardı.
Savaş meydanından kaçıp komutayı ‘yaşayan ve savaşmak isteyen herhangi biri’ne bırakan Memluth’un elinden her şeyi alınmıştı. Zaten büyüsünü kaybetmeye başlayan büyücünün sürgün edilmesi beklenirken kralın yeni bir projesinde yer alması buyrulmuştu. Savaştan sekiz yıl sonrasına kadar insanoğlunun elinden çıkan bugüne kadarki en büyük gemi inşa edilmişti. Gücünü hızla yitirmekte olan Ardiath Manas, Kral Magdath’inne’nin istilacı ruhunu doyurması için kalan son gücünü bu devasa gemiye harcamıştı. Ele geçirilebilecek ve zenginlikleriyle güç katacak yeni kıtalar keşfedilecekti.
Videlath içini çekti. Mavi Güçler ’deki eğitimi boyunca tarih derslerinden ayrı bir keyif alırdı. Şimdi, o derslerde fazlasıyla ve aşağılanarak adı geçen Memluth’la aynı gemide yeni bir tarih dersi – hatta coğrafya dersi - konusu yaratacak keşfi yapmışlardı. Yolculuk boyunca ona en iyi arkadaşlığı yapan Sneja depo çukurundan güverteye ayakbastı. Beassar ırkı erkeklerinin çoğunlukla tercih ettiği şekilde siyah saçlarını yağlayarak arkaya doğru şekillendirmişti. Top sakalı, ırkının özelliği olan çok keskin yüz hatlarına biraz yumuşaklık katıyordu.
Elinde iki bardak brendiyle yanına yaklaşan beassara döndü. “ Keşfimiz Manas’a bildirileli üç ay geçti. Yeni kıtaya keşif ekibi yollamamız için izin almamızı gerektirmeyecek kadar çok adamımız var. Kaldı ki aylar süren bir yolculuk sonrası beklenen bir üç aydan bahsediyoruz! İsyan çıkmadığına dua etmeliyiz! Bence bize söylemedikleri bir şeyler var. Birkaç vahşi hayvan ve belki yerliler dışında karşılaşacağımız başka bir tehlike olmayaca…”
“Dostum, sakin olmalısın. Er ya da geç zamanı gelecek.” Üç ay… Sneja ile adeta rolleri değişmişlerdi. Şimdi onu sakinleştiren beassardı. “Zaten sabırlı biri olduğun söylenemez ama ırklarımız düşünüldüğünde benim daha sabırsız olmam gerekirdi. Bunu söyleyen sendin.” Gülümsedi ve scat oynayan birkaç kişinin sesinin geldiği yöne doğru baktı. Brendiden bir yudum aldı ve oynamak için sabırsızlandığını belli eden bir surat ifadesiyle Videlath’a döndü. “Şundan bir-iki yudum al ve kendini iyi hissettiğinde zara gel.“ Sneja buz mavisi gözlerinden birini kırpıp scat oynayan mürettebatın bulunduğu masalara gitti.
Mavi Güç’te Videlath’ın öğrenmekte en çok zorluk çektiği şey sabırdı. Yolculuk boyunca kendisini tutmuştu. Aylarca birbiri üstüne gelen mavi şafaklardan sonra bir sabah karayı görmek tüm mürettebat gibi kendisini de rahatlatmıştı. Ama beklemek gerçekten ona göre değildi. Hiçbir şey yapamayacağını bilse de harekete geçmek istiyordu.
Düşünceleri içinde kaybolmuş, Gemi’de yürüyüşe çıkmıştı. Memluth’u gördü. Karamsar bir yüz ifadesiyle, etrafının hiç farkında değilmişçesine kendi kendine konuşuyordu. Videlath durdu ve kamaraların hemen girişinde bulunan iki devasa fıçının arkasına saklandı. Gözlerini iki fıçının arasından Memluth’a sabitledi. Mürettebat bu sabah da burada geçirdikleri her günün sabahındaki gibi uyuyordu. Sadece geçen geceden alkolün etkisine fazla girmemiş olanlar oyun oynamak için ya da geminin olağan ihtiyaçlarıyla ilgilenmek için ayaktaydı. Kamaraların giriş kısmındaysa kendisi ve Memluth dışında kimsenin olduğunu sanmıyordu.
Memluth’un sesi aniden yükselmeye başladı. Suratı çarpıldı ve haykırmaya başladı. Haykırdığı kelimelerin bir anlamı vardıysa da Videlath’ın anlayamadığı kesindi. Memluth isterik kahkahalarıyla pruvaya doğru koşmaya başladı. O da aynı hızla peşinden gitti.
Koşmaya başladığında yanında daha iri bir adam da ona katıldı. O an Memluth’un konuşmalarına sadece kendisinin tanıklık etmediğini anladı. Kaptan Maglith ondan daha yapılı ve hızlıydı. Ondan önce Memluth’a yetişti ama buna çoktan gerek kalmamış gibi görünüyordu. Uyanık mürettebattan en az on kişi Memluth’u yakalamak için önünde belirmişti bile.
Memluth’u çevrelediler ama yakalamak içim hemen harekete geçmediler. Ne kadar gücü azalmış olsa da o yine de bir büyücüydü ve her şeyden önce Manas Kılıçları’nın eski komutanıydı. Cüppesinin sağ cebinden üzerine oniks kakılmış altın bir yüzük çıkardı. Bakışları tamamen bilinçsiz bir hal almıştı. Yine anlayamadığı o kelimelerle bir şeyler söylemişti. Diğerlerine baktığında onların da hiçbir şey anlayamadığını yüzlerinden okudu. Memluth oniks taşa dokundu ve bir ya da iki kelime daha söyledi – söylediklerinin kelime bile olup olmadığını anlamak gerçekten güçtü.
Deniz suyu geminin hemen önünde kaynarcasına köpürmeye başladı. Kulakları sağır edebilecek bir tıkırtı çıktı ortaya. Ve hemen sonra… Köpüren suda dalgalar oluşturarak ve tıkırtıları katlayarak çıkan şey dev bir sekizkoldu. Metal uzuvları, iki tanesiyle Gemi’yi boydan boya sarabilecek kadar uzundu. Gözleri dev birer yakut gibi koyu kırmızıydı.
Sekizkol tıkırtılı metal kollarından birini gemiye doğru uzattı. Mürettebat korkuyla Gemi’nin kıç tarafına doğru koşmaya başladı. Videlath da korkudan seyiren vücudunu kaçmamaya ikna etmek konusunda kararsızdı. Kaptan Maglith de kıpırdamadan – kıpırdayamadan – olanları izlemekteydi. Metal kol hızla indi ve Memluth’u kaparken geminin pruvasıyla birkaç direği parçaladı.
Metal sekizkol hemen dalışa geçti ve tıkırtıları da görüntüsüyle beraber hızla soldu. Hemen sonra bin kişilik mürettebatın neredeyse hepsinin aşağıya, denize bakan kafaları metal sekizkolun tekrar gelmediğinden emin oluyor ve Kaptan ile Videlath’ı arıyordu. Sancak tarafında, su yüzeyindeki iki kafa şaşkın bir şekilde sekizkolun kaybolduğu yöne bakmaktaydı. İkisi de zarar görmeden bir şekilde kendilerini denize atmayı başarmışlardı.
******
Dan günlerdir hıçkırıklar içinde ağlıyordu. Onu ayyaş babasından alıkoyan ve gerçek babasıymış gibi sevdiğini bildiği Sardja ölmüştü. Ölümün üzerinden dört gün geçmişti ve Dan evine hiç gitmemişti. Sardja’nın teknesine ölüm hakkında kendince yorumlar yaparak, konuşarak daha çok ağlıyordu. Ağlamaktan başka ne yapabilirdi? ‘Babamdı…’
Köy muhafızları ölüm sebebinin o garip gemi topuna benzer nesnenin olduğunu söylemişlerdi. Nesne önce Solina’nın Tabanı’na, oradan da Ateş Toprakları’nın bağlı olduğu Arijian’ın başkenti Benius Juar’a, üzerindeki ilk araştırmaların yapılması için götürülecekti. Arijian Brejn’i Jol Cualina, kendi topraklarında haberi olmaksızın hiçbir şeyin üzerinde araştırma yapılmasına göz yummazdı. O her ne kadar ilgilenmiyormuş gibi gözükse de Ateş Toprakları’nda da gözleri vardı. Onun gözleri her yerdeydi.
Ağlaması birden dinmeye başladı. Gün ortasıydı ve burada ağlayarak geçirdiği kaçıncı günün ortası olduğundan emin değildi. Ağlamaktan fırsat bulduğu vakitlerde susuzluğunu teknedeki fıçılardaki bayat sudan içerek gideriyordu. Ama içinde zaten pek bir şey bulmaya alışık olmayan midesinin artık tamamen büzüştüğünü haber veren gurultuları duymazdan gelmek zorlaşmaya başlamıştı. “Herkes Norjan Salgas’lılar ve kuzeyliler için olumsuz şeyler söylüyor. Onlara benziyoruz… Yalnızım! Gidebileceğim hiçbir yer yok!”
Haykırışı, içinde kalan son enerjiyi de çürütmüştü. Bayılmanın ona çok iyi geleceğini düşünerek gözlerini kapatıp kafasını yukarı kaldırdı. Tatlı baş dönmesi midesindeki boşluğun ağzında yarattığı ekşi tadı yok ederken bilincinin kıyısındaydı. Bayılmak için seçtiği yerin teknenin korunaksız bir kenarı olduğunun farkında değildi. İpleri bırakılmış bir kukla gibi vücudu buz gibi suyu boyladı.
******
Dan uyandı. Çıplak ve ıslak olduğunu fark ettiğinde tüyleri diken diken oldu. Tahta zeminde her tarafı ağrıyarak uyanmayı beklerken bunun yerine teknenin tek küçük kamarasındaki yatakta bulmuştu kendini. Kızarmış balık kokusu midesini kükretti. Ağzındaki ekşi tadı aldı ve tekrar bayılmak isteyip istemediğinden emin olamadı. Kafasını kaldırıp bakmayı denedi ama boynunun ağrısıyla kısa bir inilti koyuverdi. İniltiye yaşlı bir erkek sesi cevap verdi. “Evlat! Freddie görse yanına yaklaşmazdı çelimsizin senin gibi! Giyin üstünü de bir şeyler ye! Şov devam etmeli!” |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 09 May 2008 |
| Mesajlar: 94 |
|
|
|
Ateş toprakları 09.09.2008, 13:53 |
|
|
Çok başarılı bir çalışma olduğunu söylemeliyim öncelikle.
Bununla beraber bazı cümle düşüklükleri dikkatimi çekti ama düzeltilebilir tabi ki.
Sizi izliyor olacağım.
Sevgilerimle... |
_________________ Non semper ea sunt quae videntur!
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 18 Ekm 2007 |
| Mesajlar: 195 |
| Konum: İstanbul |
|
|
Re:Ateş Toprakları 09.09.2008, 13:58 |
|
|
Yazdığım şeylerin birkaç kişi tarafından bile takip ediliyor olması gerçekten mutluluk verici benim için. Bu yöndeki ilk çalışmam ve daha iyilerini de buraya yazarak, yorumlar alıp kendimi geliştirerek yapabileceğimi düşünüyorum.
Çok teşekkür ederim. |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 08 Eyl 2008 |
| Mesajlar: 28 |
| Konum: EN SON SENFONİNİN TAM ORTASI |
|
|
ateş toprakları 09.09.2008, 14:36 |
|
|
açıkçası ilk çalışman olduğu hiç belli olmuyor çok beğendim dewamını sabırsızlıkla bekliyorum |
_________________ benim büyülerim mızrak gibidir. çok uzağa atarsanız,güçleri azalır ve onun bir kalkan darbesiyle işe yaramaz hale gelir...
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 18 Ekm 2007 |
| Mesajlar: 195 |
| Konum: İstanbul |
|
|
Re:ateş toprakları 09.09.2008, 17:57 |
|
|
Çok teşekkür ederim, taita. Elimden geleni yapıyorum, bu da beni çok düşünerek yazmaya itiyor. Fazlasıyla yavaş... Okullar da açılıyor... =( Neyse... |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 16 Tem 2008 |
| Mesajlar: 153 |
| Konum: zifirin son halkası... |
|
|
yorum... 20.09.2008, 21:21 |
|
|
Elerki,
En başta yavaş ilerlemekte olduğunu düşündüğün romanını sağlam bir temele oturttuğunu sezmekteyim. Hafif hafif yaptığın tasvirler insanı rahatsız etmeyecek bir biçimde hızlı hızlı ilerliyor... Bir kaç tane cümlen okurken prüz yaratmasına rağmen -roman niteliği taşıyacak olan- yazının bunları emdiğini söyleyebilirim. İsim konusunda sıkıntı çekmediğin anlaşılıyor, bu da hayal gücünün sıkılığını temsil ediyor sanıyorum...
Hoşuma gitmeyen cümleleri yazıp antipatik bir hava yaratmak istemiyorum, cımbızla hata bulmaya çalışır gibi; eminim bu ufak prüzler zamanla değişik bir biçimde tatlı çizgiler halinde karşımıza çıkar ve gözümüze girer... Ama merak ettim de neden çok eskileri anlatıyor olmana rağmen metal düzenekleri kullanıyorsun bunu sormak bir hata olabilir kabul ediyorum bu senin yazın senin düşsel kaleminin eseri...
Notumtrak hafızamın beşinci basamağından fırlayan gereksiz bir kaç cümle: Anlatımını Stephan King'in ilk romanı "Sis"e benzettim -orada da dokunaçlar falan vardı-.. Bir de hep merak etmişimdir neden eski gemiciler hep brendi içiyorlar?...
Anlatımını, betimlemelerini sevdim umarım devamını yayınlar bizleri düşsel ruh halinden kopan yazılarından mahrum etmezsin...
Sevgi, saygı, hürmetler efendim!!!  |
_________________ ikiye karşılık binlerce kötü yaratık yeter mi onun ilahi bakışları...
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 18 Ekm 2007 |
| Mesajlar: 195 |
| Konum: İstanbul |
|
|
helioss, 21.09.2008, 1:07 |
|
|
helioss,
Öncelikle, yorumun için çok teşekkür ederim.
Brendi konusunu...Şöyle ki; ben brendi seven biriyim.İçki olarak hoşuma gider. E bir çok romanda da kullanılması benim de yazarken özenmeme yol açan bir şey oldu. =)
Metal düzenekler aslında ilerledikçe anlaşılabileceğini düşündüğüm farklı bir kurgunun eseri diyebiliim. Orijinal olacağını düşünüyorum. Yazmaya yavaş da olsa devam etmekteyim. Umarım beğenirsiniz.
Tekrar, okumaya vakit ayıran herkese teşekkür ederim. |
|
|
|
|
 |
|
Moderatör
| Kayıt: 03 Oca 2008 |
| Mesajlar: 139 |
|
|
|
gayet iyi 21.09.2008, 1:18 |
|
|
iyi bir tarzın olduğunu söylemeliyim ilk önce. eğlenceli bir üslubun var ve bu bence çok önemli. 'tire arası yazar yorumları'(ekmek arası köfte)na bayılırım. Bunu da gayet başarılı bir şekilde yapıyorsun. Ama ilk iki bölüm göz önüne alındığında konuyu biraz dağılmış buldum. Karakterler arasında ve olaylar arasında sıkça geçişler yapmışsın. Bu ilgiyi dağıtabilir. Bunun yerine yazarlık yetkini kullanarak, kendi yorumunla bahsi geçen farklı mekanları ve karakterleri birbirine bağlayan bir örgü içinde ve tek bir bölüm içerisinde toplayabilirdin.
gayet başarılı. tebrikler. |
_________________ İkilem;
Gözle görülür, elle tutulur
soyut gerçeklerin mantıksızlığında
en harlı alevlerin küllenişi gibi
ya da küllerin alevlenmesi
ben bir ikilemim, sana
bana
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 18 Ekm 2007 |
| Mesajlar: 195 |
| Konum: İstanbul |
|
|
aylak, 21.09.2008, 1:31 |
|
|
| Alıntı: |
Ama ilk iki bölüm göz önüne alındığında konuyu biraz dağılmış buldum. Karakterler arasında ve olaylar arasında sıkça geçişler yapmışsın. Bu ilgiyi dağıtabilir. Bunun yerine yazarlık yetkini kullanarak, kendi yorumunla bahsi geçen farklı mekanları ve karakterleri birbirine bağlayan bir örgü içinde ve tek bir bölüm içerisinde toplayabilirdin.
|
aylak,
Okuyucu olarak haklısınız. Açıkçası birinci bölümün bitmediğinde karar kıldım ben de. Daha uzun soluklu bir şey yazmak açıkçası korkutuyor beni. Olabildiğince kurguda kalmaya çalışmam ve karakterler arasındaki iletişime tam anlamıyla dokunamamış olmamı buna bağlayabilirim belki.İlk denemem ve gerçekten zorlanmaktayım. Toparlayamayacağım deyip bırakmayı düşündüm bir ara.
Ama yazmak gerçekten farklı bir şeymiş. Bana o kadar güzel bağlayabileceğimi düşündüren şeyler sundu ki zihnim belli aralıklarla... Her birini bir kenara not edip üstünden geçtiğimde örülmeyi bekleyen bir desen görüyorum. Zorlansam da devam edeceğim. =)
Bu ilk denemem ve elimden geldiğince önerilerinizi dikkate alarak, kendimi geliştirmeye çalışıyorum.
Yorumunuz için çok teşekkür ederim.Ayırdığınız zaman için de... |
|
|
|
|
 |
|
|
|
Powered by phpBB © phpBB Group
|
|
|
| |
|
|