Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde,
Develer tellal iken, Horoz berber iken,
Ben anamın babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken,
Anam kaptı maşayı, babam kaptı sopayı,
Az gittik uz gittik,
Dere tepe düz gittik,
Bir de baktık bir arpa boyu yol gitmişiz…
Günün birinde aç bir eşekle bir deve yolun kıyısında oturmuş birbirlerine açlıklarını anlatıyorlarmış:
-Öyle açımki, demiş deve, Gök yüzünden güneşi indirsen açlığımı kesmez…
-Öyle açımki, demiş eşek, Gök yüzünden ayı indirsen bir de ardından akşam ayı versen çerez niyetine yine yetmez…
Böyle abarta abarta açlıklarını anlatırlarken önlerindeki yoldan bir kasap geçtiğini görmüşler. Kasap selam vermiş, yanlarına oturmuş…
-İşlerim kesat, demiş. Kesecek ne inek var ne koyun. Hepsi Kafdağı prensinin düğününde pilava katık oldu. Düşünüp duruyorum nasıl çözüm bulsam diye… demiş.
O anda eşek ve devenin aklına aynı anda bir fikir gelmiş. Önce eşek atılmış;
-Bu deve benim, bana beş altın ver hemen sana satayım, demiş.
Kasapdeveye dönmüş:
-Doğru mu?Diye sormuş.
-Doğru, demiş deve. Ama istersen dört altın ver sana şu eşeği satayım. Onun da sahibibenim.
Kasap eşeğedönmüş:
-Doğru mu?Diye sormuş.
-Doğru,demiş eşek.
-Al o zaman dört altını, diye uzatmış parayı kasap deveye. Şimdi eşek benim oldu.
-Hayrını gör, demiş deve. Almış parayı tam gidecekken
-Hoooop çüşşşş! Demiş kasap. Sen önce şu dört altını ver bakalım!..
-Ne oldu,eşeği beğenmedin mi? diye sormuş deve.
-Beğenmesine beğendim de sen de eşeğin devesiydin. Artık sen de benim malımsın, demiş. Hadiver parayı da gidelim.
Deve üzüleüzüle eşek için aldığı parasını vermiş. Yola koyulmuşlar.
Kasap yolboyunca “Önce deveyi mi kesip yedirmeli köylülere, yoksa eşeği mi kesip yedirmeli” diye düşünmüş durmuş. “Eşeği kesersem eti kart gelir deveyi satamam, deveyi satsam eti boş gelir kimse eşeğin etini yemek istemez .” diye düşünürkenyolun karşısından bir çakalın geldiğini görmüş.
-Çakalkardeş merhaba!..
-Merhabakasap dostum… Bu günlerde aç bıraktın bizi… Hiç mi et kesmedin…
-Şimdi eve gidiyorum. Acaba önce şu eşeği mi kessem deveyi mi diye düşünüyorum.
- Kardeş şimdi hasat zamanı. Hangisini kesersen kes, kimse senin köyün dışındaki dükkanına gelip et alacak halde değil. İstersen sana benim evi kiralayayımorada işini yap.
-Ne kadaristiyorsun kira?
-On dörtaltın.
-Neeee? Benbu iki hayvana bile 4 altın… Yok yok dokuz altın… Şeyyyy… Epeyce bir paraverdim işte…
Biraz düşündü, gerçekten de evi köylünün gelemeyeceği kadar uzaktaydı. Eşek ve deveyi almak için hiç para da harcamadığı düşünülürse hala bu işten kazançlıçıkabilirdi.
-Tamam, dedi ve on dört altını çakala verdi.
Çakal para tamam mı diye birkaç defa saydı. Sonra :
-Al şudokuz altını ver eşekle deveyi hiç uğraşma sen, dedi kasaba.
Kasap eşekve deveye para vermediğini hatırlayınca hemen razı oldu bu işe. Çakala verdi eşeği ile devesini, evinin yolunu tuttu. Ama hala hesabı anlamamıştı.
-Ben deveye para verdim, sonra geri aldım. Hiç para harcamamış oldum böylece. Çakaldan dokuz altın aldım. Böylece dokuz altın kârım oldu. Ama çakalın evini kiralamak için on dört altın verdim. Demek ben çakalın evine para verdiğim için parameksik çıkıyor. Bari çakalın evine gidip orada uyuyayım. Hem dinlenince daha iyiçalışır kafam. Şimdi benim kaç liram vardı kaç liram kaldı…
Böylesöylenerek hızla çakalın evinin yolunu tuttu.
Çakalsa eşek ve dava ile yürürken başına gelecekleri bilmiyordu. “Tatlı kâr” diyordu içinden. “On dört altın aldım bunun dokuzunu geri verdim bir eşeğim ve birdevem oldu…”
Bu sıradaeşek ve deve de kendilerine göre planlar yapıyorlardı.
-Sen benine yapacaksın? Diye çakala sordu deve.
-Kesipetini satacağım…
-Yapmayahu. Ben evli barklı adamım. İki ay sonra da bir evladım olacak.
-Eeee! Neyapayım.
-İzin ver köyüme gidip doğurana kadar eşime bakayım, doğumdan sonra koşar gelirim istediğini yaparsın.
-Ne olur arkadaşımı bu zor gününde kurda kuşa yem etme, diye ağlamaya başladı eşek. Ağlıyor muydu anırıyor mu belli değildi ama çakal devenin halini düşündükçe üzülüyordu.
-Tamam, dedi. İstiyorsan git. Sana iki ay müsaade. İki ay sonra çocuğun doğunca hemen koşup bana geleceksin.
-Tamam, dedi deve. Eşekle helalleşip iki ay sonra çocuğu doğunca görüşmek üzere vedalaştı çakalla.
Devehelalleşip eşekten ayrılırken;
-Şu tepeninardında bekliyorum çabuk gel, diye fısıldamıştı kulağına.
Deve yanlarından ayrılınca eşek kötü kötü öksürmeye başladı. Hiç durmamacasına öksürüyordu. Çakal heybesindeki mataradan biraz su çıkartıp öksüren eşeğe uzattı.
-Benimöksürüğüm suyla geçecek öksürük değil, dedi eşek.
-Ya nasılgeçecek öksürük?
-Bu verem öksürüğü. Bu kadar hasta olmasam her şeye rağmen kesilip yenmek ister miydim. Bak, sen beni kesip köylüye yedireceksin, sonra hep birlikte verem olacaksınız.
-Verem mi?O ne?
-Bulaşıcı bir hastalık. Sayende canım kadar sevdiğim bu köylüleri de hemen cennete göndereceğim. Ve orada buluşup epey eğleneceğiz.
-Yani sen verem hastası mısın? Diye sorarken bir taraftan da koşturup eşeğin yanından uzaklaşmaya çalıştı. Eşek köy yolunda kaybolana kadar baktı çakala;
-Ah senisaf çakal seni… Diyerek arkadaşı devenin yanına gitti.
Çakal evinegeldiğinde kapının önündeki çardakta yatan kasabı gördü;
-Ne işinvar burada? Diye sordu.
-Ne demekne işin var? Burayı senden kiraladım ya.
-Sen benden kasap dükkanı olarak kiraladın ama kesilecek hayvanın yok!
-O zamanparamı geri ver ben evime döneyim…
Çakalparayı geri vermeye razı oldu;
-Al şu beşaltınını…
-Ben sana on dört altın vermiştim sen de geri on dört altın vereceksin…
-İki aysonra
paranın kalan kısmını alırsın!..
-Hayırdır? Ben sana peşin para vermiştim taksitle mi alacağım.
-Bana verdiğin devenin eşi hamileymiş… Köyüne gitti. İki ay sonra çocuğu doğunca gelecek.
-O deve hadımdı… Ne karısı ne çocuğu seni aldatmış…
-Yok ya…Ben de haline çok acımıştım oysa ki.
-Ben onu bunu bilmem ver dokuz altınımı!.. Peki eşeği ne yaptın.
-Ohastalıklı hayvanı mı?
-Nehastası? Katır kadar sağlamdı o hayvan…
-Bana veremolduğunu söyledi.
-Ne safçakalmışsın sen. Hadi ver paramı da gideyim artık evime.
Aralarında para konusunda bir anlaşmaya varamayan çakal ve kasap, “Bu işi çözse çözse kadı çözer” diyerek kadının yanına gittiler.
-Durumböyleyken böyle yüce kadı hazretleri, diye anlattı kasap olan biteni.
-Bir de senanlat, dedi kadı çakala.
-Benimhalim şudur kadı efendi, diye uzun uzun başından geçenleri kadıya anlattı çakalda.
-Parakimde? Koysun çabuk ortaya!.. Dedi kadı.
Çakalla kasap kendi halinde saf iki köylü olduğundan tanıyamamışlardı kadıyı. Oysa ki bütün köylünün “Üç kağıtçı, rüşvetçi” diye işi düşse bile kapısına uğramadığıbirisiydi kadı.
-Bu dokuzaltın deve ve eşek için çakalın verdiği para, dedi kasap.
-Bu beşaltın da benim evi kiralarken kasabın verdiği paranın geri kalanı.
-Benbunları iyice bir sayayım. Siz şimdi içeri geçin zabitlerim size ilgi göstersinler, dedi ve oturduğu minderin altından çıkarttığı küçük altın birzili çaldı.
-Buyurunkadı hazretleri! Emredin, diyerek içeri elinde uzun bir mızrak olan dev gibibir zenci zabit girdi.
-Alın buikisini, ben hallerine çare bulana kadar içeride konuğumuz olsunlar.
Zenci zabit elindeki mızrakla dürterek içeriye aldı çakalla kasabı. İçeri dedikleri yer darbir koridordu. Birkaç adım sonra da uzun ve dik basamaklarla aşağıya doğru yol devam ediyordu. Zenci zabit basamakların bittiği yerden eline bir meşale alıpçakal ve kaplana yol gör-sterdi.
-Buyurun…Önden geçin içeri. İlerledikleri yolda meşalenin ışığıyla gördükleri yürüdükleri sağlı sollu kafesler arasında; aslan, kaplan, ayı gibi türlüçeşitli hayvan vardı. Parmaklıklı bir kapının önünde durdu.
-Kapıcıııııı!!!Diye avazı çıktığı kadar bağırdı.
Aslan vekaplanların kükremelerinden koridorun sonundaki horultuyu ancak son anda farketmişlerdi.
-HOOOOOOOORRRRIIIIIIIIIHHHHHHH!!!...
-Horultular arasında bir alev yükseldi.
-Kapıcı açkapıyı…
Bir ejderha demir parmaklıkları ardına kadar açtı…
|