Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder  
» ÖYKÜLERİNİZ
Yazar Mesaj
Üye
Üye

Kayıt: 01 Ağu 2007
Mesajlar: 11
BEYAZ KUTU

    Elleri üşüyordu.Bu mevsimde çeşmeden akan su soğuk olurdu.Mesleğine saygı göstermeye çalışan biriydi.Yıllardır her sabah traş olurken baktığı bu ayna ona yabancı geliyordu şimdi.Aynada gördüğü yüz'de ona yabancı geliyordu.”Su çok soğuk” diye söylendi sessizce.
    Ellerinin temizlendiğine emin olunca çeşmeyi kapattı.Arkasına dönüp banyo kapısında asılı duran havluyu aldı ve ellerini silerken tekrar aynaya baktı.Sanki kendini tanımak istermiş gibi.Yıllar önceki halini düşündü bir an.
    O zamanlar anne ve babasıyla yaşıyordu.Kardeşi yoktu.Ailenin tek çocuğuydu.Tek erkek çocuğu.Ailesi hep onun yanlarında kalmasını isterdi.Ama o bunu istememişti.Uzaklaşmak istemişti.Unutmaya çalıştığı kötü anılardan belki de kendinden uzaklaşmak istemişti.Tam olarak hatırlamıyordu neden kaçtığını.Belki de sadece kaçmak istemişti.Özgür olduğunu hissedebilmek için.Bu yüzden başka bir şehirde iş bulmuştu.
    Tek başına yaşamak.Her sabah kapıyı kapatmadan önce lambaları kapattığından emin olmak.Akşamları eve dönünce kapıyı kimsenin kapıyı açmayacağını bilmek.Böyle yalnız bir hayatı neden istediğini bilmiyordu. Ama içinde bir şeyler onu yalnızlığa itiyordu.
    Ailesinin onun uğurladığı gece geldi aklına.”neden gitmeyi istiyorsun oğlum” diye sormuştu annesi yaşlı gözlerle.”bilmiyorum anne,gerçekten bilmiyorum nedenini ama gitmem gerek.Biraz kafamı toplamaya ihtiyacım var.Geri döneceğim..” Yıllar bir anda geçmiş fakat geri dönememişti. Belki de dönmek istememişti. Artık bunun bir önemi yoktu. İşte burda anlamsızca dikiliyor ve hayatta yer işgal ediyordu.
    Kendini ellerinde havlu aynaya bakarken yakaladı. Havluyu tekrar kapıya astı ve dönüp banyoya baktı. Banyo kirlenmişti. O esnada gömleğinin kollarındaki lekeler gözüne çarptı. Aynada kendini daha iyi görebilmek için birkaç adım geri gitti. Üstündeki gömlek ve pantolon çok kirlenmişti.
    Kısa bir tereddüt yaşadı
- Önce banyoyu temizlemeliyim sonra değiştiririm
    Ama bu işin uzun süreceğini düşündü. Zaten çok vakit kaybetmişti. Bir an  önce hazırlanıp dışarı çıkmalıydı. Kararını verdi. Banyoyu şimdilik temizlemeyecekti. Üstündeki gömleği ve pantolonu çıkarıp kirli çamaşırların durduğu sepetin içine attı. Odasına döndü ve elbise dolabını açtı. Ne kadar çok gömleği vardı. Geçen hafta kız arkadaşıyla beraber aldıkları gömlek gözüne çarptı. “Beyaz sana çok yakışıyor”  derdi kız arkadaşı. Gömleği elbise dolabından yavaşça çıkardı ve yatağın kenarına bıraktı.Tekrar elbise dolabına döndü ve kendisine bir takım elbise seçti.
    Bir çok takım elbise vardı elbise dolabında.Güzel giyinmeyi seviyordu.Hele takım elbiselere bayılırdı.Güzel bir takım elbise giyerek hakettiğinden fazla saygı kazanabileceğini şaşırarak öğrenmişti.Takım elbise giyerek saygı satın alıyordu.Hatta elinde tuttuğu bu takım elbise sayesinde olduğundan zengin görünerek sevgiyi bile satın almıştı.
    Yaklaşık altı ay önce yoğun ve yorucu bir iş günü sonrasıydı...Bir fincan yorgunluk kahvesi içmek üzere çalıştığı yerin yakınında çok bilinen bir pastaneye gitmişti.”Herkes için yorucu bir gün olmalı” diye düşünmüştü pastanede oturacak bir masa ararken.Çok iyi hatırlıyordu. Sadece bir masa boştu. En son sırada, cam kenarında, iki kişilik bir masa. Gördüğü boş masaya doğru yürürken diğer masalarda oturanları göz ucuyla süzmüştü. Simalar farklı olsada hep aynı insanlar ve her ne kadar duymamış olsada konuşulanlar hep aynı konulardı. Bunu biliyordu. Çünkü bir defa hayatın akışına kapılırsanız; birbirine benzeyen diğer bütün insanların arasına karışırdınız. Sonunda sizde aynı kalıba girerdiniz.Bazen bu dünyadan olmadığını hissediyordu.Diğer insanların bu kadar garip gelmesinin bir anlamı olmalıydı.Ruhu başka zamanda bambaşka             bir dünyaya aitti sanki ve tüm insanları bu bedenin içine saklanıp    seyrediyor ve anlamaya çalışıyordu.
    Masaya oturunca kirli olduğunu farketmişti. Masadakiler galiba kendisi gelmeden hemen önce kalkmışlardı. Masanın yanındaki pencere çok genişti ve pastane ana cadde üzerindeydi. Mesai yeni bittiği için cadde çok kalabalıktı. Durakta bekleyen, evine yetişmek için koşuşturan insanlara bakmıştı bir süre. Bu sırada garson gelmiş masayı temizlemiş ve siparişini almıştı. Türk kahvesi istemişti.
    Her zaman dikkatli olmakla övünmesine rağmen o gün masasının yanına kadar gelen dünyalar güzeli kızı fark etmemişti. Masanın yanına kadar gelen güzel kız fısıltı gibi derinden gelen fakat gayet net duyduğu bir sesle konuşmuştu.
    - Afedersiz.... rahatsız etmek istemem fakat bir arkadaşım yarım saat içinde beni buradan alacak. Dışarıda yağmur yağıyor ve tüm masalar dolu...
    Gözlerinin içine bakmıştı. Bir insanı gözlerinden yakalayabilirse tüm düşüncelerini öğrenebileceğini ve onu tanıyabileceğini inanırdı.Tüm insanları ruhunu gözlerine bakarak yakalayabilirdi.
    O gün karşısında duran kız; sarı düz saçlı, yeşil gözlü, dudaklarının kenarında duran gülümsemeyle çok sempatik görünmüştü gözüne. Hiç güneşe çıkmadığını düşündürecek kadar beyaz tenliydi. Tüm bunları düşünerek masaya davet etmişti.
    - Lütfen oturun. Rahatsızlık ne demek...
    Biraz önce karşısında ayakta duran sarı saçlı güzel kız masaya oturup elini uzatmış “merhaba ben Çiğdem” demişti. O akşam çiğdem'in arkadaşı onu almaya gelmemişti ve yağmur tüm gece yağmıştı.
    Elbise dolabındaki aynanın önünde kravatını bağlarken saçlarının dağınık olduğunu fark etti. Tekrar banyoya döndü. Banyoda çok yavaş ve dikkatli hareket ediyordu takım elbisesi kirlenmesin diye. Çünkü bugün her zamankinden daha fazla saygı kazanmalıydı. Aynanın karşısında büyük bir özenle saçlarını taradı. Biraz saç jölesi kullanıp uzun saçlarının dağılmayacağından emin olduktan sonra üzerinin kirlenmemesine dikkat ederek banyodan çıktı.
    Odasına dönünce yatağın üzerinde Çiğdem'in elbiselerini fark etti. Odanın kapısında bir süre durdu. Durduğu yerin tam karşısındaki duvarda odanın tek penceresi vardı. Yatağı pencere kenarında bulunuyordu. Yatağın başucunda üç çekmeceli bir mobilya vardı. Çekmecelerinde Çiğdem'in kendisinde kaldığı gecelerde kullandığı veya unuttuğu eşyalar vardı. Yatağın tam karşısındaki duvarda elbise dolabı vardı. Odası her zaman düzenliydi. Çiğdem ona devamlı olarak “hayatımda senin kadar düzenli bir erkek tanımadım” derdi. Çiğdem kendisinden önce kaç erkek tanımıştı ki? Artık bunun bir önemi olmadığını biliyordu.
    Yatağın kenarına geldi ve özenle Çiğdem'in elbiselerini katlayıp mobilyanın en üst çekmecesine koydu. Elbise dolabının kapısında bulunan aynada tekrar kendisine baktı. Çıkmadan önce kapıda durup odasına şöyle bir baktı.”her şey düzgün “dedi kimseyi rahatsız etmek istemez gibi fısıltıyla.
    Odanın kapısından çıkıp “L” şeklindeki koridorun sonunda bulunan mutfağa gitti. Yalnız yaşayan ve çoğu zaman dışarıda yemek yiyen birisi için oldukça fazla mutfak eşyasına sahipti. Mutfak kapısının yanında eski model fakat yeni gibi görünen ufak bir buzdolabı vardı. Mermerden yapılmış uzun mutfak taşının üzerinde kapakları kapalı duran ahşap mutfak dolabı vardı. Pencerenin önünde duran dört kişilik masanın üzerinde mikrodalga fırın durmaktaydı. “eğer bir aşçı bu mutfakta yemek pişirmek istese ihtiyacı olan tüm malzemeleri bulabilir” diye düşündü. Mermer mutfak taşının üzerinde kuruması için yan yana bırakılmış tabaklar, çatal ve kaşıklar vardı.
    Ahşap mutfak dolabının kapalı duran kapaklarını tek tek açarak içlerine baktı ne aradığını bilmeden. Son kapağı açınca ne zaman koyduğunu bilmediği bir tabak dolusu fındık buldu. Fındıkları görünce aç olduğunu hissetti. Hafif bir kahvaltı hazırlamayı düşündü. Ama duvardaki saati görünce vazgeçti. Çok vakit kaybetmişti ve evden çıkmak için acele etmeliydi.
    Buzdolabının yanına geldi. Ellerinin heyecandan mı yoksa tüm gece uykusuz kaldığı için yorgunluktan mı titrediğini bilmiyordu. Buzdolabının kapağını yavaşça açtı ve eğilip en üst rafta bulunan beyaz kutuyu iki eliyle yavaşça buzdolabından çıkardı. Ellerinde kutsal bir kitap tutuyormuş gibi hissetti.
    Dün gece bu kutunun ağzını sıkıca kapatmış hava almaması için bantlamış ve buzdolabına yerleştirmişti. Tam düşündüğü gibi buzdolabı kutuyu içindekiyle beraber dondurmuştu. Elleri tekrar üşümeye başladı.
    Arkasını dönüp üzerinde mikrodalga fırın bulunan masanın yanın geldi. Masada duran ufak hediye poşetine elinde tuttuğu kutuyu dikkatlice yerleştirdi. Üzerinde ufak kalp resimleri olan poşette dün akşam çiğdem için aldığı hediye vardı. Ona piyano şeklinde bir müzik kutusu almıştı. “hayat çok garip” dedi hafifçe tebessüm ederken.
    Üzerinde ufak kalp resimleri ve içinde kendisi için dünyadaki en kutsal varlığı saklayan beyaz kutunun bulunduğu hediye poşetini eline aldı. Mutfaktan çıktı ve dış kapıya doğru ilerledi. Evden çıkarken her zamanki alışkanlığıyla ceketinin cebini yokladı.
   - Evet anahtarlarım cebimde.         
   Caddede olabildiğince hızlı yürümeye ve kimseye çarpmamaya çalışıyordu. Zaten kalabalık yerlerde bulunmaktan hiç hoşlanmazdı. Kalabalıkta yürümek ona her zaman yorucu gelirdi. “insanlar ne kadar saygısız” diye düşündü. Hiç kimse bir başkasına saygı göstermeye çalışmıyordu.
      Emniyet Müdürlüğü'nün kapısından girerken rahat bir nefes aldı. Kalabalıkta yürümekten kurtulmuştu. Beş katlı emniyet müdürlüğü binasından içeri hızlıca girdi ve üzerinde danışma yazan odanın önüne geldi. Kapı açıktı ve üzeri evraklarla dolu iki masa vardı. Açık duran kapıdan içeri girdi ve tam karşısındaki masaya doğru ilerledi. Masada oturan polis memuru yüzüne sevimli bir ifade takınarak ;
  - Buyurun beyefendi nasıl yardımcı olabilirim?
       İşte yine hak ettiğinden fazla saygı görüyordu. Elindeki hediye poşetini masanın üzerine bıraktı ve tam karşısında masanın diğer tarafında oturan polise kendisini tanıttı. Bu sırada yan masada oturan polis de kalkıp yanlarına gelmişti. İki polis memurunun masada duran poşete dikkatlice baktıklarını görünce hafifçe tebessüm etti.
- Korkmanıza gerek yok beyler. Bu bir bomba değil
       Polislerin gözlerine bakınca tedirgin olduklarını fark etti ve konuşmaya devam etti.
   - Zaten bir bombanın nasıl yapıldığı hakkında Hiçbir fikrim yok.
    Son söylediği cümlenin polisleri kızdırdığını fark edince susmaya karar verdi.
Bu sırada kapıdan bir polis memuru daha girmişti. Şimdi içeride dört kişi olmuşlardı. Kısa süren sessizlikten sonra masanın diğer tarafında tam karşısında duran polis yavaşça poşeti açtı ve içindeki beyaz kutuyu çıkarıp masanın üzerine bıraktı. Arkadaşlarının tedirgin bakışlarına aldırmadan yavaşça kutuyu açtı.
     Şimdi odadaki polisler kutunun içine bakıyorlardı. Bunun ne anlama geldiğini anlamak istedikleri yüzlerindeki ifadeden belliydi. Polislerin yüzündeki şaşkınlık ifadesi yerini öfkeye bırakınca konuşmaya karar verdi.
   -  Çiğdem kalbinin bana ait olduğunu söylerdi. Artık gerçekten bana ait.

_________________
hayaller tek gerçektir......
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger
Önceki mesajları göster:   
Resim Yükleme Paneli


Lütfen Yüklemek İsteğiniz Resmi Seçin

Yeniden Boyutlandır?
Resim yüklendikten sonra karşınıza çıkacak ekrandaki Hotlink for forums (1) linkini foruma kopyalarsanız resim forumda gözükecektir.
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Fantastik Edebiyat Forum Forum Ana Sayfa -> YAZI ATÖLYESİ -> ÖYKÜLERİNİZ

 
  
   
   
Copyright © 2006 FANTASTİK EDEBİYAT. Telif Hakları FANTASTİKEDEBİYAT.COM ' a Aittir.
Tasarım & Kodlama : Arttech İnternet Hizmetleri