Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder  
» ÖYKÜLERİNİZ
Yazar Mesaj
Üye
Üye

Kayıt: 10 Şub 2008
Mesajlar: 29
Her şeyi beyaz giymesine anlam veremezdim. Bir de arada sırada kırmızı ve yeşil giydiği de oluyordu beyazla birlikte. Ona kalırsa beyaz onda masumiyeti, saflığı ve en önemlisi kefeni hatırlatmaktaydı. Aslında bu giyiniş tarzı on beş yıla kadar onun dünyasında yoktu. Genelde kapalı renklerden hoşlanırdı. Siyah ve kahverengi gözdesiydi. Siyahı severdi çünkü siyah geceyi, gölgeyi ve örtüyü temsil ediyordu onda. O dönemde bile yaptığı hatalardan utanırdı. Fakat her şeyin topraktan gelmesi yani tabiatın dünyayı icat etmesi ve inşa etmesi ayrı bir hayranlık! uyandırıyordu onda. Ona göre madem bizi tabiat yarattı o zaman kahverengi giymekle ve ona şükranlarımı sunmam gerekiyor der gibiydi.

Derken bir gün birisiyle tanıştı beyazlar içerisinde ve yemyeşil bir yerde. Çiçekler vardı orda rengarenk ve berrak sular akmaktaydı nehirlerden. Ve bir zat geldi yanına. Göğsüne birkaç defa vurdu ve eline üç renk koydu. Beyaz, kırmızı, yeşil. O maviyi de istiyordu. O zat ona mavi kırmızının içinde dedi. Anlamadı. Nasıl olur diye sodu. Derken kanter içinde uyandı.

Rüyasını düşünüyordu. Etrafına baktı her şey aynı düzensizlikte yerinde duruyordu. Ama böyle olmayacağı kesindi. Derken içine ölümün dehşetli yüzü görünmüştü. Hemen bir terziye gidip özel kefene benzeyen bir elbise diktirmeliydi. Sonra vaz geçti. En iyisi beyaz giyinip ölümü o şekilde hatırlamaktı ve masumiyeti, saflığı. Derken beyaz giymeye başladı. İlk günler çok utandı. Simsiyahlar içerisinde iken bembeyaz bir masumiyet timsali. Tabi dağınık saçlarını da düzeltti, güzelce taradı. Sinek kaydı bir traş oldu. Ve o somurtkan suratındaki yumuşama en ilgisizlerin bile dikkatini çekti. Gördüğü herkese selam verdi. Komşuları bu durumu anlamakta zorluk çekmekteyti.

Bir de kapı komşusu vardı. Ama arası hiç iyi değildi. Zaten yaşlı bir nineydi bu komşu. Bir sabah karşısında bu delikanlıyı görünce çok şaşırdı. Kapıyı kapatmak elinden gelmedi ve bir kelam etmek şöyle dursun nerdeyse şaşkınlıktan küçük dilini yutacaktı. Ayşe teyze dedi hakkını helal et karanlıktan aydınlığa çıkmak istiyorum sana da çok çektirdim dedi. Kadın nasıl olduğunu bilmeden helal olsun deyiverdi. Aslında hiç de bu cümleyi söylemek istemiyordu ama söylediği için de pişman değildi. Ne oldu ve nasıl oldu diye hayretler içerisindeydi.

Yeşil ise o beyazlığa ayrı bir hava katmaktaydı. Nasıl olurda toprak rengi bu hale dönüşür diye düşünmeye başladı. Ve hidayetin vermiş olduğu sıcaklık kalbini pır pır attırıyordu. Hayatında böyle mutlu olduğunu hatırlamıyordu. Aslında genç bir adamdı ve kendi karanlık dünyasında inzivaya çekilmişti. Zengindi de üstelik ama hiç uğramazdı iş yerine. Sadece internetten kontrol ederdi iş yerindeki genel işleyişi. Ve şimdi sanal alemden gerçek dünyaya çıkma zamanı gelmişti. Ve betonlar arasındaki yeşillikleri görme zamanı da. Çünkü artık kalbı beyaz ve yeşile bürünmüştü.

Tabi bir de kırmızı. Unutmamak lazım. Beyaz ve kırmızı vatan sevgisiydi ve onu yetiştiren vatana çalışarak bir katma değer sağlaması gerekiyordu. Onun için işinin başında olması elzemdi. Derken işyerine girerken bekçi içeri onu almadı. Nerden bilsin garibim diye düşündü hiç kızmadı. Gayet mülayimane müdürle görüşmesi gerektiğini söyledi ve ismini söyledi. Ve beklemeye başladı. Derken müdür geldi ve karşısında gördüğünün o olamıyacağını düşündü. Ama oydu. Çok sevindi bu yeni arkadaşına. Çünkü çoçukluk arkadaşıydı ikisi. Dünya görüşleri farklıydı ama o dünyada sadece bu arkadaşına güvenirdi ve aslında dost yüzünü de bir tek buna gösterirdi.

Ve arkadaşının odasına gitti. Ne görsün cilt cilt kırmızı kitaplar. Aldı eline bir tanesini. Bu ne ferahlık. Şimdi anlamıştı o zatın dediğini. Mavi kırmızının içinde. Ve anlaşılan o günden bu güne beyaz, yeşil ve kırmızı onun hayat rengi olmuştu.

Ha söylemeyi unuttum o yaşlı teyze vardı ya? İşte onun torunuyla da evlendi ve birbirleriyle mutlu bir hayat sürdürüyorlar şimdi. Hem dünyada hem de ahirette birbirlerini bırakmayacaklar gibi gözüküyor. Allah mutluluklarını daim etsin.

mehmetketenigi

_________________
mehmetketenigi
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yahoo Messenger
Üye
Üye

Kayıt: 17 Tem 2007
Mesajlar: 70
               
Alıntı:
Her şeyi beyaz giymesine anlam veremezdim.

ilk cümle olarak "beni okuma"  diyor. "her şeyi" kelimesini atıp oraya daha belirleyici  bir cümle koymalısın.
mesela "Sürekli  beyaz  elbiseler giymesine anlam veremezdim" senin oraya çook daha iyi bir cümle kurgulayacağından eminim.

               
Alıntı:
Genelde kapalı renklerden hoşlanırdı.

biz kapalı yerine koyu demeyi tercih ederiz Wink bence bir elbisede renk değil düğme, fermuar kapalı olur.

               
Alıntı:
Derken bir gün birisiyle tanıştı beyazlar içerisinde ve yemyeşil bir yerde.

bence gözden geçir. birisi ve bir yer aynı cümle içinde iki bilinmeyenli denklem gibi. yada cümleyi böl, ikisini birbirinden uzaklaştır bence.

               
Alıntı:

Ve bir zat geldi yanına.
biz zat demiyoruz. kişi diyoruz. kişiyi yüceltmek için mi arapça "kişi" anlamına gelen kelimeyi kullandın?

               
Alıntı:

Derken kanter içinde uyandı.
biz genelde "kanter" değil "kan ter" diye ayrı yazarız. ayrıca "birisi ile bir yerde tanışması" hikaye oldu uyanınca. bu paragrafı bir kere daha kurgula bence.

               
Alıntı:

Etrafına baktı her şey aynı düzensizlikte yerinde duruyordu. Ama böyle olmayacağı kesindi.
her halde ya "böyle olmayacağı" yerine "böyle devam etmeyeceği" demek istemiştin. çünkü "öyle olmuş" bir kere.

               
Alıntı:

Hemen bir terziye gidip özel kefene benzeyen bir elbise diktirmeliydi.
"hemen terziye gidip, kefene benzeyen özel bir elbise diktirmeliydi" diyerek ben "bir"lerden birini atabiliyorum. (hehe birdir bir gibi yazdım Wink

eh devamını da okudum ama bir başka arkadaş değerlendirirse iyi olur diye düşünüyorum.

bence kurgunu gözden geçir iyi hikaye, daha güzel anlatılabilir.
sonu biraz masal havasında olmuş... gökten üç elma düşürsen masal sanacaktım Wink

_________________
"beni düşünen bir adam düşünüyorum. ben onu düşündüğüm için ben varım o ise düş, ama onun düşünde de ben varım öyleyse ben bir düşüm o ise var."
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder Yazarın web sitesini ziyaret et MSN Messenger
Üye
Üye

Kayıt: 10 Şub 2008
Mesajlar: 29
mutlaka eleştirilerini bir bilgiçlik edasıyla yazmışındır. amenna. bilgiçSİZsiniz ne diyelim. şimdi sen cümleye niçin büyük harfle başlamadığıma da takacaksın. olbilir. normal. Ya hu insanlar edebiyatçıların kullandığı dilin illada standard dile ve standard kullanıma göre olmasını görmeyi niçin ister anlamış değilim.  Yok efendim devamlı yazacakmışım. Zaten devamlı yazdığım ve okuduğum için edebiyat üretenin kullanacağı kelimelerin illada bilinen anlamlarında ve bağlamlarında kullanmamın çok da gerekli olmadığını biliyorum. Lafı fazla uzatmayayım. Bence şu kadarı kafi gelir zannındayım: Hikaye sadece hikaye olarak yazılmaz aynı zamanda onun içerisinde bir fıkra, bir deneme de vardır. Ve güncel onun en önemli besin kaynağıdır. Ve tabi ki vermek istediği mesajla eleştirmiş olduğu olgu ve kavramlarda hikayede kenetli bir haldedir. En azından benim hikayelerimde.  Bilgiçlik taslamak yerine çok okumayı ve bir hikayeye ne şekilde yaklaşırsak bize ne demek isteri anlamaya çalışırsanız daha feyizyab olursunuz. Yani hikaye çözümlemek erdem değildir ta ki hakkıyla çözümlenmemiş olsun.

_________________
mehmetketenigi
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yahoo Messenger
Üye
Üye

Kayıt: 17 Tem 2007
Mesajlar: 70
               
mehmetketenigi yazmış:
Yani hikaye çözümlemek erdem değildir ta ki hakkıyla çözümlenmemiş olsun.


hehe

dostum, ben bilgiç bir insanım... en azından edebiyatın bazı kuralları olduğunu biliyorum.

yaptığın işin edebiyat alanına girdiğini söylemek istiyorsan bu konuda fazlalıkları göstereyim dedim.

sana göre fazlası yoksa yoktur.

edebiyat bir sanat dalı, bir insanın sanatçı olabilmesi için bir tarzı ve ayırdedilebilirliği olması lazım. sen "ben bu şekilde yazarak ayırd edilirim" diyorsan tamam.

malum benim gibi adamlar için ne demişler "lafla peynir gemisi yürümez" sen doğru yolundan git.

bu arada bir de "eleştiri nedir" onu öğren. her halde buraya bu yazıları koyarken "birileri okusun, yorum yapsın" niyeti ile koyuyorsun.

yıkıcı eleştiri olarak "becerememişsin" demek de vardı. o kısmı beni ilgilendirmez ama. bir işi yapıp yapmadığını sen göreceksin. hikayenin özü iyi. işlenme şeklinde sorun gördüm.
ama ben sana okuduğumu ve seni ciddiye aldığımı göstermek istedim.
demek ciddiye alınacak kadar önemli birşey yazmadın.

tamam... bütün yazdıklarımı unut. alınganlığın kalsın sana yadigar..

nasıl olsa benim edebiyat eleştirmenliği gibi bir sıfatım ve yazmak gibi bir yeteneğim yok.
sadece forumun kötü çocuğu olarak "daha iyi nasıl olabilir" diye sesli düşünüyorum...

_________________
"beni düşünen bir adam düşünüyorum. ben onu düşündüğüm için ben varım o ise düş, ama onun düşünde de ben varım öyleyse ben bir düşüm o ise var."
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder Yazarın web sitesini ziyaret et MSN Messenger
Üye
Üye

Kayıt: 15 Şub 2008
Mesajlar: 112
şimdi okurken bir kaç şey gözüme çarptı; karakter isimleri olmadığı zaman hikayeler eksikmiş gibi durabiliyor... ama bunun eksikliğini hissetmedim.

insanın hayatındaki renkleri hikayeye dönüştürmesi kadar doğal bir şey yok bence.
masal tadında olduğu fikrine bende katılıyorum, tatlı bir masal.. mutlu sonla biten...

pembemsi bir tat vermişSmile

_________________
Kayıtsızlık ve Unutkanlık nehri;
Lethe'den
Kharonla geçtim…
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Önceki mesajları göster:   
Resim Yükleme Paneli


Lütfen Yüklemek İsteğiniz Resmi Seçin

Yeniden Boyutlandır?
Resim yüklendikten sonra karşınıza çıkacak ekrandaki Hotlink for forums (1) linkini foruma kopyalarsanız resim forumda gözükecektir.
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Fantastik Edebiyat Forum Forum Ana Sayfa -> YAZI ATÖLYESİ -> ÖYKÜLERİNİZ

 
  
   
   
Copyright © 2006 FANTASTİK EDEBİYAT. Telif Hakları FANTASTİKEDEBİYAT.COM ' a Aittir.
Tasarım & Kodlama : Arttech İnternet Hizmetleri