| |
|
| Yazar |
Mesaj |
|
Üye
| Kayıt: 03 Ekm 2006 |
| Mesajlar: 163 |
| Konum: Sırat Köprüsü |
|
|
Cinler ve İnsanlar IV 02.02.2008, 17:53 |
|
|
GİRİŞ
"Korkma" diye telkinde bulundu, "faniliğinin benim hakkımda söyleyeceği hiçbir şeye inanma! Yemin ederim şu anda ben, sandığının aksine senin iyiliğini istiyorum. Fakat o-faniliğin- sadece yaygaracılık yaparak bencillik ediyor. Şimdi sakinleş ve izin ver yanına geleyim. Vaktimiz kalmadı.." Adamın kafasını kevgir gibi delik deşik eden ağrılarla saldıran ses, yılmaz bir ısrar ve telaşla bağrınıp duruyordu.
Yarı aydınlık, soğuk ve ıslak odada az önce olanlar, bir cinnet anının dehşet dolu gerçekliğini barındırıyordu. Az önce olanlar, bütünüyle bir bedeni fiziksel olarak imkansız görünecek tepkilere gark etmişti. Daracık hücrenin yapış yapış duvarlarını menzil belleyip, emniyetsiz bir şiddetle kendini savuran bedeni o esnada hakimiyeti altında tutan isterik ve çökük maneviyat, şimdi o sesin ne menem bir iblisin marifeti olduğunu düşlüyor ve havsalanın patlamasına çok yakın bir imgelem içinde 'son'un en kötücül hallerini kendine yakın buluyordu.
Şiltenin üzerinde sırt üstü yatan ve gözleri seğiren, ağlamamak ve haykırarak yalvarmamak için kendini zor tutan adamın dudakları belli belirsiz oynuyordu artık. Aldığı ve verdiği nefeslerle aynı ana rastlayan bazı kelimeler sese bürünüyor fakat devamı yeniden metruk sessizlik pınarları arasında saklanıp kayboluyordu.
Sabaha sayılı saatler kala dirayeti, bitmekte olan bir mumun alevi gibi can çekişiyordu; muhtemelen birazdan aynı o alev gibi kendi eriyiği içinde yok olacaktı. Hiçbir kaçış, hiçbir mazeret, hiçbir telafi kalmamıştı. Geriye dönüş ve pişmanlıklar yoktu. Biliyordu ki bir iki saat sonra, koridorda yankılanacak ayak seslerini bekler bulacaktı kendini... Başka sesleri ayak sesi sanıp çılgınca ürperecek ve hatta bazen sus pus bir teyakkuz içinde kendi nefesinin hırıltısının bile fazla geldiğini delirerek görecekti. Kurtuluş paniklemekte değildi ama panik kurtulamayacakları severdi.
Her nefesini kıymet bilir bir itina ile alıyordu. Şu durumda olacağını bilseydi, önceden aldığı onca nefesi ziyan eder miydi? Karşısında doğan her sabahın hikmetini görmezlikten gelip, içtiği her damla suyun şifasına şükretmeden durabilir miydi?
Saniyeleri tek tek tutup, öpüp koklamaya benzer bir arzuya kapılmıştı.
Zamandan önemli ne vardı ki?
Ama zaman da bunun farkında olmalıydı. Ele avuca sığmıyor, kalıba gelmiyor, söz dinlemeyip bütün sevdiklerini acımasızca üzüyordu. Nazlı bir yar gibi ya kaçar ya saklanırdı.
Özellikle bu gece zaman onu terk etmişti sanki. Saniyelerin hiçbirini tanıyamıyor, saatlere yalvarıp yakarsa bile dönüp ona bakmıyorlardı. Adam onların tek bir istekleri olduğunu anlamıştı: O'nun asılacağı saati bir an önce adamın karşısına dikmek ve faniliğinin biteceği o vakitte, onun korkusunu ruhunun kangren olmuş ve büzülmüş damarlarından ilelebet çekmek...
'Bunu hak ettim' diyerek çarpık bir teselli arıyordu kendinde, 'Ölümden korkmayacak kadar çok bağlı değil miydin bu işe? Şimdi ne oldu? Ölümden mi korkuyorsun?
Mezarlardan ölüleri çalarken, günahsız kurbanların kanlarını gümüşten kadehlere akıtıp onların ölülerini domuzlara yedirirken ölümle dalga geçtiğini düşünmüyor muydun? Ölümü kendine araç edinip, onun önünde durduğu eşikten nicelerini aşırtmak için insanlıktan çıkan ve yine de aklı başında benliğini dinlediğinde ölümün 'hiç' olduğunu fısıldayan sen değil miydin? Şimdi ne oldu?'
Ölümün ucube habercileri kafasında tıkırdayıp dururken, kendi iç hesaplaşmasının bile farkında değildi. Ne ki onu buraya tıkan olayların nasıl geliştiğini, sarsak belleği sürekli bozuk bir makine gibi oynatıp dururken onları irdeleyip ders alsın...
***
Ömer Hayyam Durağı bir mihenk taşıydı. Oradan aşağıya bir merdiven iner, Tarlabaşı' nın dik, dar ve şaibeli sokaklarına doğru kılavuzluk ederdi.
O gün bir evin capcanlı gölgelerine doğru yaklaştı. Uzunca bir süre bayır aşağıya inmiş, neredeyse yıkılacak ahşap bir evin kapısı önünde durmuştu.
'O' açmıştı kapıyı. Başını örten baş örtüsünün yüzüne düşürdüğü yobaz gölgeler ardında iki karanlık kuyunun dibine düşmüş ayışığı gibi parıldayan gözleri beliriyordu.
Hiç konuşmadı; kapıyı açtı, geriye çekildi ve adamın içeri girmesini bekledi. Berisi, onun yüzündekinden de beter bir karanlıkla dağlanmış, çürümüşlüğün urlu esansıyla sarılmıştı.
İçeriye attığı ilk adımıyla beraber gıcırdayan ahşap döşemenin tekinsizliğini içtenlikle benimsedi. Nefret edilesi yüzüyle insanı kapıda karşılayan bu ev, adamın huzur bulabileceği ender yerlerdendi. İnisiyatifi karanlığa ve onun tercihlerine bırakmış olduklarından beridir güneş ışığı ve temiz havaya karşı engellenemez bir düşmanlık güdüyorlardı. Onların 'güneş ışığı' karanlık, 'temiz havası' kötülükle fokurdayan bir havuzun esansıydı...
Dışarıdan bağırtılar ve çocuk haykırışları duyuluyordu. Fakat adam daha silik ve az duyulur olmasına rağmen, dehşetle savrulduğu besbelli, cinnete yakın ulumaları daha fazla işitebilir olmayı delicesine arzuluyordu. Ki her adımında dışarıdan gelen önemsiz gürültüleri ardında bırakarak, işte o ulumayı ve haykırışı daha net ve bizzat yakınından duyabileceği yere, eski ahşap evin üç bodrum kat altındaki uğursuz mahzene yaklaşıyordu.
Aşağıya inen merdivenlerin yanına ilerlediler.
Karanlık öylesine yoğun ve hakimdi ki, adam evin içinin hava ile değil de suyla dolu olduğunu hayal etmiş ve yürürken ağırlaşmalarının sebebini buna yormuştu. 'Mükemmel' demişti kadına ' Karanlığın kıvamı çok iyi.' Kadın habis bir sırıtma nidasını, iki adım gerisinden takip ettiği adamın ensesine doğru salmıştı.
Korkmuş ve dehşete düşmüş ulumalar merdivenin başına ulaştıklarında artık daha berrak duyuluyordu. Sapkınların cezalandırıldığı derinlikleri gizleyen koyu gölgeler kadar zehirli görünen ve merdivenin tam kalbine inerek yok olduğu mutlak karanlıktan canhıraş yükselen insan haykırışları, sıra dışı bir zorbalığın ip uçlarını barındırıyordu.
Adam ilk basamakta durdu, onu mest eden tahripkar ve sarsıcı bağırtıları dinledi.
O sonradan hatırlamasa da sapkınca inlemişti.
' Kız' diye tespitte bulunduğunda, kadın 'evet' dedi, 'tamamıyla tesadüf.'
'Öyleyse bu adak en zor olanına gidecek' adamın iğrenç gülüşü karanlıkta bir meşumluk olarak asılı kaldı, 'tamamıyla tesadüf.'
Karanlık onları hızla aşağıya kaydırdı. Çığlıkların ve yalvarmaların gürültüsü giderek kuvvetleniyor, etraflarını daha da kabaran bir yankı silsilesiyle sarmalıyordu. Eğer o iki mekruh fikirlinin yerinde sıradan insanlar dursaydı, ışığın terk ettiği bu tekinsiz ve hortlak yuvasına benzeyen yerde hayatlarının en berbat ve kötücül anlarını yaşadıklarına yemin ederlerdi. Halbuki adam her adımda yaklşatığını bildiği canilik mezbahasına memnun ve sırıtarak gidiyordu. Yapılacakları, söylenecekleri ve gözlerinin önünde çekilecek canın görüntüleri onu daha da vahşileştiriyor, hazzın tahayyül edilemez cehennemi, çevresinde şekilleniyordu.
Tüm merdivenleri sabırla indiklerinde artık dünyadan çok uzakta, ışığın bir nebzesinin dahi daha önce hiç uğramadığı, garabet gölgelerin amansızca doldurduğu ve ciğerleri keser gibi rutubet kokan bir meçhuldeydiler.
Madalyonun öbür tarafında dünya, adamın bulunduğu tarafında ise uçsuz bucaksız şerrin dolaştığı, maddiyatla faniliğin madalyonun öte tarafında kaldığı ve günahsız ruhlardan gizlenen karabasan tarlası vardı. Burada olanları bilebilecek denli sağlam dirayetli kimseler kesinlikle normal sayılamamalıydı. Onların ruhları yerinde cehenneme bağlı kızgın bir alev parlıyordu.
Genç ve ruhunun en mahrem yerlerine değin korkmuş bir kızın çığlıkları, nihayet her yanlarını bütün dehşetiyle doldurmuştu. Adam merdivenin başında daha fazla beklemedi. Yerdeki ıslak ve asırlık taş döşemeyi ezerek, altındaki boşluktan çiğ bir sarı ışığın sızdığı kapıya yöneldi. O tarafta bir kapı olduğunu bilmiyordu; bu harap eve ilk defa gelmişti. Fakat kapının dört kenarından ince çizgiler halinde taşan ışık, adama güzergahını belirlemesinde yardımcı oluyordu. Kapının çevresini puslu bir nurla aydınlatan ışık, ayağa dikilmiş vaziyette duran bir tabutun kapağını zorlayan sabırsız bir ruh gibi davetkardı. O ruh ki, şimdi kapağın ardında maneviyatı zorlayan haykırışlarla, adamı günahın mabedine çağırıyordu.
Kapıyı kadın açmıştı. İçerideki aydınlığın vahşi ordusu dışarıdaki karanlığa insafsızca saldırdı. Ve üstlerine üşüşen ışıkla beraber, adamın eve girdiğinden beridir hep daha yakınından duymak istediği çığlıklarda şiddetlenip en gerçek halini aldı. Dayanılmaz yırtıcılığı ve tizliği, ara sıra alınan şiddetli ve hırıltılı nefeslerle kesiliyor lakin o bedbin nefeslerin belirttiği bitkinlik ve yorgunluğa inat yeniden alevlenip işitme kabiliyetini zorluyordu. İsterinin yürek paralayan sesiydi adeta...
Adam sonunda içeriye girdiğinde, masaya bağlanmış kıza bir süre baktı. Kız ne kapının açıldığını, ne de birilerinin içeriye girdiğini fark edecek durumdaydı. Ciğerlerini paralayarak avazı çıktığı kadar bağırıyor, el ve ayak bileklerinden gasil hane masasına bağlanmış vücudunu akıl almaz bir kuvvetle sağa sola savuruyordu. Korku krizleri aman bilmez vuruşlarıyla kafasına gelip gidiyor, duvarları titreten çığlıkları büyük bir yılgınlığın tozlarını havaya salıyordu. Kız ölüme minnet edecek denli yıpranmış, tutsaklığını süsleyen felaket yüzünden ölümü son olarak göremiyor ve ondan sonrasına delice arzu duyuyordu. Hali yürek parçalayacak vaziyetteydi. Hiçbir vicdanın sorumluluğunu kabullenmeyeceği bir şiddetin ağına düşmüştü ve vücuduna yapılan iğrençliğin çileden çıkarıcılığı oranında, maneviyatı yerle bir eden, ölümlü kılınmış insanoğlunun gözlerine çekilen perdenin ardından fırlamış yeşil tenlileri karşısında bulması da benliğinde kocaman delikler açılmasına nedendi.
İşkencenin izleri beyaz elbisesinin saflığına uzunca süre taarruz etmiş, şimdi işgal ettiği temizliğin üzerinde kuruyordu. Kollarındaki çizikler omuz başından, o en kesilmeyecek yere kadar özensizce işlenmişlerdi. Her kesikten azar azar akan kan, artık şeytani kırmızı mühürler gibi kollarında her yere yayılmıştı. Boynun bittiği ve köprücük kemikleriyle buluştuğu yerdeki kesikler sabırla yapılmıştı ve belli ki bunlar yapılırken kurban işkencenin en ağır safhalarındaydı. Yüzü haykırmaktan ötürü mosmordu. Boynundaki damarlar kabarıyor, gözleri patlayacakmış gibi açılıyordu; Yeşil Tenliler hiç bitmeyen şaşkınlığı ve terörü çoktan kızın üzerine boşaltmıştı.
Adam kızın saatlerdir hiç azalmadan güçlenen pervasını hayal edebiliyordu. Kız kendisini öyle bir melunluğun içinde bulmuştu ki, korkuyu üzerinden bir türlü atamamış, anlamını kendi mantığıyla oluşturamadığı gerçeklik sebebiyle benliği ve zihni yerle bir olmuştu. Pek çok kez yorgunluktan bayılmış ama her ayılışında aynı uğursuz oyunun içinde durduğunu idrak edince bitap düşmeyi dert etmeden çığlıklar atıp haykırmıştı. Ölümün kıyısında olduğunu tahmin ederek mahvolmuştu. Adam bunu şevk içinde irkilerek hissetti.
Tabii ki adam kızın yegane korkusunu bu fiziksel işkenceye yormuyordu. Eğer beden halsizleşirse muhakkak beyni kendine uyması için ikna ederdi. Fakat eğer bilinç gibi değerli bir ziynet umulmadık ve alışılmadık bir dürtüyle uyarılmışsa, o vakitten sonra ne bedenin ne de aklın hükmü geçerliliğini korurdu. Sisler bahçesinde alık bir rüzgar misali kaybolan bilinç göğe ulaşmanın yolunu ararken her an çaresizliğe yaklaşır ve bilmediği bir kalabalık içinde annesini kaybetmiş titreyen bir çocuk kadar yeis içinde kalırdı.
Kız en sonunda yorgunluktan ölmeden önce adam olaya el koyma vaktinin geldiğini anladı.
Masanın etrafındakilere uzaklaşmalarını işaret edip kızın baş ucuna yaklaştı. Kurban gözleri sımsıkı vaziyette vaveyla ederken adam başında bir cellat gibi dikildi ve kızın ürküntüsünden aldığı zevkin tadını çıkardı. Ardından çevresindekilere eliyle bir işaret yaptı ve onlar, görünmeyen bir perdeyi üzerlerine çekerek sırra kadem bastılar.
"Sen kal," diyerek kadına seslendi adam, "ama kendini gösterme."
Kadın böylece baş örtüsünün karanlığından seyretmeye devam etti. O'da bir zamanlar kurban olarak seçilmiş fakat adaklığı içtenlikle kabul etmişti. Artık kadın, perdenin arkasında gözlerden saklananın kılıfıydı ve ulaşılanların habercisi durumundaydı. Adam o vakte kadar beşine ulaşmayı başarmıştı; kadın altıncının hizmetkarıydı. Ve bu çığırtkan kurban yedinciyi buraya çekecekti.
Adam yıllarını bu işe vermiş bir tutkundu. Gizli kalmış bilgilerin peşinde ışıktan uzaklaşmıştı. Kendisini günahkarlıkla izole ettiği her adımda, yağlı zincirlere doladığı ruhunu dünyevi olmayan çarpık diyarların topraklarına tutsak etmişti. Kafirliğin doğru yolunu bulana kadar sayısız canlıyı insanlık dışı şekillerde kurban etmiş, en sonunda bu gece, zifiri alemlerin kapısına kadar ulaşmıştı. Pek çok kereler yanlış uygulamalarla sonlanan uğraşı neredeyse hayatına, dahası bilinmezin kapanına kısılmış ruhuna mal olacaktı. Böyle zamanlarda kendinden uzaklaşmış, hırsı kendisini yeniden dürtmeye başladığında ise sapkın uğraşını sil baştan ayaklandırmıştı.
Adaklar olmalıydı. Her zaman adaklar olurdu... Bütün günahlar için bir adak gerekmektedir... |
_________________ kIZmAK Yok,
KENdİmi boĞUyORuM sAdeCe.
iÇİmDen DEşİLmEk gELİyOr,
çILdIRtAN BiR GüNAh bU gECe...
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 30 Ksm 2007 |
| Mesajlar: 41 |
| Konum: Nuxar |
|
|
:( 06.02.2008, 11:44 |
|
|
Finrod inan şu üç harfli vatandaşlardan tırsmasam yazını okuyacağım ama elimde değil. Neyse kısmet başka yazılarına artık. |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 03 Ekm 2006 |
| Mesajlar: 163 |
| Konum: Sırat Köprüsü |
|
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 30 Ksm 2007 |
| Mesajlar: 41 |
| Konum: Nuxar |
|
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 03 Ekm 2006 |
| Mesajlar: 163 |
| Konum: Sırat Köprüsü |
|
|
öykü için yorum... 06.02.2008, 14:51 |
|
|
En müsait anımda okuyacağıma emin olabilirsin  Sözüm söz... |
_________________ kIZmAK Yok,
KENdİmi boĞUyORuM sAdeCe.
iÇİmDen DEşİLmEk gELİyOr,
çILdIRtAN BiR GüNAh bU gECe...
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 20 Arl 2006 |
| Mesajlar: 226 |
|
|
|
eren 06.02.2008, 20:46 |
|
|
Ne desem ki, yaz be arkadaşım, sen yazınca okumak istiyor insan... altına ismini yazmasan da senin olduğu belli artık... güzeldi... |
_________________ Ölümhanedeyiz, ölmeye doğuyoruz!
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 15 Şub 2008 |
| Mesajlar: 112 |
|
|
|
:L 18.02.2008, 17:15 |
|
|
şunu film yapsak ya.! |
_________________ Kayıtsızlık ve Unutkanlık nehri;
Lethe'den
Kharonla geçtim…
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 18 Şub 2008 |
| Mesajlar: 16 |
| Konum: Uzay boşluğu |
|
|
iNANMAYIN 18.02.2008, 21:59 |
|
|
Bunlar gerçek diil.Cinlerin bize görünmesi yasak .Ayrıca bize görünselerdi korkudan yaşayamazmışız.Ayrıca niye bu kadar garip algılıyosunuz ki cinler de insanlar gibi iyisi var kötüsü var niye cinlerin hepsinden korkuyosunuz. |
_________________ OKUYORUM, OKUYORUM, OKUYORUM... BULAMIYORUM! 
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 18 Şub 2008 |
| Mesajlar: 16 |
| Konum: Uzay boşluğu |
|
|
ya 18.02.2008, 22:16 |
|
|
ya korkucak bişi yok cinler insanlara bişi yapmaz hem cinin işi gücü yok sizle mi uğraşcak? |
_________________ OKUYORUM, OKUYORUM, OKUYORUM... BULAMIYORUM! 
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 03 Ekm 2006 |
| Mesajlar: 163 |
| Konum: Sırat Köprüsü |
|
|
Re: ya 19.02.2008, 8:53 |
|
|
[quote="hackeRAP"]ya korkucak bişi yok cinler insanlara bişi yapmaz hem cinin işi gücü yok sizle mi uğraşcak?[/quote]
  Bu yoruma şapka çıkartılır...  |
_________________ kIZmAK Yok,
KENdİmi boĞUyORuM sAdeCe.
iÇİmDen DEşİLmEk gELİyOr,
çILdIRtAN BiR GüNAh bU gECe...
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 03 Ekm 2006 |
| Mesajlar: 163 |
| Konum: Sırat Köprüsü |
|
|
YOrumlar 19.02.2008, 9:01 |
|
|
Sağolun arkadaşlar.
OfflineEowyn -öncelikle şimdiye kadar duyduğum nickler arasında, seninkini en acayip olanlar arasında birinciliğe oturtum  - şu aralar zaten yeterince türk malı korku filmi var. Bir de biz çıkmayalım yırtık çoraptan fırlar gibi
Gizem, bu giriş bölümü -yazının başında da belirttim- Cinlere karşı özel bir ilgim yok fakat aklımda beş hikaye vardı. İlk üçünü yazdım zaten -forumda bulabilirsin- beşincinin taslağını belirledim; dördüncüyü de -ki bu oluyor kendisi- bölüm bölüm yazıyorum. Aslında bölümlere ayrılmamıştı ama hikayenin cinlerle sınırlı kalmamasını istediğimden ötürü bir nebze uzatmaya karar verdim -umarım cinler alınmazlar  -
Son söylediğim laf üzerine de hackeRAP'in sarf ettiği mantıklı tespit aklıma geldi. Hakikaten, işleri güçleri yok benimle mi uğraşacaklar
Umarım devamını da beğenirsiniz. |
_________________ kIZmAK Yok,
KENdİmi boĞUyORuM sAdeCe.
iÇİmDen DEşİLmEk gELİyOr,
çILdIRtAN BiR GüNAh bU gECe...
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 18 Şub 2008 |
| Mesajlar: 16 |
| Konum: Uzay boşluğu |
|
|
Böyle 19.02.2008, 10:38 |
|
|
Bu kadar korkucağınıza Kuran-ı Kerim den cinlerle ilgili bir kaç ayet bulsanıza.  Ayrıca beb bunları önceden bir vesileyle araştırmıştım.O yüzden bu kadar net konuşuyorum. BU KADAR KİTAP OKUYOSUNUZDA NİYE ASIL KİTABI OKUMUYOSUN? |
_________________ OKUYORUM, OKUYORUM, OKUYORUM... BULAMIYORUM! 
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 03 Ekm 2006 |
| Mesajlar: 163 |
| Konum: Sırat Köprüsü |
|
|
cin cin cin... yedi kere söyleyin kapınıza teslim edelim :P 19.02.2008, 10:44 |
|
|
Cinleri bu kadar kafanıza takmayın kovuk sakinleri... Görünürler veya görünmezler. Onların bileceği iş -desem de onlar ne bilirler bilemem- Biz burada kafanızda yer etmiş mutat korkuları deşmek için bulunmuyoruz. Yepyeni, gıcır gıcır bir korku yaratmıyoruz; hepimize kıyısından bucağından bulaşmış söylencelerin ve hurafelerin peşinden gidiyoruz. Zaten öyle olmasaydı biz yazdıklarımıza nasıl korku derdik? Sizi ne ile korkuturduk?? -Bu 'Biz'dediğim de kim acaba. Ha evet evet... Cİnler ve ben  -
Akşama kadar çarpılmazsam iyidir  |
_________________ kIZmAK Yok,
KENdİmi boĞUyORuM sAdeCe.
iÇİmDen DEşİLmEk gELİyOr,
çILdIRtAN BiR GüNAh bU gECe...
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 03 Ekm 2006 |
| Mesajlar: 163 |
| Konum: Sırat Köprüsü |
|
|
hackeRAP 19.02.2008, 10:50 |
|
|
Bİr kurgunun -adı üstünde kurgu bu- gerçeklikle alakası okuyucunun kendini okuduğuna kaptırması ile alakalıdır sadece. Yazılan kurgudur -hatta tarih bile kurgudur belki de.. bir takım adamların yazdıkları sayfalar sonuç olarak- fakat yazarın bile gerçeklere kanmamak ve 'ya öyle olmasaydı?' demek hakkı vardır. Bu şekilde -yani kuşkucu olarak, doğru ile yetinmeyerek- doğrunun en saf halini bulmamız bile mümkün. Nihayetinde gerçek dediğimiz olgu, her zaman kesin değildir. Lastik gibi çekilip bükülecek pek çok gerçek var, onlarla oynabilme serbestemiz olmalı... |
_________________ kIZmAK Yok,
KENdİmi boĞUyORuM sAdeCe.
iÇİmDen DEşİLmEk gELİyOr,
çILdIRtAN BiR GüNAh bU gECe...
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 18 Şub 2008 |
| Mesajlar: 16 |
| Konum: Uzay boşluğu |
|
|
katılıyorum 19.02.2008, 11:09 |
|
|
Dediklerinden pek bişi anlamadım ama heralde güzel bişi söylemişsindir sana katılıyorum |
_________________ OKUYORUM, OKUYORUM, OKUYORUM... BULAMIYORUM! 
|
|
|
|
 |
|
|
|
Powered by phpBB © phpBB Group
|
|
|
| |
|
|