Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder  
» ÖYKÜLERİNİZ
Yazar Mesaj
Üye
Üye

Kayıt: 24 Şub 2008
Mesajlar: 37
Ben henüz 221 yaşında küçük bir cinim. Biliyorum sizler için 221 yaş çok fazla. Siz fanilerin ömründe göremediği bir yaş, ancak bizlerin hayatında ise yeni yeni gençleşmenin, çocukluktan çıkmaya başlamanın yaşı... Ben şimdilerde insanların arasına karışmaya hak kazanıyorum. Şimdiki yaşımdan 54 yıl daha küçük bir arkadaşım, çok uzun seneler önce insanların arasına karışıp; insanların huzurunu  da karıştırmıştı.

     İspanya ve İngiltere; Kraliçe Elizabeth zamanınıda savaşmış ve İspanya'nın yenilgisiyle savaş sona ermişti. Aslında savaşın galibi İspanya olacaktı, ancak Rika (o zamanlarda bebek olan cin) İspanyolların gemisi ve İngilizlerin gemisi arasında mekik dokuyor ve sadece izlemesi gerekirken İngilizlerin, İspanyol gemilerine gönderdiği ateş toplarının yönünü drekt olarak İspanyol gemilerini hedef alabilecek şekilde ayarlayınca, insanların hayatlarına müdehale söz konusu oldu ve Rika kalan zamanını (bu da demek oluyor ki sonsuzluğu kadar) kendisinden tam doksandokuz kat dar bir kutuda geçirmeye mahkum edildi.Bundan sonra kanunlarımıza göre ikiyüzyirmibir yaş altı hiçbir cin insanların içine gönderilmeyecek ve insanların içinde yaşayan anne, baba, abla, abi cinlerden pratik dersler alarak dünyaya hazırlanacaktı. İşte bende aynen böyle bir eğitimden geçip; sonunda siz insanların arasına katılmaya uygun bulundum.


     Size öncelikli olarak ablam Sirika ile pratik eğitim derslerimin birinde başıma gelen bir olayı anlatmak isterim...
Ablam, abim Kifata' dan daha duygusal çıkmış ve abim ölüm döşeğindeki insanların yanında olmayı seçerken ablam doğumhane insanlarının yanında olmayı seçmişti. Yine bir gün doğumun başladığı, kadının çığlık çığlığa içinde kıpırdayıp,kendisine baskı yapıp duran yavrusunu dünyaya getirmek için, hayat ve ölüm arasındaki o ince çizgiyi düşünüp ve o ince çizgide gidip, geldiğine inanan kadını izliyorduk. Kadın aniden;

-Doğurmayacağım, çektiğim acı yetti.Daha dokuz ay içimde kalabilir.Olmuyor, doğmuyor, çok acı çekiyorum.
Diye bağırmaya başladı.Ben acayip bir şaşkınlık içinde Sirika'ya baktım, O ise son derece rahat yüzünde hafif bir gülümseme ile gözlerini benden kadına doğru çevirdi.

........

Şimdi ise kadın sanki az önce çocuğu doğurmaktan vazgeçecek kadar acı çekmemiş gibi gülmeye başladı... Bebeğini kucağına almış, bir açı doyurmuş gibi kendini mutlu ve dünyanın en iyi insanı gören huzur dolu yüzüyle bebeğine bakıyordu.
Sirika hemen bebeğin yanına sokulup, dünyaya hoşgeldin konuşması yapıp, bebeğin artık Sirika ile beraber annesinin karnında değil dünyada olduğunun farkında varmasını sağladı. Ayrıca artık Sirika ile arkadaşlık yapamayacağını çünkü annesinin O' nun en iyi arkadaşı olduğunu, anne karnında Sirika O'nu nasıl koruduysa annesinin daha iyi koruyacağını anlatıp, avuç dolusu ağlamasını izledim. Oysa Sirika bu şekilde ağlamamalıydı,bu işi yüzyıllardır yapıyordu ve daha yüzyıllarca yapacaktı.
O gün bizim ailenin hatta komşuların bile Sirika hakkında "çok duygusal,bu huyundan vazgeçmeli,iyi var kötü var,millet bizimle dalga geçer oldu " gibi konuşmaları anımsadım. Düşündüm ki; Sirika dokuz ay boyunca aynı bebeğe bağlanıyor ve bebekten dokuz ayın sonunda kopması tabiki de zor geliyor. Ailem yada komşularımız da benim gibi sadece bir doğumda Sirika ile beraber olmayı başarsalar O'nu çok daha iyi anlarlar.

Ben ise toplu taşıma araçlarında görev almak istedim.

Şu anda Zeytinburnu-Topkapı arası bir minübüste, Topkapıdan Zeytinburnu' na gidiyoruz.

Minübüse en kolay tavandaki havalandırma kapağından giriyorum.Komple içeri girmeden, önce kafamı uzatıp, insanları süzüyorum ve kimden başlasam diye düşünüyorum... En sevdiğim bölüm bu. Şuraya bakın İstanbul Büyük Şehir Belediyesi' nin İstanbul' lular için her yıl yol kazmak amaçlı bulduğu sebeplerden bu yılki doğalgaz çalışmalarından arta kalan engebeli, çukurlu yolda hızla giden minübüste hop-hop atlayan, bir sağa bir sola yatan insanlarlar. Kiminin yüzünde hızlı giden minibüsçüye kızgınlık, kiminde düştüğü durumun komiklğinin farkındalığında tebessüm, kiminde ise karizmasını bozmamak için sanki dümdüz, kaymak gibi bir yolda gidiyormuşçasına ifadesizlik.

Bugün minibüs şöföründen başlamak istedim. Belli ki;  adı camın en üstünde içeriden okunacak şekilde yapıştırılmış stickerda yazdığı üzere " aşkından yollar düşen Osman". Osmanın yüzüne bakarsanız sert, sinirli, aldırmaz, kendine son derece güvenen bir ifadeyle karşılaşırsınız. Ancak Osmanın yüzü ve içi arasında Leyla ile Mecnun kadar ulaşılamamazlık var.

Osman içinden şöyle geçiriyor;

-Keşke bu işi yapmasaydım da elimde evrak çantam, cüzdanımda ikibinytl, evde bekleyen ananelerimeze uygun, namuslu, çocuklarımın anası, Ataköy' de durmadan gelmemi bekleyen, güzeller güzeli sevgilim olsaydı. Ah ah biz varoş mahallelerinde doğmuş, hayatı aslanın midesinden çıkartmaya çalışan garibanlarız. Of dur bakayım, şu fıstık yolcu mu acaba, hemen korna   yapalım. Bu yaz mevsimi varya,  Allhım ne güzel mevsim. Kızlarda mini etekler, askılı t-shörtler, güneş gözlükleri...Ama bendede karizma var yani.Oğlum Osman baksana nasıl havalı görünüyorsun...Bas gaza oğlum İsmail Y.K'nın şarkısı gibi bas gaza. Of ki ne of yemişim bu dünyanın çilesini...

Osman bir kez daha insanları çeşitli yönlere savuruyor.
Aniden nereden geldiği belli olmayan bir çığlık kopuyor ve tabi peşinden de kıyamet. Az önce Osmanın tekrar gaz pedalına yüklenişinin ardından bu şekilde yolculuk etmeye pekte niyeti olmayan orta yaşlı Nuran Hanım:

-Şöför Bey lütfen biraz daha yavaş olur musunuz? İnsan taşıyorsunuz canım burada. Bu ne böyle bindiğimizden beri bir ileri, bir geri sarhoş olduk ayol. Yavaş biraz. Şimdi istifra edeceğim vallah.

-Canım ablam bu taksi değil, hem ben ne yapayım yollar bozuk.Sıkıntın varsa ablam, atlarsın bir taksiye basarsın gaza. Dur dersin durur, yavaş dersin yavaş gider.

-Bana bak seni minibüscüler derneğine şikayet ederim ha. Hepinizin dilinde "beğenmezsen bin taksiye. "Bu ne lakayıtlık canım, taksiyi değil, minibüsü tercih ettiğimize memnun olacağınıza, ettiğin lafa bak. Bu kadar insan taksiye binseydi sen şimdi boş gidecektin."  

-Tamam Hanım ablam haklısın.Şikayet falan olmadı şimdi, kırdın beni, ben biliyorum zaten sizler veli nimetsiniz.

Osman düşünmeye başladı.

"Heh hemen şikayet ederim diyorlar; nereden bilsin işimden olursam eve ekmek götüremem, başka bir araçta işe başlamamda çok zor olur diye. Şu minübüs benim olsaydı görürdüm şikayeti. O zaman istediği kadar ederdi ancak uyarı alırdım. Of para yok,  pul yok; keyif yok be anasını satayım."

Osman tekrar kornaya bastı. Neyse ki bu sefer şanslıymış, kornaya iyiyki basmış hemen müşteri el işareti yaparak minübüsü durdurdu ve Osman' a para kazandırdı. "Hadi oğlum daha 5 kişilik yer var arabada oralarıda doldur, bugün bu şekilde daha 3 sefer git gel yaparsam hem saatim dolacak hemde ay sonu kredi borcumu ödemek için parayı denkleştirmiş olacağım.Hadi oğlum göreyim şansını..."

Evet Osman' ı dinledim ve şimdi başka birisine bakayım.

A şurada oturan kıza bakın ne kadar dalgın görünüyor, gidip bakayım ve dalgınlığının sebebini öğreneyim.Dalgın kızın adı: Deniz.

Deniz'le ve tabi diğerleriyle de iletişim kurabilmemin en profesyonel yolu ablam Sirika' nın öğrettiği gibi gözlerine hedeflenmem ve içini okuyabilmem. Aynen; işte şimdi göz bebeklerindeyim ve yavaş yavaş içinde, ruhundayım.

---Of Allahım, doğru mu yaptım ki? Yirmibeş senedir koruduğum bekaretimi kaybettim. Aslımda kaybetmedim, isteyerek yaptım. Zamanı gelmişti, bütün arkadaşlarım daha kaç sene önce bu işi halletmişlerdi. Ama ya doğru insan değilse. Of ya kimse bu şekilde iyi-kötü arasında kalmamıştı. Herkes iyi olduğundan, mutlu olduğundan bahsediyordu. Aslında benim için de mutluluk vericiydi. Yatağa beraberce uzanıp, bana sımsıkı sarıldığında çok mutlu olmuştum. Hem ben zaten O 'nu tanıyordum ki; öyle Ayça gibi barda o gece tanıdığım ve adının bile doğru mu yanlış mı olduğunu bilmediğim bir adamla yapmadım ki bu işi. Zaten belki evleniriz, e bunu daha önce kaç kere konuştuk. Of Allahım ne söylüyorum ben? Sanki evlilik herşeyi kurtarmakmış gibi. Yeter ya kızım; at kafandan bu karmaşıklığı istedin yaptın bitti, güzel yanlarını gör, ya da görme olan oldu. İstedin yaptın, konu kapanmıştır. Kararlarının arkasında dur biraz yaaa.


---- Müsait bir yerde inecek var.


Birden inecek var deyince yani düşüncesinden birden sıyrılınca hep böyle oluyor; bende birden fırlayıp, birilerine ya da bir yerlere çarpıp kalıyorum. İşte yine aynen öyle Nurdan Hanım' a çarptım kaldım. E iyi hadi bakalım Nurdan Hanım neler düşünüyormuş;

---- Şu hale bak kız "müsait bir yerde inecek var" dedi. Gayet açık ve net ama şöför bey en az 200 mt ileride durdu. Hemde önü açık, park etmesi için her yer müsait ama adam gidip, hiç de müsait olmayan bir yerde durdu. Eğer ben ineceğim zaman aynısını yaparsa varya; bu minübüsü kafasında paralarım and olsun ki. Az önce nasıl hakkından geldim. O yüzden bana yapamaz! Ama isterse yapsın, görsün bakalım neler oluyor. Hepsi böyle bunların. Yok taksiye bin, yok efendim bozuk yok mu, yok hop hop, yok zıp zıp, Karpuz olsa arabada çatlar ayol. Bir sağa bir sola...

Anlaşılan Nuran Hanım az önceki olaydan beri fene halde şöföre takmış kafasını. Neyse o hırsını alsın. O' na yardım etmeyeceğim. Bizlerin müdeahale şansı vardır. Ama henüz günde 3 defa müdeahale edebilme şansım var. Ve gerçekten değeceğini düşünmediğm olaylarda kullanırsam, daha önemlilerinde kendime neden kullandım diye kızıyorum.
   Immm bakalım şimdi kime gitsem? Çocukken oyunlarımızda ebeyi seçmek için kullandığımız tekerlemeyi söyleyeyim:

---Hooop bizler küçücük küçücük cinleriz, hiçbirimiz ebe olmak istemeyiz, bilirizki bi-ri-miz e-be çı-ka-cak!
İşte oldu; Doğukan çıktı.

   Doğukan saçlarını yeni uzatmaya başlamış, saçları kabarmışta kabarmış, e ne yazıkki henüz toplanacak kadar uzamamış. Oda ne tırnaklarıda ojeli, ama cila sürmüş. Belkide tırnaklarını yememek için acı oje sürmüştür. Dur bir bakayım;

----O zaman ben anneme tam olarak gerçeği söylemem de ufaktan değiştirerk anlatırım. Ne bileyim, telefon faturasının bu kadar yüksek geleceğini? Anneme derim ki; anne bak; okulda sınav sonuçları açıklanıyordu ve Arif'le dışarıdaydık. O telefonundan arayıp öğrendi ve herkes iyi not almamış, sadece 14 kişi geçmiş diye söylemişler acayip merak ettim, ben de kontör olmadığı için, Arif'in telefonundan arayıp, öğrendim. Fakat benim şansıma tam 15 dakika beklettikten sonra, yaklaşık 5 dakikada söylediler. Hayır, telefonu kapatıp sonra arayayım demekte alma gelmedi, çok heyecenlanmıştım. Ve şimdi faturanın bana düşen kısmını ödemek zorundayım. Tabi işim ve kazancım olmadığı için bu parayı senden istemek durumundayım. Annem nereden bilsin telefonu Seçil' e çıkma teklifi etmek için kullandığımı? Hikaye aynı sadece kahramanlar farklı. Olur olur anlamaz. Zaten bu ojelerde kafamı bozdu şimdi. Ya ben deli miyim ki sınıfın en zeki kızıya iddaya giriyorum. Birde erkekliğe leke sürdürmemek için o kadar hava attım. Al işte, kız o kadar eminmiş ki, kaybedersem oje sürüp eve kadar gidebilir miyim diye iddaya girdi. Neyseki insaflı kızmış, kırmızı ojeden parlatıcıya indirim yaptı. Varya bu kız aşık bana hee. Eh ne yapayım yani ben Seçil' i seviyorum. Yoksa doğru seçim Seçil değil de Ebru mu? Olabilir de. Ebru'nun bana bakışları ne kadar derin derin, aşık gibi. Hemde sınıfın en zeki kızı. Acayip havam olur çevrede ya.

Doğukan 16 yaşın getirdiği çozuklukla gençlik arasındaki o incecik çizgide gidip gele dursun.

Bende gidip şöförün yanında oturan Cemil' e bakayım.

---- Bu şöförde abarttı artık amma öksürdü, az sonra ciğerleri kucağıma düşecek. Ama hiç olmuyor böyle; O' ndan dünyanın mikrobunu kaptım. Havada uçup uçup benim içime girdiler. Yarın gidip tahlil yaptırmalı ve ciğer filmi çektirmeliyim. Buralarıda, bu pis demirleride çok elledim. Adam bir doğru gitmedi ki, sağa sola düşmemek için tutunup durdum. Arkamdaki adamda frenlerde üstüme çullanıp çullanıp, devamlı kafamın üstüne doğru nefesini soluyup durdu. Oysaki ben en ön temesa en uzak, mikroplara karşı en hijyenik yer olduğu için buraya, tek kişil koltuğa oturmuştum. İstedikçe camı açar, temiz havayı içime çekerim dedim. Camı açmak ne kelime dışarıdaki toz duman anında içeri dolar vallahi. O zamanda sokaktaki tüm mikroplar bana dolar. Acaba üç defa kapının koluna dokunsam mikropsuzlaşır mıyım. Evet öyle yapayım. Tamam üç kez dokundum. Dur ya olmadı bir kez daha üçlemeliyim. ( Tekrar dokundu ve tekrar dokundu ). Dokunup duruyorum ama acaba farkeden olur mu? Bana deli falan derler mi? Ya da takıntılarımı, obzesifliğimi anlarlar mı ki? Yok canım ben çaktırmadan yapıyorum. Eğer üç kez daha dokunursam, yarın doktora gittiğimde hastalığım çıkmayacak, dokunmazsam hasta çıkacağım. ( Tekrar dokundu ).  Oh şimdi daha iyi hissediyorum. Ama sanki baş parmağım tam temas etmedi üç kere daha dokumayım ki; hastalık falan çıkmasın...

Ooo anlaşılan gerçekten yardımcı olacağım insanı buldum. Cemil obzesif, ne yazık ki takıntılarının saçmalığının farkında olmasına rağmen kendini frenleyemiyor. O zaman iş başa düştü, hemen Cemile pozitif elektrik yollamalıyım ve tabi böylelikle beynindeki alfa ışınlarını en yüksek seviyeye taşıyıp, daha mutlu olmasını sağlamalıyım. Eveet pozitif elektrikleri yolladım.

Bakalım cemil ne alemde, yerli olmuş mu?

---Neden yapıyorum bunları sanki? Oysaki doktor Emine Hanıma üstüne gideceğime, takıntılar depreştiğinde yapmamayı deneyeceğime söz vermiştim. Yok yok yapmayacağım üç kere daha dokunmayacağım. Yarın doktora da gitmeyeceğim, göreceğim ne varsa görürüm. Zaten bir hastalığım olsaydı kendisini belli ederdi. Oh oh öksür öksür bak ne güzel içime çektim mikropları. İnanmıyorum; kendimi daha mutlu hissediyorum. Ne aptalmışım resmen kendimle uğraşıp durmuşum. Bu yeni hayat yaşamaya değer görünüyor. Hadi hadi gelsin bakalım yeni bir takıntı, ama ben geleni nasıl göndereceğim görecek.

Son durakta kapılar açıldı. Herkes indi, bir kişi hariç. Yaşlı bir teyze; illaki Topkapı ya dönmek istiyor ama aynı minübüsle dönecekmiş. Hatta minübüsün kalış sırası gelene kadar bekleyecek, illakide bu minübüsle dönecekmiş. Çünkü şöför genci çok sevmiş. Tam torununa göreymiş.?

Siz fanilerin hayatları böyle; işte herkes birbirinden farklı, herkes birbirine düşüncede çok uzak. Bizler hep hem fikirizdir. Olmasak bile tüm cinler diğer bir cinin aklından geçenleri okuyup ona yardım edebilir, kızabilir, tartışıp eninde sonunda aynı fikre geliriz. Tabi bu da size göre özel hayatın kalmayışı anlamına geliyor. Bize göre paylaşımcı hayatın olmayışı, barışsız bir hayatın oluşu, kimkime dumduma anlamlarına geliyor. Aslında bizim gibi güçleriniz olsaydı, bizlede iyilikler ve kötülükler anlamında hayatlarınıza burnumunzu sokmak zorunda, sizlerle uğraşmak zorunda kalmayıp, onun yerine daha başka şeylerle uğraşırdık. Ama böyle gelmiş böyle gidiyor şimdilik. Ta ki siz faniler beyninizin %100 ünü kullanmayı başarana dek aranızdayız.... Sizler ne kadar büyüdüğünüzü düşünsenizde birileri tarafından hayatlarınıza müdehaleler olduğu sürece küçücük çocuklarsınız...
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Önceki mesajları göster:   
Resim Yükleme Paneli


Lütfen Yüklemek İsteğiniz Resmi Seçin

Yeniden Boyutlandır?
Resim yüklendikten sonra karşınıza çıkacak ekrandaki Hotlink for forums (1) linkini foruma kopyalarsanız resim forumda gözükecektir.
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Fantastik Edebiyat Forum Forum Ana Sayfa -> YAZI ATÖLYESİ -> ÖYKÜLERİNİZ

 
  
   
   
Copyright © 2006 FANTASTİK EDEBİYAT. Telif Hakları FANTASTİKEDEBİYAT.COM ' a Aittir.
Tasarım & Kodlama : Arttech İnternet Hizmetleri