
|
DENETMEN
| Kayıt: 08 Oca 2009 |
| Mesajlar: 1037 |
|
|
|
BAŞLANGIÇ
1. Bölüm:"Kırılan Kılıç Onurumu Lekeledi!"
Mavi Krallık Bestelor’da yeni bir gün doğuyordu. Güneş yavaş yavaş yükseldi ve bilinen en değerli ve sert madenden,mavi yıldıztaşı’ndan surları,yüksek kalesi ve ortasındaki evleri ile krallık masmavi bir ateş gibi göründü herkesin gözüne.Bu normal bir gün gibiydi;fakat kralın aldığı karar,tarihe yazılacaktı.
Kaan Timuçin;uzun boylu,yaşına göre gayet yakışıklı,ince yapılı bir komutandı.59 yaşındaydı kral.Bir kaanın en verimli olduğu zamanlar 40-60 yaşları arasıdır.60’dan sonra yavaş yavaş bunamaya başlar insanlar.Kaan Timuçin de en verimli zamanlarlının sonlarını yaşıyordu ne yazık ki.
Bu gün ava gitmek istiyordu Timuçin.Onun için av büyük bir eğlenceydi.At üstünde ok atmaya çalışmak ayrı bir zevkti onun için.Mavi Krallık’ın önündeki büyük bir orman vardı.Kara Orman diye anılırdı.Burası ceylan,tavşan gibi küçük canlılarla dolup taşıyordu.Çok güzel bir doğası vardı.
Kaan yavaşça tahtına yerleşti.Ardından elini kaldırarak;
-“Yaver!”diye beklenmedik bir şekilde bağırdı Timuçin.Bunun üzerine yaver koşa koşa kralın yanına geldi.Önünde yerlere kadar eğilerek bir reverans yaptı ve emirleri bekledi.
-“Seyis atları hazırlasın.Kale Beyleri de gelsin.Ava çıkacağım.”
Bunun üzerine yaver bir reverans daha yaptı ve hızla emri yerine getirmek için uzaklaştı.
Yaklaşık yarım saat sonra atlar hazırlanmış ve Kale Beyleri Kaan Timuçin’in tahtı önünde dizilmişlerdi.Bu şehirdeki en büyük rütbeli askerler Kale Beyleri olarak bilinirdi.Her birine belli miktarlarda asker verilmişti.Tam 20 taneydiler;ne eksik,ne fazla.Biri öldüğünde yeni bir asker Kale Beyi ilan edilirdi.Bu kural hiç değişmemişti.
Timuçin konuşmasına başladı:
-”Bu gün büyük bir ziyafet çekelim.Ama şu işe eğlence de ekleyelim.”sonra gülümseyerek devam etti:
-”Bu avın tek bir şartı var.O da herkesin sadece avladığı hayvanı yemesi.Aç kalmak istemiyorsanız beyler,haydi ava çıkalım,geyik ile ceylan vuralım!”
Beyler hep bir ağızdan cevap verdi:
-”Kaanımızın sözü bizim için bir emirdir!”
Sonra Kaan tahtından doğruldu. Ana Kapı’ya yöneldi.Oradan arkasında beyler ve uşakları ile Kale’nin büyük alanında hazırlanan atlara bindi.Ardından kılıcını çekti ve yukarıya kaldırdı.Sonra yüksek sesle bir nara patlattı:
-“Güneşin doğuşuna!”
Bunun üzerine tüm beyler Kaanlarının arkasında hızla ilerlemeye başladılar.Mavi şehri Kader nehri diye anılan büyük bir nehir çevrelerdi.Kader nehrinin üzerindeki büyük köprü;şehir kurulduğu zamanlarda yapıldığı için o da masmaviydi şehir gibi.Yıkılması zordu.Her zaman bir bölük atlı beklerdi o köprüyü.Hızla geçtiler Timuçin ve beyleri köprü üzerinden ve Karaova’ya çıktılar.Büyük bir düzlük idi burası.Işık Savaşı’nda bu topraklar tamamıyla yanmıştı.Bu savaştan uzun bir süre geçse ve burası yeşillense de adı hala aynı kalmıştı.
Atlılar hızla ilerlediler önlerindeki sık ağaçlığa doğru.İçerisine çok az güneş girerdi buranın.Ama çok fazla hayvan vardı.Kara Orman olarak bilinirdi burası.Ormanın bitişi ülkenin sınırının da bitmesi demekti.Fakat orman çok fazla yayıldığı için buna bağlı olarak ülke sınırları da doğuya doğru gayet genişti.Ormanın seyreldiği yerlerde küçük şehirler vardı.Ve bu ormanın tam ortasında da oradaki ağaçların kesilmesiyle yapılan bir kule vardı.Yeşil renkliydi.Bu ona kamuflaj sağlıyordu.
Kaan atını durdurdu ve atlılara döndü:
-“Beyler yaylarınızı çıkarın.Uşaklar da meşalelerini çıkarsın.Av başlıyor!”
Sonra atını yeniden Kara Orman’a çevirdi ve hızla içine daldı Timuçin.Atlılar da hemen onun peşinden ormana girdi.Orman ateşler ile gün gibi aydınlandı.Birkaç küçük karartı gelen insanları görünce kaçıştı.Sincaba benziyorlardı.
Yavaşça tüm atlılar ilerledi.Kaan da dahil olmak üzere herkes ok ve yayını çıkarmış;hazır bekliyorlardı.Tam o anda bir bey yayını bıraktı;ok hızla yaydan çıktı ve bir yere düşme sesi duyuldu.
Kaan çok şaşırdı:
-“Çok iyi atıştı Tenger.Bu karanlıkta o kadar uzaktaki bir hayvanı vurabilmen gerçekten güzel.” dedi heyecanla.Bey eliyle uşağını çağırdı.Uşak hemen anladı ve hayvanı atına koyup geldi.Genç bir geyikti.Ama eti gayet boldu.Bey hayvanı atının terkisine bağladı ve atlılar ilerlemeye devam etti.
Tam o anda Timuçin’in önündeki yapraklar titreşti.Bunun üzerine Timuçin hemen yayını bıraktı.Ok hızla ilerledi fakat oradaki her ne ise onu ıskaladı.Tam diğer beyler de olayı kavrayıp yaylarını bırakacakken bir adam hızla çalılardan çıkıp kralın önünde yerlere kapandı. Çok terlemişti ve nefes nefeseydi. Adam titreyerek konuşmaya başladı:
-“Majeste!Ormanın içinden kurt sürüleri hızla Akat Şehri’ne geldiler.Ve normal kurtlara benzemiyorlar.Onlardan iki kat iri ve güçlüler!Orayı yakıp yıkıyorlar!Lütfen yardım ediniz!”
Kaan çok şaşırdı.Akat Şehri orman sınırındaki köyler içinde en büyüğüydü.
-”O koca köyü savunacak asker yok mu!”diye şaşkınlıkla bağırdı.
Haberci cevap verdi:
-”Tüm atlar kurtlardan ürküp kaçtılar.Kaçamayanlar da kurtlara yem oldu.Askerler hala savaşmaya çalışıyorlar ama yenmeleri imkansız..Çok fazlalar efendim!”.
Timuçin hala şaşkındı.Sessizce ama duyulacak bir şekilde:
-“Yazın ortasında anormal kurt sürüleri şehirlere saldırıyor ha!Kesin düşmanın parmağı var bu işte.Artık kurt sürülerini de eline geçirmiş sanırım.”
Ardından adama dönerek;
-“Sen şehre gidebilirsin.Biz işimizi yapacağız.Eğer şehre sokmazlarsa bunu göster” diyerek kemerindeki bıçağı çıkarıp adama verdi.”Hem de bu senin ödülün olsun” diye ekledi.
Ve Kale Beylerine hitab etti:
-“Beyler savaş vaktidir!Kılıcınız keskin olsun!”diye bağırdı ve hızla atını sürdü.
Beyler kılıçları önlerinde ilerlemeye başladılar.Akat Şehri atlar için fazla uzak değildi.Fakat geldiklerinde her şey yerle bir olmuş olabilirdi.Orman ışığı geçirmeye başladıkça kaçışan insanlar ve atlar görmeye başladılar ve ardında da harabeye dönmüş Akat şehri vardı.Büyük bir kurt sürüsü köyü yerle bir ediyordu.Timuçin kemerinden borusunu çıkarıp boruyu inanılmaz bir güçle üfledi.Bu boru,dünya üzerindeki en sihirli nesnelerden biriydi,Düşmanları zihinsel olarak tamamen çökertir,hatta savaştan kaçmalarını sağlardı.İlk Kaan Mehran bizzat kendi elleriyle yapmıştı bu boruyu.Ses dağlarda,ormanın içinde yankılandı.Bunun üzerine kurtlar hızla girdikleri yerlerden çıktılar.Korkuyla birbirlerine bakmaya başladılar.Fakat sürünün başı kurtları geri topladı aniden.Bunu gören Timuçin şaşkınlıktan atından düşüyordu:
-“Artık bu borunun da mı kerameti kalmadı!Bu Düşman temizlenmeli,hem de hemen!”
Tam bu anda tüm atlılar kurtlara saldırıya geçti.Beyler naralar atarak kurtları kılıçlarıyla parçaladılar.Timuçin de yayını bırakmış ve kılıcını çekmişti.Önüne gelen ilk kurdun tam boynuna kılıcını salladı.Kurt iki parça yere düştü.Başı başka bir yere savruldu.Bu arada diğer atlılar da kurtları doğduklarına pişman ediyordu.Tam bu anda Kaan Timuçin kendini dev gibi bir kurdun önünde buldu.Bu önderleri olmalıydı.Hemen Timuçin’in üstüne atıldı kurt.Timuçin kalkanını hızla kurdun önüne getirdi ve kurt kalkana çarpıp düştü.Ardından hızla kılıcını salladı fakat ıskaladı.Ama kurt sersemleşmişti.Bundan fırsat bulup tam kılıcını kurda sallarken kurt da onun üstüne fırladı.Kılıç kurdun tam uyluk kemiğine;vücudundaki en sert kemiğe geldi.Bunun üzerine kurt saldırısını tamamlayamayıp hızla yere düştü.Fakat Timuçin kılıcı çektiğinde kılıcın üst kısmının olmadığını gördü.Keskin yeri kurdun kemiğinin sertliğiyle parçalanmış ve içine kalmıştı.Bunu görünce deli oldu Timuçin.Atını hızla daha kendini toplayamamış kurda sürdü.Kurt daha ne olduğunu anlayamadan at kurdun üstüne çıktı ve onu pestile çevirdi.Atlılar da kurtların neredeyse tümünü kılıçtan geçirmişlerdi.Fakat artık kılıcın hali kalmamıştı.Keskinliği gitmişti ve bir bıçak kadar kalmıştı.Asla atın üstünde kullanılamazdı.Bir süre derin derin,kızgınlıkla soludu.Fakat sonra aklı başına geldi.Bir kralın kılıcı;onuruydu.En kısa sürede yeni bir kılıç yaptırması gerekiyordu.Ama Timuçin hala geçmemiş kızgınlığıyla kükredi:
-“Kırılan kılıç onurumu lekeledi!Yeniden yapılmayacak!”
Kılıca lanetler okuyarak kaleye yöneldi.Atlılar da hızla peşinden gitti.En kısa zamanda buraya takviye gönderilmesi gerekiyordu.Onların avda olmaları;en büyük şehirlerini kurtarmıştı.
_________________________________________________
Devamı elbette var.Severseniz yazacağım. |
|
|
|
|
 |
|
|
DENETMEN
| Kayıt: 08 Oca 2009 |
| Mesajlar: 1037 |
|
|
... 07.06.2009, 22:19 |
|
|
Hızla Mavi Şehir’e girdiler.Akat’ın saldırıya uğradığı kaçan insanlar sayesinde duyulmuştu. Kaan hiç halkına dikkat etmeden saraya yöneldi.Bunu ancak çok kızgın olduğunda yapardı.Hemen atını seyisine verdi.Üstünü kanlardan temizledikten sonra hemen yaveri Seros’u çağırdı.
-“Bana demirciyi çağır,hemen!”diye bağırdı yavere.Birkaç dakika sonra demirci Kaan’ın tahtının önündeydi.
-“Emriniz nedir haşmetmeâb?”diye sordu demirci.Timuçin sinirle:
-“Kılıcımın kırıldığını duymuşsundur sanırım Altuga.Senin yaptığın bir kılıçtı o.”
Demirci bunu duymamıştı;çünkü uzun süredir ilişkisini kesmişti dışarıyla.Demirhanesinde yeni zırhlar yapmaya çalışıyordu.Gayet şaşkın bir şekilde:
-“Akyıldız,o kırıldı mı efendim?!Olamaz;o şimdiye kadar yaptığım en iyi kılıçtı!”
Timuçin sinirli sinirli:
-“Ama kırıldı Altuga.Şimdi bana yeni bir kılıç yapmanı istiyorum.Ama ne ile yapacağına ben karar vereceğim.”
-“Her türlü emrinize her zaman hazırım kaanım.”
-“O zaman emrimi veriyorum;bana elmastan bir kılıç yapmanızı istiyorum.”
“Elmas mı!”diye düşündü demirci.Elmas dünya üzerindeki en sert ikinci maddeydi;onu eritmek çok zordu.Kekeleyerek cevap verdi:
-“A a ama efendim,bu işi nasıl yapabilirim?”
Kaan kızgınlıkla cevap verdi:
-“Emirlerime hazır olduğunu söylemedin mi?Hazırsan yapabilirsin demektir!Hem zorluğu nedir bunun?Sen şimdiye kadar kaç bin kılıç yaptıysan bunu da aynı şekilde yapacaksın işte!Ve eğer yapamazsan”diye ekledi kral,”Omuzlarının üstünden epey bir yük kalkacaktır.”
Bu kesin bir emirdi.Kesinlikle itiraz edemezdi Altuga.Bunun üzerine arkasına dönmeyerek yavaşça odadan çıktı.Kaan huysuz huysuz beklemeye başladı.Bu arada kapı yavaşça ve sessizce açıldı;içeriye bembeyaz,upuzun sakallarını ikiye ayırıp omuzlarından arkasına atmış,yaşlıca ama dinç ve güçlü olan,uzun bir adam girdi.Sakalları çok güzel bir biçimde örülmüştü.Yavaşça kralın yanına gitti.Yumuşak bir sesle mırıldandı:
-“Günaydın,Kaan Timuçin;bugün pek sinirlisiniz.”
Timuçin aniden duyduğu bu ses karşısında hiçbir korku belirtisi göstermedi.Sert bir şekilde cevap verdi:
-“Sen de epey sessizsin Mukabil.Ve kulakların da yaşına göre epey keskin sanırım.”
-“Efendim,aslında sesinizin tüm sarayda yankılandığını inkar edemezsiniz.”
Kaan biraz şaşırdı:
-“Sesimin gür olduğunu hiç fark etmemiştim.Ne ise;bunu boş verelim,ben de sizi çağıracaktım.Yeni kılıcımın sağlamlığı için garanti istiyorum.”
-“Evet,ben de bu işin birazını duydum Kaanım,fakat sanırım siz çok,nasıl desem,olağanüstü bir iş istiyorsunuz.”
-“Ben pek öyle olduğunu sanmıyorum Mukabil.Ha,olağanın üstünde bir emir verdim,bu doğru ama yapılamayacak hiçbir yanı yok.”
-“O kadarı benim bilgimin dışında;bunu ancak demirci bilebilir.Ve sanırım demircinin de biraz sorunu var.”
-“Amaaan, düşünürüm sonra.Demirci bir yapmaya uğraşsın bakalım.”
-“Pekala haşmetmeâb .”
---------------- 1.Bölümün Sonu------------------- |
|
|
|
|
 |
|
DENETMEN
| Kayıt: 08 Oca 2009 |
| Mesajlar: 1037 |
|
|
|
2. Bölüm:Kılıç Yapılıyor
Timuçin emri vereli 2 gün olmuştu.Demirci kralın gazabını üstüne çekmemek için yapabildiğini yapmıştı.Ve en sonunda başarmıştı.Yüzyıllarca tarihi kanlandıracak büyük Elmas Kılıç,demirci Altuga tarafından yapılmıştı.Demirci yaptığı şahesere bir baktı.
-“Vay be!”diye mırıldanmaktan kendini alamadı.
Kılıç,üstüne gelen tüm ışıkları kırıyor ve gökkuşağı gibi görünüyordu.İnsanın gözünü alıyordu.Sonuna hafif bir eğiklik ve genişlik verilmişti.Bu;onu daha güçlü kılıyordu.Yapımı da çok zor olmuştu zaten.Bu kılıcın keskinleştirilmesi için başka bir elmas eritilerek özel bileğitaşı yapılmış,onun için demirci gece gündüz uyumadan çalışmak zorunda kalmıştı.Zaten kaan da aralıksız baskı yapıyordu.Ama yine de çalışmalarının sonucu müthişti.Bu kılıcı özenle kınına koydu ve yavaşça atölyeden çıktı demirci Altuga.Hızla saraya yöneldi.Yüzüne kocaman bir gülümseme yerleşmişti.
Yavaşça sarayın kapısının olduğu yere geldi.Köprüden geçti ve anında nöbetçiler onu durdurdu
-“Kralımız seni arıyor ve çok kızgın.Bunun için ne yaptın bilmem ama hemen gelmen gerekiyor.”
Altuga cevap vermeye vakit bulamadan nöbetçiler onun kollarından tuttular ve hızla Taht Odası’na götürdüler.Kaan tahtında oturmuyordu.Salonun ortasında kızgınlıkla volta atıyordu.Kapının açıldığını ve Altuga’nın geldiğini görünce bağırmaya başladı:
-“Kaç gündür seni bekliyorum! Bir kılıcım bile yok ve sen öyle oturuyorsun! Eğer şimdiye kadar kılıcı yapamamışsan boynunu vurduracağım! Şimdi söyle bana;yapabildin mi,yapamadın mı! ”
Altuga kralın azarlamasının bitmesini bekledi.Timuçinin sözü bitince hiç konuşmadı.Sadece kemerine astığı kılıcı kınıyla birlikte eline aldı ve kralına eğilerek uzattı.
Kaan onu gördü.Bir an bu olayı garipsedi.Fakat sonra şaşkın bir şekilde:
-“Gerçekten başardın mı!”diye fısıldadı.
-“Evet haşmetmeab.Alın;ve emrettiğinizi görün.”
Kaan yavaşça kılıca uzandı.Kılıcı sapından tuttu ve kınından çıkardı.Tam o anda salon renk renk ışıklarla doldu.Timuçin duyulmayacak bir biçimde mırıldandı:
-“İşte hayallerimdeki kılıç!”
Tam o anda garip bir ses:
-“Gerçekten de hayallerinizdeki kılıç efendim.Ama ben bu kılıcın geleceğini çok karanlık ve kanlı görüyorum.Gerçekten de çok karanlık ve kanlı…”
Kaan yavaşça:
-“Mukabil?”
-“Evet,benim Kaan Timuçin.”
-“Emin misin bu sözlerinde?”
-“Geleceği görebilirim kralım,ama gerçek geleceği görmem imkansız.Olabilir de,olmayabilir de.”
-“Yine de yüreğime geçmez bir korku saldın Mukabil.Bu kılıcı taşıdığım sürece geçmeyecek bir korku.Fakat bu kılıcı asla taşmayı bırakmayacağım;canıma kast etse bile.”
Bunu dedi kral,ve yavaşça kılıcı kınına geri koydu.Odadaki renkli ışıklar birden yok oldu.Ama sanki odada hiç ışık kalmamıştı.O anda salonda bulunan herkes böyle hissediyordu.
-“Bu sizin bileceğiniz bir konudur efendim.Buna ben karışamam.”dedi ve geldiği gibi aynı sessizlikte gitti büyücü.
-------------2. Bölümün Sonu--------------
-------------Başlangıç Bölümünün sonu------------- |
|
|
|
|
 |
|
DENETMEN
| Kayıt: 08 Oca 2009 |
| Mesajlar: 1037 |
|
|
|
KILICIN HİKAYESİ
3.Bölüm;Kılıcın Kutsanılışı ve İki Misafir
Timuçin,kılıcı eline aldığından beri geçmeyen garip bir hisle uyandı.Artık her zaman böyle idi.Sanki büyücünün sözlerinin özel bir tesiri vardı da;onu bu hale sokmuştu.Artık rahat değildi hiçbir zaman.Tahtında bile sanki diken üstünde oturuyordu.Ama yine de kaan,kılıcı bırakmayı aklından bile geçirmiyordu.Aksine;onu güçlendirmeyi,ünlendirmeyi kafasına koymuştu.
Timuçin yavaşça yatağından kalktı ve zırhını giyindi.Bugün kılıcını savaş meydanlarına çıkarmaya kararlıydı.Ama öncelikle bir şey yapmayı planlıyordu.
Hızla taht salonuna gitti Timuçin ve yaverini çağırdı.
-“Bana büyücü Mukabil’i çağır;hemen!”dedi yavaşça.
Yaver hemen kralın emrine uyarak büyücüyü aramak için salondan çıktı.Timuçin de salonda volta atmaya başladı.Sonra volta atmayı bırakıp tahtına oturdu ve beklemeye başladı.
Birkaç dakika sonra büyücü yavaşça salona girdi.
-“Beni emretmişsiniz efendim?İsteğiniz nedir?”ve ekledi “Yeni kılıcınızla mı ilgili acaba?”
-“İyi bir tahmincisin Mukabil.Gerçekten de öyle.Senden isteğim ise kılıcı kutsaman.”
Mukabil hiç şaşırmamıştı.Daha dünden Timuçin'in gözündeki hırsı görmüştü.O;artık kılıçtan başka bir şey düşünecek durumda değildi.
-“Kılıcı kutsamamı mı talep ediyorsunuz efendim?Giderek düşündüklerim çıkıyor.Bu talebinizi yapamam efendim.Bunun sizin kaderinizi kötü bir biçimde etkileyeceği kanaatindeyim.”
Bunun üzerine Timuçin'in kanı beynine sıçradı.Nasıl olur da emirlerine itaat edilmezdi?O Kaandı,emirlerine itaat edilmemesinin suçu idamdı.Kızgın bir şekilde tahtından fırladı ve bağırmaya başladı:
-“Nasıl olur da emirlerime itaat etmezsin Mukabil!Sen benim Baş Danışmanımsın,baş yargılayıcım değil!Dediğimi yap,yoksa ne olacağını biliyorsun.”
Mukabil hiçbir tepki vermedi bu bağırışa.Dinginlikle Timuçin’in sözlerine cevap verdi:
-“Efendim,istiyorsanız yaparım,ben sizi yargılamadım;ama bu iş çok tehlikeli.Size çok zarar verebilir.Hala istiyorsanız kılıcı uzatın.”
-“Güzel.” Diye sinsice gülümseyerek kılıcını çıkardı Timuçin.Gece boyunca hiç aklından çıkmamıştı kılıç.Hep onunla ilgili yeni şeyler düşünmüştü.Bu nedenle doğru düzgün de uyuyamamıştı.
Yavaşça kınından sıyırdı kılıcı kral.Kılıç renk renk parıldadı.Sonra kaan cimri bir şekilde ve istemeyerek kılıcı Mukabil’e uzattı.
Mukabil yavaşça kılıcı eline aldı.Kılıç soğuktu ama mükemmeldi.Tek bir hata bile yoktu.Sonra elini kılıcın üstüne koydu.Sonra eli güçlü bir şekilde parlamaya başladı.Ve Mukabil gür ve korkunç bir sesle:
-“Kılıç!Asla sahibinin onurunu lekeleme;kırılma ve zarar görme!Sonsuz derecede ateş,sonsuz derecede soğuk seni etkilemesin!”
Kılıçta yavaşça bir rün çizildi.Bu;ilk kutsamaydı.
-“Kılıç!Parladığın an sahibinin düşmanlarının yüreklerine korku,dostlarının yüreğine sevinç sal!”
Kılıçta başka bir rün belirdi.Bu da ikinci kutsamaydı.
-“Kılıç!Sahibin olan kişi seni iyi bir amaçla kullanmayacaksa ona asla itaat etme!Eğer sana kötü emelleri olan bir canlı dokunursa sonsuza kadar tüm soyu lanetlensin!”
Kılıçta son bir rün daha belirdi.Bu;son kutsamaydı.
Mukabil’in elinde oluşan parlama kılıçtaki rünlere geçti ve rünler muazzam bir güçle parıldadı.Mukabil elini çekse de parıltısını yitirmediler.Aslında artık hiç yitirmeyeceklerdi.
Mukabil yüz yıl daha yaşlı görünüyordu.Çok fazla güç harcamış ve yorulmuştu.Bıkkın bir şekilde derin derin soludu.Yavaşça kılıcı yeniden krala uzattı.
-“Buyurun kaanım;istediğinizi yaptım.Şimdi biraz dinlenmek için izin istiyorum sizden.”
-“İzin senindir Mukabil.Çıkabilirsin.”
Bunun üzerine büyücü yorgun bir şekilde salondan çıktı.Timuçin de kılıcı evirip çevirmeye başladı.Rünler artık sonsuza dek;daha doğrusu etkilerini yitirene dek parıldayacaklardı.Etkilerini yitirmelerini sağlayabilecek tek şey ise Mukabil’in büyüyü etkisiz kılmasıydı.Böyle büyüleri sadece büyüyü yapan bozabilirdi.
Kaan parlayan kılıcı geri kınına yerleştirip kemerine taktı.Tam bu sırada Taht Odası’nın kapısı açıldı ve içeri bir nöbetçi girdi.Nöbetçi kaanın önünde eğildi;ardından konuşmaya başladı:
-“Efendim;Eşiniz Kehemmar’dan döndü.Kızınız da yanında. Karşılamak ister misiniz?”
Kaanın yüzü önce düşünceli bir hal aldı.Sanki bir şeyi kafasında tartıyor gibiydi.Ardından nöbetçiye döndü Timuçin.Yüzünde bir gülümseme belirmişti.
-“Tabiki.Az sonra orada olacağımı söyleyin.”
Nöbetçi hızla salondan çıktı.Ardından Timuçin kendine çeki-düzen verdi.Ursuen’in bu kadar erken dönmesi garipti.Genellikle babasının yanından ayrılmamak için ulaklar göndererek Timuçin’den izin alırdı.Bu işte bir iş vardı.Ama Kaanın bunları düşünecek zamanı yoktu.Hemen eşini karşılamalıydı,neden geldiğini sonunda elbet öğrenecekti.
Yavaşça merdivenlere doğru yürüdü.Ardından sarayından çıktı.Güneş batıya doğru yavaş yavaş süzülüyordu.Şehrin kapıları açılmış,iki yana nöbetçiler dizilmişti.Ortalarından ise iki kişi yavaşça ilerliyordu.Eşi Ursuen ve kızı Meran.
Ursuen 45 yaşlarındaydı;fakat inanılmaz derecede güzeldi.25’inde bir genç gibi görünürdü.Yanağında güldüğünde belli olan bir gamze,ona güzellik katıyordu.Gayet zekiydi,Timuçin savaşa gittiğinde ulusu o yönetirdi.Kızı Meran 19 yaşlarındaydı ve annesinin tıpkısıydı,bir tek gözleri babasına çekmişti.O canlı yeşil gözleri karanlıkta bile parlardı.
Timuçin yavaşça eşinin yanına geldi.Eşi güzel bir reverans yaptı.Bunun üzerine kaan da eşini alnından öptü.
-“Hoşgeldin gözlerimin nuru,zarif Ursuen.Bu kadar erken geleceğini düşünmez idim.Bu arada;oğlumuz Ulran nerede?”
Ursuen de bu kadar erken gelmeyi istemiyordu aslında;ama babası savaşa hazırlanmaktaydı.Büyük Düşman Kara Salur;Mavi Krallık Bestelor’u yok etmek için Kehemmar’ı yıkarak Ak Geçit’ten geçip Mavi Krallık’ı iki yandan sarmak istiyordu.
-“Bu ayaküstü anlatılacak bir konu değil Yüce Timuçin.Biraz sabır istiyorum senden.Oğlumuz ise Kehemmar’da kaldı.Onu da sonra anlatacağım.”
Timuçin cevap vermedi.Ursuen bir konuya önem veriyorsa o konu önemli bir konudur.Timuçin 25 yıldan sonra eşinin böyle bir özelliği olduğunu kavramıştı.Ursuen’den ayrılarak kızına döndü.
-“Hoşgeldin kızım;sevgili Meran,hoşgeldin.Bu arada,senin için odanı da yeniledim.İstediğin zaman gidip bakabilirsin.
Kız da annesi gibi şık bir reverans yaptı,
-“Sağol baba,bu arada odamı yenilemek istediğimi nereden bildin?”diye şaşkınlıkla sordu.
Kaan gülümseyerek cevap verdi:
-“Üzümü ye,bağını sorma.”
Bunun üzerine Meran da gülümsedi.Ardından Timuçin ekledi;
-“Haydi saraya gidelim,evinizi özlemiş olmalısınız.”
________________________3. Bölümün Sonu_____________________ |
|
|
|
|
 |
|
DENETMEN
| Kayıt: 08 Oca 2009 |
| Mesajlar: 1037 |
|
|
... 28.09.2009, 20:26 |
|
|
4. Bölüm:Karanlık Haberler
Ursuen ve Meran geleli 2 hafta olmuştu.Ki aynı zamanda kılıç yapılalı da iki hafta.Fakat kimse böyle bir kılıcın yapıldığını bilmiyordu.Altuga normalde böyle bir iş yaparsa halka bildirmeyi seven bir kişiydi.Fakat kaan bunun öğrenilmemesini istemişti.Bu nedenle halk hala kaanın tahtında kılıçsız oturduğunu sanıyordu.Bunun için halk huzursuzlanmaya başlamıştı.Kılıcın bir insanın onuru olduğu çocukluktan öğretilirdi onlara.Bir kaanın tahtında kılıçsız oturması çok kötü bir örnekti.Bu;kaanın bunamaya başladığının göstergesiydi halk için.
Ülke insanları artık Timuçin’in yerine oğlunun tahta geçme zamanının geldiğini düşünüyordu.Fakat kaanın oğlu ortada yoktu.Bununla ilgili de epey komplo teorisi çıkmıştı ortaya.Söylentilere göre kaan oğlu yerine geçmesin diye onu zindana atmıştı.Ancak öldüğünde oğlu tahta geçebilecekti.
Halk böyle düşünürken ülke bir haberle dalgalandı;Kehemmar saldırıya uğramıştı.Bu;çok kötü bir haberdi.En kötü asker bile düşmanın planını anlamıştı artık.En kısa zamanda Kehemmar’a destek göndermek gerekiyordu.Yoksa ülke iki saldırıya daha dayanamazdı.Fakat Timuçin ve beyler ikircik içindeydiler.Eğer Kehemmar’a destek gönderirlerse ve düşman bunu anlarsa şehre önden saldırabilirdi.Maalesef bu doğruydu.
Kaan Timuçin elini hızla masaya vurdu.
-“Bu işin verebileceği zararları anlayın artık beyler!Tamam yaşlandım,fakat bunları bilemeyecek kadar da değil!”
Beyler titrediler.Timuçin gerçekten epey kızmıştı.
-“Kehemmar’a asker yollamak çok tehlikeli.Fakat Kehemmar’ın yıkılması çok daha tehlikeli.Ama ikisinin sonunda da ülkemizin yıkılma ihtimali var.Bu ihtimalin olduğu bir hareket yapmam,yapamam!”
Beyler de bunun yapılmaması gerektiğini biliyorlardı.Fakat bulundukları durumu aşmak çok zordu.Ülke tehlikedeydi.Kurtuluş yok gibiydi.
Tam bu sırada Buğra Bey:
-“Sanırım bir çözüm yolu var” dedi.
Kaan Timuçin bağırdı:
-“Varsa söylesene be adam!”
Buğra bey korkarak titrek bir sesle:
-“Ülkede seferberlik ilan edebiliriz.Seferberlik sonucunda kayıt olan askerleri de Kehemmar’a destek için göndeririz.”
Kaanın yüzü kasıldı;uzun bir süre düşündü.Ardından sesini azaltarak;
-“Peki ülkede erkek sayısı bu kadar azalırsa iş güç kalmaz.Bu sefer de ekonomimiz çöker.”
Buğra Bey bunun üzerine;
-“Sorunumuz da o işte.Fakat bunun için de bir çözüm olabilir.Ama zor;çok zor.”
Bunu duyan Timuçin Mukabil’e dönerek;
-“Senin bir fikrin var mı Mukabil?Toplantı boyunca sustun.Seni de dinlemek isterim baş danışmanım olarak.”
Mukabil sert bir şekilde öksürdü.Ardından sözüne başladı:
-“Efendim,Buğra Bey’in fikri bence gayet akıllıca.Fakat ekonominin kötüleşeceğinden söz ettiniz
erkekler giderse.Peki ya kadınlar,efendim?Onlar da nüfusa dahiller,onlar da insan.Onlar çalışamaz diye bir yargı olamaz,olmamalı.Onlar ayakta durabilecek güçteler.Fikrimce bu düşüncenin hiçbir zararı yok.Uygulamaya geçirilebilir.”
Kaan ve beyler şaşkın şaşkın Mukabil’e baktı.Hiçbiri konuşmadı,fakat bu fikri garipsedikleri yüzlerinde açıkça belli oluyordu.Tam bu sırada Arkas bey cesaretini topladı:
-“Mukabil’in tespitinin doğru olduğunu düşünüyorum.Bu yapılabilir.Büyük bir yan etkisi olacağını sanmıyorum.Ama son söz kaanındır.”
Bunun üzerine bir sessizlik daha oldu.Kaan bir süre düşündü.
-“Tamam o zaman.Seferberlik hemen şimdi ilan edilsin.Bir saniye bile bizim için önemli.”
____________4. Bölümün Sonu_________ |
|
|
|
|
 |
|
DENETMEN
| Kayıt: 08 Oca 2009 |
| Mesajlar: 1037 |
|
|
... 26.10.2009, 14:13 |
|
|
5. Bölüm:Seferberlik İlanı
-“Ey Ahali;duyduk duymadık demeyin!Kaanımız Timuçin,seferberlik ilan etmiştir.Herhangi bir sakatlığı bulunmayan tüm erkekler saraya gidip adını yazdırmak mecburiyetindeler!”
Tellallar tüm ülkede gezerek bu mesajı tekrarlıyorlardı.Bestelor’un başkenti Mihrem hiç bu kadar kalabalık görmemişti.Saray dolup taşıyordu.Fakat bu durumdan şikayetçi olanlar da vardı.Onlara göre bu gereksizdi.Kadınlar bu işlerin altından kalkamazdı.Fakat Kaan’ın casusları bu kişileri buluyor ve gerekirse ağızlarını kapıyorlardı.
Daha ilk haftadan 3000 başvuru olmuştu.Defterdarların başlarını kaldıracak vakitleri yoktu.Timuçin gülümseyerek:
-“Halk savaşa ne kadar da meraklıymış” dedi kendi kendine.Ardından bir şey hatırlamış gibi tahtından kalktı ve yaverini çağırdı:
-“Bana Ursuen’i bul,çabuk ol!”
Birkaç dakika sonra Ursuen tahtın önündeydi.Zarifçe:
-“Beni emretmişsiniz Yüce Timuçin.”
Timuçin duygusuz bir yüzle:
-“Senin yapacağın küçük fakat önemli bir iş var Ursuen.Seferberlik ilan edildiğini duymuşsundur sanırım.Fakat bu arada huzursuzluklar çıkmaya da başladı.Halk erkekler gittiğinde kadınların hiçbir şey yapamayacağını düşünüyor.Bu düşünceyi yıkmamız lazım.Bunun için sen şehirde dolaşmalısın.Tüm Mihrem halkına kadınların neler yapabileceklerini anlatmalı ve göstermelisin.Bunu yapabileceğine inanıyorum.”
Ursuen küçük bir reverans yaptı:
-“Sözünüz benim için bir emirdir.”
Ardından Ursuen yavaşça taht salonundan çıktı.
Ursuen salondan çıkınca Timuçin salonda volta atmaya başladı.Bu gelişmelere ne diyeceğini bilemiyordu.Tam anlamıyla şaşkındı.Uzun süredir bu kadar kötü bir duruma düşmemişti Yüce Bestelor.
Tam bu sırada bir nöbetçi nefes nefese içeri girdi.Epey koşmuş görünüyordu:
-“Haşmetlim,Kehemmar’dan bir ulak geldi!Ve pek iyi haberler getirmediğini söylüyor!”
Kaan bu ani gelişme karşısında büyük ölçüde şaşırmasına rağmen bunu belli etmedi.
-“Çabuk getir ulağı buraya!”
Nöbetçi hemen eğildi ve arka arka çıkarak ulağı çağırdı.Bu arada Timuçin de korktuğunun başına gelmemesini diliyordu.Kehemmar kesinlikle düşmemeliydi.
Tam bu sırada ulak Taht Odası’na girdi ve Timuçin’in önünde eğildi.Ardından elinde bulunan parşömeni Timuçin’e uzattı.
-“Kehemmar Kralı Yüce Artor’dan Yüce Kaan Timuçin’e;Kral Artor hemen Kehemmar’a bir destek göndermenizi talep ediyor.”
Ulak konuşurken Timuçin de parşömeni açmıştı.Parşömen aceleyle yazılmıştı ve mühür belli belirsiz basılıp gönderilmişti.Aynen şunlar yazıyordu:
“Yüce Bestelor Kralı Timuçin’e:
Düşman Kehemmar’a karanlık bir saldırıda bulunmuştur.İkinci saldırıya kadar dayanmamızın imkansız olduğunu düşünmekteyiz.Yüzyıllardır süren ittifakımız dolayısıyla da destek göndermenizi talep ederim.Aynı zamanda ne yazık ki oğlunuz Ulran yaralanmış bulunmaktadır.Fakat hekimlerimiz onu tedavi etmektedirler.
Karanlığın Üstümüzden Çekilmesi Umuduyla
Kehemmar Kralı Artor” |
|
|
|
|
 |
|
DENETMEN
| Kayıt: 08 Oca 2009 |
| Mesajlar: 1037 |
|
|
|
Kaan bunları okudu ve bir süre yüzü hareketsiz kaldı.Sonra birden gözleri alevlendi.Öyle bir görüntüye bürünmüştü ki sanki odadaki ışık çekildi.Taht odasındaki çiniler söndüler.Güneş karardı.
-“NASIL OLUR DA OĞLUM YARALANIR!BENİM TEK VARİSİM BAŞKA BİR ÜLKEYİ SAVUNURKEN ÖLEMEZ!”Ardından bağırarak Salur Han’a lanet okudu:
-“LANET OLSUN SANA KARA SALUR!ASKERLERİN ÖNÜNDE KÜÇÜK DÜŞESİN,İHANETTEN BAŞINI KALDIRAMAYASIN VE YAVAŞ YAVAŞ İŞKENCE EDİLEREK ÖLESİN!”
Kaan bağırdıktan sonra biraz sakinleşti ve tahtına oturdu.
-“Çabuk seferberliğe katılan askerleri toplayın,Kehemmar’a gidiyoruz!MUKABİL!BURAYA GEL!”
Mukabil taht odasında değildi fakat sarayda bulunan herkes Kaan’ın tüm sözlerini duymuştu.Mukabil sakalını toplayarak az da olsa korkmuş bir şekilde tahtın önüne geldi.
-“Beni emretmişsiniz haşmetmeab!”
Timuçin bu kadar hızlı gelinmesinden memnun bir şekilde:
-“Sen de benimle Kehemmar’a geliyorsun,atını ve kendini hazırla.”dedi elini Mukabil’in sakalına doğru uzatarak.
Mukabil sakalını toplayıp omuzlarının arkasına atarak:
-“Emredersiniz haşmetlim”
Mukabil’in gitmesinden sonra Timuçin ulağa dönerek:
-“Mutfağa git ve sana biraz şarapla et versinler.”ardından odadakilere döndü:”Siz de çıkın buradan!Biraz kafamı dinlemek istiyorum!”
Taht odasındakiler hemen çıktılar.Bunun üzerine kral da tahtında gerinerek biraz oturdu ve kafasını topladı.
-“Ah,yüce Siran Kağan,sen aklıma mukayyet ol!”
_________5. Bölümün Sonu_________ |
|
|
|
|
 |
|
DENETMEN
| Kayıt: 08 Oca 2009 |
| Mesajlar: 1037 |
|
|
|
6. Bölüm(Nam-ı diğer 1. Özel Bölüm):Büyük Savaş
Hava giderek kararıyordu ve bulutlar güneşin önünde toplaşıyordu.Sanki gök bile yakında büyük bir tufan kopacağını biliyordu.Kehemmar ve Bestelor kendi hayatlarının derdindeydi,Kara Salur ise daha çok toprak,ve daha çok köle peşindeydi.
-“Daha ne kadar kaldı Morihren’e?” diye bağırırdı kaan komutana.Çünkü hem aralarında mesafe vardı,hem de rüzgar uğulduyordu.
Daha komutan cevap veremeden Mukabil:
-“Az kaldı,az kaldı kaanım.Yakında ormanı göreceğiz..Oradan sonra yarım saatlik yolumuz kalıyor!”
Timuçin bıkkın bir şekilde:”30 yıldır,3.Karanlık Dönemi’nden beri ittifakımdaki bir ülke için savaşa gitmemiştim.Bu kadar uzun sürdüğünü bilmiyordum” diye mırıldandı.
***
Morihren,güzelliği bakımından Mihrem ile yarışabilecek bir şehirdi.Kara Orman’ın seyrelip Diken Dağları ile buluştuğu yerdeydi.Kamuflaj için şimdileri adı hatırlanmayan fakat yeşil yıldıztaşı olarak nitelendirilen taştan yapılmıştı.Bu taş o kadar sert olmasa da parlamıyordu ve müthiş kamuflaj sağlıyordu.Normal taştan biraz daha sertti fakat gerçekten yıldıztaşı gibi değildi.
Kehemmar halkı Bestelor halkından biraz farklıydı:Bestelor halkı genellikle kumral ve parlak siyah gözlü olmasına rağmen Kehemmar halkı sarı saçlı ve yeşil gözlüydü,bazen de kızıl saçlı.Hatun Ursuen de kızıl saçlıydı ve yeşil gözlüydü,Kehemmar’da bile gayet güzel olarak nitelendirilirdi.
Kehemmar Kralı Artor ise nedense mavi gözlüydü ve saçları kumraldı.Timuçin’den 15 yaş daha gençti ve hükümdarlık için en iyi dönemdeydi.
***
-“İşte geldik,Kaanım!”diye bağırdı komutan bu sefer Mukabil’den önce davranarak.Haşmetli Kehemmar’ın başkenti Morihren’e gelmişlerdi.Şehir ağaçlar içinde zor seçiliyordu.Mukabil de yaşlı gözleriyle şehri seçemeyerek:
-“Nerede bu Morihren!Bizi kandırmaya mı çalışıyorsun be adam?”diyerek şaka yollu bağırdı.
-“Hayır efendim,işte orada!”diye dağın eteklerini gösterdi komutan.Dağın eteklerinde ağaçlardan daha büyük yükseltiler vardı.Bunlar Morihren’in ana kulesi ve sarayıydı.
-“Nihayet!” diye bağırdı kaan.Fakat bu arada rüzgar uğultusunu iyice arttırmıştı ve yağmur bulutları harekete geçmek üzereydi.Gökyüzü daha saat üçte karamıştı.Güneşe dair tek bir iz yoktu.
Birkaç dakika sonra da yağmur atıştırmaya başladı.Rüzgarla birlikte çekilmez bir hal almaya başlamıştı.
-“Çabuk!” diye bağırdı Timuçin.”Hızlı yürüyüp yağmur ve rüzgar hızlanmadan Morihren’e ulaşalım!”
Rüzgar,artık sanki kükrüyordu.Çölden gelen boğucu rüzgar-aslında çöl çok uzaktaydı ama rüzgarları buraya kadar ulaşıyordu-onların ilerlemelerini engelliyordu.Yağmurun olması çöl rüzgarının boğuculuğunu biraz azaltsa da yine de dayanılacak gibi değildi.
-“Orman!Neredeyse geldik,oraya gelirsek kurtulduk demektir!”
Askerler,zırhlarını ağırlığından zaten iyi yürüyemiyorlardı.Bu rüzgar da onları neredeyse durma noktasına getirmişti.Mukabil yalvarır bir sesle havaya kaldırdı başını.
-“Yüce Ophan!Kudretini göster ve bize yardım et!Yalvarırım rüzgarını dindir ve merhametliliğini göster!”
Sanki Mukabil’in çevresinde görünmez bir güç halkası oluşmuştu ve havayı dindiriyordu.Yağmur dinmese de rüzgarın hızı azaldı.Tam bu sırada ak bir güvercin tam üstlerinde süzüldü.Herkesin zihninde şu sözcükler belirdi:
-“Dengeyi koruyun insanlar!Çünkü bunu yapabilecek tek sizlersiniz!”
Ardından güvercin arkasında bir iz bırakmadan yok oldu.
____Devamı var bu bölümün:)____ |
|
|
|
|
 |
|
DENETMEN
| Kayıt: 08 Oca 2009 |
| Mesajlar: 1037 |
|
|
|
***
Ordu yavaşça şehrin kapısından geçip içine doğru ilerledi.Burası Morihren’de zenginlerin olduğu bölüm olarak bilinirdi.Genellikle kibar insanlar-aslında kibar olmaya çalışan insanlar,çünkü hiç biri başkasının gözü önünde küçülmek istemezdi-buraları sessiz bir şekilde arşınlardı.Ara sıra birkaç kahkaha duyulurdu,bazen de evlerin içinden gelen yüksek sesli dedikodular.
Fakat bugün şehrin bu bölümü sessizdi.Çünkü çoğu insan Morihren’den tahliye edilmişti.Zaten erkekler de savaşta olduğu için şehirde pek bir kişi kalmamıştı.Sadece sarayın arka tarafında kışla bölümü bağırtılarla doluydu.
Tam bu sırada yaklaşık 10 nöbetçi hızla ilerledi ve kenarlar çekilerek sıraya dizildiler.Ardından ortasından iki insan yavaşça ilerledi,Kral Artor ve elinde uzun değneklerle
Timuçin’in oğlu Ulran.
Timuçin Artor’u görünce şaşırmış bir şekilde bağırdı.
-“Bu savaş ortasında bile misafirperverliğinizi kaybetmemişsiniz Yüce Artor.”
Ardından gözü yanındaki insanlara ilişti kralın,Artor’un eşi,veziri ve oğlu Ulran.
-“OĞLUM!”
Yüksek bir bağırtı yükseldi ve Kaan Timuçin koşarak oğluna ilerledi.Sımsıkı bastırdı kendine doğru sevinçle,çünkü ona bir şey olmasından inanılmaz derecede korkmuştu.
Yavaşça mırıldandı Ulran’a Timuçin:”Buralarda ölmen korkunç bir şey olurdu.Oğlumun bir başka ülkenin savaşında ölmesi ha!”
Hızla göğsüne bastırdı oğlunu.Oğlu da şaşırmıştı,değnekleri düştüğü için o anda babasına dayanıyordu.O da mutluydu,fakat bir de bacağındaki kırık ağrımasa…
Tam bu sırada da Timuçin’in aklı başına geldi yeniden.Çok az eğilerek yerden değnekleri aldı ve oğluna verdi.
-“Nerenden yaralısın ey oğul!”dedi yüksek sesle.
Ulran dinginlikle”Önemli değil,bacağımda bir kesik ve kırık bir kemik.”
Kaan bunun üzerine yavaşça oğlundan çekildi.Onun düşmesinden korkarak onu bıraktı,ardından onun kolaylıkla durduğunu görünce Artor’a döndü:
-“Eee,yüce Kral;askerleri nereye bırakalım?”
Artor gür bir sesle:”Yaver!”diye bağırdı,bunun üzerine uşağı koşarak yanına geldi.
-“Askerleri kışlaya götür!”diye buyurdu uşağa.Uşak da başını hafifçe eğdi ve askerleri yönlendirerek şehrin diğer tarafına ilerledi.
Ardından Artor bir şey hatırlamış gibi ”Ah kalın kafam,aç olmalısınız,sizi saraya buyur etmek isterim.Şu an stoklarımız pek çok değil,çünkü tahliye edilenler ile gitti çoğu,fakat hala iyi bir soframız var.”
Timuçin de mesut bir şekilde:”Elbette Artor”dedi yavaşça.Ardından o sırada arkada olayları izleyen Mukabil ve Kral,hızla nöbetçiler ve Artor’la birlikte saraya yöneldiler. |
|
|
|
|
 |
|
DENETMEN
| Kayıt: 08 Oca 2009 |
| Mesajlar: 1037 |
|
|
... 30.12.2009, 15:12 |
|
|
Dev gibi boylu boyunca uzanan bir masanın bir ucuna Kral Artor,bir ucuna da Kaan Timuçin oturmuştu.Dışarının kasvetine rağmen odanın içi beklenenden çok daha şendi.
Yemek Salonu,bir sanat harikası gibiydi.Tavanı şaşırtıcı derecede ustalıkla çizilmiş altından çinilerle doluydu.Bunların çizimi için altın eritilmişti ve bu altın sıcak bir şekilde tavana sürülmüştü.
Altın çinilerin kralın tahtına bakan tarafını ise dört adet dev resim kaplamıştı;3 Yarı-Tanrı,Siran Kağan’ın önünde diz çöküyor…
Bu tavan da tamamı tek parça halinde taştan oyulmuş 12 dev sütun üzerinde duruyordu.Duvarlar ayrıca salonu çevirse de o on iki sütun da o geniş tavanın duvarlarına destek olacak şekildeydi.
Kaan Timuçin uşakların getirdiği muhteşem ziyafeti görünce Kral Artor’a:
-“Savaşın ortasında bile misafirperverliğinizi kaybetmemişsiniz Yüce Kral.Benim için böyle bir ziyafeti hazırlamak askerlerin masraflarında kısmak olurdu!”dedi.
Kral Artor hafiften gülümsedi:
-“Kaan’ım,siz de her gün buraya teşrif buyurmuyorsunuz.Bu da bizim inceliğimiz olsun!”
Yemekte de neler yoktu ki;masanın üç yerinde üç tane kesilip temizlenerek mis gibi pişirilmiş kuzu,yanında bol köpüklü ve sert kımız sürahileri,tatlı olarak sayısız katlı baklavalar,ince ince kıyılmış salatalar ve daha neler neler…
Sofrayı gören herkesin ağzı sulanmıştı.Yavaş ve kibar bir biçimde yemeyi örnek edinmiş olan Mukabil bile açgözlü bir şekilde bakıyordu sofraya.Fakat yemeğe ev sahibi başlamadan başlanmazdı.
Kral Artor da bunu fark ederek yemeği başlatmak için kadehini kaldırdı ve bağırdı:
-“Kadehimi yüzyıllardır devam eden Bestelor ile Kehemmar’ın dostluğuna kaldırıyorum!Dilerim ki her daim devam eder!”
Bunları söyledikten sonra kımızı ağzına dayadı ve sonuna kadar içti.Masada oturan herkes de aynı şekilde bağırarak kadehlerindeki kımızı bitirdi.Bunu gören uşaklar hızlıca kadehleri yeniden doldurdu ve ziyafet başladı.
Masadaki hiçkimse başkası ile konuşmaya yeltenmiyordu.Uzun bir süre sadece tabaklara hafif hafif çarpan çatal ve bıçakların sesleri duyuldu.Ara sıra uşaklar boşalmış kadehleri tazeliyordu.
“BAM!”
Ve tam bu sırada tüm yemek salonu baştan aşağı titredi.Odayı ışıklandıran meşaleler sönecekmiş gibi oldular.
“BAM!”
-“NE OLUYOR!”diye ayağa kalkarak sinirle kükredi Artor.
Birkaç saniye sonra bir nöbetçi hızla yemek salonunun kapısını çaldı ve izni bile duymadan içeri girdi.Yüzü bembeyazdı.
-“Efendim,saldırı başladı!Mancınıklarla şehre saldırılıyor!”
Kral Artor yanındaki kişilere dikkat etmeden okkalı bir küfür savurdu. Ardından herkes ayağa kalktı.Olayı sanki daha yeni kavramışlardı.Kaan Timuçin ilk ayağa kalkanlardandı.
-“Çabuk,askerleri harekete geçirmeliyiz”diye bağırdı Kral Artor’a.Kral Artor onaylar gibi başını öne doğru salladı.
Fakat bu sırada ayağa kalkan herkesin-Kral Artor da dahil- masaya baktıkları aşikardı.O tüm yemekler,içkiler ve özellikle ortada hiç dokunulmamış üçüncü kuzu savaştan daha ilgi çekiciydi.Ama öncelik savaştı.
-“Şunları bozulmayacakları ve mümkünse ısılarının değişmeyeceği bir yere kaldırın!”diye bağırdı uşaklarına Kral Artor.Ardından yemekleri toplayan uşaklara ve özellikle ellerindeki yemeklere bakarken yutkunarak bir süre durakladı,fakat anında kendine geldi ve yemek salonundan çıkarak kışlaya ilerlemeye başladı.Diğer herkes de arkasından geliyordu.
Savaş artık başlamıştı.
|
|
|
|
|
 |
|
DENETMEN
| Kayıt: 08 Oca 2009 |
| Mesajlar: 1037 |
|
|
|
Güneş dağların arkasına çekiliyor,rüzgar tüm kudretiyle esiyordu. Gökyüzünden yağmur damlaları ince ince düşüyor,fakat kimse bu ince yağmur damlalarının yarattığı ıslaklığı fark etmiyordu.Sadece bitkiler kucaklarını açmış,bir damla da olsa yağmurun vücutlarına gelmesini,onları yıkamasını istiyorlardı.
Fakat bu sırada orman yağmura aldırmadan için için yanıyor ve işgalcilere yer açıyordu.Kara Salur’un orduları makine bakımından çok güçlüydü.Menzili gözlerin görebildiğinden uzun olan mancınıkları,yıldırım çarpsa bile parçalanmayan şahmerdanları vardı.
Orduları da az değildi.Yaklaşık 20.000 insan yanan ormanın arkasında sanki o yanan ormanın külleşen doldurup yokluğunu fark ettirmemeye çalışan ağaçlar gibi toplaşmışlardı.
Kehemmar’ın başkenti Morihren’in ordusu her ne kadar küçük olmasa da karşısındaki orduyla karşılaştırılınca güçsüz kalıyordu.10.000 Kehemmar askeri ve 3.000 Bestelor desteği ile tam 13.000 kişilik ordu,surların arkasında bekliyordu.
Mancınıklar hareketlendikçe yanan bir gülle hızla surlara doğru geliyordu. Fakat mancınıkların hedef aldığı ana yer surlar olsa da,bazıları farklı yerleri hedef almışlardı.Kışla tarafına atılan gülleler komutanları önlem almaya sevk etti.
Askerler kışladan hızla fakat gizlice boşaltıldılar ve şehre,her tarafa aynı miktarda asker düşecek şekilde dağıttılar.Bu şekilde hiçbir gülle nereye gelirse gelsin yüksek zayiat veremeyecekti.
Orman yangını yağmurun hızlanmasıyla birlikte yavaşlasa da hala sürüyordu.Rüzgar,sönmemesi için onu alttan körüklüyordu sanki.Yangın surlara yaklaşırken bir sorun daha vardı,surlar hafif hafif dökülmeye,parçalanmaya başlamıştı.Mancınıkların attığı her gülle surda hafif göçükler oluşturuyordu.
Bu sırada kaan ve kral komutanlarıyla baş başa vermiş,savaş stratejisi hazırlıyorlardı.Aslında bu savaşta strateji hazırlamaları çok zordu,çünkü kapana kısılmış sayılırlardı.Orman yanını onların kapıları açıp çıkmalarını engelliyordu.Dışarı çıksalar bile savaş düzenine girecek vakit yoktu,çünkü düşman hemen önlerindeydi.
-“İlk olarak” diye başladı Artor.”Savunma planını kaba taslak hazırlamalıyız. Fakat bunun
için çok az vaktimiz var.Surlar yavaş yavaş çatlıyor.Benim dayanıklı surlarım bile o kadar mancınığın kuvvetine dayanamaz.Ormanı yakmaları da cabası.İlk önce onları biraz yavaşlatmalıyız.”
Birkaç saniye derin bir sessizlik oldu.Sadece dışarıdaki insanların bağrışmaları ve patlama sesleri geliyordu.Bu sessizliği ilk bozan Mukabil oldu.
-“Söz isteyebilir miyim haşmetlim?”
Kral Artor başıyla onayladı.Aslında daha krallar konuşmadan danışmanın konuşması yakışık almazdı;ama şimdi kurallara zaman ayıracak vakitleri yoktu.Onayı alan Mukabil devam etti:
-“Mancınıklar neden karşı saldırıya kalkışmıyor?Bu onları büyük ölçüde
yavaşlatabilir.Surların arkasından yapılabilecek tek saldırı bu.”
Kendi kendine güldü Artor.Koca Bestelor’un kaanının bunu bile düşünemeyecek bir danışmanı olması çok garipti.”Ya kaan çok yaşlanmış,ya da danışman.”diye düşündü kendi kendine.Ardından Mukabil’e cevap verdi:
-“Düşmanın bizden fazla mancınığı var.Eğer mancınıklarımız göze çarparsa-ki kendi taraflarını gelen gülleler düşmanın gözüne elbet çarpacaktır-hemen saldırıya uğrar ve parçalanırlar.Bu da orduya çok büyük bir darbe olur.”
Mukabil,kralın düşündüğü kadar aptal değildi.Hatta hiç değildi.Onların çok kolay av olacağını elbette ki biliyordu.Fakat buna ayrı bir fikri vardı.
-“Bu mancınıklar surun arkasından gülleleri atarken surların üstünde sahte mancınıklar olursa ne olur?”diye sordu krala Mukabil.
Bu söz kralı yumruk yemişe döndürdü.Bunu nasıl daha önce düşünememişti? Başka bir ülkenin danışmanı onun ağzına lafı tıkamıştı.Kral sinirlendiğini belli etmemeye çalışarak cevap verdi:
-“Peki o kadar sahte mancınığı nereden bulacağız?Hem bulsak bile gayet kolay anlayacaklardır.Bunlara ne çözüm söyleyebilirsin?”
Mukabil birkaç saniye durdu ve sakalını kaşıdı.Beyaz sakallarını omzunun arkasına iyice sarkıttıktan sonra cevap verdi:
-“İşte düşman burada bize yardım ediyor.Orman yangının sağladığı duman görüşü engelliyor.Hem de mancınıklar ne kadar surlara erişse de gözler için bu zaten kolay değil.Mancınık yerine ona benzer tahta parçaları yığmak yeter de artar.”
Kral Artor ne kadar sinirlense de fikir gayet akla yatkındı.Bu sayede uzun süre yavaşlatabilirlerdi düşmanı.Düşman gerçeği anlayana kadar hem ordularına zarar verirler,hem de plan yaparlardı.Önce toplantıdakilere sordu:
-“Bu karara karşı duran var mı?”
Kimseden ses çıkmayınca binbaşıya döndü:
-“Emri duydun.Git ve hemen yerine getir!”
Binbaşı hızla salondan çıktı.Düşman kendileri için yaktıkları ateşin dumanıyla arkadan vurulacaktı. |
|
|
|
|
 |
|
DENETMEN
| Kayıt: 08 Oca 2009 |
| Mesajlar: 1037 |
|
|
|
***
Hava kapkaranlıktı.Sadece Salur’un askerlerinin yaktıkları meşaleler geceyi aydınlatıyordu.Ara sıra da mancınıktan fırlatılmış,katranla yanmaları kayalar geceyi gündüze çeviriyordu.Bu gülleler uzun süredir sadece şehrin dışından şehre doğru atılmaktaysa da son 15 dakika içerisinde şehirden dışarıya gülleler atılmaya başlanmıştı.
Kendilerine doğru atılan ateşli gülleler düşmanları hem şaşırtmış,hem de güldürmüştü.Böyle bir aptallığa şaşırmışlardı.Mancınıklar öylece surların üstünde duruyor ve parçalanmayı bekliyordu.
Birden bir mancınıkların tümünün saldırı yerleri değişmiş;hepsi surların üstünü hedef almaya başlamıştı.İlk atışlarda sadece 2 mancınığa zarar verebildiler.Çünkü yaktıkları ormanın yarattığı dumanda mancınıklar iyi seçilmiyordu.
Uzun süren mancınık saldırısından sonra surların üstünü epey tahrip etmişlerdi;lakin surlardan gelen ateş topları hala aynı fazlalıktaydı.Salur’un komutanları şaşkınlıkla kafalarını kaşımaya başlamıştı.Orman yangının neden olduğu duman yüzünden bulanık görünseler de çoğunun yandığına eminlerdi.Fakat askerlerin üstlerine hala yanan gülleler yuvarlanıyordu.
Düşman böyle düşünürken kentin içinde Kaan Timuçin ve Kral Artor’un komutanları savunma planını tamamlamak üzereydiler.Ama planı uygulamak için az vakitleri kalmıştı.Plana göre askerler -yine- orman yangınının dumanından yararlanarak dışarı çıkarılacak ve ormanın biraz ortalarına ilerletilerek mancınıklardan korundurulacaklardı.Ardından askerler uçları genişçe açılmış bir hilal şeklini alacak ve düşman hilalin uçlarını –plana göre- fark etmeden tam ortaya gireceklerdi.(Bu hilalin uç taraflarını Kral Artor’un süvarileri ve içlere doğru kalan kısımlarını piyadeleri,hilalin tam ortasını da Kaan Timuçin’in kuvvetleri tutacaktı).Bunun üzerine hilalin uç taraflarını oluşturan süvariler hızla hilali kapayacak ve ordunun tamamını veyahut büyük bir kısmını daire içine alarak parçalayacaktı.Eğer bu sırada oluşturulan dairenin dışında kalan düşman olursa arkada bekletilen süvariler onlara yönlendirilecekti.
Bu hilal tekniği çok eski bir taktikti fakat kullanışlıydı ve yapabilinecek en iyi plan buydu.Ama yine de komutanlar hala planın aksamasından doğabilecek sorunları düşünerek huzursuzlanıyordu.
Her ne kadar komutanların huzursuzlanmaları doğal olsa da,Kehemmar’ın atlıları Bestelorunkiler kadar iyi olmamalarına rağmen gayet donanımlıydı. Atlar iyi besleniyor ve onlara bile zırh takılıyordu.Mızrakları da her türlü zırhı delebilecek kadar sert ve sivriydi.
Planın tamamlanmasından sonra komutanlar hızla askerlerini harekete geçirdi.Ordu sessizce ama hızlı bir şekilde surları aştı ve yanan ormanın arkasında hilal şeklini aldılar.Bu sırada orman hararetle yanıyordu.Orman yangını hilalin uçlarına doğru yaklaşınca plan üzerine yangın hilalin uçlarında söndürüldü ve ordunun yakınındaki yanabilecek ağaçlar olabildiğince yavaş yanması için ıslatıldı.
Hilalin ortasına doğru ilerleyen yangın da,öncü birlikler tarafından gizlice söndürüldü.Düşmanlar dumanların azalması yüzünden oradaki sönmeyi fark etti.Ordunun çoktan sur dışına çıktığını anladılar.Bunun üzerine Salur’un askerlerinin üstlerinde kurt başlı sancaklar dalgalandı.Ordu hızla gizlenmiş hilalin tam ortasına geldi.
Tuzağın işe yaradığını gören Timuçin’in komutanları gayet memnun oldu.Salur’un ordusu hızla hilalin tam ortasına saldırdı ve orayı kana boğmaya başladı.
Bu sırada Timuçin,arkasındaki askerleriyle düşmanın tam olarak yaklaşmasını bekledi.Düşman yaklaşmaya başlayınca,kılıcını kınından hızla çekti;artık Elmas Kılıç savaş alanında kendine gelen meşale ışığıyla tüm ordunun ortasında parlıyordu.Rünleri her zamankinden daha büyük bir ışıkla parıldadı.Onu gören askerler şaşkınlıklarını gizleyemediler;kaanlarının yeni kılıcı kesinlikle inanılmazdı.Ve aniden yüreklerinde bir inanç doğdu,karşılarındaki elmastan kılıcın hakkını vermek istercesine kılıçlarını kollarının uzanabildiği en yüksek yere kaldırdılar ve korkulur bir bağırış patlattılar.Timuçin düşmanın yeterince yaklaştığını düşününce kılıcını karşısındaki askerlere doğrulttu ve bağırdı:
-“HÜCUM!”
Askerler,önlerinde kaanlarıyla düşmana atıldı.Zaten 15 metre olan uzaklık iki ordu tarafından da hızla aşıldı.Kılıçlar buluşurken metalin metale çarpma sesi tüm meydanı doldurdu.
Elmas Kılıç yükseklikten faydalanarak ilk yanına gelen adamın zırhına girdi ve kana bulandı.Kılıç şimdi kırmızı;fakat daha solgun bir şekilde parıldıyordu.
Timuçin adamı öldürdükten sonra atıyla ilerledi ve bir başkasının önüne geldi.Adam hırsla kılıcını Timuçin’e doğru salladı.Timuçin bu saldırıya kalkanıyla karşılık verdi.Adam kalkanın etkisi üzerine sersemleyince kaan atı Ak Alev’i şaha kaldırdı,adam daha kendini toparlayamadan atın nalları altında yere yuvarlandı.
Bunu gören Timuçin zaferle kılıcını havaya kaldırdı,kan üstünden akmış ve parlaklığını yeniden kazanmıştı.Bunu gören Salur’un askerlerinin yüreklerine bir korku bıçak gibi saklandı ve çoğu aniden sersemledi.Kılıç,büyüsünün gücünü gösteriyordu.
Bu sırada Mukabil de kılıcı Orhun ile at üstünde savaşıyordu.İlk gelen askeri kolayca halletmişti.Fakat ikinci asker ilkinden daha dişli çıkmıştı.Adam Mukabil yerine ata doğru saldırdı.Bunun üzerine Mukabil’in atı hafiften şaha kalktı.Mukabil dengesini yitirmeye başladığını fark edince hemen kendini toparladı.Ardından savaşın sesi yüzünden duyulmayan birkaç sözcük mırıldandı.Bu sözler üzerine kılıcı Orhun mavi bir ateşle parıldadı.Ardından kılıcını hızla askerin kalbine soktu.Askerin yüzünden ani bir şaşkınlık geçti,Mukabil’in kılıcı çekmesi üzerine dizleri üzerine çöktü,sonra Mukabil’in atının önüne uzandı.Bunun üzerine hızla önüne gelen diğer adama yaklaştı Mukabil.Savaş devam ediyordu ve durmak zamanı değildi. |
|
|
|
|
 |
|
|
 |
|
|

|