Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder  
Sayfaya git 1, 2, 3, 4  Sonraki
» FANTASTİK SİNEMA
Yazar Mesaj
Yönetici

Kayıt: 02 Ekm 2006
Mesajlar: 887
İşte size canlı bir tartışma konusu. Bugüne kadar sizi en çok etkileyen film sahneleri hangileriydi? Beğenilerinizi üç ayrı kategoride değerlendirin;

1. Fantastik/Bilim Kurgu kategorisinde sizi en çok etkileyen sahne ya da sahneler
2. Genel kategoride sizi en çok etkileyen sahne ya da sahneler
3. Hangi kategoride olursa olsun sizi bugüne kadar en çok etkileyen sahne (tek bir sahne söyleyeceksiniz)

Yukarıdaki başlıkların herhangi birine birden çok sahne yazacaksanız, bunları, sizde uyandırdığı etkinin şiddetine göre yukarıdan aşağıya sıralamanız tercih edilir.

Haydi! Düşünmeye başlayın.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 03 Ekm 2006
Mesajlar: 164
Konum: Sırat Köprüsü
Şimdi bu başlığı görünce aklıma ilk 'Şeytanın Avukatı'nda, kilisede Al pacino'nun -Nam-ı diğer şeytan- kutsal su dolu mermer bir havuzcuğa parmağını daldırıp suyu fokur fokur kaynatması ve kilise duvarlarındaki İsa ikonlarına muzip bir yüz ifadesiyle bakması oldu... Bir de Al pacino'nun, serseme dönmüş Keanu Reeves'e dediği 'Bana baba de' sahnesi. Güzel filmdi yahu Very Happy

_________________
kIZmAK Yok,
KENdİmi boĞUyORuM sAdeCe.
iÇİmDen DEşİLmEk gELİyOr,
çILdIRtAN BiR GüNAh bU gECe...
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
Üye
Üye

Kayıt: 20 Arl 2006
Mesajlar: 226
Aklıma ilk gelen sahe secret window'un finaliydi. J.Depp karısını ve onun sevgilisini öldürmüş ve çalışmas masasının önündeki pencerenin hemen altındaki bahçeye gömmüştür ve üzerleri de mısırlarla kaplanmıştır. Sonra kamera depp'e çevrilir ve haşlanmış bir mısıra dişlerini geçirir. Sonra kamera yavaş yavaş geriler ve bütün ev mısır koçanlarıyla ve pişmekte olan mısırlala kaplanmıştır...

_________________
Ölümhanedeyiz, ölmeye doğuyoruz!
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
Üye
Üye

Kayıt: 14 Şub 2007
Mesajlar: 4
Konum: İzmir
2001: Bir Uzay Macerası'ında, birinci bölümün sonunda havaya atılan kemikten uzay gemisine geçiş sahnesi...
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder Yazarın web sitesini ziyaret et MSN Messenger
Yönetici

Kayıt: 02 Ekm 2006
Mesajlar: 887
2001: A Space Odyssey'de, bilim adamlarının ayda keşfedilen monoliti görmeye gittikleri sahne bence çok daha etkileyiciydi.

Onlar ürkek adımlarla monolite yaklaşırken, fonda insanın tüylerini diken diken eden bir çığlık kalabalığı vardır.

Sesler, görüntüler, genel atmosfer ve izleyiciye geçmesi amaçlanan duygunun sarsıcılığı (monolit, dünya dışında canlılar bulunduğunun ilk somut ispatı olarak kabul edilmektedir ve bilim adamları bu dehşet verici nesneyle az sonra temas edeceklerdir) sahneyi benzersiz kılıyordu.

Filmin genel havasına sirayet eden soğukluk, izleyici ile yönetmen arasındaki aşılmaz mesafe, her sahnede kendisini ziyadesiyle hissettiren katıksız gerçekçilik, sahnelerin son derece ağır bir tempoda, hiç bitmeyeceklermiş gibi akıp gitmesi, izleyicinin filmle çok tuhaf bir ilişki geliştirmesini sağlıyor.

Vaktiyle bir arkadaşım (webmaster'imiz İlyas'ın ağabeyi) filmi her gün on dakika izlemeden mutlu olamadığını söylemişti.    
  
Barry Norman şöyle diyor; "Tanrı'nın varlığını, evrenin uçsuz bucaksızlığını ve insanın bu uçsuz bucaksızlıktaki durumunu, yapay zeka sorununu, bu derece entelektüel düzeyde tartışan başka bir film yoktur."

Evet, 2001: A Space Odyssey, tartışmasız en iyi bilim kurgudur.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 15 Şub 2007
Mesajlar: 122
Konum: Oturma odası
BOROMİRİN  ARAGORNA SENİNLE MİNAS TİRİTH E GELİRDİM KOMUTANIM KRALIM DİYİP ÖLDÜĞÜ SAHNE. ÇOK ETKİLENMİŞTİM YA. BİDE AK GANDALFIN DÖNÜŞÜ.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
Üye
Üye

Kayıt: 10 Arl 2006
Mesajlar: 25
Offf ya, ne zaman American History X deki o sahne gözümün önüne gelse ön dişlerime bir ağrı girer, bir karıncalanma hissederim   dead  

Ama beni en etkileyen sahne, KELEBEK ETKİSİ ndeki ana karakterin geçmişine son kez dönüp kızın kulağına o yıkıcı sözleri söylemesidir. Hani kitabı okuyarak değil de filmi izleyerek geçmişe döndüğü zaman. İkisi için de en iyisinin bu olacağını anlayıp sevgisinden
feragat etmişti. Çocukla birlikte ben de yıkılmıştım. Zaten türk filmlerindeki gibi mutlu son beklerken o sonucu görmek yıkılmamı daha da büyük yapmıştı.


İkincisi, YÜZÜKLERİN EFENDİSİ - KRALIN DÖNÜŞÜ ndeki kralın taç giyme törenidir. Törenin bitişiyle birlikte Aragorn Arwen e bir şarkı_ağıt söyler ( en azından ben öyle algılıyorum LOTHLERİEN olduğu için ) ve tebrikleri almaya gider. O sırada Legolas yan gözü ile bir yeri işaret eder. O da ne... Son gemi ile gittiğini sandığı Awen onun için beklemiş, gitmemiştir.
İşte o sahneyi ne zaman görsem duygulanırım.

_________________
No this can't be , I'd rather you die than spoil my dream
Myself I'll kill , if I can't have you no one will !!!
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 03 Arl 2006
Mesajlar: 11
Fight Club'ta Tyler Durden'ın Jack'e "Ben senin olamadığın ama olmak istediğin her şeyim" mealli cümleyi söylediği sahne. Bu cümleyi duymamla beraber beynime inen balyoz, başımın üstünde uçuşan kuşlar ve soru işaretleri ve film bitene kadar verdiğim "oha!" efektleriyle benim bir numaram.

Fantastik filmlerde The Lord of The Rings - The return of The King'te Rohan Kralı Theoden'in ordusuna seslenişi yine fazlasıyla etkileyiciydi. Gözlerim bile dolmuştur.

Bir diğer favorim de, Yaşar Usta'nın Bizim Aile filminde, patronu ve dünürü olan kel ve tıfıl fabrikatöre rest çektiği sahnedir.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 03 Ekm 2006
Mesajlar: 164
Konum: Sırat Köprüsü
"Olağan Şüpheliler" filminin sonunda, kevin spacey'i sorgulayan dedektifin, kendisine anlatılan herşeyin kurmaca olduğunu farkettiği sahne... özellikle elinden düşen kahve fincanın altında yazan ismi görmesi çok eğlenceliydi   'KOBAYASHI"

_________________
kIZmAK Yok,
KENdİmi boĞUyORuM sAdeCe.
iÇİmDen DEşİLmEk gELİyOr,
çILdIRtAN BiR GüNAh bU gECe...
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
Üye
Üye

Kayıt: 03 Ekm 2006
Mesajlar: 164
Konum: Sırat Köprüsü
Dövüş Kulübü'ndeki Tyler karakterinin tüketim toplumuna karşı takındığı tavrı beğenmişimdir. Maymunlar gibiyiz, ne denirse yapıyor, neyi al derlerse alıyoruz... Beni Tyler konusunda asıl ilgilendiren budur. Hayvani, duygusal beceriksiz, terbiyesiz ahmak olması, ancak ve ancak onu yaratan adamın kafasındaki kurallara kesinkes itaat etme saplantısından kaynaklanıyordur bana göre.

_________________
kIZmAK Yok,
KENdİmi boĞUyORuM sAdeCe.
iÇİmDen DEşİLmEk gELİyOr,
çILdIRtAN BiR GüNAh bU gECe...
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
Üye
Üye

Kayıt: 03 Ekm 2006
Mesajlar: 164
Konum: Sırat Köprüsü
The Game'da güzel bir filmdir mesela... onda da güven duygumuzun sınırları sorgulanır... 'Çok yakınlarımıza nereye kadar güveniriz?' gibisinden bir soru sorar sanki. Ve en sevdiğim sahnesi, adamın yaşgününde tek bir pankek'in üzerindeki mumu üflemesidir... Zenginlik... iyi güzel de... nereye kadar?

_________________
kIZmAK Yok,
KENdİmi boĞUyORuM sAdeCe.
iÇİmDen DEşİLmEk gELİyOr,
çILdIRtAN BiR GüNAh bU gECe...
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
Yönetici

Kayıt: 02 Ekm 2006
Mesajlar: 887
Olağan Şüpheliler ve Oyun... Her ikisi de şaşırtıcı kurgularıyla insanı dumura  uğratıyorlar. Bunlara U Dönüşü'nü de eklemek lazım. Tanrı, bu filmleri vücuda getiren zekaları bir mayadan yoğurmuş.  

En beğendim 100 film arasında değiller ama muhtemelen en beğendiğim 200 film arasına son sıralardan girerler.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 03 Ekm 2006
Mesajlar: 164
Konum: Sırat Köprüsü
Kilgarvan, değerli dostum.. Allahaşkına kaç film seyrettin sen? benim Batman'le başlayan sinema geçmişimden bugüne değin seyrettiğim film sayısı muhtemelen 200'e ancak gelir. Senin bu 'ilk'lerin kaça kadar uzanıyor yahu? Yoksa az film seyrettiğim için beni mi taşlamak lazım gelir? Very Happy

_________________
kIZmAK Yok,
KENdİmi boĞUyORuM sAdeCe.
iÇİmDen DEşİLmEk gELİyOr,
çILdIRtAN BiR GüNAh bU gECe...
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
Yönetici

Kayıt: 02 Ekm 2006
Mesajlar: 887
Alın size küçük bir liste.

1. Taksi Şoförü: Jodie Foster ve Robert De Niro'nun ünlendiği bu film, Amerika'nın yaşayan belki en büyük yönetmeni olan Martin Scorsese'nin başyapıtıdır. Bazı sinema eleştirmenleri filmi gelmiş geçmiş en iyi on film arasına koyuyorlar. Filmin baş kahramanı (De Niro) son sahnede bir fuhuş çetesine silahlı saldırı düzenliyor. O sahnedeki kadar gerçekçi bir şiddete pek az şahit olunabilir. "Ben sinemayı seviyorum" diyen herkesin mutlaka izlemesi gereken, bitmek tükenmek bilmez bir görsel servet.  


2. Chinatown: Yönetmen Roman Polansky hakkında ne söylenebilir? Jack Nicholson, Faye Dunaway ya da John Huston hakkında ne söylenebilir? Film, hiçbir tartışmaya mahal bırakmayacak biçimde, gelmiş geçmiş en iyi yüz film arasındadır ve birçok eleştirmenin benimle fikir birliği içinde olduğunu bilmek sevindirici. İyi bir film sonsuz taklitler doğurur. Bu filmdeki birçok sahne de sayısız kereler taklit edildi (hangileri olduğunu ilk izleyişte hemen keşfedeceksiniz) ama asla aşılamadı. Muhteşem bir hafiye öyküsü, muhteşem bir aşk ve sinema tarihine geçmiş bir Film Noir (kara film).

3. Guguk Kuşu: Çek yönetmen Milos Forman'ın bu muhteşem filmini bugüne dek izlemediyseniz yazık etmişsiniz. Bu film, bir aktör okulu gibidir. Birçok oyuncuyu ünlü etti. Filmin en belirgin özelliği, en büyük beş Oscar ödülünü yani, En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo, En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini toplamış olmasıdır. Bu örneğe uyan, sinema tarihinde sadece iki film var; Bir Gecede Oldu ve Kuzuların Sessizliği. Chinatown ve Guguk Kuşu'ndan sonra, yaşayan aktörler arasında Jack Nicholson'dan daha büyüğü olmadığı anlaşılacaktır.

4. La Strada: Fellini'nin, bence en görkemli filmi Satyricon'dur. Ama La Strada kadar etkileyici değildir. Fellini'nin eşi Giulietta Massina, Anthony Quinn ile birlikte başrolü paylaşıyor. Quinn, hak ettiği değeri bulamamış bir devdir. Bir Nicholson, bir De Niro, bir Pacino ya da Hoffmann olamamasının tek sebebi kaba saba görünüşü olsa gerek. Eminim ki sinema ekranları, Massina kadar tatlı, massina kadar masum ve çocuksu bir kadın görmedi ve yine eminim ki hiçbir film, insani ilişkilerin doğasını kavramakta La Strada kadar başarılı değildir. Savaş sonrası İtalya'sının o köhne ikliminde üç küçük insanın yaşam mücadelesi, tüm insanlık durumları ve zamanları için genel ilkeler döşüyor.

5. Santa Victoria'nın Sırrı (Kasaba'nın Sırrı): İtalyan sineması iki büyük abide yaratmıştır; "İyi Kötü Çirkin" ve "Kasabanın Sırrı" Birincisini bilmeyen yoktur ama ne yazık ki ikincisi sinema tarihinin gizli mücevherlerinden biri olarak kaldı. Almanlar, bütün resmiyet ve ciddiyetleriyle küçük bir İtalyan kasabasını işgal ederler. Amaçları kasabanın eşsiz şaraplarına el koymak ve bunları Almanya'nın büyük şehirlerinde asilzadelerin beğenisine sunmaktır. Ama İtalyan'lar kolay pes edecek insanlar değildir. Kasabanın sevimli insanları, akla havsalaya durgunluk verecek kurnazlıklarla şarapları Almanlardan gizlemeyi başarırlar. Bu film, Almanlara ve İtalyanlara dair çok şey söylüyor söylemesine ama, iki farklı insan tipine de ışık tutuyor. Ah Quinn, sen bir devsin ve bu filmdeki oyunculuğunla bunu insanlara bir kere daha kanıtlıyorsun.

6. Burjuvazinin Gizli Çekiciliği: Luis Bunuel'in başyapıtı. Fransızların yarattığı en büyük sinema şaheserlerinden biri. Herhangi bir Türk izleyiciye soğuk geleceğinden eminim. Çünkü eser Fransız Burjuvazisini yermeye ayarlı. Ama Bunuel tiplerle, seslerle ve sahnelerle öylesine ustalıkla oynuyor ki, hayran kalmamak elde değil.

7. Kwai Köprüsü: Gerçi David Lean'in çok daha büyük filmleri vardır. Mesela; Büyük Umutlar, Dr. Jivago, Arabistanlı Lawrence ya da Hindistan'a Bir Geçit. Hepsinde de Alec Guiness başrollerden birini kapmıştır. Başrollerden birini diyorum çünkü bu filmler tam bir devler geçididir. Kimler yoktur ki içlerinde; Alec Guiness, Omar Sheriff, Anthony Quinn, Peter O'Toole, Jose Ferrer, Jack Quaiyle, Claude Rains... Alec Guiness bu filmlerde kah centilmen bir İngiliz subayıdır, kah bir Hint gurusudur, kah Kral Faysaldır, kah katı bir kominist komutandır. O ince oyunculuğu ve eşsiz suratı her kılığa girmesine elverir. Bu yüzdendir ki Yıldız Savaşları'nda bile ondan iyi Obi Van Kenobi bulunamamıştır. Filmin müzikleri, Çağrı ve Ömer Muhtar filmlerine yaptığı müziklerle tanınan Maurice Jarre'e aittir. Bütün besteleri dillerde dolaşmış, sinema klasikleri arasındaki yerini almıştır. Ama Jarre'in müzikleri içinde Kwai Köprüsü bir başkadır, Guiness'in oyunculuk kariyerinde Kwai Köprüsü'nün yeri bir başkadır, Lean'in yönettiği filmler içinde Kwai Köprüsü bir başkadır. Sinema sanatı pek az sayıda epik film üretmiştir. Bu da onlardan biridir.

8. The Party: Peter Sellers denince akla hep Pembe Panter gelmiştir. Oysa Sellers'in en büyük filmi The Party'dir. Sakarlık ilminin kitabını yazmış bir Hintli, seçkin bir baloya davet edilirse ne olur? Sizce böylesi seçkin bir baloya, örneğin bir fil girebilir mi? Kara Komedi dendiğinde bence bir numara Dr. Strangelove'dır ama güldürü bakımından The Party'nin yerini tutamaz.

9. Dr. Strangelove: Peter Sellers'i bu kez üç ayrı rolde izliyoruz. Kel Amerikan Başkanı, ulusunun çıkarları için herşeyini feda etmeye hazır sakar ve çaresiz bir yüzbaşı ve dünyanın istikbalini değiştirebilecek istidatta, manyak bir bilim adamı. 2001, Otomatik Portakal, Barry Lyndon, Lolita, Spartaküs, Full Metal Jacket ve The Shining gibi muhteşem işlere imza atmış Kubrick'i, bu kez bir kara komedide izlemeye ne dersiniz? Kel bir Amerikan başkanı olur mu? Bir Rus, Pentagondaki karar alma odasına girip başkanla konuşabilir mi? Peki savaş odasında kavga edilir mi? Bu son soruyu şu yüzden soruyorum. Kel başkan şöyle diyordu filmde; "Beyler, burada kavga etmeyin, burası savaş odası!"

10. Kirli Çürük ve Adi: Haydi eğlenceli bir filmle noktalayalım. Michael Caine ve Steve Martin'i aynı filmde izlemek herkese nasip olmaz. Komedi filmi olur da bu kadarı olmaz. İzleyici şaşırtmak, eğlendirmek, şoka sokmak ilminin alası burada yapılıyor. Fazla söze ne hacet, izleyin görün.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 14 Şub 2007
Mesajlar: 4
Konum: İzmir
Beni daha iyi aydınlatırsanız sevinirim. Bu başlık altında en çok etkilendiğimiz sahneleri mi paylaşıyoruz yoksa bi karar verme ve hangisi en etkiliyici onu seçme çabasındayız. Herkes farklı sahneleri farklı filmleri sevecektir sonuçta. Yazılan mesajlara yanlışın var doğrusu bu diye cevap mı yazılacak. Umarım yanlış anlaşılmam ters bir tavır sergilemek değil amacım...

Konuyla alakalı olarak; Aliens filminde grup elemanları yaratıklardan korunmak için kapıyı kaynaklamışlardır. Ellerinden cihazlar sayesinde yaklaşan yaratıkların masafelerini ölçebilmektedirler. Kapıyla aralarında 5 metre kadar olmasına karşın yaratıklar halen yaklaşmaktadırlar ve sonun havalandırma boşluğundan geldikleri ortaya çıkar. O bölümde kompleksin elektriğini de kesmişler ve askerlerden biri "Nasıl olur onlar sadece hayvan!" deyip film bitmeden ölmüştür. İnsanoğlunun kendisi kadar zeki belki de daha zeki varlıklar olmamasını düşünerek kendini evrenin hakimi ilan etmesi sanırım buna benzer bir şekilde sonuçlanacak...
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder Yazarın web sitesini ziyaret et MSN Messenger
Önceki mesajları göster:   
Resim Yükleme Paneli


Lütfen Yüklemek İsteğiniz Resmi Seçin

Yeniden Boyutlandır?
Resim yüklendikten sonra karşınıza çıkacak ekrandaki Hotlink for forums (1) linkini foruma kopyalarsanız resim forumda gözükecektir.
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Fantastik Edebiyat Forum Forum Ana Sayfa -> FANTASTİK SİNEMA
Sayfaya git 1, 2, 3, 4  Sonraki

 
  
   
   
Copyright © 2006 FANTASTİK EDEBİYAT. Telif Hakları FANTASTİKEDEBİYAT.COM ' a Aittir.
Tasarım & Kodlama : Arttech İnternet Hizmetleri