Alın size küçük bir liste.
1. Taksi Şoförü: Jodie Foster ve Robert De Niro'nun ünlendiği bu film, Amerika'nın yaşayan belki en büyük yönetmeni olan Martin Scorsese'nin başyapıtıdır. Bazı sinema eleştirmenleri filmi gelmiş geçmiş en iyi on film arasına koyuyorlar. Filmin baş kahramanı (De Niro) son sahnede bir fuhuş çetesine silahlı saldırı düzenliyor. O sahnedeki kadar gerçekçi bir şiddete pek az şahit olunabilir. "Ben sinemayı seviyorum" diyen herkesin mutlaka izlemesi gereken, bitmek tükenmek bilmez bir görsel servet.
2. Chinatown: Yönetmen Roman Polansky hakkında ne söylenebilir? Jack Nicholson, Faye Dunaway ya da John Huston hakkında ne söylenebilir? Film, hiçbir tartışmaya mahal bırakmayacak biçimde, gelmiş geçmiş en iyi yüz film arasındadır ve birçok eleştirmenin benimle fikir birliği içinde olduğunu bilmek sevindirici. İyi bir film sonsuz taklitler doğurur. Bu filmdeki birçok sahne de sayısız kereler taklit edildi (hangileri olduğunu ilk izleyişte hemen keşfedeceksiniz) ama asla aşılamadı. Muhteşem bir hafiye öyküsü, muhteşem bir aşk ve sinema tarihine geçmiş bir Film Noir (kara film).
3. Guguk Kuşu: Çek yönetmen Milos Forman'ın bu muhteşem filmini bugüne dek izlemediyseniz yazık etmişsiniz. Bu film, bir aktör okulu gibidir. Birçok oyuncuyu ünlü etti. Filmin en belirgin özelliği, en büyük beş Oscar ödülünü yani, En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo, En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini toplamış olmasıdır. Bu örneğe uyan, sinema tarihinde sadece iki film var; Bir Gecede Oldu ve Kuzuların Sessizliği. Chinatown ve Guguk Kuşu'ndan sonra, yaşayan aktörler arasında Jack Nicholson'dan daha büyüğü olmadığı anlaşılacaktır.
4. La Strada: Fellini'nin, bence en görkemli filmi Satyricon'dur. Ama La Strada kadar etkileyici değildir. Fellini'nin eşi Giulietta Massina, Anthony Quinn ile birlikte başrolü paylaşıyor. Quinn, hak ettiği değeri bulamamış bir devdir. Bir Nicholson, bir De Niro, bir Pacino ya da Hoffmann olamamasının tek sebebi kaba saba görünüşü olsa gerek. Eminim ki sinema ekranları, Massina kadar tatlı, massina kadar masum ve çocuksu bir kadın görmedi ve yine eminim ki hiçbir film, insani ilişkilerin doğasını kavramakta La Strada kadar başarılı değildir. Savaş sonrası İtalya'sının o köhne ikliminde üç küçük insanın yaşam mücadelesi, tüm insanlık durumları ve zamanları için genel ilkeler döşüyor.
5. Santa Victoria'nın Sırrı (Kasaba'nın Sırrı): İtalyan sineması iki büyük abide yaratmıştır; "İyi Kötü Çirkin" ve "Kasabanın Sırrı" Birincisini bilmeyen yoktur ama ne yazık ki ikincisi sinema tarihinin gizli mücevherlerinden biri olarak kaldı. Almanlar, bütün resmiyet ve ciddiyetleriyle küçük bir İtalyan kasabasını işgal ederler. Amaçları kasabanın eşsiz şaraplarına el koymak ve bunları Almanya'nın büyük şehirlerinde asilzadelerin beğenisine sunmaktır. Ama İtalyan'lar kolay pes edecek insanlar değildir. Kasabanın sevimli insanları, akla havsalaya durgunluk verecek kurnazlıklarla şarapları Almanlardan gizlemeyi başarırlar. Bu film, Almanlara ve İtalyanlara dair çok şey söylüyor söylemesine ama, iki farklı insan tipine de ışık tutuyor. Ah Quinn, sen bir devsin ve bu filmdeki oyunculuğunla bunu insanlara bir kere daha kanıtlıyorsun.
6. Burjuvazinin Gizli Çekiciliği: Luis Bunuel'in başyapıtı. Fransızların yarattığı en büyük sinema şaheserlerinden biri. Herhangi bir Türk izleyiciye soğuk geleceğinden eminim. Çünkü eser Fransız Burjuvazisini yermeye ayarlı. Ama Bunuel tiplerle, seslerle ve sahnelerle öylesine ustalıkla oynuyor ki, hayran kalmamak elde değil.
7. Kwai Köprüsü: Gerçi David Lean'in çok daha büyük filmleri vardır. Mesela; Büyük Umutlar, Dr. Jivago, Arabistanlı Lawrence ya da Hindistan'a Bir Geçit. Hepsinde de Alec Guiness başrollerden birini kapmıştır. Başrollerden birini diyorum çünkü bu filmler tam bir devler geçididir. Kimler yoktur ki içlerinde; Alec Guiness, Omar Sheriff, Anthony Quinn, Peter O'Toole, Jose Ferrer, Jack Quaiyle, Claude Rains... Alec Guiness bu filmlerde kah centilmen bir İngiliz subayıdır, kah bir Hint gurusudur, kah Kral Faysaldır, kah katı bir kominist komutandır. O ince oyunculuğu ve eşsiz suratı her kılığa girmesine elverir. Bu yüzdendir ki Yıldız Savaşları'nda bile ondan iyi Obi Van Kenobi bulunamamıştır. Filmin müzikleri, Çağrı ve Ömer Muhtar filmlerine yaptığı müziklerle tanınan Maurice Jarre'e aittir. Bütün besteleri dillerde dolaşmış, sinema klasikleri arasındaki yerini almıştır. Ama Jarre'in müzikleri içinde Kwai Köprüsü bir başkadır, Guiness'in oyunculuk kariyerinde Kwai Köprüsü'nün yeri bir başkadır, Lean'in yönettiği filmler içinde Kwai Köprüsü bir başkadır. Sinema sanatı pek az sayıda epik film üretmiştir. Bu da onlardan biridir.
8. The Party: Peter Sellers denince akla hep Pembe Panter gelmiştir. Oysa Sellers'in en büyük filmi The Party'dir. Sakarlık ilminin kitabını yazmış bir Hintli, seçkin bir baloya davet edilirse ne olur? Sizce böylesi seçkin bir baloya, örneğin bir fil girebilir mi? Kara Komedi dendiğinde bence bir numara Dr. Strangelove'dır ama güldürü bakımından The Party'nin yerini tutamaz.
9. Dr. Strangelove: Peter Sellers'i bu kez üç ayrı rolde izliyoruz. Kel Amerikan Başkanı, ulusunun çıkarları için herşeyini feda etmeye hazır sakar ve çaresiz bir yüzbaşı ve dünyanın istikbalini değiştirebilecek istidatta, manyak bir bilim adamı. 2001, Otomatik Portakal, Barry Lyndon, Lolita, Spartaküs, Full Metal Jacket ve The Shining gibi muhteşem işlere imza atmış Kubrick'i, bu kez bir kara komedide izlemeye ne dersiniz? Kel bir Amerikan başkanı olur mu? Bir Rus, Pentagondaki karar alma odasına girip başkanla konuşabilir mi? Peki savaş odasında kavga edilir mi? Bu son soruyu şu yüzden soruyorum. Kel başkan şöyle diyordu filmde; "Beyler, burada kavga etmeyin, burası savaş odası!"
10. Kirli Çürük ve Adi: Haydi eğlenceli bir filmle noktalayalım. Michael Caine ve Steve Martin'i aynı filmde izlemek herkese nasip olmaz. Komedi filmi olur da bu kadarı olmaz. İzleyici şaşırtmak, eğlendirmek, şoka sokmak ilminin alası burada yapılıyor. Fazla söze ne hacet, izleyin görün.