FRP FORUM  |  Kayıt  |  Üyeler  |  Giriş       

  
DENETMEN

   Kayıt: 17 Oca 2010
   Mesajlar: 1026
Havayı kaplayan gri bulutların ardından, yağmur damları düşmeye başladı toprağa. Kimi efsanelerde anlatıldığı üzre bunlar tanrının göz yaşlarıydı. Tanrıya inanan veya inanmayan  bir çok kişiye göre bu saçma bulunsa da insan karşısında ki bu manzaraya bakıp neden olmasın demekten kendini alamıyordu. Tanrı özenerek yarattığı bu insanların birbirini kırdığını gördükçe neden ağlamasın ki?


Osman kılıcın kabzasını gevşekçe tutmuş, kılıcın ucunun yerde ince bir çizgi bırakarak ardından gelmesine umursamadan, ağır ağır yürüdü. Yağmurla birlikte toprakta ki kan bulduğu oyuklardan, küçük birer kan nehri gibi akıyordu. Bu kan nehirlerinden binlerce vardı toprakta. Kılıcı savurmaktan yorgun olan kolu ona şimdi daha ağır gelen kılıcı bırakarak ıslanan toprağa düşmesine göz yummuştu. Artık kılıcını taşımak zorunda değildi, savaş bitmişti. Büyük bir zafer kazanmışlardı. Sol bacağından yaralı bir asker sekerek Osman'ın yanına gelmiş, ona titreyen elleri ile kılıcını uzatıyordu.

-Komutanım, kılıcınız, kılıcınızı düşürmüşsünüz.

Osman yaralı adamın omzuna dokunarak gülümsedi. Asker bu tepki karşısında şaşırsa da yarım bir gülümsemeyle karşılık verdi. Osman etrafına bakıyordu, yüzü acı içinde kasılmıştı. Yüzlerce insan bir daha uyanmamak üzere derin bir uykuya dalmıştı. Bir komutan için en acı tablo bu olsa gerek diye düşündü. İçinde bir yerlerde keşke onlar ile yer değiştirsem diye düşünüyordu.

-Ben kimim asker.

Yaralı asker bu beklenmedik soru karşısında, şakına dönmüştü, ne diyeceğini bilemez bir halde sustuktan sonra.

-Siz.. Bizim komutanımızsınız, bu.. bu savaşı kazanan komutansınız.

Osman derin bir nefes aldıktan sonra, askere bakıp gülümsedi.

-Kazandık..Kazandık asker. Peki ya şurada yatanlar, ya az ilerisinde ki yatanlar, daha dün gece beraber yemek yediğin arkadaşın asker!! Ne kazandı?  

Sesi her kelimede daha da artmıştı, etrafta yaralıları toplayan diğer askerler, başlarını kaldırmış ona bakıyorlardı. Osman yaralı askerin omzunu bırakmış ellerini iki yana açarak bağırıyordu.

-Bu bir savaştı, ve biz kazandık öyle mi? Evlerinizden günlerce uzakta bu hiç bilmediğiniz yerde, daha önce hiç görmediğiniz bu adamları öldürdük, ve biz kazandık öyle mi?

Konuşması daha da devam edecekken, yüzünün ortasına inen bir yumrukla yere yıkılmıştı. Kalkabilirdi ama yapmadı. Gözlerinden akan yaşın kan nehirlerine ulaşmasına izin verdi. Yumruğu atan, onun en yakın arkadaşı, Hüseyin idi. Yağmurun çamurlaştırdığı toprak ta yatan Osman'ı yakalarından tutarak yerden kaldırmıştı. Herkes bu iki dostu izlerken Hüseyin gözlerini Osman'ın gözlerinden ayırmadan etrafına bağırmaya ve emirler veriyordu. Herkesin işine döndüğüne emin olduğunda Osman'ı sarsarak kısık sesle ona kızıyordu.

-Şu yaptığına bak, Osman. Şu haline bir bak. Sen bu ordunun Komutanısın. Kendini toplaman gerekiyor, hem de hemen. Çok kayıp verdik, ama hala hayatta olanlar var ve sen böyle yaparak onlarında umutlarını kırıyorsun. Sen bırakırsan herkes bırakır. Bu insanların çoğu hayatlarında ilk kez savaş gördü, ve hatta kaldılar, senin sayende, ölenleri sen öldürmedin ama kurtulanlar senin nasıl savaştığı gördükleri, sana inandıkları için hayatta kaldılar.

Hüseyin'in yakaları sıkan elleri gevşemişti. Osman'ın gözlerinin içine bakmaya devam diyordu. Osman'ın gözlerinde ki kırmızılıklar kaybolmuş, artık bir deli gibi değil aklı başında bir adam gibi bakıyordu. Osman başını bir anlık öne eğerek, derin bir nefes bıraktı. Gözleriyle yerdeki kan nehirlerini izliyordu ki aniden başını kaldırarak Hüseyin'e baktı.

-Haklısın, kendimi kaybettim. İki gece konaklayalım, Yarası ağır olanları gerektiği şekilde...

Susmuştu, Hüseyin'e bakıyordu. Daha sonra gözlerini çevirerek az ileride iki bacağı da kopmuş halde bağıran asker baktı. Yaşaması mümkün değildi. Acı çekmesi gerekmiyordu, askerin başında duran sağlıkçı askerle bir an göz göze geldi. Hüseyin de o yöne bakıyordu. Tüm kelimeler, unutulup sadece gözler konuşmaya başladığında sağlıkçı asker yerde yatan yaralı askeri kucaklar gibi sarılmıştı. Belindeki hançer bir anlığına görünüp kaybolmuştu. Yaralı asker ince ve kısa bir titremenin ardından, sonsuzluğa doğru adımını atmıştı.

-Anlıyorsun değil mi? İki gün sonra yola çıkmalıyız, gerçi burada bir dakika daha kalacak tahammülüm bile yok ama askerlerin dinlenmeye ihtiyacı var.

-Bizimde var eski dostum. En az onlar kadar biz de dinlenmeyi hak etmiyor muyuz?

-Sende bilirsin ki, yolculuğumuza çıkarken bir yemin ettik, o garip yaratıkların yaşadığı ormanı bulana kadar durmayacağız. Bu uğurda girmedik mi bu başka devletlerin topraklarına, ordumuza geçiş izni vermeyen ülkeler ile savaşmadık mı? İki gün Hüseyin, iki gün sonra yola çıkıyoruz.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
DENETMEN

   Kayıt: 17 Oca 2010
   Mesajlar: 1026
Gökyüzünde ki yıldızları seyrederken, gece ne kadar güzel bir örtü diye düşünüyordu. Yağmur durmuş, ay cılız ışığı ile sabah yaşanan vahşetin izlerini gizlemeye yetiyordu. Onca kıyım ve onca insan. Osman bunu anlamıyordu, neden? Nedendir ki, sınırlar vardı, sadece geçip gitmek istemişti buradan, nasıl millet ti bunlar, misafir sayılmaları gerekmez miydi? Üstelik, sadece kendi milletini değil, ölümsüzlüğün sırrını taşıyan ormanı ve içinde ki garip yaratıkları bulduğunda tüm milletleri kurtaracaktı. Artık  hastalıklar olmayacak, kimse ölmek zorunda kalmayacaktı. Yanında olan tütün tabakasına alarak, bir sigara sarmaya başladı. sigarasını sarmayı bitirdiğinde önünde yanmakta olan ateşten cılız bir dal parçası alarak ağzına götürdüğü sigarasını yaktı. Derin bir nefes çekmişti, henüz aldığı nefesi vermeden bir nefes daha çekti. Sinirli olduğunda hızlı içerdi sigarasını, az sonra yakacağı sigarasını da sarmış elinde çeviriyordu.


Elinde ki dal parçasını toprağa batırarak ucundaki ateşi, söndürmüştü, işte! diyordu kendi kendine, işte insanlarımız bu ateş gibi parlak! Ama bu parlaklık sönüyor, ben bunun için uğraşıyorum, bu ateş sönmesin diye. Dalgın bir şekilde yeniden gökyüzü seyre dalmıştı. Yıldızları elinde bir kalem varmış gibi çizgiler ile birleştiriyordu. Önce bir kılıç çizdi, sonra eğri bir kalkan. Eli gitmese de kafasının içinde eşi Meryem'i çizdi yıldızlardan. Gitme demişti, Meryem. Bilmediğin topraklarda ne işin olur bey! Kal burada ölümsüzlük ne ki, zaten beraber iken ölümsüz değilmiyiz. Kalbini kırmıştı ayrılırken, ağır laflar etmişti. Sen bilmezsin kadın demişti, aptalsın! demişti. Onun kadın aklıyla anlayamayacağını düşünmüştü. Ne büyük hataydı, ama ölümsüzlük uğruna sadece küçük bir bedeldi bu. Dalgın düşüncelerinden uyanarak, elinde bitmek üzere olan sigarasıyla diğer sigarasını yakarak uzandı toprağın üzerine. Kısa bir süreliğine gözlerini kapatmıştı ki yaklaşan ayak seslerine açtı gözlerini. Hüseyin'di gelen, elinde iki tabak ile gülümsüyordu.

Osman uzandığı yerden doğrularak, Hüseyin'e baktı. Hüseyin elinde ki tabağın tekini Osman'a uzatırken gülümsemeye devam ediyordu.

-Hey ölümsüz komutan, bir şeyler yemez isen açlıktan öleceksin.

-Geç bakalım dalganı, Hüseyin efendi, geç. Ben seni ölümsüzlüğü bulduğumuzda göreceğim.

Osman ve Hüseyin çocukluklarından beri tanırlardı, birbirlerini. Aynı mahallede doğmuş aynı okulları okumuşlardı, hatta bir ara ikisi de aynı kadına aşık olmuşlardı. Ama Meryem birini seçmişti. Asker olmaya karar verdiklerinde daha 17 yaşlarındaydılar, Osman'ın babası asker olduğu için oğlunun hiç bir zaman asker olmasını istememişti, ama Osman babasının, zırhını giyer, kılıcını alır oynardı hep. Bu aşk onu komutanlığa kadar yükseltmişti. Hüseyin de tıpkı Osman gibi asker olmak istediğinde ona mani olacak ne annesi ne babası vardı. Hüseyin babasını bir savaş sırasında kaybetmiş, annesi bu acıya dayanamayıp ölmüştü, o da yemin ederek asker olmuş babasını öldüren ve annesinin ölmesine sebep olan devletin ordusu ile çarpışırken gösterdiği başarı ve padişahın maceraperest oğlunu ölümden kurtarınca o da Osman gibi komutan olmuştu. Savaş ve yıkım ile geçen onca yıldan sonra mevkilerinde iyice yükselmişler, babasının yerine tahta geçen oğlu Süleyman'ın en gözde komutanları olmuşlardı. Yıllarca Padişah Süleyman'a sadakat ile hizmet etmişler, en iyi evlerde oturmuşlardı. Saygı görmüşler ve bol para kazanmışlardı. Hüseyin zaten hiç evlenmemiş, Osman'ın da çocuğu olmamıştı, Meryem hiç hamile kalamamıştı. Meryem'e olan aşkında üzerine kuma da almak istemeşti.

İki eski dost karanlık gökyüzünün altında yemeklerini yiyorlardı. Hüseyin bir konu açmak düşüncesindeydi, ama arkadaşının dalıp dalıp gittiğini görünce vaz geçmişti. Osman gecenin karanlığına bakarak, bir hesap yapıyordu, Meryem'i kırmıştı, yurdunu bırakmıştı, sadece bir efsanenin peşinden gitmiş, daha şimdiden 500 kişilik ordusunun üçte birini kayıp etmişti. Yedi aydır yoldaydılar ve tam olarak nereye gittiklerini de bilmiyorlardı. Değermi diye düşündüğünde cevabı çok kolay veriyordu, ölümsüzlük için her şeyi yapardı.

Yemeğini bitirdiğinde tabağı yere bırakarak, bir sigara daha yaktı.

-Söylesene Hüseyin, ölümsüzlüğü bulduğumuzda ne yapacaksın.

Hüseyin birden gelen bu soru karşısında şaşkın bir şekilde Osman'a bakıyordu. Bunu daha önce hiç konuşmamışlardı. Zaten bu yola çıkmalarında ki asıl sebep Şu anda hastalık içinde ölümü bekleyen Padişah Süleyman'ı bu illetten kurtarabilmekti. Neredeyse bilinen dünyanın her yerinden hekimler, alimler, hatta büyücü olduğunu idda edenler bile gelmişler, padişahın hastalığına çare bulamamışlardı. Alimlerden biri keşfedilmemiş bir diyardan bahsetmişti. Dediğine göre burası göğe kadar uzanan ağaçlardan oluşan bir ülkeymiş. İnsandan daha zayıf ve uzun ama güçlü yaratıklar bu ağaçların tepelerinde ki evlerinde yaşarlarmış. Bu yaratıklar doğa ile konuşabildiği için doğanın gizemlerini de bilirlermiş. Ve bu sayede ölümsüzlüğü keşfetmişler. Yılların onlar için bir önemi yokmuş, hastalanmazlar ve yılların verdiği tecrübe ile çok iyi silah kullanırlarmış. İnsanlar gibi aç gözlü ve hırslı olmadıkları için kimseyle savaşmamış ve kendi ağaç evlerinde yaşamaya devam etmişler. Alimin anlattıklarıydı bunlar, ilk başta peri masalı gibi gelse de Padişah en güvendiği iki adamını o yaratıkları bulmaya yollamıştı. Ölümsüzlük ile dönmeleri için onlardan söz almıştı.

-Sanırım onu padişahımıza götüreceğim. Bunun için çıkmadık mı yola.

Osman umursamaz bir tavır ile Hüseyin'e dönerek sigarasının sonuna kadar çekerek bitirdi. Dumanı saldıktan sonra yine umursamaz bir tavırla devam etti.

-Tabi..Tabi padişaha götüreceğiz. Ama ben düşündüm de, sonuçta bu ölümsüzlük tek bir kişi için değildir öyle değil mi? Ben sana düşen pay ile ne yapacaksın diye sormuştum.

Hüseyin Osman'ın daha ilk sorusunda bunu kastettiğini biliyordu, lakin içini kemiren bir şüphe vardı. Osman sürekli yükselmek isteyen bir yapıya sahipti, çoğu kez ağzından padişah olup ülkeyi yönetmek istediğini kaçırmıştı. Bir çocuk için masumca bir istek, ordunun ileri gelen komutanlarından biri tarafından dile getiriliyor ise bu açıkça; mevcut yönetimi beğenmediğini ve padişahı tanımadığını göstermek demek olurdu. Hüseyin Osman'ın bu sözlerini hep gülerek karşılar ama içten içe korkardı da.

-Bilmem, hiç düşünmedim. Sanırım bir tarla alır ve mısır ekerim.

-Mısır mı?

-Evet mısır, bilirsin severim mısırı.

-Bazen senin hiç büyümediği düşünüyorum Hüseyin, ölümsüz olacaksın ve mısır mı ekeceksin.

-Neden olmasın, şu ormanda yaşayan garip yaratıklar yıllardır, kim bilir belki yüz yılardır kendi hallerinde yaşamışlar, ne kimseye saldırmış nede savaş açmışlar.

-Haklı olabilirsin ama, ben kesinlikle mısır yetiştirmeyeceğim. İyice geç oldu yatalım istersen. Yarın yönümüzü belirlememiz gerekecek, ve askerlerin durumuna bir göz atarız.

Peki dediğin gibi olsun.

Hüseyin çadırına doğru giderken, kafası iyice dağılmıştı. Sormaya korkmuş muydu, yoksa cevabını biliyor muydu, neden sormamıştı ki sanki. Korkuyordu alacağı cevaptan korkuyordu. Çadırına girerek yatağına uzandı, kendi kendine bunun imkansız olduğuna inandırmaya çalışıyordu. Gerçekten padişahın yerine mi geçmek istiyordu.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
ÜYE
ÜYE

   Kayıt: 22 Şub 2010
   Mesajlar: 1438
daha birinci bölümünü okudum süperdi iyi gidiyo devam et harika olmuş sürükleyici baya. merak ettiriyo... Very Happy
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
ÜYE
ÜYE

   Kayıt: 22 Şub 2010
   Mesajlar: 1438
ikincisini de okudum süperdi ya çok süper
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
DENETMEN

   Kayıt: 17 Oca 2010
   Mesajlar: 1026
Mississippi,

Saol dostum, gittiği yere kadar yazmayı planlıyorum, kimse okumasa bile senin için devam ettiririm
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
DENETMEN

   Kayıt: 27 Şub 2009
   Mesajlar: 1413
Ustam "yağan yağmur"un "yağan" kısmını çıkartsan daha sade olur. Bazı kitaplarda bu ifade anlatım bozukluğu diye geçiyor.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
DENETMEN

   Kayıt: 17 Oca 2010
   Mesajlar: 1026
Dumrul yazmış:
Ustam "yağan yağmur"un "yağan" kısmını çıkartsan daha sade olur. Bazı kitaplarda bu ifade anlatım bozukluğu diye geçiyor.


Doğru diyorsun, fark etmemişim, çıkarttım

E oraya kadar mı okudun Dumrul başka yorum yok mu?
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
DENETMEN

   Kayıt: 27 Şub 2009
   Mesajlar: 1413
Başka yorumu da ilerleyen günlerde yaparım.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
ÜYE
ÜYE

   Kayıt: 22 Şub 2010
   Mesajlar: 1438
ya olum yaz yaz sen çok güsel oluyo bis yanlışları söleris. böle sitelerdeki en iyi şeyler yanlışlarını görmek için tekrardan incelemeye gerek kalmıyo wink
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
ÜYE
ÜYE

   Kayıt: 22 Şub 2010
   Mesajlar: 1438
Yağmurla birlikte toprakta ki kan bulduğu oyuklardan, küçük birer kan nehri gibi akıyordu. bak burda kanı çok sık kullanmışsın. burda. yağmurla birlikte topraktaki kan, bulduğu oyuklardan sanki birer kızıl nehir gibi akıyordu. veya başka bişi yazabilirsin
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
DENETMEN

   Kayıt: 17 Oca 2010
   Mesajlar: 1026
İtiraf ediyorum; aslına bakarsanız ilk bölümü sırf yazmış olmak için yazıyordum ki; güzel bir şeyler çıkacağını umarak devam ettireyim dedim. Dediğin doğru, zaten güzel, devam et diyen bir yorumdan çok şurada bu hatan var burada bu eksik gibi yorumlar daha çok hoşuma gider.

Benim kötü bir huyum var yazdığım yazıları pat! diye koyuyorum siteye, tekrar okusam aslında daha az hata en azında yazım hatası olacak. Kendimi de eleştirdim dur bakalım hayırlısı


EDİT: He bide isim konusu var, uydurma isimler olmasın bizden bir şeyler olsun dedim, nasıl olmuş. Taktir edersiniz ki biraz eski bir tarih olduğu için Berkcan, Nurican gibi isimler kullanmadım.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
ÜYE
ÜYE

   Kayıt: 22 Şub 2010
   Mesajlar: 1438
quaksis yazmış:
İtiraf ediyorum; aslına bakarsanız ilk bölümü sırf yazmış olmak için yazıyordum ki; güzel bir şeyler çıkacağını umarak devam ettireyim dedim. Dediğin doğru, zaten güzel, devam et diyen bir yorumdan çok şurada bu hatan var burada bu eksik gibi yorumlar daha çok hoşuma gider.

Benim kötü bir huyum var yazdığım yazıları pat! diye koyuyorum siteye, tekrar okusam aslında daha az hata en azında yazım hatası olacak. Kendimi de eleştirdim dur bakalım hayırlısı


EDİT: He bide isim konusu var, uydurma isimler olmasın bizden bir şeyler olsun dedim, nasıl olmuş. Taktir edersiniz ki biraz eski bir tarih olduğu için Berkcan, Nurican gibi isimler kullanmadım.Fantastik Edebiyat Resim

hahaha güzel olmuş bak. bence de bi okusan ii olur ama ben de okumuyorum kiFantastik Edebiyat Resim

_________________

donmuş göklerin üzerinde oturan......HYORİNMARU!!
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
ÜYE
ÜYE

   Kayıt: 22 Şub 2010
   Mesajlar: 1438
isimler süper olmuş bu arada çok yakışmış hakkaten
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
ÜYE
ÜYE

   Kayıt: 22 Şub 2010
   Mesajlar: 1438
ee kanka niye eklemiyon merak ettim devamını
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
DENETMEN

   Kayıt: 17 Oca 2010
   Mesajlar: 1026
Smile Kanka mümkün olan en kısa sürede eklenecektir, akisyona hazır olun yeter, ortalık çok karışacak, şu hep kadim bildiğimiz, uysal elfler biraz değişmiş mi ne? Smile

Gözlerini kapat ve elfler hakkında bildiğin her şeyi unut, aslında yıllardır, ormanlarında sessiz ve sukunet içinde yaşamalarının aslında tek bir nedeni varmış, O'nun uyanmasını beklemek. Ve o tekrar dünya üzerinde yürümeye başladığında, artık yapılabilecek tek şey Tanrıdan merhamet dilemek olacaktır.

Bu aralar biraz yoğun çalışıyorum, ve evimde ki bilgisayar bozuldu, bir haftadır tamirde, dün gene uğradım, bu hafta sonuna kadar biter dedi, parça bekliyorlarmış. Merak iyidir be kanka iştahı artırır.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
DENETMEN

   Kayıt: 27 Şub 2009
   Mesajlar: 1413
Kafeden mi bağlanıyorsun siteye?

Ben yorumu yapayım artık. Very Happy Bizim oğlan bu yazıda eksik bir şeyler var sanki. Konu zorlama ilerliyormuş gibi. Sanki romanın üzerinde daha çok düşünmek, olayları duyguları daha iyi hayal edebilmek gerekiyor.

Daha fazla şey söylemeyi isterdim, ama yazı şu haliyle eksik duruyor senin tam manasıyla karşımızda durduğunu hissetmiyor gibiyim.

_________________
Dumrul
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
DENETMEN

   Kayıt: 17 Oca 2010
   Mesajlar: 1026
Yok Dumrulum iş yerinden bağlanıyorum, hikayeye gelince iyi yakalamışsın, başlar da, daha doğrusu ilk bölümü yazmaya başladığımda tam anlamıyla sıkıldım, bu çok sık başıma gelen bir şey. Böyle olunca genelde yırtar atarım yazdığım kağıdı, ama bu kez yapmadım ve yapmayacağım, yazacağım

Sıkılmamı neye bağlıyorum biliyor musun, sonunu bildiğin filmi izlemek gibi Smile ben şu anda gelişe olayları, hata sonunu biliyorum bu hikayenin. Bu bana garip geliyor aslında, belki de yazdığım yazıların nasılsa kimse tarafından okunmuyor olduğunu bildiğimden ve e bende biliyorum zaten başını sonunu diyerekten yazmayı bırakıyordum. Ama artık bu forum var yazmalıyım.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
ÜYE
ÜYE

   Kayıt: 22 Şub 2010
   Mesajlar: 1438
yaz koçum yaz kim tutar seni. bak bir saattir hiç durmadan yazıyorum ve deaha bitmedi forum. acaba yazmayı bırakıp okusammı ne
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
ÜYE
ÜYE

   Kayıt: 22 Şub 2010
   Mesajlar: 1438
ee quaksis hem gelmiyon hem yazmiyon devam et.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Yeni başlık gönder Başlığa cevap gönder