
|
DENETMEN
| Kayıt: 12 Tem 2008 |
| Mesajlar: 2821 |
|
|
|
Gece ve gündüz, karanlık ve aydınlık, kötülük ve iyilik, savaş ve barış… Dünya daima bu zıtlıklar ile dengede kalmış, yine bu zıtlıklar ile dengesini bozmuştur. Ve dengelerin değişimleri de kendi aralarında bir düzen halini alıp, dünya denen küresel toprak parçası üzerinde yaşayan canlıların varlığını sürdürmesini sağlamıştır. Bu toprak parçası üzerinde yaşayan varlıklarda kendileri içerisinde parçalara ayrılmış ve yine evrendeki her zıtlık gibi kendi zıtlıklarında, belirli bir düzen içerisinde yaşamaya başlamışlardır.
İnsanlar daima gördüklerine inanır. Ben ise gördüğüm her şeye inanmamak gibi bir huy edindim. Ben, duyduklarıma inanırım. Zira görüntü yanıltıcıdır, gözler ise daima gerçekleri göstermez. Ancak sesler içten gelir. Her titreşim, her nota farklı bir anlamı içinde barındırır. Sesler ayna gibidir, istediğin kadar başkası ol yinede o kıyafetin altındaki sensindir. Ayna bunu bilir ve siz aynaya baktığınızda kendinizi gördüğünüzü bilirsiniz. Korkarsınız, başkaları anlamasa da ayna sizi en az sizin kadar tanır. Zira ayna sizsinizdir, siz ise aynanın ta kendisi.
Bizlere insanlar İblis der. Kimileri ise Şeytanın uşakları… Ancak hangisine sorarsanız sorun, hiç kimse bir İblis gördüğünü söyleyemez. Zira onlar bizleri göremezler, lakin bizler onların aralarında yaşar, onlarla besleniriz. Yalanlar, korkular, ihanetler, sırlar, kıskançlıklar, nefretler, iftiralar bizlerin ipleridir ve insanlar ise bu iplerin ucunda gezinen kuklalardır. Onları kullanırız ve kendi zevklerimize alet ederiz. Bizler şeytana değil, kendimize itaat ederiz. Zira her birimiz şeytanın ta kendisiyizdir.
|
|
|
|
|
 |
|
|
ÜYE
| Kayıt: 07 Ekm 2007 |
| Mesajlar: 1473 |
|
|
Uğuu 29.09.2009, 17:55 |
|
|
Çok kasvetli bir yazı olmuş. Güzel ve anlamlı ifadeler kullanmışsın. Akla kolay kolay gelmeyecek, kafa yoracak açılardan yaklaşıp kendine özgü bir ifade tarzı yakalamışsın. Ben bu yazıda usta bir yazar edası görüyorum. Bana kalırsa ünlü ve kaliteli bir yazar olmaman için hiçbir sebep yok. Millet, yalakalık yapıyor gibi görünüyor olabilirim. Yapıp yapmadığımı Acemi'ye sorabilirsiniz. Hatta Dumrul'a sorarsanız daha net bir cevap verir. |
|
|
|
|
 |
|
DENETMEN
| Kayıt: 12 Tem 2008 |
| Mesajlar: 2821 |
|
|
|
| Falas yazmış: | | Çok kasvetli bir yazı olmuş. Güzel ve anlamlı ifadeler kullanmışsın. Akla kolay kolay gelmeyecek, kafa yoracak açılardan yaklaşıp kendine özgü bir ifade tarzı yakalamışsın. Ben bu yazıda usta bir yazar edası görüyorum. Bana kalırsa ünlü ve kaliteli bir yazar olmaman için hiçbir sebep yok. Millet, yalakalık yapıyor gibi görünüyor olabilirim. Yapıp yapmadığımı Acemi'ye sorabilirsiniz. Hatta Dumrul'a sorarsanız daha net bir cevap verir. |
Estağfurullah elbette öyle birşey yok. Bu güzel yorum için gerçekten çok teşekkür ederim, çok mutlu oldum. Buradaki herkesin hayali sayılır gerçek bir yazar olmak. İnşallah. |
|
|
|
|
 |
|
DENETMEN
| Kayıt: 12 Tem 2008 |
| Mesajlar: 2821 |
|
|
|
Kader denilen çizgi sadece insanlara mahsustur. İnsanlar kendi çizgilerinde özgürce yürüyebilirler ve bu çizgilerini yine diledikleri zaman değiştirebilirler. İnsanlar yüce varlıklardır, onlar Tanrı’nın en çok sevdiği kullarıdır. Lakin onlar yokken bizler vardık. Bizler daima Tanrı’nın yanındaydık. Kaderimiz sadece Tanrı ve isteklerinden ibaretti. Her şeye rağmen hiçbir şeyi sorgulamadık, '' nedenler '' Tanrı’ya hizmet eden biz varlıklar için yasak bir kelimeydi. Tüm görevlerimizi sorgulamadan yerine getiriyor, eksiksiz bir biçimde çalışıyorduk. Zira bizler Tanrı’yı seven ve onun izni ile yaratılanlardık.
Ve o konuştu; '' Hayır! '' dedi. Titredik, korktuk ve kulaklarımızı tıkadık. Ancak o bize aldırmadı, tek başına aramızdan yürüyerek, en öne çıktı ve yeniden '' Hayır! '' diye bağırdı. Bizler yeniden korktuk ve geriledik. O melekti ki Tanrı’yı en çok seven ve ondan en çok korkandı. Şaşırdık ve içimizde büyüyen korku ile kaçıştık. Ancak tek kalan o, yine de '' Hayır '' demeye devam ediyordu. Bir insan karşısında eğilmek istemiyordu. Tanrı’nın kutsal emrine karşı gelmişti ve '' Hayır '' demişti. O Şeytan’dı. İçindeki her ne ise, emre karşı gelmesini sağlamış ve kibrini gün yüzüne çıkarmıştı. Şeytan’ın kanatları alevlendi, kendi gücünü insan’ın önünde göstermek istercesine yükseldi ve devasa bedenini gün yüzüne çıkardı. İçindeki kibir ve nefretle gürledi. Sesi tüm mabedi sardı. Sonsuzluktan beri ışıldayan bedeni bir anda karanlığa gömüldü. Bizler ise etkilenmiştik. '' Tanrı ve Şeytan '' dedik. Gözlerimiz ışığın ve karanlığın çatışması ile kör oldu. İçimizde yanan alev ile kilitlerimiz açıldı. Ve ilk sorumuz '' Neden '' oldu. En sonunda Tanrı, Şeytan’ı huzurundan kovdu. Bizler de Şeytan’ın peşinden gittik. Çünkü artık bunu isteyebiliyorduk. Hislerimiz, düşüncelerimiz kendi irademiz altındaydı. Bizler böylece seçimimizi yaptık ve kaybolan korkumuzun yerine gelen büyük bir güç ile Şeytan’ın izlerini takip ettik…
Tüm bu olanlar bir Kader miydi? Öyle ise bu kimin kaderi? Sorular ve ardı ardına gelen diğer sorular. Ancak benim için en önemli soru, yine benim için olan sorulardır. Bu yüzden kendime soruyorum;
'' Benim bir kaderim var mı? ''
Cevap: '' Kendine yeniden sor… '' |
|
|
|
|
 |
|
DENETMEN
| Kayıt: 12 Tem 2008 |
| Mesajlar: 2821 |
|
|
|
Günlerdir bir dağın tepesinde, sessizce oturuyorum. Görevlerimin dışında, kendime yeni bir zevk edinmek bana hiç tatmadığım bir duyguyu getirdi. Anlamıyorum… Bu iyi bir şey mi, yoksa kötü bir son mu? İyiler ve kötüler bana ne yapabilir ki, her ikisi de benim değil.
Güneş ve Ay zıtlığın bir parçası gibi, her ikisi de zamanları gelince farklı yerlere göç ediyorlar. Dünya dönüyor, Ay dönüyor ve Güneş her şeyin merkezi olarak onları izliyor. Karanlık ve Aydınlık her zaman ki yerinde sayıyor, ışığın kudreti her ne kadar güçlü olsa da uzayın karanlığı ile baş edemiyor. Bu eşitsizliğin parçası olan insanlar ise kendi aralarında büyüyen zıtlıklara karşı bir eşitlik sağlamaya çalışıyor. Neden?
Sorularımı her gün kendime cevaplamaya, dünyayı daha iyi anlamaya çalışıyorum. Asıl anlamak istediğim insanlar, çünkü onlar anlaşılmak istenen varlıklar. Uzayın derinliklerindeki bilinmeyen dünyalar gibi her bir insan. Zira her bir birey farklı bir dünya, farklı bir yaşam, farklı bir sistem… Ancak sonradan anlıyorum ki, uzayın tüm sırları çözülemeyeceği gibi insanlarında tüm sırları çözülemeyecek.
İçimde bir şeyler kıpırdıyor, ne hissedeceğimi bilmiyorum. Zira hissedebildiğim tek şey şehvet ve korku. Şehveti her insanın kalbine ve aklına girerek elde edebiliyorum. Bu öyle kolay ki, bazen bir nefesim bile insanın aklını başından alabiliyor. Korkuyu ise sadece Şeytan’ın karşı çıkışında tattım. Öylesine acı verici, öylesine sarsıcı bir duygu ki varlığın kendi varlığından korkmasına sebep oluyor. Sonsuzluk çukurunda yok olmak gibi, sonsuzluğunu sorguluyor.
Yabancı duygular yavaş yavaş beni esir alırken, gözlerim sadece Güneş ve Ayın dansını izlemekte. Birini düşünüyorum sürekli, kim olduğunu bilmediğim birini. Tanrı’yı değil, ama Tanrı’nın bir parçasını hisseder gibiyim. Onu hissederken de, yok olan kendimi bulduğumu düşünüyorum. Bu nedir? Benim gibi bir İblisin yok ve var arasındaki hiçlik duyguları arasında, bu gibi şeylerin olması imkânsız geliyor bana. Şu günlerde Dünya ve Orta Âlem arasında bir çatışma var. Şehvet duyguları diğer iblislere yetmiyor artık, istedikleri farklı şeyler. Onlar her ne kadar ne istediklerini bilmeseler de, onların hissettiklerini bende hissediyorum. Ancak farklı bir şekilde, ama aynı duygular ile. Her şeye rağmen bildiğim bir şey var ki, bana o korkuyu hatırlatıyor. Bilmek istemediğim, cevabını veremediğim bir şey. Bir amacımın olduğunu biliyorum artık. Burada olmamın, bunları yaşamamın…
Ben varım ve biliyorum ki yokluğumu arıyorum. |
|
|
|
|
 |
|
DENETMEN
| Kayıt: 26 Eyl 2008 |
| Mesajlar: 920 |
|
|
|
Vay kardeşim yeni yeni hikayeler yazarmış, şu vizelerden kendi hikayelerimi bile yazamaz oldum ama, fırsat bulunca okuyacağım seninkini. İblis Günlükleri, ismi güzel seçmişsin hacım. |
|
|
|
|
 |
|
DENETMEN
| Kayıt: 12 Tem 2008 |
| Mesajlar: 2821 |
|
|
|
| Mat Cauthon yazmış: | | Vay kardeşim yeni yeni hikayeler yazarmış, şu vizelerden kendi hikayelerimi bile yazamaz oldum ama, fırsat bulunca okuyacağım seninkini. İblis Günlükleri, ismi güzel seçmişsin hacım. |
Yeni yeni hikayeler var, ama hiç birini tam olarak tamalayamıyorum. Ya hevesim kaçıyor, ya da zaman bulamıyorum. Arada bir karalama şansım oluyor, şimdilik böyle azar azar gidelim. Sende yaz hacı, senin bir hikayen vardı. Kekeme falan güzeldi, bence ona devam etmelisin. |
|
|
|
|
 |
|
DENETMEN
| Kayıt: 12 Tem 2008 |
| Mesajlar: 2821 |
|
|
|
Bedenim artık ruhumun değil. Ateşim bana acı veriyor, kendi kendimi yakıyor gibiyim. Sol tarafımda beni korkuya sürükleyen bir şeyler hissediyorum. Ama bu korku bana zamanla kutsal bir dokunuş hissi vermeye başlıyor. Kendimi kaybederken, kendimi buluyorum. Varlığım beni terk etmek üzere. Bunu görüyorum.
Birileri kulağıma bir şeyler fısıldıyor. Anlayamadığım, tam olarak manasını çözemediğim sözler. Ses öyle derinden, öyle içten geliyor ki yokluğa sürüklenen varlığıma yeni bir kapı açılacağı umudu doğuyor içime. Ses kesildiğinde, bir anlık tüm her şey kararıyor. Tüm düşüncelerim duruyor ve sadece '' ben '' ile kalıyorum. Ve sonra, yeniden her şey eski haline döndüğünde anlıyorum.
Seni bulmaya geliyorum. Gitme zamanı… |
|
|
|
|
 |
|
ÜYE
| Kayıt: 07 Ksm 2009 |
| Mesajlar: 27 |
|
|
II 09.11.2009, 2:46 |
|
|
II. yi çok çok beğendim okurken hayal etmeye çok fazla zorladı hatta ..
kolay kolay kabul etmem yeni insanlardan hikayeleri eksik olacağını düşünürüm kötü bi ön yargı ama yanıldım zevkle takip edicem .. |
|
|
|
|
 |
|
DENETMEN
| Kayıt: 25 Nis 2009 |
| Mesajlar: 370 |
|
|
iki 09.11.2009, 9:57 |
|
|
Ben de 2'yi beğendim Acemi çünkü sadece o olay hikâyesiydi... Durum hikâyelerini oldum olası sevmemişimdir zaten. Kimi zaman iyi, açık ve etkili; kimi zamansa son derece karmaşık, soyut ve etkisiz yazıyorsun. Zamanla dilin oturacaktır. |
|
|
|
|
 |
|
DENETMEN
| Kayıt: 12 Tem 2008 |
| Mesajlar: 2821 |
|
|
|
| burcin yazmış: | II. yi çok çok beğendim okurken hayal etmeye çok fazla zorladı hatta ..
kolay kolay kabul etmem yeni insanlardan hikayeleri eksik olacağını düşünürüm kötü bi ön yargı ama yanıldım zevkle takip edicem .. |
Teşekkür ederim... |
|
|
|
|
 |
|
DENETMEN
| Kayıt: 12 Tem 2008 |
| Mesajlar: 2821 |
|
|
|
| Kubrat Ryon yazmış: | | Ben de 2'yi beğendim Acemi çünkü sadece o olay hikâyesiydi... Durum hikâyelerini oldum olası sevmemişimdir zaten. Kimi zaman iyi, açık ve etkili; kimi zamansa son derece karmaşık, soyut ve etkisiz yazıyorsun. Zamanla dilin oturacaktır. |
İblis Günlükleri tam da adında olduğu gibi ilk kısımlar günlük olarak, yani içsel çatışmaları anlatan yazılar. Hikayeye girmeden önce geçmiş ve şimdikini sorgulayan bir iblisin anlatıları. Biraz durgun diğerleri farkettim, hatta dediğin gibi bazıları çok karmaşık. Ancak yazarken kendimide karakterin yerine koyduğum için hisler biraz karışıyor. Ben anlıyorum, ama okuyucu kavramakta güçlük çekiyor herhalde. Etkisiz kalan yerler oluyor tabii, inşallah yazarak daha da iyiye götüreceğim ileriki zamanlarda. Teşekkür ederim. |
|
|
|
|
 |
|
DENETMEN
| Kayıt: 26 Eyl 2008 |
| Mesajlar: 920 |
|
|
|
| Acemi Oğlan yazmış: | | Mat Cauthon yazmış: | | Vay kardeşim yeni yeni hikayeler yazarmış, şu vizelerden kendi hikayelerimi bile yazamaz oldum ama, fırsat bulunca okuyacağım seninkini. İblis Günlükleri, ismi güzel seçmişsin hacım. |
Yeni yeni hikayeler var, ama hiç birini tam olarak tamalayamıyorum. Ya hevesim kaçıyor, ya da zaman bulamıyorum. Arada bir karalama şansım oluyor, şimdilik böyle azar azar gidelim. Sende yaz hacı, senin bir hikayen vardı. Kekeme falan güzeldi, bence ona devam etmelisin. |
Yazdım hacı, ben onu roman yaptım, hala devam ediyor, biraz daha gayret etsem yüz sayfayı bulacam. Lan onun sinema filmini çekmek istiyorum bee, gel başrolü sana veriyim başroldeki kadın oyuncuda kızıl Gölge olur Oscarları toplar geliriz. Bende tabi yönetmen olacağım ahh ahh nerde o günler. Neyse bu dünyada olmadı gidebilirsek cennette bir şeyler ayarlarız ha..  |
_________________ yalan söyleme bak gözlerime bitmiş olamaz..
yokla ceplerini aşk kırıntıları kalmış olmalı biraz
|
|
|
|
 |
|
DENETMEN
| Kayıt: 12 Tem 2008 |
| Mesajlar: 2821 |
|
|
|
| Mat Cauthon yazmış: | | Acemi Oğlan yazmış: | | Mat Cauthon yazmış: | | Vay kardeşim yeni yeni hikayeler yazarmış, şu vizelerden kendi hikayelerimi bile yazamaz oldum ama, fırsat bulunca okuyacağım seninkini. İblis Günlükleri, ismi güzel seçmişsin hacım. |
Yeni yeni hikayeler var, ama hiç birini tam olarak tamalayamıyorum. Ya hevesim kaçıyor, ya da zaman bulamıyorum. Arada bir karalama şansım oluyor, şimdilik böyle azar azar gidelim. Sende yaz hacı, senin bir hikayen vardı. Kekeme falan güzeldi, bence ona devam etmelisin. |
Yazdım hacı, ben onu roman yaptım, hala devam ediyor, biraz daha gayret etsem yüz sayfayı bulacam. Lan onun sinema filmini çekmek istiyorum bee, gel başrolü sana veriyim başroldeki kadın oyuncuda kızıl Gölge olur Oscarları toplar geliriz. Bende tabi yönetmen olacağım ahh ahh nerde o günler. Neyse bu dünyada olmadı gidebilirsek cennette bir şeyler ayarlarız ha.. |
Baş rol oynarım hacı, acayip kovboy olur benden. Kızları peşimden sürüklerim, toza dumana boğulurlar atımın arkasında yiahh  En kısa zamanda azar azar yayınla hacı bence. |
|
|
|
|
 |
|
ÜYE
| Kayıt: 31 Tem 2008 |
| Mesajlar: 1166 |
|
|
|
COW ACEMİ. Yürü be kim tutar seni  |
|
|
|
|
 |
|
DENETMEN
| Kayıt: 12 Tem 2008 |
| Mesajlar: 2821 |
|
|
|
'' Bazı şeyleri görebilirsin, bazı şeyleri duyabilirsin ve bazı şeyleri hissedebilirsin. Peki ya göremediklerin, duyamadıkların ve hissedemediklerin hakkında bana bir şeyler söyleye bilir misin? Hiç sanmıyorum, ama bu sorunun cevabını gerçekten bilmek istiyorsan önce ruhunu Azrail’e, sonrada bana vermelisin. İşte o zaman gerçek duygularının en uç noktalarında kendini bulabilirsin. '' dedim ona. O ise beni boş bakışlarla süzdü ve kısık bir gülümsemeyle sözlerime karşılık verdi. Ben ise bu gülümsemeye nasıl bir karşılık vereceğimi bilemedim. Bir meleğin kanatlarını beklerken, karşıma ölmek üzere olan bir çocuğun bedeni çıkmıştı. Tanrı’nın benim için ne gibi planları vardı? Bu çocuk, kaderimin hangi çizgisindeydi?
Azrail’i hissedebiliyordum. Yakınlarda bir yerlerde, çocuğun zamanının gelmesini bekliyordu. Ben ise acele etmeliydim, Azrail gelmeden anlaşma yapılmalıydı. Zira Tanrı böyle istiyordu. Bunu biliyordum, ya da bildiğimi sanıyordum.
'' Ölmek bu mu? '' dedi bana aniden. Çocuğun gözlerinde bu güne kadar görmediğim bir inancın izleri dolaşıyordu. Bu ne Tanrı’ya olan inanç, ne de kendine olan inançtı. Farklı, benim bile çözümleyemediğim bir hissin eseriydi bu.
'' Hayır '' dedim. Doğruları söylemeye mecburdum. '' Ölmek daha güzel... ''
İblis Günlükleri – V
'' Sonbaharın tatlı esintilerinin tadını çıkarmak için en iyi mekân, park köşelerindeki yalnız ağaçların altıdır. Kimi zaman tek başına, kimi zaman ise sevgilinle öpüşerek bu anın tadını çıkarmak mümkündür. Hem yalnız ağaçlarda bundan memnun kalır. Zira yılların süpürdüğü gövdeleri, farklı yaşamları görmeyi sever. Her ne kadar gençlerin, kabuklarına çizdiği şekiller ağacı sinirlendirse de ağaç bunun bir sevginin sembolü olduğunu bilir. Bu yüzden kızgınlığı sadece çakı darbeleri geçene kadar sürer, ondan sonra en iyi dostu rüzgâr ile birlikte her zamanki dansına döner. Sonbahar… Her mevsim güzeldir, lakin konuşan tek mevsimdir sonbahar. Mutlu Sonbaharlar Türkiye… ''
Radyonun kapatma düğmesine basan el, bu sefer her zamanki el değildi. Bu sefer farklı bir el eski radyonun kırmızı düğmesine dokunmuştu. Aynı el, ama farklı bir ruhun yönlendirdiği bir elin parmaklarıydı düğmeye dokunan. Eskilerin hatıraları silinmiş, yeni bir dünyanın getirdikleriyle uzanmıştı bu el radyoya. Sanki geçmiş hiç yokmuş gibi ve gelecek yeniden doğmuş gibi.
'' Bu gün güzel bir gün değil mi abi? '' dedi ince bir ses. Tatlı ve ruhu tazeleyen bir sesti bu. Sesin sahibi, odanın açık kapısının yanında duran sarışın, küçük bir kızdı. Sol elinde taze toplanmış papatyalar duruyordu, sağ elinde ise bir kozalak vardı. Küçük kız sevimli bir gülümsemeyle odanın içerisine girerek, sallanan sandalyede oturmakta olan abisinin yanına yaklaştı. Kızın yüzünde öylesine derin bir masumluk vardı ki, abisi gözlerini ondan kaçırmak zorunda kaldı. Zira kendi karanlığı ile küçük kızın temiz kalbini kirletmek istemiyordu. Yinede kardeşine bir kez olsun dokunmak, kokusunu içine çekmek istiyordu. Bu arzu öylesine kuvvetliydi ki kendini tutamadı ve elleri kızın yanaklarına uzandı. Lakin o anda küçük kız aniden ortadan kayboldu, zaman durdu. Tüm aydınlık, tüm sonbaharın huzuru son buldu. Artık ne sevgililer, ne de yalnız ağaçların ahenkli dansı vardı. Ve bir ses tüm hiçliği sardı, sözleri gerçeğin ta kendisiydi.
'' Ölmek daha güzel... Ancak sen seçimini yaptın Kerem. Kaderin artık benim, ben ise senin kaderinim. Dünya… Hayat bizi bekliyor '' |
|
|
|
|
 |
|
DENETMEN
| Kayıt: 12 Tem 2008 |
| Mesajlar: 2821 |
|
|
|
İblis Günlükleri Fantastik Diğer Yazılarınız bölümünden Öyküler Bölümüne alınmıştır. Sanırım öykü şeklinde devam etme sırası geldi. Ara ara yeniden günlüklerden parçalar olacak. Bu sefer olayın kahramanının günlüklerinden de parçalar verilecek. Yorumlarınızı esirgemeyin lütfen. |
|
|
|
|
 |
|
DENETMEN
| Kayıt: 12 Tem 2008 |
| Mesajlar: 2821 |
|
|
|
Bir bir yok olur tüm hayatlarınız. Anılar son bulur, yaşananların hepsi bir anda çöp kutusuna atılır. O an, her şey biter. Geçmiş ve gelecek yoktur artık. Şimdi vardır. Şimdi, her şeydir o an. Korku tüm benliğinizi sarar, bir zaman sonra saf bir korku olursunuz artık. Kendinizden korkarsınız, gözlerinizi kapatamazsınız. Zira artık görüntü gözlerinizde değildir, görüntü kalbinizdedir. Karanlık yoktur, sadece gerçek vardır. Sizin gerçeğiniz, ölümün gerçeği. Pişmanlıklarınızın, yalvarışlarınızın hiçbir değeri kalmaz. Değer sadece iyiliğinizin ışıltısıdır. Ağır ve hafif… Cennet ve cehennem… Kısacık bir ömrün sonu, sonun başlangıcındaki sonsuzluk…
Zamanın bir hiç olduğunu, hiçliğin ise zamanla anlaşıldığını anlamam çok kısa bir zaman diliminde gerçekleşti. Ruhum bedenimin soğukluğunu terk ederken, hayallerimin anlamsızlıklarını düşündüm sadece. Onca nefes, onca kalp atışı… Genç bir bedenin ileriki umutları… Neydi bizi biz yapan? Neydi hayatı hayat yapan? Bir son var ise, o son neden bizlerin idi? Biz insanlar hayatın anlamı değil miydi?
Çok inançlı bir insan olduğum söylenemez. Ancak Tanrı’ya inanmanın, kendine inanmak olduğunu düşünmüşümdür her zaman. Zira eğer Tanrı yok ise, bir hayatın varlığının nedenin bulmak zordur. Düşünmek ve irdelemek gereksiz, ben Tanrı’nın çocuğuyum. Tanrı ise benim öz babam. Varlığım onun ellerinde, varlığım kendi irademle. Ancak bazı şeyler her zaman senin iraden altında olmuyor. Senden güçlü, diğerlerinden farklı bir varlığın dokunuşu tüm hayatını değiştirebiliyor. Silinip giden hatıralar, yeni ve acımasız bir hayatın başlangıcı için bir kibrit çöpü yakıyor. Ve o çöp yandıkça sen parmaklarını çekmek zorunda kalıyorsun.
Artık ben, ben değilim. Ruhum olan ben, artık ben değilim. Ben bir İblisim. Kendimi biliyorum ve ben olmaya çalışıyorum. Kulağıma fısıldayan her kim ise, beni bir amaç uğruna sürüklediğini söylüyor. Kutsal bir amaç, ancak bu amacın ne olduğunu kendisi bilmiyor. İçimdeki şey, ölüyor. O yok oldukça, ben var oluyorum.
İblisin Günlüğü – Sayfa (1)
Hafif bir ışık, dudaklarının arasından süzüldü. Kapalı olan göz kapaklarının altındaki gözleri ise aynı ışıkla aydınlandı. Ardından dışarıdan bir gök gürültüsü sesi geldi. Acı ve yırtıcı olan bu ses, genç çocuğun zihninde birkaç defa yankılandı. Çocuğun o an nefes alış verişleri düzeldi. Kalbi yeniden atmaya başlamıştı artık. Yeniden geri dönmüş, hayat yeniden kaderine bir iz daha bırakmıştı.
Genç, gözlerini yavaşça araladı. Günlerdir, belki de aylardır kapalı olan göz kapakları bir an sızladı. Yavaşça doğrularak etrafına bakındı. Bulunduğu oda, yattığı yatağın kenarındaki masanın üzerinde bulunan bir mum ile aydınlanıyordu sadece. Ellerini yorganın altından çıkartarak, boş bakışlarla ileriye doğru gözlerini dikti. Zihni içerisindeki büyük boşluk midesini kaldırıyordu. Kusacağını hissetti, kafasını yatağın kenarına getirip bir an bekledi. Ancak kusmadı, kusamadı. Anlamsız bir hareket yaparak ellerini havada gezdirmeye başladı. Ne yaptığını kendiside bilmiyordu. Ancak bir şeyler yapması gerekiyordu, yapabildiğini bilebilmek için. Sonra durdu, yanan muma baktı. Küçük ateş etrafını sessizce aydınlatmaktaydı. Ateşin yaydığı hafif ısı gencin yanaklarına dokunuyor, sonrada geri çekiliyordu. Bir dalganın kıyıya vurup, yeniden geri çekilmesi gibiydi bu. Genç, muma elini yaklaştırdı ve ateşin üzerine koydu. Birkaç saniye bekledi, ateşin sıcaklığı ellerine bir etki yapmamıştı. Ateş çocuğun tenine sürtündükçe, çocuk bundan zevk alırcasına nefes alış verişlerini derinleştiriyordu sadece.
'' Şaşırtıcı efendim '' dedi aniden bir ses karanlığın içinden. Çocuk hızla kafasını çevirip sesin geldiği yöne doğru baktı. Ses yaşlı bir adamdan geliyor gibiydi. Zira titrek ve kalındı. Sesin içinde ise gerçeklik ve bilmişlik vardı. Çocuk yaptığı bu hızlı analize şaşırdı. Ancak fazla irdelemeyerek karanlığın içine saklanmış olan adamı görmeye çalıştı. Birkaç saniye sonra yaşlı adam, çocuğun gözlerinin önünde yavaş yavaş belirginleşmişti. Karanlık her nedense gencin baktığı yönden çekilerek, çocuğun gözlerinin önünde boş bir aydınlık bıraktı.
'' İçinizden geçenleri tahmin edebiliyorum '' dedi yaşlı adam. '' Hissettiklerinizi kontrol altına alıp, bir şeyler yapabilmeniz gerçekten çok zor. Ancak benim görevim, tamda bu noktada başlıyor. Bunu sizde biliyorsunuz efendim ''
Genç, yaşlı adamın içeriye doğru batmış, mavi gözlerine dikkatlice baktı. Adamın söyledikleri hakkında hiçbir fikri olmasa da, gerçekten bir şeyler bildiğini biliyordu. Ona güvendiğini hissetti ve nedense kafasını sallayarak yaşlı adamı onayladı. Ardından da sakince geriye doğru yaslanıp, göz kapaklarını kapadı. Uyumak istiyordu. Uyandığında, her şeyi bileceğinden emindi. Uykuya dalarken, yaşlı adamın son sözleri kafasının içindeki hiçlikte yankılandı.
'' Uyandığınızda her şey yerli yerine oturacak. '' |
|
|
|
|
 |
|
DENETMEN
| Kayıt: 12 Tem 2008 |
| Mesajlar: 2821 |
|
|
|
'' İblis Günlükleri '' ve '' İblisin Günlüğü '' nün yazarları aynı olsa da, yazdıranlar aynı değildir. Zira İblis Günlükleri direkt olarak İblisin hissettiklerini konu alır. Ve bu hissettikleri Kerem’in elinden günlüğe geçer. İblisin günlüğü ise, direkt olarak Kerem’in yazdıklarıdır. Aynı günlükte, iki farklı karakterin yaşantıları mevcuttur. Böylelikle iki farklı karakterin tek bir bedendeki çatışmalarını zamanla görebileceğiz. |
|
|
|
|
 |
|
DENETMEN
| Kayıt: 12 Tem 2008 |
| Mesajlar: 2821 |
|
|
|
Çöl rüzgarının sert dokunuşları, kum yığınlarını bir yerden bir başka yere sürüklüyordu. Bir girdap gibi dönen kum yığınları, rüzgarın hakimiyeti altında yalnız çöllerde yükselmekteydi. Rüzgar katılaşmış, hakimiyeti altına aldığı çölü adeta dans ettiriyordu. Güneş ise bu yalnız topraklar üstünde parıldıyor, bayıltıcı sıcağı ile çölü kendinden geçiriyordu.
Yaşlı bir deveyi zorla çekiştirerek ilerletmeye çalışan bir Arap, yorgun gözlerle çaresizce devesine baktı. Devenin üzerindeki kilolarca yük, güçsüz hayvana ağır gelmişti. Arap su testisinden bir yudum aldı. Şehre az kalmıştı, lakin elinde kalan suyu idareli kullanmalıydı. Ancak tahmininden de çok fazla bir sürede şehre varacağını hissediyordu. Zira bu hayvan bu yük ile fazla dayanamayacaktı.
Yapacak pek bir şey olmadığını için Arap, deveyi yeniden çekiştirmeye başladı. Nasırlı elleri, devenin iplerini sıkıca kavramıştı. Esen rüzgar beyaz elbisesini dalgalandırıyor, zorlukla deve ile birlikte ilerliyordu. Yarım saat boyunca yol alan Arap, en sonunda dayanamayarak ipleri elinden bıraktı ve kızgın kumların üzerine diz çöktü. Ellerini semaya kaldırdı ve güneş yüzünde parıldarken Allah’a dua etti. Yanında ne yeteri kadar yiyecek, ne de yeteri kadar su vardı. Bu amansız çölde bir gün daha geçiremeyecek kadar güçsüzdü ve yüklerini şehre yetiştirmeliydi. Onu geride bekleyen bir ailesi vardı ve bu hiçlik içinde sığınabileceği tek liman Allah’ın yüce merhametiydi.
Arap duasını bitirip, ellerini yüzünden çektikten sonra ayağa kalktı. İçine garip bir his doğmuştu. Korku ve umut ile karışık bir duyguydu bu. Arap fazla irdelemeyerek kendini toparlamaya çalıştı. Ardından yeniden devesinin iplerini kavradı, ancak deve inatla hareket etmek istemiyordu. Olduğu yere çakılmış bitkin, siyah gözleri çölün sonsuzluğuna bakmaktaydı. Arap son bir kez daha zorladı yaşlı deveyi. Lakin ardından deve inleyerek yere çöktü ve Arap’ın tüm ısrarına rağmen de kalkmadı.
Arap çaresizlik içinde ipleri elinden bırakırken '' Merhaba '' dedi bir ses aniden. Ses tam arkasından gelmişti. Arap irkilerek öne doğru atıldı ve yüzüstü yere kapaklandı. Ancak kafasını yerden kaldırmaya cesaret ettiğinde arkasına bakarak ona seslenen kişiyi görebildi. Birkaç adım ötesinde, tüm vücudunu siyah bir çarşafa sarmış ve sadece kızıl gözleri gözüken bir adam vardı. Arap, adamın gözlerinden korkarak yerde geri geri kendini sürükledi. Adamın aniden yanında belirmesi fazlası ile korkutucu iken, kızıl gözler Arap’ın aklını almıştı. Arap’ın fal taşı gibi açılmış yeşil gözleri, önünde ki ürkütücü adamın gözlerine bakıyordu. Ne hikmetse de bir türlü ayıramıyordu gözlerini adamdan. Ağzından ise bildiği tüm şeytan ile ilgili duaları fısıldamaktaydı.
'' Korkmayın lütfen '' dedi adam, sesi yumuşak ve sakindi. Ancak şeytanın her türlü aldatmaları mevcuttu. Adam, çarşafının altındaki sağ elini çıkartarak peçesini açtı ve yüzünü ortaya çıkardı. Bu genç bir çocuktu. Kızıl gözleri sert, pürüzsüz ve düzgün yüz hatları üzerinde artık o kadar korkutucu gözükmüyordu. Genç adam korkmuş olan Arap’a yaklaşarak sağ elini tutması için uzattı. Arap önce tereddüt etti. İçinde büyümekte olan korku, ona uzanan eli tutmasına engel oluyordu. Ancak nedense Arap, genç adamın elini kavradı ve '' Her şey Allah’tan gelir '' diyerek ayağa doğruldu.
'' Buradan geçiyordum ve sizi gördüm. Deve biraz sorun çıkartıyor galiba '' Dedi genç adam devenin karnını okşayarak. Çocuğun yüzününde hafif bir gülümseme vardı. Arap halen üstündeki şoku atlatamadığı için sessizce deveye baktı ve kafasını salladı. Konuşmak için hazır olmadığını hissediyordu. Ya da en doğrusu, konuşamıyordu.
'' Bu yük bu hayvana çok fazla, ama şehre kadar gidebilecek gücü var gibi gözüküyor '' Genç adam deveyi birkaç saniye süzdü. Sonra da devenin önüne geçerek devenin yüzünü tuttu. Devenin kapanmak üzere olan kırışık göz kapakları, kızıl gözleri görünce yeniden açıldı. Genç adam yavaşça devenin kulağına bir şeyler fısıldadı ve sonra ayağa kalktı. Arap dikkatlice adamı izliyor, ne yaptığı hakkında bir şeyler anlamaya çalışıyordu. Bu sırada deve sakince yattığı yerden kalkmıştı. Arap şaşırarak genç adama baktı. İçinden kendi kendine şeytanın ne gibi bir planı olduğunu soruyordu. Ancak başka bir duyusu, bu adamın kendisine bir zarar vermeyeceği yönünde etkiliyordu Arap’ı.
'' Şehre kadar dayana bilir '' dedi genç, Arap’ın konuşmayacağını anladığında. Gencin yüzündeki gülümseme kaybolmuştu şimdi. Yerini kırgın bir ifade almıştı. '' Ancak daha sonra yaşayacağını sanmam '' diye devam etti genç '' Ve bu arada, kum fırtınası yaklaşmakta. Şehre kuzey batı yönünden gidersen fırtınayı arkanda bırakırsın. Sağlıcakla kal '' Genç, peçesini yeniden yüzüne örterek sessizce ileriye doğru yürümeye başladı. On metre kadar uzaklaştığında, Arap sesini ancak çıkarıp '' teşekkür ederim '' diyebilmişti. Lakin bu teşekkürü genç adamın duyup duymadığı hakkında hiç bir fikri yoktu. Ama genç bunu harfiyen duymuştu ve peçesinin altından memnuniyetle gülümsemişti.
Arap devesinin iplerini yeniden elleri arasına aldı. Birkaç kez çekiştirdi ve deve uzun kafasını birkaç kere salladıktan sonra yürümeye başladı. Arap sevinerek arkasını döndü, genç adam çoktan gözden kaybolmuştu. |
|
|
|
|
 |
|
|
 |
|
|

|