ISLAK AŞK
(Gözyaşları nemi sever)
6.Bölüm: Karanlıklar..Bilinmezler..Şüpheler..
Bostancıda ağır bir yük. Koca bir yığın.Umutsuz nefes alışlar..Kalbi koparılmış bir genç. Saniyeler bıçak sırtı, Zaman öksüz çocuk ve duygular hasarlı.Taze açmış bir gülün koparılma kokusu gibi körpe bir hava.Mayıs, nisandan devir almış görevi..
Birkaç dakika kaldırımda hareketsiz, çömelik bir vaziyette durdum. Sağ omzumda bir el hissettim: ‘’ İyimisin arkadaşım?’’. Cevap vermedim lisanını bilmediğim bir dile.Ne demek istediğini de merak etmiyordum tahmin etmem yetiyordu.Kalktım doğruldum.Kafamda taze bitmiş birkaç soru işareti, ne yapacağımı bilmez bir halde banka oturdum.Herwez’î arasam bir türlü aramasam bür türlü.Arasam ne diyeceğim? Linda’yı kimlerin kaçırdığı hakkında en ufak bilgim yok.Hem izde yok arkalarında, nasıl takip edeceğim?. Kursağım kurumuş, damarlarımdaki kanlar grev edercesine yavaşlamıştı, Mayıs güneşi ensemde cirit atarken. Elime telefonu aldım.Şarjı bitmek üzereydi.Herwez’e durumu anlatmaya yardım edecek gücü olmayabilirdi. Soğuk bir edayla, tozlanmış parmaklarımla Herwez’in numarası üzerinde ‘’yes’’ e bastım.4. kez çalıyordu ama açılmadı. 6-7-8... Sonunda kalın katran bir ses, ağzında ziftlenmiştir kurabiye varmış gibi ‘’alo ‘’ dedi. Yüreğim bağlandı.Dilim pitbull köpeklerini bağlayan zincirle çevrelenmiş gibiydi. ‘’He..He. Herwez’’ amca. Sesimdeki kekeleme tonu Herwez’in dikkatini çekmişti. ‘’Ne oldu Rallen, Kötü bir şey mi var?’’ Blöf yapmak için aramamıştım nede olsa, gerçekleri döktüm yere saçılan inciler gibi. Telefonda bir duraklama oldu.Arkadan su sesi geliyordu.Sonra kesildi. Kekeleme sırası karşı taraftaydı.’’ Hi..Hiç bir iz felan yok mu?’’. Gerçekleri bütün acımasızlığı ile avizeden Herwez’in beynine kazıyor gibiydim.Sonra iki uyarı sesi ardından görüşmemiz kesildi.Şarjım bitmişti.
* * *
Frankfurt’ta ölü grimsi bir hava. Kuşlar saçak köşelerinde matem tutar gibi sessizliğe bürünmüş. Birbirlerini kaşımaktan, ölesiye vazgeçmiş gibiler.Herwez, avizeden kurtulmuş, deri koltuğa yığılmış bir vaziyette.Kızının kaybolmuş olması, daha doğrusu kaçırılmış olması, ürkütücü bir nefes almasını sağlar ciğerlerine.Hayatta tek tutanağı olan biricik, güzeller güzeli kızı, başkalarının elindedir ve canı da tehlikededir muhtemel olarak. Rallen bir müddet sonra tekrar arar: ‘’Frankfurt’a Geliyorum’’.Rallen, ilk uçakla ülkesine döner.Herwez’e, Lindayı çok sevdiğini ve sonuna kadar, canı pahasına da olsa onu bulmak için uğraşacağını söyler.Rallen birkaç gün sonra tekrar İstanbul’a dönmek üzere hazırlanır..Herwez, Rallen’e yüklü bir para ve 35 mm. lik birde Baretta silah verir.’’Al bunlarda yanında bulunsun, ne olur ne olmaz’’ Rallen bir teşekkür tebessümü sergileyip, yola koyulur.
Akşam üstü Rallen tekrar İstanbul’da dır.Bostancıya gider ve kaldığı otelin danışmasından boş bir oda ister.Gece olmuştur ve istirahata dalar. Rallen puslu düşüncelerin içinde kervana katılır. Danışmandan, son bir hafta içinde gelen müşterilerin listesini ister.Danışman ilkin pek istekli olmasa da sonra nazı kesilir ve Rallen’e listeyi gösterir.Listedeki isimlerin bir fotokopisini çekip cebine koyar ve otelden ayrılır. Gece olmuştur.Bir sokak lambasının eşliğinde listeye göz gezdirir.Her ismin yanında, ulaşabilmek için cep numaraları da vardır.Listedekilerin çoğu erkeklerden oluşmaktadır lakin Rallen Türkçe bilmediği için bu ayrıntıya yönelemez. Yalnız bir tek isim yabancıdır listede.’’Ronald Gronberg’’. Bu isim, yabancı olduğu için Rallen’in dikkatini çeker ve zaten listede tek göze batan isimde olmasının etkisi vardır.Hemen numarayı çevirir.Açan olmaz, ardından bir hışırtı ile telefon açılır.’’Efendim?’’ Rallen, Almanca aksanıyla ‘’Kiminle görüşüyorum?’’ diye sorar.Telefondaki ses, listedeki isimle paralel olarak doğrular bir şekilde ismini söyler.Karşısındaki de İngilizce bilmektedir.Rallen hemen bir blöf yaparak konuşmaya başlar otelin adını da ekleyerek; ‘’Kuğu otel den arıyorum. Ben komiser Negman. Kaldığınız otelde, bir yakınınız silahla yaralandı, sizin isminizi verdi, şehirde tek tanıdığım diyerek.Şuan hastaneye kaldırıldı.Size de haber vermemizi istedi.Akşama otelde olun.’’. Adam hiçbir şey demeden telefonu kapatır. Rallen bu blöfünün işe yarayacağını umut etmekten başka yapacağı bir şey yoktur. Adamı beklemeye koyulur.
Gece 21 sularında bir araç görünür Kuğu otelin önünde.Mavi bir Manager sinsi bir kaplan gibi kaldırıma yanaşır.Araçtan, uzun, ince deriden yapılmış paltosuyla bir adam iner.Rallen hemen karşılar onu ve sorar;
- Mr. Gronberg?
- Evet benim.Sizde komiser Negman olmalısınız.Kimliğinizi görebilir miyim?
Rallen hiç vakit kaybetmeden belinden beratta yı çıkarıp adamın şakağına dayar ve kirişin gölgesinde kalan, ışık görmeyen köşeye çeker.Adama, belirli belirsiz bir çok soru sorar. Kimsin?, Nerelisin? Ne yapmaktasın? ... Elinde silahlı birine doğruları söylemekten başka bir çaresi olmayan adam bülbül gibi şakır:
- Ben Rus Fuhuş Mafyası için çalışan bir maşayım. Bana verilen adreslere gider.Elime tutuşturulan kız resimlerini aramaya koyulur ve onları eter ile bayıltıp, Rusya ya kaçırırım.Orada mafya bu kızları fuhşa zorlar ve para kazanır. Her zaman farklı ülkelere gönderilirim.Bu sefer durağım Türkiye idi.
Rallen duydukları karşısında şaşırmışa döndüğü gibi, daha bir kere de turnayı gözünden vurduğunu düşünerek te sevinmiş gibidir ama eğer doğru yolda ise Linda’yı hiç iyi bir son beklemektedir. Adam ise Türkiye’ye bu iş için gelirken, yanında yardımcı olarak gönderilen elamana bir şey olduğunu sanarak, Rallen’in blöfüne kanıp, yeme düşmüştür.Yalnız, başına silah dayadığı adamın, ne gece vakti otelde oda sahibi olduğunu söyleyen kişiye, nede Bostancı caddelerinde kendilerini takip eden adama benzememesi, Rallen’in umut tezini çürütür durumdadır.Belki de onunla beraber gelen elamandır, onları takip eden kişi. Rallen kafasında bunları kurgularken, bir elide adamın yakasındadır. Sonunda konuşmaya karar verir rallen : ‘’ Beni Rusya’ya götür’’.
Adamın itiraz edecek ne hali nede lüksü vardır. Mavi Manager’e binip Rusya’nın yolunu tutarlar.
Saat 04:36. Sabah sökmek üzere.Bir Mayıs ayazı. Adamın çalıştığı, Rus mafyasının yönettiği Fuhuş Sarayının, 10 metre ötesinde park ederler.Rallen arabadan iner ve adamı da dışarı çıkartır.’’Arkana bakmadan doğru kaybol ormana’’.Adam itirazsız, kuzu kuzu dediklerini yapmaktadır Rallen’in. Rallen, sökmek üzere olan şafağın maviliğine sinmiş, koca bir buz kütlesi gibi duran mermer binanın yanına yaklaşır.Ön Kapıda 2 metre boylarında iki adam vardır.Kapının üstünde ve iki sağ köşede de güvenlik kameraları.Rallen’in içinde buruk bir ümit hala nefes alıp vermeye çalışmaktadır.Linda’nın burada olup olmadığından emin değildir.Sonra düşünmektedir ki, bu kızı bu kadar çok mu sevmektedir.Bir aylık ilişki yaşadığı biri için ülke ülke dolaşmak mantıklımıdır, ilk kez aşık olan biri için? Bu sorular kafasını kemirirken Rallen’in, Rallen kendi sorularına kendi cevabı bulur. Linda aşkıdır onun.Hiçbir şeye değişmeyeceği sevgilisi.Bir tanesidir, Hayatta ona böyle bir duygu ve mutluluk yaşatan tek canlı.O yüzden kafasındaki mantık dışı soruları ceset torbalarına sokuşturur ve içinden konuşur ‘’ Onsuz olmaz!’’.
Güneş doğma hazırlığındayken, Beyaz şatonun büyük, kara çarşaf görüntüsündeki kapısı açılır.İçinden gece kadar siyah bir BMW Jeep çıkar. Rallen dikkatini buraya yoğunlaştırmışken ensesinde bir soğukluk hisseder.Kafasına silah dipçiği inmiştir..Rallen ter içinde uyanır.İstanbul’da yine sabah olmuştur.Gece gördüğü rüyanın tesirinden sıyrılmak için lavaboya yönelir.Gümüş kaplamalı musluğu açar ve yüzünü yıkar.Kabus, Rallen’i kan ter içinde bırakmıştır.Kolay değildir, Sevdiği kızın gerçekten, Rusya da bir fuhuş mafyasının elinde olduğunu öğrenmek, yada ihtimalini bile düşünmek çok acıdır. Rallen, hiçbir zaman, uyandığına bu kadar sevinmemiştir.Kahvaltısını yapar ve dışarı çıkar.Dışarıda mat bir serinlik vardır.Ağaçların dalları, rüzgarın arzusuna boyun eğmişçesine uyum içindedir.Ahenk, dallardaki kuşları da kapsamaktadır.Çaresizlik diz boyudur. Rallen’in elinde, linda’ya götürecek ne bir işaret nede bir ipucu vardır.Arayışını ateşlemesi için, mucizevi hislere yada yardımlara ihtiyaç duymaktadır.Sanki her şey gizli kapaklı olmaya yemin etmiş, Rallen’in ipuçlarına ulaşmasını zorlaştırma kararı almış gibidir.Linda’nın cebi ise, kaybolduğu günden itibaren kapalıdır..
Linda’nın kaybolmasının üzerinden 10 ay geçer.. Artık Linda’nın Cep no’su hizmet dışı mesajları vermektedir.Rallen’in umudu kaf dağında bile değildir artık.Birkaç hafta İstanbul’da başıboş oyalanan Rallen, aylar önce Frankfurt’a dönüş yapmıştır.Herwez’in referansı sayesinde, bir kütüphane de çalışmaktadır.Günlerini burada geçirmekte, müşterilerle ilgilenmekte, kitaplar okumaktadır.Bunların hepsi, Linda’yı unutmasına yetmese bile, taze izlerin üzerine gem vurmaya kaadir olmuştur.Bu zaman dilimi içinde de, Linda’nın üzerine gül koklamamış ve hiçbir karşı cinsi ile en ufak bir temasa ilişmemiştir.Herwez ile de devamlı temas içindedir.Babası, kızı ile ilgili son durumları ayrıntısıyla öğrenmek için sık sık aramaktadır Rallen’i.
Saat 18:36. Mukavva kokan bir masada, daha önce bir otelde rastladığım ‘’Gümüş Küller’’ adlı kitabı okuyorum. Gerçektende bağlayıcı ve içine çeken bir konusu var.Romanın ilk yüz sayfasını bitirmiş bulunmaktayım.Aklımdaki Linda, hala kalp köşkümde sırları ile gizli.Her defasında duygularıma hesap veriyorum; geceleri yatarken, sabahları kalktığımda.. Benim yanımda iken kaçırılmıştı sevdiğim.Koruyamamıştım.Hiçbir icraat ta da bulunamamıştım.Elimden su gibi akıp gitmişti.Babası bana güvenerek teslim etmiş, ta başka ülkelere beraber gitmemize izin verecek kadar güvenmişti ama ben onun bu güvenine layık olamamıştım.Vicdanım beni her saniye, kızgın demirlerle dövmekteydi. Okuduğum kitaplarda, kaldığım yerleri kaybetmemek için hem onun resmini koyuyordum.Tekrar romana daldım.Pek geçmedi yan masaya bir kız oturdu.Dikkatim bir ara dağılır gibi oldu sonra tekrar toparladım.Ayak ayak üstüne attığım vaziyeti değiştirmek için sandalyemi geri çektiğimde, elimdeki kitabın dengesi biraz bozuldu ve Linda’nın resmi yere düştü.Bunu fark eden yandaki kız hemen hışımla bakışlarını bana dikti ve soru yağmuruna başladı:
- Linda’yı tanıyor musunuz? Neyi oluyorsunuz? Sevgilisi felan mısınız? Nerede canım arkadaşım biliyor musunuz?
Soru yağmurunda şemsiyemi açıp etki tepki metoduna geçtim:
- Hanımefendi, Evet Linda benim sevgilim ama bende onu aramaktayım.Kaçırıldığının üzerinden nerdeyse bir sene geçti hala haber alamadım
- Ne! Kaçırıldı mı?
- Evet. İstanbul’da, seyahatte iken, kimliğini bilmediğim adamlar tarafından kaçırıldı.
- Aman Tanrım.Yani çocukluk arkadaşım katillerin elinde mi? Yaşıyor mu .. Söyleyin Yaşıyor mu?.
Kızın böyle felaket senaryoları üretmesi sinirimi bozmuştu:
- Bakın bayan. Ben aylarca bir şey bulmadım ve sizden fazla bir şey biliyorum da sayılmaz.Lütfen böyle komplo teorileri tarzında, kafanızda hikayeler canlandırmayı kesin.Katil matil diye atıp tutmayın.
- Pardon Özür dilerim.Bir anda resmini sizde görünce ve uzun zamandan beride haber alamayınca kendisinden, böyle bir tepki verdim.
- Sorun değil. Peki ne zamandan beri tanıyorsunuz Linda’yı?
Kızın heyecanı yatışmış, kasları gevşemiş gibiydi.Ellerini masanın üzerine koyup bağladı.Derin bir iç çekti. Göz bebekleri içinde, kendimi aynaya bakıyor gibi hissediyordum.Saçları odanın havasını ferahlatacak şekilde şampuan kokuları yayıyordu.Vücuduna sıktığı parfümünde ondan aşağı kalır yanı yoktu.Bütün dikkatini cümlelere yoğunlaştırıp anlatmaya başladı:
- Linda ile biz çocukluktan beri arkadaşız.Beraber büyüdük diyebilirim.Evlerimizde birbirine çok yakındı.Sonra biz Berlin’e taşındık.Linda şımarık bir kızdı.Ailesi tarafından el bebek gül bebek yetiştiriliyordu.Bir dediği iki edilmiyordu.Tabi bu derin ilgi gösterilmesinde, ailenin tek çocuğu olmasının da etkisi büyüktü.Linda henüz 11-12 yaşlarında iken annesinden oldu.
- ‘’Ne oldu öldü mü annesi?’’ diyerek telaşla lafa girdim.
- Hayır.Babası ile kavga ettiler.Kavga o kadar büyük boyutlara ulaşmıştı ki, bütün komşular canlı sinema izlercesine balkonları doldurmuştu biletsiz seyirciler gibi.Tabi sonunda ayrıldılar ve Linda 12 yaşından itibaren babası ile yaşamaya başladı.
- ‘’Peki annesi ile hiç görüşemedi mi bir daha?’’ diye sorarak sabırsızlık sergiliyor, saygısızca davranıyordum. Karşımdaki kız bundan hiç rahatsız olmamış gibi, olgunca sorularımı yanıtlıyordu:
- Bir daha görüşebildiler mi bilmiyorum ama Linda pek evden çıkmaz olmuştu.Sonra bir çocuğa aşık oldu, onula gezip tozmaya başladı.
Artcher’den bahsediyordu.Linda’yı hastalığı yüzünden terk eden çocuğun ismini işitince, kan beynimde kaynar su rolüne büründü.Sinirlerime hakim olma babında, kitabın cildi ile oynuyor gözüyordum.Kız, sanki para karşılığı bir şeyler soruyormuşum gibi, hararetle konuşmasına devam ediyordu:
- Sonra bir ara Kuzeni ile karşılaştım.Yani Linda kaçırıldıktan birkaç ay sonra.Kuzeni bana Linda’yı Münih te bir mağazada, elinde bir süs köpeği ile ve yanında mavi takım elbiseli adamla asansörü çıkarken gördüğü söyledi.Arkasından ‘’Linda’’ diye bağırmış ama Linda onu görmesine rağmen, üstelik kuzeni olduğu halde, matlığını hiç bozmamış.Kuzeni de Linda’nın bu haline pek anlam veremediğini, bir büyüye maruz kaldığını düşünüyordu.
Müsait bir anda nefes alış boşluğundan yararlanıp, beni ip ucuna götürecek soruyu sordum:
- Kuzeninin adresini biliyor musunuz?
- Evet. Poblius Caddesi Haqrobbit Sokak NO : 17/4 Münih. Cebi de var isterseniz.
Çölde su bulmuşçasına, ‘’verirmisiniz?’’ dedim. Kız, Linda’nın kuzeninin cep telefonunu, çantasından çıkardığı bir peçeteye yazıp, ojeli tırnakları ile süslü işaret ve orta parmağı arasında bana uzattı.Artık elimde bir nebze olsun ip ucu sayılmasa da, Linda’ya götürebilecek bilgiye sahip birinin iletişim alternatifleri vardı.Kıza teşekkürlerimi sunup, hiç vakit kaybetmeden akşam Münih yoluna koyuldum.Gece puslu askerleri ile gökyüzünü bastırmıştı.Rüzgar sinsice esiyordu.Benim bir zamanlar merakla izlediğim o hava akımı.Linda yüreğime girdikten sonra, artık rüzgara odaklanmıyordum.Münih’e vardım.Adresi buldum.Kapıyı çaldım. Birkaç çalmama rağmen kapıyı açan olmadı.Son fırsat olarak, cep telefonuma sarıldım ve Kuzeninin numarasını tuşladım.Birkaç çalıştan sonra, bebeksi bir ses telefon sinyallerini kesercesine ‘’efendim’’ dedi.Kendimi tanıttım.’’Ben Linda’nın erkek arkadaşı Rallen.Sizinle mutlaka görüşmem lazım.Evinizin önündeyim.Neredesiniz?
- Tamam. Şuan eve doğru geliyorum.Birkaç dakika sonra orada olurum.
Linda’yı bulacağım kokuları burnumda tütmeye başlamıştı.Kuzenini beklemek için bahçedeki, yaslanmalı salıncağa oturdum.Yüreğim sıcak atıyor, nefeslerim buz kesiyordu.Ciğerlerime oksijeni çekerken, sabrımda dakikaları sayıyordu..
6.Bölümün Sonu.
-devam edecek-