Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder  
» ROMANLARINIZ
Yazar Mesaj
Üye
Üye

Kayıt: 12 Hzr 2008
Mesajlar: 51
Konum: Edebiyat
ISLAK AŞK     (Gözyaşları nemi sever)

8.Bölüm: Karanlıkta nefes almak..

      Baretta’nın horozunu kaldırdım.Merdivenlerden tırmandım.Kapağı hafif bir güçle itince zahmetsizce açıldı.Üstümüze kilitlenmemişti.Karşı taraftaki odanın penceresi açıktı ve dışarıdaki fırtınanın hırsı belli oluyordu.Kapak, pencerenin yaptığı cereyan sebebiyle kapanmış olabilir diye düşündüm.Dışarıdaki fırtına o kadar şiddetliydi ki, elektriklerin gitmesini bile buna bağlayabilmek mümkündü.Ceset kokan alt odadan dışarı çıktık.Herwez, ‘’Polise haber vermemiz lazım.Gerekeni yapsınlar’’ dedi.Ben tekrar ifade vermek niyetinde değildim.’’ İhbar edip buradan uzaklaşırız öyleyse’’ dedim. Hemfikir bir şekilde telefonuna sarıldı ve polisi aradı.Ardından arabaya binip o evden uzaklaştık.
  

     Tekrar Frankfurt yolundaydık. Herwez’i bilmiyorum ama benim aklım karma karışık olmuştu.Büyük ihtimal Herwez’in de benden farkı yoktu.Çünkü, pek uzun sayılmayacak zaman dilimleri içinde bir çok olayla karşılaşmıştık.Önce Linda’nın kaçırılması, ardından Herwez’in evinin taranması ve daha sonra Jasmin’in feci ölümü. Bu olaylar birbirine bağlıydı diye düşünmeye başladım.Herwez’in dediklerine son derece hak veriyordum. Linda’nın babasına göz dağı verilmek için evi taranmış, Linda’ya ulaşmasını sağlama babında tanık gösterildiği içinde Jasmin öldürülmüştü.Bu yorumlar bana mantıklıda geliyordu.Ne de olsa çevremizde gezinen kara bulutlar, bu aralar bizi hiç yalnız bırakmamıştı. Saat 01:10 sularında Frankfurt’a vardık.Aşırı bir yorgunluk vardı üzerimde.Jasmin’in patlamış kafası aklıma geldikçe, gözlerime uykuda girmiyordu.Sabaha kadar gözlerim açık bir şekilde yattım ve tavana asılı bakışlarımla sabahladım.

  

     Olaylar hep sarpa sarıyordu.Rallen ile Herwez, ne gibi bir tehlike ile karşı karşıya kaldıklarının az çok farkındaydılar fakat ellerine sağlam bir ipucu geçmemiş olması en büyük dezavantajlarıydı. Linda’ya götürebilecek en iyi tanık artık yaşamıyordu.İçinden çıkılmaz bir hal alan bu durumlar neticesinde Herwez ile Rallen ortak bir karara varıp dedektif tutmaya ve ondan yardım almaya başladılar.Alman özel istihbaratında çalışan Dedektif Janetson’a her şeyi baştan sona kadar bütün detayları ile anlattılar.Artık yalnız değillerdi.Kendilerini sonuca götürüp, kızlarını bulmalarına yarımdı olacak biri daha vardı..Janetson 25 yıl Alman Polis teşkilatının istihbarat bölümünde çalışmış son derece tecrübeli, kurnaz ve atik bir Dedektifti.


      *   *    *

  

    Saat; 10:38. Yer; Frankfurt Polis Binası. Rallen ile Herwez, kapısında, metal levha üzerine yazılmış, J.Carlos yazısı bulunan odaya girdiler. Oda, birkaç cm aralıklı güneşlikten hafif hafif aydınlanıyordu.Masanın üzeri evraklarla dolu, arkasındaki panoda bir sürü cinayet afişleri bulunmaktaydı.Gazete manşetleri, röportajlar vs..


    Dedektif Janetson’un gelmesini bekliyorduk. İçerisi ağır bir deodorant kokusuna sahipti. Masanın üstündeki Pc’nin ekranında akvaryum ekran koruyucusu, sanki denizin içindeymişiz gibi su sesleri çıkartıyordu. Kapı aralandı ve içeri, orta boylu kahverengiye çalan saçları olan, sıska biri girdi.Çizgili ceketini askıya asıp, döner koltuğuna oturdu:


-         Hoş geldiniz. Çok bekletmedim umarım. Dün, Münih’te işlenen cinayet hakkında, Münih polisinden birkaç bilgi almak için görüşmedeydim.Henüz elimize somut deliller geçmiş değil ama çok önemli bir tanığımız var.Jasmin’in komşusu Clera.


   Dedektif, masa da süs gibi duran telefonu kaldırıp, üç tuşa bastı.Birkaç saniye bekleyişten sonra, ‘’ Kızı getirin’’ dedi. Sonra telefonu kapatıp bize dönerek sözlerini sürdürdü:


-         Clera, cinayet işlenmeden önceki saatlerde Jasmin ile parkta oturmuşlar..Evleri tam karşıdaymış.Ayrıldıktan birkaç dakika sonra siyah bir Mercedes Clera’nın evinin önünde durmuş...


   Dedektifin sözlerini, ikinci kez açılan kapı kesti.İçeri bu sefer derisi kemiklerine yapmış, aşırı cılız, üzerinde ‘’No Love’’ yazılı beyaz  tişört bulunan bir kız girdi.Hiç konuşmadan karşımızdaki koltuğa oturdu.Yeşil lensli gözlerini üzerimizde gezdirdikten sonra dedektif Janetson’a  döndü:


-         Linda’nın babasını çıkarabildim ama yanındakini tanımıyorum.


  Herwez hemen söze atladı :


-         Linda’nın erkek arkadaşı o, Clera.

  

  Çok geçmedi dedektif, Clera’ya dönerek; ‘’Bana anlattıklarını burada da tekrarlamanı istiyorum’’ dedi.Kız, çıta kadar ince kollarını, üşüyormuşçasına birbirine sararak konuşmaya başladı:


-         Jasmin, çok sevdiğim bir arkadaşımdı.(Gözleri daha şimdiden dolmaya başladı). Ölmeden birkaç saat önce parkta, neşe ile sohbet ediyorduk.Akşama doğru kalkıp evlerimize geldik.Jasmin’i kapıda kızıl saçlı bir çocuk karşıladı.(Benden bahsediyordu) Sonra ben bir şeyler atıştırmak için mutfağa geçtim.Dolaptan birkaç parça yiyecek alıp balkona çıktım.Bir müddet sonra bizim evin önünde siyah bir Mercedes durdu.Ben yollarını kaybetmiş yada adres arayan birileri diye düşündüm.Sonra kızıl saçlı çocuk Jasmin’in evinden çıktı.Uzun bir bekleyişten sonra, Mercedes’in arka kapısından siyah takım elbiseli bir adam indi.Sağ solu kolaçan edip karşı tarafa geçti ve kaldırımda beklemeye başladı.O anda bizim evin telefonu çaldı.Annemler, Dortmund’ta teyzemlerin yanındaydı.Akşama döneceklerini haber vermek için aradığını söyledi.Birkaç dakika telefonda konuştuk.Telefonu kapattıktan sonra merakla balkona koştum.Ortada ne bir Mercedes nede siyah takım elbiseli adam kalmıştı. Jasmin’in evine girdiklerini görmediğimden bu durum pek bir dikkatimi çekmedi. Zaten birkaç saat sonra aklımda bile tutmadım.Akşama da annemleri karşılamak için otogara gitmiştim.Gelince olaydan haberim oldu.


   Siyah Mercedes’i duyunca İstanbul canlandı gözümde.Linda’yı kaçıran ve gezimizi kabusa çeviren o siyah Mercedes.Demek ben Jasmin’in evinden ayrıldıktan sonra arabadan biri inmişti..Birkaç dakika daha geç çıksaydım, Jasmin’in öldürülmesini engelleyebilir, onu kurtarabilirdim.Clera’nın gördükleri yine elimizde somut bir delil barındırmıyordu ama en azından, Linda’yı kaçıranların, bu cinayette parmağı olduğunu biliyordum artık.Dedektif, gözlerinin altındaki çizgileri kaybeden bir tebessüm yaparak araya girdi:


-         Bu cinayetin, somut olmasa da tek tanığı Clera.Yalnız  beni dün biri daha ziyarete geldi.

    Telefonu tekrar eline aldı ve yine üç tuşa bastı.’’ Bayanı çağırın’’. Ofisin kapısı aralanmaktan, biz kimin geldiğini izlemekten bıkmamıştık..


    İçeri sarı saçlı, 1.80 boylarında, bol makyajlı bir kadın girdi.Herwez kadını görür görmez ayağa kalktı.Gözleri, gözkapaklarına kibrit çöpü sıkıştırılmışçasına genişledi.Ağzı sinek avlamaya müsait bir aralıkta açıktı.Dedektif, içeri giren bayanı tanıtma zahmetinde bulunarak; ‘’Bu bayan, Sabrina LOPEZ. Linda’nın annesi’’. Bunu duyunca bende ayağa kalktım. Şaşırma sırası bendeydi bu sefer.Kadın Herwez ile tokalaştı, tam bana dönmüşken, Dedektif tanıtma merasimine devam etti.’’Bu da Linda’nın erkek arkadaşı Rallen.’’. Sabrina isimli bayan beni gördüğüne pek sevinmemiş gibiydi.Soğukça elimi sıktı ve odada  boş kalan son koltuğa oturdu.Sabrina Lopez’in yüzü, Linda’ya tıpa tıp benziyordu nerdeyse.Linda annesine çekmişti. Dedektif tanıtma merasimi bitirdikten sonra, yeniden dönme dolap misali koltuğuna oturarak konuşmaya koyuldu:

-         Bayan Lopez, kızının kaçırıldığını dün öğrenmiş.Eski kocası, yani Herwez yeni haberdar etmiş kendisini.O da durumu öğrenir öğrenmez soluğu burada aldı.Kendisine durumları detaylı bir şekilde anlattım.

     Linda’nın kaçırılması, uzun bir aradan sonra Annesi ile Babasını, kısa bir süreliğine de olsa bir araya getirmişti.Rallen’de melek yüzlü Linda’nın annesini görmüştü.Anne de buradaydı artık.Clera isimli tanıkta gördüklerini anlatmıştı ama hala Linda’dan somut bir haber alınamamıştı.Ellerinde sadece, Jasmin’in onu bir mağazada asansörde gördüğü bilgisi vardı.Buda Linda’ya ulaşmak için yeterli değildi. Herwez kızının kaçırılmasını geç duyurmuştu eski eşine.Polise de geç haber vermiş olmaları büyük bir handikaptı.Her ne kadar Dedektif Jenetson devreye girdikten sonra, Türk polisi ile temasa geçmişse de, bütün uğraşlara ve çalışmalara rağmen bir sonuca ulaşamadılar.Linda’yı kaçıran kişi yada kişiler çok profesyonelce hareket ediyorlardı. Linda’nın annesi Sabrina LOPEZ ise, kocasından ayrıldıktan sonra Fransa’nın Monaco kentine taşınmış ve orada yaşamaya başlamıştı.Bayan Lopez, kocası gibi bir daha evlilik yapmamış, okul arkadaşı bir bayanın evinde yaşamına devam etmekteydi.


*   *   *

     Herwez ile ofisten çıkıp eve döndük.Linda’nın annesi de Fransa ya dönüşünü erteledi.Kızı bulunana kadar Almanya da kalmaya karar verdi.Aklım bu sefer Clera’ daydı. Onunda sonu Jasmin gibi olacak diye korkuyordum.Bundan dolayı ofisten çıkarken, Dedektif Jenetson’a Jasmin olayından ötürü, Clera’nın koruma altına alınmasını söyledim.En azından Jasmin’in katilleri bulunana kadar.Jenetson ise Clera’nın evinin önünde 24 saat nöbet tutacak devriye koyacağı sözünü verdi.Bu içimi biraz olsun rahatlatmıştı. Gece olmuştu.Herwez’in yeni evinin balkonunda akşam yemeği yiyorduk.Hava tatlı bir serinlik içindeydi.Gökte buluttan eser yoktu.Yıldızlar, podyuma çıkmışçasına, bir model gibi ışıldayıp kendilerini gösteriyorlardı.Linda’nın babası durgundu.Yemeğini yerken düşünceler içindeydi.’’İyi misin Herwez amca?’’ diye sorup dalgınlıktan kurtarmaya çalıştım.Tabağın yanındaki peçeteyi alıp, ağzını silerek:

-         Kızım öldüyse eğer, ben yaşayamam Rallen.Anlıyor musun, yaşayamam!
-         Sakin olun Herwez amca.Kızınız ölse mutlaka haberimiz olurdu hem öldürecek olsalar ne diye kaçırsınlar ki, İstanbul’da vururlardı.
-         Saçmalıyorsun evlat.Bazen mantıklı sözlerine hak veriyorum ama bu sözlerin akla yatacak cinsten değil. Kızımı öldürseler nereden haberimiz olacak? Daha yerini bile bilmiyoruz.
-         Haklısınız ama ölmüş olsa haberi er geç duyulurdu.
-         Neyse evlat daha fazla konuşmak istemiyorum.Karnımda fazla aç değil zaten.Ben yatıyorum.

     Masada yalnız kalmıştım.Yemeğimi bitirip, dişlerimi fırçaladım.Sonra sofrayı toplayıp tekrar balkona oturdum.Gökyüzü podyumunda cirit atan yıldızları izlemeye başladım.Saatime baktığımda 23:30’u gösteriyordu.Uykum yoktu.Herwez’in masadan kalktığı neredeyse bir saati geçmişti.Gecenin serinliğinde oturmaya devam ediyordum.Gözümde bazen, Linda ile geçirdiğimiz zamanlar canlanıyor, bazen de Jasmin’in o hali hayal ekranına geliyordu.Gördüklerim, yaşadıklarım bir film şeridi gibi aklımın içinden süzülüp gidiyordu.Gök kubbenin güzelliğini seyre dalmışken, keşke diyordum; kütüphanedeki o kitabı alsaydım da yanıma, şuan okumaya kaldığım yerden devam ederdim.Kitabın bir yerinde, çok güzel ve aklıma kazınan bir şiir vardı.Kısa ve öz cümlelerle çok şeyler anlatıyordu.Aklımdan, o dizeleri yine hayal eşliğinde hafızamı zorlayarak geçirdim:


              Hayatı takip edersen, kölesi olursun,
              Onu kendine bağla ki, gölgen olsun.
              Aşkın büyüsüne kapılırsan, zengin olur kalbin.
              Onu kendine ısıt ki, huzura açılan bölgen olsun.

              ‘’İyi ki’’ lerle yaşamak karlı çıkarır insanı,
              ‘’Keşke’’ leri yaşama ki, sermayen olsun.
               Seveceğin insanı da, sevdiğini de tanı.
               Mutlu yaşamak için, bir gayen olsun.

               Sana son nasihatim, kötülüğe özenme.
               İyiliği sev ki, sevenin olsun.
               Kendini yen ama mazlumu yenme.
               Masumu kolla ki, gül bahçen olsun..


      Bu şiir çok etkilemişti beni.İlk kez böyle mısralarla karşılaşıyordum.Gece iyice ortama kurulmuştu ama hala uyku çağırmamıştı gözlerimi.Yinede içeri geçip yatağa uzandım.Gözlerim yine tavanda, bakışlarım yine duvarları seyretmekteydi.Linda ile çok az zaman geçirdiğime yanıyordum.Ömür boyu beraber olsam bile doyamayacağım sevgilimle bir ay bile geçirememiştim doğru dürüst.İlk kez yaşadığım bu duygu, ilk kez tattığım aşk bana çok cimri davranmıştı.Gözlerimden, pamuk bulutlardan damlarcasına sıcak gözyaşları inmeye başlamıştı, kaynak şelaleleri gibi. Burnum sızlıyor, başıma ağrılar giriyordu.Göz yaşlarım bakışlarımı git gide buğuluyor, görüntümü bulanıklaştırıyordu. Aniden kulağımın içine sinen bir çıtırtı hissettim.Sanki pencerenin dibinde, otları ezercesine biri yürüyordu. Yatakta hafifçe doğruldum.Gözümdeki bulanıklıklar gitmişti ama hala nemler mevcuttu.Gözlerimi silip ayağa kalktım.Odanın lambasını yakmayı  düşündüm bir ara sonra vazgeçtim.Dışarıda her kim varsa, onu hissettiğimi bilmemesi yararıma olurdu.Ürkütmemek en iyisiydi.Kapıya doğru yöneldim.Hafifçe açtım. Koridora çıktım ve bahçenin paralelindeki odaya doğru yöneldim.İlk hışırtıdan sonra başka ses duymamıştım.Kalbim hızlı atmıyordu ama heyecanım atak yapmak için hazırda bekliyordu.Elime bir şey alma gereği duydum.Bu kesici bir alette olabilirdi yada Herwez’in verdiği Baretta silah. Odaya geri döndüm ve yastığımın yanındaki  silahı kavradım.Herwez’den aldığımdan beri  hiç kullanmamıştım.Full doluydu.Tekrar bahçenin olduğu odaya yöneldim..

8.Bölümün Sonu.

-devam edecek.-


    






_________________
Bilinç altı..Deniz Altı... Şanslı Yedi.. Kara kedi..
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Önceki mesajları göster:   
Resim Yükleme Paneli


Lütfen Yüklemek İsteğiniz Resmi Seçin

Yeniden Boyutlandır?
Resim yüklendikten sonra karşınıza çıkacak ekrandaki Hotlink for forums (1) linkini foruma kopyalarsanız resim forumda gözükecektir.
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Fantastik Edebiyat Forum Forum Ana Sayfa -> YAZI ATÖLYESİ -> ROMANLARINIZ

 
  
   
   
Copyright © 2006 FANTASTİK EDEBİYAT. Telif Hakları FANTASTİKEDEBİYAT.COM ' a Aittir.
Tasarım & Kodlama : Arttech İnternet Hizmetleri