Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder  
» ÖYKÜ ATÖLYESİ
Yazar Mesaj
Üye
Üye

Kayıt: 20 Arl 2006
Mesajlar: 226
Kan, ellerime yavaşça yayılıyor. Ölü bir beden yanı başımda sereserpe uzanmış durumda. Bu izden kurtulmalıyım. Kan sadece ellerime değil, ruhumun derinine de işledi, pıhtılaşıp karardı. Ruhumdaki bu işaret benim bir parçam, benim sonsuz lanetim.

    Ellerimi yıkıyorum. Lavaboda daireler çizerek yitip giden kanlı su, ebedi süreceğine kendimi inandırdığım huzurumu da alıp gidiyor. Geriye korku ve acı bırakıyor. Benimle aynı yaşama hakkına sahip bir başka insanın bu hayattaki günlerine bir son verdim. Tanrının bir lütfu olan hayat ırmağının suyunun önüne geçmeye çalıştım. Ama ben sadece bir çakıl taşıyım ya da öylesine değerli olabildiğim hayaliyle avunan zavallının tekiyim. Cesedi bulduklarında hiçbir kaçış ihtimalim olmayacak. Her şey çok açık. Demir parmaklıklar yahut darağacı gözüküyor kederli gözlerime. Korkuyorum, bıraksaydım belki de o beni öldürürdü diyorum ama bu tam anlamıyla bir avuntu. O, masum ve çaresizdi, Öte yandan ben acımasız ve vahşiydim.
Hava kararıyor. Odanın ortasında hala yatan cesede dokunmaya cesaret edemiyorum. Yatağıma uzanıyor ve kabuslarla bezeli rüyalar alemine seyahat için hazırlanıyorum. Kan bana hayat verirken onunkini elinden alıyor. Ben yaşıyorum ve de yaşayacağım herhalde. Çünkü Tanrı adaletlidir. O yaşayıp vicdan azabımla kavrulmamı isteyecektir. Ben de kendi canıma kıyamam. O zaman vicdanımdan merhamet dilenmekten öteye bir kaçış yok, bu zavallı beni ademe.
O gece kendimi bir bataklıkta buluyorum. Fani hiçbir duyguya yer verilmemiş bir diyardayım. Anlamsız hisler çevreliyor ruhumu. Korku, evet korku, korkuyu iliklerime kadar titreyerek hissediyorum. Uçsuz bucaksız bir bataklık yer eyer korkunç dallarını ve kuru yapraklarını garip şekillerde göğe kaldırmış ağaçlar ve yeni yeni duyduğum garip bir koku. Sonra uzaklardan buğulu ve sisli vadinin derinliklerinden gelen sesler işitiyorum.
Ses anlamadığım, lanetli bir lisanmışçasına beni ürkütüyor. Bana gel diyor adeta. Ruhum oraya gitmek istiyor. Ellerim kana bulanmış. Bir katilim. Acınası, iğrenç bir katilim. Ses beni çağırıyor. Artık buna eminim. Çünkü sözler artık anlaşılır geliyor.
‘’Ey kanla mühürlenmiş kişi kaderini izle. Yolunu kendin seç. Ben, ellerindeki kanı temizleyebilirim ama ruhundakini asla!’’ Ellerimi yıkadığımı çok net bir şekilde hatırlıyorum. Ama onun şahdamarından fışkıran kan hala ıslak ve sıcak. Hala ellerimde, hala lekeliyim. Bataklığın pis dumanları ayı kirletirken ilk adımları atıyorum. Koku beni bayıltacak adeta. Ses daha da yakından gelmeye başladı.
Dayanacak takatim kalmadı ve yüz üstü çamurun içine gömülüyorum. Düştüğüm pis su, kutsal zemzem ile Mekke’nin kumunun karışımı adeta. Huzur veriyor lekelenmiş bedenime. Huzuru hissediyorum bir anlık da olsa. Daha sonraları bu mutluluk anı benim tek umudum olacak. Ama mutluluğum hiç bitmesin istiyorum ellerimden kopup gidişini seyrederken. Cesedin gözleri oluyor ilk gördüğüm şeyler. Onun üstüne düşmüş olmalıyım uyurken. Kan bütün vücuduma bulandı. Kan bu aciz ve ölü bedenden oluk oluk akmaya başlıyor. Kan gölünün içinde boğulacağım adeta. Kaçış yok. Böyle ölmek istemiyorum. Çığlıklar atıyorum birbiri ardına birinin çekip kurtaracağı umuduyla.
Bir el boynumdan beni yakılıyor. Kanla dolmuş odamdan gökyüzüne doğru çıkarıyor, Şehir yavaş yavaş küçülüyor. Sonunda bulutlardan öte hiçbir şey göremiyorum. Beni kurtaran ele doğru dönüyorum. Bu yaratık her kim ya da neyse ona minnettarlığımı sunmak için bir şeyler söylemeye tam yeltenecekken bana susmamı işaret ediyor. Yeşil bir ışık her yeri çevreliyor. Gözlerim bu rengin tonlarının haricinden hiçbir şey seçemiyor etrafta, sonra beyaz oluyor her yer ve her şey.
Kendimi bir odada buluyorum. Kıpırtısız bir şekilde bembeyaz bir yatakta uzanmaktayım. Sonra o yaratığı görüyorum. Bana bilmediğimi zannettiğim ama çok rahat anlayabildiğim bir lisanda sakince şu sözleri söylüyor.”Ölmen için henüz çok erken. Yapman gereken şeyler var. Temizlemen gereken izler var. Unutma! Sakın unutma, zaman çok hızlı akıp gidiyor.”
O bu sözleri söylerken odaya beyazlar içinde bir adamla aynı renkli kıyafetlere bürünmüş bir kadın giriyor. Benim baktığım yöne bakıp ne gördüğümü soruyorlar. Yaratık “elveda” diyerek kayboluyor.
Gözlerimi adamla kadına çeviriyorum Tuvaletimin geldiğini ve beni çözmelerini söylüyorum. Beni çözüp ayağa kaldırıyorlar.
Şeytani bir gülümse yüzümü kaplıyor. Ruhumun derinliklerinde aynı ses bana şunları söylüyor:”Kanı temizlemenin en güzel yolu daha fazlasını onun üstüne akıtmaktır.”
Beyazın saflığı kırmızının tecavüzüne uğruyor. Kan oluk oluk akıyor. Ruhum ve bedenim anlık tatminlerde huzuru arıyor.
Bir KATİL doğuyor kanlar içinden…
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
Üye
Üye

Kayıt: 03 Ekm 2006
Mesajlar: 164
Konum: Sırat Köprüsü
Eren, yine senin diğer hikayelerin gibi karamsar olmaya öykünen bir çalışma bu. Fakat nedense bana hep bir şeyler eksik gibi geliyor. Melankoli ve paranoya iki güzel ve tesirli, okuyucuya iyi aktarılabilirse oldukça etkili duygulardır. Lakin ben okuyucu olarak bu duyguları fazla kişiselleştiren cümleleri ardı ardına okuyunca, doğal olarak o sıkması gereken hisleri kendime mal etmediğimden herhalde yazıyı uzaktan okudum. Yani pek içine giremedim.

Cümlelerin ve tasvirlerin yer yer güzel ve sağlam:

Tanrının bir lütfu olan hayat ırmağının suyunun önüne geçmeye çalıştım. Ama ben sadece bir çakıl taşıyım ya da öylesine değerli olabildiğim hayaliyle avunan zavallının tekiyim.. Misal ben cümleyi sevdim.

Genel olarak olumlu bir intiba bıraktı üzerimde hikayen. Fakat dediğim gibi yazına biraz daha kurgu ve daha az kişiselliğe çekmelisin. Umarım fazla konuşmamışımdır.

Eren, yenilerini bekliyorum Very Happy

_________________
kIZmAK Yok,
KENdİmi boĞUyORuM sAdeCe.
iÇİmDen DEşİLmEk gELİyOr,
çILdIRtAN BiR GüNAh bU gECe...
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
Üye
Üye

Kayıt: 20 Arl 2006
Mesajlar: 226
Öncelikle teşekkürler burak,
ben bu yazıyı aslında bir hikayenin başlangıcı olarak düşünmüştüm, biraz da yazdım ama hepsi kağıt üzerinde. Bir arkadaş bilgisayara geçirmeyi teklif etti ben de kırmadım devamını da umuyorum yakında forumda görebilirsin.
Eleştirilerine de kulak asmıyorum sanma:) Kurgu gerek gerçekten ama bilmiyorum içimden böyle yazmak geliyor:)

_________________
Ölümhanedeyiz, ölmeye doğuyoruz!
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
Önceki mesajları göster:   
Resim Yükleme Paneli


Lütfen Yüklemek İsteğiniz Resmi Seçin

Yeniden Boyutlandır?
Resim yüklendikten sonra karşınıza çıkacak ekrandaki Hotlink for forums (1) linkini foruma kopyalarsanız resim forumda gözükecektir.
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Fantastik Edebiyat Forum Forum Ana Sayfa -> ÖYKÜ ATÖLYESİ

 
  
   
   
Copyright © 2006 FANTASTİK EDEBİYAT. Telif Hakları FANTASTİKEDEBİYAT.COM ' a Aittir.
Tasarım & Kodlama : Arttech İnternet Hizmetleri