Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder  
» ÖYKÜ ATÖLYESİ
Yazar Mesaj
Üye
Üye

Kayıt: 18 Ağu 2007
Mesajlar: 5
Arkadaşlarıyla bahçede oturup sohbet ettikleri bir geceydi. Saat gece yarısı 1 i geçmiş olduğu için bahçede onlardan başka kimse yoktu. Sohbet ederken bir yandan da bir şeyler yiyor-içiyorlardı. Artık aldıkları sıvıyı geri verme zamanının geldiğine inandıkları zaman Braven ve Dante sosyal tesislere gitmeye karar verdiler.
   Braven’la gecenin bi yarısı, karanlık bir binaya girmek fikri hiç hoşuna gitmiyordu çünkü onda farklı olan bir şeyler olduğunu hissediyordu. Yeni yeni tanıdığı birisi olduğu için iyi mi kötü mü olduğundan emin olamıyordu ama diğerlerinden farklı bir enerji yaydığını hissedebiliyordu. Her ihtimale karşın dikkatli olmalı ve gözünü ondan ayırmamalıydı
   Sosyal tesisler iki katlı, büyük bir binaydı. Alt katta pek bir şey yoktu, girişin sol tarafında ufak bir çamaşırhane sağ tarafında da işletmecinin odası vardı. Bu saatte ikisi de kilitliydi ama camlarından içeriyi az da olsa fark edebiliyordunuz. İçerde birisi hareket etse fark ederdiniz ama kim olduğunu söyleyebilmeniz zordu. Sağda ve solda birkaç oturma yeri olan geniş bir alan devam ediyordu girince. En sonda da yemek yenilen bölmeler vardı (tabiki bu saatte hiçbir yiyecek kırıntısı yoktu) Yemek bölümlerinin önünde üst kata çıkmak için merdivenler vardı. Burda da bu saatte tabiki kapalı olan internet, bilardo salonu ve kantin vardı. Haliyle insanların oturması için sandalye ve masalar da ... Bide merdivenlerin yanında her iki katta da lavobolar vardı ama onlar alt kattakini kullanacaklardı
   Sosyal tesislere girdiklerinde havadaki enerjinin iyice değişmeye başladığını fark etmişti Dante. Havadaki enerjiden ötürü kalp atışının hızlanmasına engel olamamıştı. İçerde görebildiği tek hareketlilik Braven'ındı ama bu enerji daha önce ondan yayıldığını hissettiği enerjiye hiç benzemiyordu. Enerji net bir şekilde karanlık tarafa aitti. Bu karanlık enerjinin kaynağı o olabilir miydi?? Bilemiyordu; ama yine de dikkatli olması gerekiyordu.  
   Binadaki işlerini halledip dışarıya çıktıklarında havadaki enerjinin değişmeye başladığını fark etti. Braven hala yanındaydı, demek ki karanlık enerjinin kaynağı o değildi. Binada farkına varmadıkları birisi ya da bir şey daha vardı anlaşılan ve yaydığı enerjiye bakılırsa hiç de iyi şeyler yapmayı planlamıyordu
   Dışarda oturan arkadaşlarının yanına gidip biraz daha sohbet ettiler.; ama o bi türlü kafasındaki soru işaretlerini atıp sohbete yoğunlaşamıyordu.
   İçerde ne vardı? Ne yapmayı planlıyordu? Nasıl engel olabilirdi? ...
   Biraz daha sohbet ettikten sonra kalktılar ve yatmak üzere bloklarına doğru yöneldiler. Birbirlerine iyi geceler diledikten sonra hiçbirisiyle aynı odada kalmıyor olduğu için sevindi. Uyumak gibi bir niyeti yoktu çünkü.
   "İyi geceler" diye düşündü. Hafif bir gülümseme yayıldı dudaklarına, bu gecenin hiç de iyi geçmeyeceği belliydi.
   Dolabını açtı. Kıyafetlerinin altına sakladığı siyah bir pelerin ve maskesi vardı. Dışarsı karanlıktı karanlık olmasına ama yine de kim olduğunun anlaşılmasına imkan vermek istemiyordu. Dolabın içinde, askıda duran kıyafetlerinin arkasında yapıştırılmış olan postere ilişti gözü. Kötü Kedi Şerafettin vardı üstünde. çizerlerince adına imzalanmış bir takvim. Hatıralar geçmeye başladı gözünün önünden. Kız arkadaşıyla birlikte geçirdikleri mükemmel bir günün hatırasıydı bu. Artık hayatta olmayan kız arkadaşının... Şimdi hatıralarda kaybolmanın zamanı değldi. Posterin altındaki bantları çıkarttı ve arkasında saklanmakta olan kılıcı aldı. Ufak bir kılıçtı ama onunla kendini hiç olmadığı kadar güvende hissediyordu Dante. Kabzasını eline aldığı anda içini bir sıcaklık kaplıyordu. Kabzadan ucuna doğru bıçağı genişleyen hilal şeklinde hafif bir kılıçtı. (zaten ağır ve büyük bir kılıcı odada saklaması çok zor olurdu) Kendi başına kadığı zamanlarda yaptığı ufak antrenmanlarda bu kılıçla ne kadar özgür hareket edebildiğini görmüştü. Eğer ani bir saldırı sonucu zaman darlığına düşerse hiç endişelenmeden kılıcıyla kendini savunabilirdi.
    İçerde biraz bekledikten sonra, ses çıkartmamaya dikkat ederek tekrar bloktan çıktı. Kapıdaki güvenliğin uyuyor olması ve rahatça dışarıya çıkabilmesi bir bakıma güzeldi bir bakıma da kötü. Ya onun dışarıya çıktığı gibi, birisi de içeriye girse ve bu kişi karanlık taraf için çalışıyor olsa ne olacaktı?? Gerçi öyle bir durumda uyuyor olması onun için daha hayırlı oludu çünkü bu zavallı fanilerin o şeytanlara karşı hiçbir şansı olamazdı. Şimdilik bu konu bekleyebilirdi, öncelikle tesislerde neyin olduğunu anlaması gerekiyordu. Tabi eğer hala ordaysa
   Uyuyan güvenliğin bile onu göremeyeceği bir noktaya geldiğinde t-shirt ünün içine sakladığı pelerini giydi. Pelerin boyundan geçiriliyordu ama ön tarafı kollarını rahat hareket ettirebilsin diye büyük bir yırtmaca sahipti. Yani onu gören birisi kıyafetlerini göremeyecekti. Maskesini de taktı. Peçeye benziyordu aslında, ağzını ve burnunu kapatıyordu sadece, gözleri açıktaydı. Kılıcı sol elinde ve pelerinin içindeydi.
   Saklanmak için abartı olmayan bir kıyafetti işte. İşini görüyordu, gerisi de önemli değildi zaten. Magazincilerin 10 üstünden kaç vereceklerini düşünecek hali yoktu ama iyimser bir yaklaşımla bakarsak belki acıyıp da haftanın rüküşü seçmezler diye düşünüp gülümsedi, buna ihtiyacı vardı çünkü neyle karşılaşacağını bilmediği için endişelenmeye başlamıştı. Korku yavaş yavaş vücuduna zehirini yaymaktaydı.
   Sosyal Tesisleri görebiliyordu şu anda. İçerisi hemen hemen karanlıktı (bu da kalp atışlarının hızlanmasına sebep olan bir diğer etkendi) Kapısına geldiğinde içeriye kulak kabartarak girmeden görebileceği bütün her yerini gözetledi binanın. Görünürde hiçbir şey yoktu ama hala o enerjiyi hissedebiliyordu.
   Yavaş yavaş içeriye girdi. Dikkatli ilerliyordu çünkü karşısına ne çıkacağına dair hiçbir fikri yoktu. İçerde ilerledikçe buranın aslında ne kadar korkunç olabildiğini fark etti. Öğrencilerin gezindiği, sürekli bir müzik ve insan gürültüsü olan, renkli ortam gitmiş yerine ölümcül bir sessizlik ve karanlık gelmişti sanki. Karanlık, her köşeden onu izleyen gözler varmış gibi hissettiriyordu.
   Neden gelmişti ki buraya !? O da herkes gibi sıcacık yatağında uyuyamaz mıydı ?
   Bunları düşünürken alt katı gezmişti ve aradığını bulamamıştı. “Ne aradığını biliyor musun” diye düşündü ve kendi düşüncesine cevap verdi.
   “Hiçbir şey bulamadığını düşünürsek aradığın şeyi de bulamamış oluyorsun”
   Yine ufak bir tebessüm yayıldı yüzüne.Her şartta eğlenmeyi seviyordu ; ama dikkatli olmazsa bu son eğlencesi olabilirdi.
   Merdivenlerden üst kata doğru çıkmaya başladı.Her çıktığı basamakta gözleri çevreyi tarıyordu.
   Artık korkunun yerini öfke almaya başlamıştı. Karşısında ne olduğunu bilmemek, uyuyamamak, bu lanet binanın içinde bulunmak sinirlerini bozuyordu.
   Üst katı da gezdikten sonra ufak bir sorunu olduğuna karar verdi. Bu katta da hiçbir canlıya rastlamamıştı. Yanlış mı düşünüyordu acaba? hissettiği enerji sadece paranoya mıydı? Braven’den değişik bir enerji yayıldığına inanmış ve yalnız kalınca da değişik bir enerji hissetmesi gerektiğini mi düşünmüştü sadece? Fakat Braven’la binanın içindeyken hissettiği enerji dışarı çıktıklarında değişmişti. Bu nasıl bir paranoya olabilirdi ?
   Binadan çıkmak için alt kata inmeye karar verdi. Hani belki bi ihtimal uyumamış bir güvenlik ortalığı kolaçan etmeye kalkışırsa yakalanmak istemiyordu.
   Merdivenlere gitti, inmeden önce üst kata tekrar bir göz gezdirdi. Bir şey olmadığından emin olunca alt kata inmeye başladı. Odasına gidecek ve kapıdaki güvenlik gibi o da uyuyacaktı.
   Kafasında bir sürü düşünce vardı. İnerken sendeleyip düşmemek için bastığı yere bakıyordu (karanlıkta bastığı yeri görebilmek pek kolay değildi o yüzden yere bakıyordu) Alt kata indiğinde kafasını kaldırıp kapıya doğru yöneldi ve olduğu yerde donakaldı.
   Kapıda bir şey vardı ve ona doğru bakıyordu. Dante, Gecenin karanlığını hiçe sayarak parlayan gözlerin büyüsünden kurtulunca bunun bir kedi olduğunu anladı. Siyahtı ya da karanlıkta oldukları için siyah görünüyordu. Etrafında dışardan gelen bütün ışığı emen karanlık bir enerji vardı. (Kuvvetli yayılan enerjileri görebiliyordu. Bütün canlıların çevreye yaydıkları enerjileri olduğunu da biliyordu ama çoğu insanın ki onun bile gözle göremeyeceği kadar sönükleşmişti) Dürüst olması gerekirse, mükemmel bir görüntüydü !!
   "kara kedi uğursuzluk getirir" diye düşündü. Bu kedi de pek şans dilemeye gelmiş gibi durmuyordu.
   Bir kediden böyle bir enerji nasıl yayılabilir diye düşünürken kedi yürümeye başladı. Ağır ağır... Köşeye sıkıştırdığı fareyi, ödülünü alamaya gider gibi Dante'ye doğru ilerliyordu ve attığı her adımda, Dante karanlık enerjinin içinde daha fazla boğuluyordu.
   Daha fazla düşünmesine gerek yoktu. Düşman bu kediydi ve yokedilmesi gerekiyordu. Yumruk yaptığı sağ elini avucu yukarıya bakacak şekilde,gözlerini kediden ayırmadan, yavaş yavaş havaya kaldırdı. Yumruğu şimdi havadaydı Dante'nin ve kedi de kısılmış, hainlik ve kötülük saçan gözleriyle izliyordu onu.
   Yavaş yavaş parmaklarını açarken avucunun artık boş olmadığının bilincindeydi Dante. Bir anda, kedinin olduğu noktaya doğru,yere çapraz olarak elini indirdi ve sihirli sözler olan "COOAL !!" diye bağırdı. Artık kediye doğru ilerleyen yarım metrelik bir buzul kütlesi vardı havada ve hedefin farkındaymış gibi hızla kediye doğru gidiyordu.
   "Bu iş burada biter, güle güle pisicik"
   Hafif bir gülümseme yayıldığında yüzüne bunu düşünüyordu Dante ama gülümseme bir anda yerini şaşkınlığa bırakmıştı çünkü kedi çok çevik bir hareketle kenara sıçrayarak buzul kütlesinin önünden kaçmayı başarmış ve karanlığa dalmıştı.
   Kedinin az önce bulunduğu yere çarpan buzul tabakasının çıkarttığı ses içerde yankılanıyordu. Dante bu seste kedinin hareket edip etmediğini duyamıyordu ve zaten karanlık olan bir ortamda siyah bir kediyi göremiyordu ki solunda hızla yaklaşan bir parıltı fark etti. Geriye doğru eğilmek için bir saniye geç kalsaydı kedi suratına çok sağlam bir pençe geçirecekti ve Dante o pençelerin normal bir kedi pençesi olmadığının farkındaydı. Zehir ya da Lanet vardı o pençelerde.
   "COOAL!!!"
   Kedinin olduğu yere bir buzul kütlesi daha göndermişti Dante; ama kedi yine çevik bir hareketle saldırıyı savuşturup karanlığa karışmıştı ve Dante'yi yere çarpan büyünün sesiyle baş başa bırakmıştı. Bu ses Dante'yi hamle yapmaktan alıkoyuyordu. Beklemek dışında hiç bir şansı kalmamıştı.
   Aklına bir fikir geldi. Sahip olduğu tek yeteneği bu değildi
   "COOLİHT"
   Bu sihirli sözler onu 5 saniyeliğine sihirli bir buzul kütlesinin içine hapsediyordu. Deydiği yeri 1 dakika boyunca aydınlatan bir buz tabakası. Aynı zamanda bir kalkan görevi de görüyordu fakat şiddetli bir fiziksel saldırıya dayanamazdı.
   Dante sihirli sözleri söylerken kedi de harekete geçmişti. Ödülünü alacak olmanın hazzı gözlerinde okunuyordu kedinin ve Dante'nin boynuna bir pençe geçirdi.
  
   Kedinin gözlerindeki haz yok olmuş ve yerini şaşkınlık dolu bakışlara bırakmıştı çünkü Dante'nin boynuna değil bir buza pençe atmıştı kedi ve pençeleri gecenin karanlığında birer inci gibi parlıyordu artık.
   Dante büyünün etkisinden çıktığında başarılı olduğunu fark etti.
   "COOAL !!"
   Kedi yine çevikliğini kullanarak kenara sıçramıştı fakat bu sefer karanlık onu koruyamıyordu. Havada parlayan bir şey vardı ve Dante'nin bu sefer ıskalamak gibi bir niyeti yoktu
   "COOAL !!"
   Tam kedinin düşmesini beklediği yere doğru yapmıştı saldırıyı ve BİNGO !!! Kedi kendine çarpan buzul kütlesi yüzünden duvara doğru fırlamış ve oraya, insanın başına gelmesini istemeyeceği bir şekilde çarpmıştı.
   Dante kedinin olduğu yere doğru yavaş yavaş ilerliyordu ki kedinin ölmediğini ve hala hareket ettiğini fark etti.
  
   Kedi şekil değiştiriyordu !!!
   Sivri kulaklı, kanatlı ve kedinin sahip olduğu kötülük saçan parlak gözlere sahip bir yaratığa dönüşmüştü. Zor nefes aldığı belli oluyordu .O saldırıdan sonra nefes aldığı için şükretmesi gerekir diye düşündü Dante.
   Yaratık Dante'ye nefretle bakarak;
   "bizi asla durduramayacaksın, o bizim olacak !!!"
   diye haykırdı ve uçarak bir saldırı yapma girişiminde bulundu....
Mesafe çok kısaydı ve hızlı bir saldırı yapmıştı zebani ama bilmediği bir gerçekle yüzleşmek zorunda kaldı. Gecenin karanlığını yaran iki kesme sesi, zebaninin gövdesine açılmış bir büyük kesik ve yerde yuvarlanan sivri kulaklı bir baş
   Dante sol elinde tuttuğu kılıcı aniden sağ yukarıya doğru savurup yaratığa ilk kesiği atmış ve hiç zaman kaybetmeden, kolunu kaldığı yerden sola doğru savurarak yaratığın kafasını uçurmuştu.
   yaratığın içinden fışkıran iltihap görünümlü şey de üstüne başına bulaşmıştı. Kahretsin daha yeni yıkatmıştı kıyafetlerini. Bu aptal zebani 3000 kişilik bir yurtta 3 tane çamaşır makinasında çamaşır yıkatmanın ne kadar zor olduğunu biliyor muydu !?? Dante bi anda yaratığı öldürmek istedi. Anlık sinir krizinden kurtulduktan sonra istediği şeyi zaten yapmış olduğunu fark etti.
   Yaratık bu  sefer hareket etmiyordu; ya da ediyordu ama bu pek de hayat belirtisi bir hareket değildi. Çürüyordu, ufalıyordu, toza dönüşüyordu. ÖLÜYORDU
   En sonunda yaratıktan geriye toz ve siyah bir taş kalmıştı
   "Siyah bir taş !?" diye düşündü Dante. Neden her seferinde öldükleri zaman bile bir soru işareti bırakmak zorundalar ki diye düşünmekten kendini alıkoyamadı. Az önce yaratığın yok olduğu yere doğru ilerleyip taşa baktı. Zararsız olduğuna karar verince daha yakından incelemek için taşı olduğu yerden aldı. Kristale benziyordu. Siyahtı. Sanırım içinde bir şey vardı ama Dante bu karanlıkta ne olduğunu anlayamıyordu.
   Artık binanın içinde karanlık enerji de hissedilmiyordu.
   Daha sonra incelemek üzere taşı da yanına alarak odasına doğru yöneldi. Artık uyuyabilirdi.
   Sabah olduğunda eriyen buzların oluşturduğu su göletlerini görünce öğrenciler temizlikçinin suyu fazla kaçırdığını düşünecek, temizlikçi de zıpçıktı birkaç öğrencinin gece orada su savaşı yapmış olduklarına inanıp ortalığı temizleyecekti.
   Yatağına uzandığı zaman aklında hala yaptığı savaş vardı. Güçlerini fark ettiği zaman kimseye görünmeden kendi başına antrenmanlar yapmıştı. Birkaç ufak savaş yapmıştı ve karşılaştığı zebanilerin sürekli daha güçlü olmaya başladıklarını ve kendisini yenmeye daha fazla yaklaştıklarını fark ediyordu. Acaba bu yok ettiği bütün zebanilerin birbirleriyle bağlantıları var mıydı? Yoksa sadece aynı amaçla yaşayan fakat birbirlerini bilmeyen yaratıklar mıydı? Eğer birbirlerinden haberleri varsa yok olan birkaç tanenin daha güçlüleri sahneye çıkmaya zorlayabileceğini düşündü. Eğer daha güçlüler sahneye çıkarsa acaba onları da yenebilecek miydi? Daha sıkı çalışmalı ve daha çok yeteneğini fark etmeliydi. Neden şu güçlerinin bir kullanma klavuzu yoktu ki? Şans eseri bir şeyler daha yapabildiğini öğrenmek pek faydalı bir durum değildi. O şans size hiçbir zaman gülmeye de bilirdi.
    Cevap her ne olursa olsun, Dante bu dünyada yapması gereken şeyler olduğunu biliyordu artık.
    Normal bir insandan farklı şeyler.
    Normalden daha tehlikeli şeyler
  

   Sorun şu ki Dante'nin bilmediği bir şey daha vardı:
   BİNANIN İÇİNDE SADECE ZEBANİ VE O YOKTU !!!

_________________
It's in your hands to turn hell into heaven !!!
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder MSN Messenger
Önceki mesajları göster:   
Resim Yükleme Paneli


Lütfen Yüklemek İsteğiniz Resmi Seçin

Yeniden Boyutlandır?
Resim yüklendikten sonra karşınıza çıkacak ekrandaki Hotlink for forums (1) linkini foruma kopyalarsanız resim forumda gözükecektir.
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Fantastik Edebiyat Forum Forum Ana Sayfa -> ÖYKÜ ATÖLYESİ

 
  
   
   
Copyright © 2006 FANTASTİK EDEBİYAT. Telif Hakları FANTASTİKEDEBİYAT.COM ' a Aittir.
Tasarım & Kodlama : Arttech İnternet Hizmetleri