Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder  
» ÖYKÜLERİNİZ
Yazar Mesaj
Üye
Üye

Kayıt: 11 Eyl 2007
Mesajlar: 204
Konum: düşler zamanı
Öyküsüz

Sessiz ve sebepsiz terk ederler beni genellikle... Çünkü bilirler ki koparacakları yaygaranın en az on katı bir kıyamet misali çökerim üzerlerine ve bulabilecekleri her nevi bahane cevaplarıyla beraber zihnimdedir. Tüm mutluluklarımı, öfkelerimi, sıkıntılarımı paylaştığım; hayal gücümle sınırlı arkadaşlarım, dostlarım. Soracakları her soruya bir cevabım vardır ve hepsiyle ortak on binlerce anım. Yaşam öykümün şahsımca yaratılmış karakterleri. En güçlüsü bile tek bir kelimeyle veda eder senaryoma...

Bazıları öyle ürkektir ki ete kemiğe bürünmek yerine birkaç saniyeliğine de olsa aklımda beliren bir öykünün silik bir karakteri olmayı seçerler... Belki de hiç oturup yazmayacağım bir öykünün. Hayatlarını, dostlarını belirleyip var olmaya bile cesaretleri olmayanlar. Birkaç dakika geçmeden zihnimin karanlık odalarından birinde kalmaktır kaderleri. Ta ki bir gün elimde hafızamın yarı bitmiş mumlarından biriyle o odaları gezmeye karar verene dek...

İşte o’nun öyküsü böyle sıkıntılı bir gecemde başladı. Çoğu neredeyse çürümeye yüz tutmuş odalar arasında, sıkıntımı giderecek bir karakter ararken buldum onu yeniden. O kadar sesli ağlıyordu ki önce susturmak için yöneldim soğuk demir kapısına. Mum ışığı kapının altından sinsice süzülmüş olacak ki sessizleşti bir an.

Ayak seslerimi duyamazlardı zira... Sadece süzülürdüm o koridorlardan. Zaman zaman sayıklamalarını bile dinlerdim de fark etmezlerdi.
Elimi kapının kilidine doğru uzattım ve açılıverdi. Odanın köşesine sinmiş, ürkek gözlerle bana doğru bakıyordu.

Acaba nerede hayal etmiştim onu? İçimi bunaltan bir sohbet esnasında uzaklara dalıp gittiğim bir anın eseri olmalıydı. Ya da belki kahvemi yudumlamak için okuduğum gazeteye ara verdiğim bir anda... Aslında hatırlamıyordum bile, yüzünün neye benzediğini bile seçemiyordum. Oysa her ayrıntısı ile tasarladığıma emindim. Bakışında minnetsiz bir asalet gizliydi yani kesinlikle kahve içmekteydim o an. Sade ve şekersiz... Uzun ve bakımsız saçları ne kadar süredir burada olduğunun ipuçlarını verirdi her zaman ama bu kez farklıydı, hiçbir tahmin yapamıyordum. 3 ay önce de olabilirdi 30 sene de...

Bir şeyler söylemek için ayağa kalktığını fark ettim. Adımlarında müthiş bir ahenk vardı. Blues’ mu dinliyordum acaba? Kuş tüyünden bir zeminde yürürcesine hafif ama kararlı adımlar. Bu kadarını bile kurmuştum ha?  

Tıpkı hayal ettiğim gibi karşımda durdu, başını öne eğdi ve beklediğim kelimeler döküldü dudaklarından.

— Seni bekliyordum. Biliyordum hatırlayacağını, ama bu kadar geç değil...
— Uğraşacak çok şeyim vardı. Hayat buradaki kadar basit ve boş değil... Dedim. Her zaman hazır bir cevabım vardı soracaklarını önceden tasarladığım zekice ya da aptalca sorularına.
— Beni anlatacak mısın artık? Dedi gözlerimin içine bakarak. Ağlamaktan kısılmış sesi güçlenmişti ve dayanılmaz bir derinlik kazanmıştı gözleri. Bu derece derin ve anlamlı bir bakış beklemiyordum bu cümlenin ardından. Hem bu da neyin nesiydi? Onu anlatıp anlatmamak benim inisiyatifimdeydi. Onun isteğinden tamamıyla bağımsız...
— Seni anlatmak? Neyini anlatacağım ki? Seni bir öykü için düşünmedim ki, sadece bir anlık görüntüydün benim için. Hem bundan bile emin değilim zira o anı bile hatırlamıyorum.
Bu genelde olmazdı, en azından şimdiye dek hiç olmamıştı. Her odaya girişimde ilk birkaç kelime konuşulmadan karakterimin yaratılmış anıları doldururdu odasının duvarlarını bir slâyt gösterisi gibi. Duvardaki görüntüler kesik kesik yansırdı en kötü ihtimalle, odaklanamadığım bir ana rast geldiyse. Oysa şimdi dört duvar simsiyahtı. Ne bir ses, ne görüntü, sadece birkaç tahmin...

Odadan çıkmak için arkamı dönüyordum ki sesiyle irkildim

—     Gitmemelisin. Beni hatırlamadan çıkarsan olacakları biliyorsun!
—     Yok olup gitmen neden umurumda olsun ki? Dedim omuz silkerek. Yok olmak?
Evet... Eğer öylece çıkıp gidersem bu tek bir anısı bile olmayan siluet sonsuza dek yok olup gidecekti. Bu benim tasarladığım bir şeydi, bunu ben biliyordum ama o? Nasıl? Nasıl bilebiliyordu?
— Kaybolup gitmemden korkuyor musun yoksa? Dedi. Bu kez yüzüme değil, yukarı bakıyordu. Şu an altında bulunduğum ve bu koridorlarda bulunan yüzlercesinin asla göremeyeceği, benim ise görmek için sadece gözlerimi açmam gereken simsiyah gökyüzünü izlercesine...

Önce bir cevap bulamadım. Zihnimde canlandırdığım soru bu değildi çünkü.
—Neden korkayım ki? Dedim alelacele. Aklıma gelen en saçma savunmaydı...
—Kaybolursam, öyküm de kaybolur çünkü.
—Saçmalık! Senin bir öykün yok! Sesim boş duvarlara sığmayıp tüm odalarda inlercesine yankılandı...
—Ya varsa ve sen onu unuttuysan? Tıpkı beni unuttuğun gibi?
—Seni unutmadım... Sadece... Sadece... Sadece neydi? Cümlenin gerisi gelmiyordu. Onu unutmuş olabilirdim ama öyküsü olan birini? İmkânsız! Bunun tembelliği de olmazdı. Ben uğraşmak istemesem bile öykü yazdırırdı kendini, kalemimden akardı kâğıda uyurgezer gecelerin birinde... Öyküsü olan biri unutulmazdı, kuraldı bu. Peki, o zaman öyküsü neydi ve onu bu kadar gururlu karşımda dikilecek kadar güçlü bir öykü nasıl kaybolup gitmişti?
—Bunu sen yaptın! Dedim. Ne dediğimin farkında değilmişim gibi bir hisse kapıldım. Alacakaranlık kuşağında gibiydim. O hiçbir şey yapamazdı, ben istemediğim müddetçe... ama söylüyordum işte;  “Bunu sen yaptın!!!” cümle etrafımı sarıp boğuyordu beni...
—Ben bir şey yapmadım... Öyküm yoksa şu kapıdan çıktığın an yok olacağım. Bunu biliyorum. Ama öyküsü olan bir tek ben değilim bu odada. Farkındasın değil mi?
Donakalmıştım. Bu ne cüret? Ben? Öyküsüz? Odada ikimizden başka kimse yoktu ve ben öyküsüz olamazdım...
—Blöf yapıyorsun! Dedim. “şimdi arkamı dönüp çıkıyorum!”
—Çık... Tabi anlatacak bir öykün varsa o ayrı.
—Ben? Benim öyküye ihtiyacım yok! Ben öyküleri yazarım, onları yaşamam!
—Yani bir öykün yok?
—İhtiyacım da yok! Dedim sinirlerimi kontrol edemez bir halde.
—Benim de yok, artık yok... Gözlerindeki sinsi bakışı fark ettim. Ve o an anlamaya başladım.

Ben bu odaya girdiğim andan itibaren onun öyküsü başlamıştı. Sahibini yok edişinin öyküsü...
Yavaş yavaş odanın kapısına doğru yürüyüşünü izledim. Kapının üzerime kapanışını, mumun son ışıkları ile duvarların eski karanlığına gömülüşünü. Adımlarını duymuyordum çünkü kendi zihninin koridorlarında süzülmekteydi. Tıpkı bir zamanlar benim...
Ben?
Kimim ben?
...

27 Ağustos 2007
Pazartesi-00:24

_________________
....NON....
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et MSN Messenger
Üye
Üye

Kayıt: 10 Oca 2008
Mesajlar: 60
Konum: yatak odası
Çok güzel yazmışsın Andrhe.Soluğumu tutarak okudum.Sürekliliği beni şaşırttı.Okuduğum kitapların bile bazıları beni okurken elinden bıraktırmadı.Ayrıca  üslubunda hikayeni başka kılmış.Tebrik ediyorum ve yazını devamını bekliyorum. Smile

_________________
HERKESE MERHABA / sana merhaba
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder MSN Messenger
Üye
Üye

Kayıt: 19 Şub 2008
Mesajlar: 14
Güzel yazmışsın. Eline, fikrine sağlık.  

_________________
Yoksa cırcır böceklerinin sözde ahenkli müzikleri ve hafif bir rüzgarın etkisiyle sallanıp birbirine sürten buğday başaklarının hışırtısından başka bir şeyin duyulmadığı bu ıssızlıkta karşılaşıvermeleri tamamen tesadüf müydü?
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 03 Ekm 2006
Mesajlar: 162
Konum: Sırat Köprüsü
Ben de bu övgüler tufanına kendimi kaptırdım Adry. Ve inan ben de, tıpkı diğerleri gibi daha detaylı bir görüş bildirmek için senden vakit istiyorum. Zira öykünün teması üzerinde ciddiyetle durmak isterim. Biraz sabır...

İçinde hapis kaldığın zihnine sağlık. tebrikler

_________________
kIZmAK Yok,
KENdİmi boĞUyORuM sAdeCe.
iÇİmDen DEşİLmEk gELİyOr,
çILdIRtAN BiR GüNAh bU gECe...
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
Üye
Üye

Kayıt: 11 Eyl 2007
Mesajlar: 204
Konum: düşler zamanı
sağolun arkadaşlar, her türlü yapıcı-yıkıcı eleştirilerinizi özellikle bekliyorum, birkaç hata saptanmış zira=))

_________________
....NON....
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et MSN Messenger
Yönetici

Kayıt: 02 Ekm 2006
Mesajlar: 759
     Sevgili adrheanas, yazarlık yolunda hayli ilerleme kaydettin. Bu yüzden aşağıdaki eleştirileri çok görmemelisin. Uzun ve tumturaklı cümleler kurmayı benden çok seven var mıdır, bilmiyorum. Ama bu kez lafı dolandırmayacağım ve doğrudan meselenin teknik taraflarına gireceğim.  
.
     Üçüncü paragraf; “işte o’nun öyküsü böyle sıkıntılı bir gecemde başladı.” diye başladığı halde ilk iki paragrafta herhangi bir sıkıntı halinin anlatıldığına şahit olmadım. Bu yüzden “böyle sıkıntılı bir gecemde” yerine, "sıkıntılı bir gecemde” demen daha doğru olur. Ayrıca "o" zamirini herhangi bir özel şahsı ifade etmekte kullandığında ve kesme işaretiyle son eklerinden ayırdığında zamiri büyük harfle yazman gerekir.
.
     “O kadar sesli ağlıyordu ki önce susturmak için yöneldim soğuk demir kapısına” cümlesinde geçen demir kapının kime ya da neye ait olduğu belirsiz kalmış. "Demir kapısına" ifadesiyle, sözünü ettiğin hayali şahsın içinde bulunduğu odanın kapısını kastettiğin belli. Ama cümleni, söz konusu kapının, sözünü ettiğin şahsa ait olabileceğini düşündürecek şekilde kurmuşsun ki, bu hata dikkatli bir yazara yakışmaz.     
.
     “Elimi kapının kilidine doğru uzattım ve açılıverdi” cümlesi, bilhassa incelenmeye değer. Sevgili adrheanas, cümlelerimiz ne denli anlaşılır olurlarsa olsunlar, onları dilimizin söyleyiş esaslarına uydurmak zorundayız. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi’nden iki hocamız İmam Gazali’nin Tahafüt’ül Felasife isimli eserini dilimize çeviriyorlardı. Tashih işlerinde onlara yardımcı olmam için çeviri metnini bana okuttular. Oradaki bir ifade hatası hâlâ aklımdadır. Çeviri; “biri adamı suya atsa, ölse” diyordu. Kastedilen anlam bağlamdan rahatlıkla çıkarılabiliyordu; ölümü söz konusu edilen kişi kuşkusuz suya atılandı ve Arapça’nın gramer esasları dilimize birebir uyarlandığında ortaya böyle bir cümle çıkıyordu. Oysa anlam bağlamdan açıkça çıkarılabilse bile, cümle Türkçe'nin söyleyiş esaslarına uymuyordu. Bunu hocalara anlatana kadar dilimde tüy bitmişti. Zira, yukarıdaki cümlede ölümü söz konusu edilen kişi pekâlâ adamı suya atan kişi de olabilir. Bağlam böyle bir anlama müsaade etmese bile, söyleyiş ediyor.
.
     Şimdi; “elimi kapının kilidine doğru uzattım ve açılıverdi” cümlesini bu cihetten ele alalım. Bu cümlenin anlamı bağlamdan rahatlıkla çıkarılabiliyor; açılan kapıdır, başka bir şey olamaz. Ancak cümle, iki anlama daha kapı aralıyor; açılan el de olabilir, kilit de. “Yahu el açılır mı? Bu ne kadar saçma ve zorlama bir yorumdur böyle” diyebilirsin. Deme. Yerinde bir itiraz olmaz. Madem ki mesele semantik (anlamsal) bir mesele değil, gramatik bir meseledir, gramatik bakımdan ele alınmalıdır. Bu cümle gramatik bakımdan yanlıştır. Doğrusu; “elimi kapının kilidine doğru uzattım ve kapı açılıverdi” olmalıydı.
.
     Fakat cümle bu haliyle bile hatalı olacaktır. Çünkü elini kapının kilidine uzatmanla kapının açılıvermesi arasında bir illiyet bağı yoktur. Kapının açılıvermesini sağlayan şey, senin elini kapıya uzatman değil, kapının kilit anahtarını ya da kolunu çevirmendir. Cümlenin bu illiyet bağını gözetmesi gerekir. Başarılı bir yazara yakışan budur.
.
     Gördüğün gibi adrheanas, herhangi bir anlatı kaleme almak hiç de kolay bir iş değil. Her tür ayrıntıya titizlenmeyi gerektirir. Ne kadar dikkatli olursan o kadar az tökezlersin. Bu hatalar sıradan bir okurun gözünden kaçabilir, ama deneyimli bir eleştirmenin gözünden asla kaçmaz.
.
     Fethi Naci’nin bir öykü eleştirisini okumuştum. Öykünün yazarı kızından söz ediyor ve onun yumuşacık derisini ifade ederken ten sözcüğüne başvuruyordu. Deneyimli eleştirmen ten sözcüğünün cinsel çağrışımlar içerdiğini ve bir babanın kızıyla olan dokunsal temasını ifade ederken, eğer bu yolda kasıtlı bir imada bulunmak istemiyorsa, bu tür cinsel içerimli ifadelere başvurmaması gerektiğini söylüyordu. Fethi Naci’nin bu eleştirisi size ilk anda biraz ahlaki görünecektir. Hayır, tepeden tırnağa söyleyişle ilgili bir eleştiridir bu. Evet, deneyimli bir yazar sözcüklerin nerelere gönderdiğini sezgisel bir yolla tabii biçimde kavrayabilmelidir. Bu da ancak çokça yazmakla, çokça yanılmakla olabilecek bir şeydir.
.
     “Acaba nerede hayal etmiştim onu? İçimi bunaltan bir sohbet esnasında uzaklara dalıp gittiğim bir anın eseri olmalıydı. Ya da belki kahvemi yudumlamak için okuduğum gazeteye ara verdiğim bir anda..."
.
     Yukarıdaki üç cümle yakışıksız biçimde sıralanmış. Üçüncü cümle birincisinin devamı olarak kurulmuş ama ikinci cümle ikisinin arasına girerek ifadenin lezzetini örselemiş. Üçüncü cümlenin sonundaki “anda” ifadesini “anın” diye değiştirirsen söyleyişteki bozukluk giderilmiş olur ama anlam yine de sağlama bağlanmış olmaz. Çünkü "nerede hayal etmiştim" diyor ve çeşitli anlar sıralıyorsun. "An", nerede sorusuna karşılık olacak herhangi bir mekan değil, bir zaman birimidir
. Soruyu; "ne zaman hayal etmiştim onu?" diye değiştirirsen sorun kalmaz.
.
     “Aslında hatırlamıyordum bile, yüzünün neye benzediğini bile seçemiyordum. Oysa her ayrıntısı ile tasarladığıma emindim. Bakışında minnetsiz bir asalet gizliydi yani kesinlikle kahve içmekteydim o an. Sade ve şekersiz... Uzun ve bakımsız saçları ne kadar süredir burada olduğunun ipuçlarını verirdi her zaman ama bu kez farklıydı, hiçbir tahmin yapamıyordum.”
.     
     Yukarıdaki ifadelerde dikkatsiz nazarlardan kendisini gizleyen önemli bir hata var; “uzun ve bakımsız saçları ne kadar süredir burada olduğunun ipuçlarını verirdi” ifadesinin öznesi nedir? Belli ki, gezindiğin odalarda rastladığın tiplerin saçlarının durumu, sana onların ne süredir orada olduklarına ilişkin bir fikir sağlamaktadır. Oysa kurduğun cümleyi yeniden gözden geçirirsen, dikkatli bir yazarın asla yapmaması gereken bariz bir hata yaptığını anlayacaksın.
.
     "Her zaman hazır bir cevabım vardı soracaklarını önceden tasarladığım zekice ya da aptalca sorularına.”
.
      Bunun da ne menem bir cümle olduğunu anlayabilmiş değilim.
.
     “Ağlamaktan kısılmış sesi güçlenmişti."
.
     “Ağlamaktan kısılmış olan”, ya da “ağlamaktan kısılan” demek daha doğrudur. Bu haliyle bile cümle pek garip duracaktır.
.
     “Her odaya girişimde ilk birkaç kelime konuşulmadan karakterimin yaratılmış anıları doldururdu odasının duvarlarını bir slâyt gösterisi gibi."
.
     Bir bozuk cümle daha. “Odaya her girişinde” mi demek istiyorsun, yoksa “odaların her birine girişinde” mi? Sonra; “ilk birkaç kelime konuşulmadan” ifadesiyle kast ettiğin şey; “henüz ilk sözcükler sarf edilmeden” midir? Cümlenin devamında da bazı tuhaflıklar var.
.
    Sonra; “Tahmin yapmak” yerine, “tahminde bulunmak” ya da “tahmin etmek” demek daha uygundur.

     “Kaybolup gitmemden korkuyor musun?” demek yerine; “kaybolup gitmemden mi korkuyorsun?” demek gerekir.
.
     “Duvardaki görüntüler kesik kesik yansırdı en kötü ihtimalle, odaklanamadığım bir ana rast geldiyse.”
.
     Neye odaklanamadığın?..
.
     “Şu an altında bulunduğum ve bu koridorlarda bulunan yüzlercesinin asla göremeyeceği..."
.
     Neyin yüzlercesinin?...
.
     “Neden korkayım ki?” Dedim alelacele. Aklıma gelen en saçma savunmaydı...”
.
    Bir vahim hata daha... Sanki aklına onlarca savunma gelmiş ve sen onlardan en saçma olanının bu olduğunu bir çırpıda anlayıp ondan yana seçimde bulunmuşsun gibi yazmışsın. Oysa aklına bir anda geliveren bu savunmanın, belki de o an ortaya konabilecek en saçma savunma olduğunu kast ettiğin açık. Yani aklına bir çırpıda ve sadece bir tek ifade geliveriyor ve sen onu ani bir refleksle ortaya koyuyorsun. Sonra dönüp düşündüğünde görüyorsun ki, dudaklarından bir çırpıda dökülüveren bu ifade, o an ortaya koyabileceğin belki de en saçma gerekçedir. Cümleni, işte bu anlamı verecek biçimde kurmalıydın. Bu haliyle yanlış.
.
     Sevgili adrheanas, bu hatalar ilaahir akar gider. İyisi mi biz bu kadarıyla iktifa edelim. Öykünü beğendim. Güzel bir atmosfer yaratmışsın. Okuru kendi dünyana çekmekte başarılısın. Cümlelerin de önceki bazı öykülerindekilere göre daha güçlü, daha derli toplu. Ama söyleyişini ideal kıvamına erdirebilmen için biraz daha çalışman lazım. Anlaşıldığı kadarıyla kısa öyküler kotarabilecek zeka diriliğine ve muhayyile zenginliğine sahipsin. Gerisi yazma egzersizlerine kalıyor. Başarılar dilerim.  
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 11 Eyl 2007
Mesajlar: 204
Konum: düşler zamanı
Öykümü okuduğunuz, incelediğiniz, sözünüzde durup bir güzel yorumladığınız için teşekkür ederim. Benim çok sıklıkla yaptığım bir hata, bir öyküyü yazdıktan sonra, temize çekme faslı hariç bir daha dönüp hiç okumamam. Evet  bu çok büyük bir hata ama sanki bir kez daha okursam tüm büyüsü kaybolup gidecek, gözümde sıradan, basit ötesi bayağı bir yazı parçasına dönüşecek korkularına kapılıyorum.

Bahsettiğiniz satırlar başka bir eserde karşıma çıksa gülmekten okumayı derhal bırakırdım. Ha şimdi diyeceksiniz; Sevgili Adrheanas, neden az biraz daha dikkat edip en azından bize biraz daha saygılı davranıp adamö akıllı düzenleyip koymuyorsun öykülerini? İşte az önce belirttiğim korkular azizim. okusaydım hala orada olmazlardı sanırım=))

Egzesizlerim arasına biraz da kontrol mekanizması katıversem fena olmayacak gibi...
Ayrıca rica ederim hemen parlamayınız, insanların hislerini ifade ediş tarzlarını eleştirmeye başladığımızda pek hoş şeyler olmamakta da...
=)) sevgiyle kalın efendim.

_________________
....NON....
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et MSN Messenger
Üye
Üye

Kayıt: 15 Nis 2008
Mesajlar: 10
mükemmel

_________________
Sadece bir gül


www.yazarforum.com'a da takılan üye
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 11 Eyl 2007
Mesajlar: 204
Konum: düşler zamanı
               
despizer yazmış:
mükemmel


teşekkür ederim.

_________________
....NON....
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et MSN Messenger
Üye
Üye

Kayıt: 20 Arl 2006
Mesajlar: 171
Kilgarvan öncelikle çok haklı olduğunu düşündüğümü söylemek istiyorum, andry, böyle hitap ediyorum ben de ama kızmazsın umarım, hikayen kendini okutuyor, en güzel özelliği bence, bu tarz bir karalamam vardı, sanrım bir filmi izledikten sonra yazmıştım, hangisi hatırlayamıyorum, ama konu şöyleydi, düşünüyorsam varım lakin düşündüğünü düşündüğüm bir şe eğer beni düşünebiliyorsa, ben neyim, kimim ve varoluş düzleminin neresindeyim? Neyse uzatarak kafa karıştırmak istemem, hep bir roman yazmak istemişimdir bu konudan beslenen, zaman uzun, ben öyle zannediyorum, ayrıca konu seçimini fazlasıyla başarılı buldum, gecenin köründe yazmana da sevindim, gece yazanlara şahit olmak güzel, yalnız değilim... Neyse iyi yazmalar:D

_________________
Ölümhanedeyiz, ölmeye doğuyoruz!
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 11 Eyl 2007
Mesajlar: 204
Konum: düşler zamanı
teşekkürler eren... gecenin körü kimileri için gözlerin açıldığı vakit olmakta sanırım=))

_________________
....NON....
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et MSN Messenger
Üye
Üye

Kayıt: 25 Ekm 2006
Mesajlar: 83
Konum: İstanbul
İnsanın kafasında öylesine yaratılan karakterleri beynin odalarında öykülerini bekleyenler olarak düşünmen, onları bulduğun zamanları anlatman gayet hoş olmuş. Bilmiyorum Kilgarvan arkadaşımız daha detaylı bir teknik inceleme yazmış ama bana diyaloglar biraz sorunlu gibi geldi. Tamam hikaye kendinden müstesna biraz farklı bir konuşma sunuyor ama sanki konuşmalar biraz daha günlük dile yakın olsaydı, ana karakter sadece öykü yazanların değil de, bunla uğraşmayıp okuyanların da ısınabileceği bir karakter olsaydı daha güzel olabilirdi. Böyle sanki çeviri bir ne diyeyim alman öyküsüne benziyor öykü.

Kesinlikle kötü bir iş değil. Diğer öykülerine bakamadım. Onları da takip edeceğim, olanları da okumaya çalışacağım. Elinize sağlık efendim! Smile

_________________
Bütün gerçekliklerin ortasında

Ve

Kendi kıyametimin son paragrafında.

Merhaba.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder MSN Messenger
Önceki mesajları göster:   
Resim Yükleme Paneli


Lütfen Yüklemek İsteğiniz Resmi Seçin

Yeniden Boyutlandır?
Resim yüklendikten sonra karşınıza çıkacak ekrandaki Hotlink for forums (1) linkini foruma kopyalarsanız resim forumda gözükecektir.
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Fantastik Edebiyat Forum Forum Ana Sayfa -> YAZI ATÖLYESİ -> ÖYKÜLERİNİZ

 
  
   
   
Copyright © 2006 FANTASTİK EDEBİYAT. Telif Hakları FANTASTİKEDEBİYAT.COM ' a Aittir.
Tasarım & Kodlama : Arttech İnternet Hizmetleri