| |
|
| Yazar |
Mesaj |
|
Misafir
|
ŞAİR VE MÜZİSYEN 13.05.2008, 22:24 |
|
|
Şiir, nesirden öte musikidir
Musiki, tenimi okşayan bir rüzgar
O rüzgar da, olsa olsa “meltem” dir
Bir hece, bir nota
Bin gece, tek bir sevda
Binlerce virgül, tek bir nokta
Koysan da gözlerin aşk sorusuna
Verilecek en iyi cevap gibidir…
Sol anahtarını tutan ellerin
En asilidir, en seçkin güllerin
Günah denizinde boğulsa da günlerim
Sen varsan her biri sevap gibidir…
Her gece düş ucuma koyduğum resim
Bin yıla değişmeyeceğim an
Bir gün seni getirecekse zaman
Ömür, avucumda ufalanan toz gibidir…
Serserî
Mayıs 2008 |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 27 Oca 2008 |
| Mesajlar: 91 |
|
|
|
--- 13.05.2008, 22:40 |
|
|
üstat bu manyak olmuşşşş  |
_________________ KİM O DİYE SESLENME
BENİM BEN
BU GELEN ÖYLE BİR BEN Kİ
BAŞTAN BAŞA SEN
|
|
|
|
 |
|
Misafir
|
saol kadim dostum 13.05.2008, 22:42 |
|
|
saol kadim dostum yavaş yavaş... |
|
|
|
|
 |
|
Yönetici
| Kayıt: 02 Ekm 2006 |
| Mesajlar: 832 |
|
|
|
Bunu yapmayın 13.05.2008, 23:20 |
|
|
| krizantem yazmış: | üstat bu manyak olmuşşşş  |
Birbirinize bu kötülüğü neden yapıyorsunuz arkadaşlar? Neresi müthiş şu şiirin, bana da anlat, ben de bileyim yaa. Herkesin gördüğünü bir tek ben mi göremiyorum, bir tek ben mi körüm şu cihanda? .
Fena değil deyin, hoş olmuş deyin, güzel olmuş deyin. Ama manyak olmuş, müthiş olmuş, harika olmuş, mükemmel olmuş deyince oturduğum yerde tepemin tası atıveriyor. Ahbaplarınızın gönlünü hoş etmek için mi yazıyorsunuz bu yorumları, yoksa şöyle dişe dokunur bir eleştiride bulunmak için mi? .
Manyak olmuş, müthiş olmuş diye naralar basacağına iki kusurunu göstersen, arkadaşına da şiirine de daha çok hayrın olur. Yok eğer; "bunların hiçbir kusuru yoktur, bunlar tepeden tırnağa ilahi inayetle mücehhezdir" diyorsan, bilelim de biz de biat edelim ahbabına. Otuzumuzdan sonra kafir yaftası yemeyelim. . Kendinizi kandırmayın arkadaşlar, kendinizi kandırmayın. İnsanların sizi kuru iltifatlarla şişirmelerine müsaade etmeyin. "Hahaha ne güzel yazmışsın, hihihi ne güzel çizmişsin" nev'inden ciciko muhabbetleriyle bu iş yürümez. Ahbaplarınız yazarlık ilminde ilerleme kaydetsinler istiyorsanız onlara karşı kırıcı olmayı göze alacaksınız. Forumumuza bugüne dek en az on öykümü koydum; insanlar "manyak olmuş, müthiş olmuş, mükemmel olmuş" diye diye canımdan bezdirdiler beni. En nihayet hepsini silip kaldırdım. Kişi hatalı olabilir, bunda beis yok. Ama asla gafil olmamalı. . Şu forumda yetmiş kavgam olmuşsa, bunlardan altmış dokuzu aşağıdaki formata uygun biçimde seyretmiştir; . - Şiirin (yahut öykün) dandik. - Hayır değil. Benim şiir (yahut öykü) anlayışım farklı. - Senin şiir anlayışın, benim şiir anlayışım diye bir şey yok. Bir öykü ya güzeldir, ya çirkin. Seninki ne yazık ki çirkin. - Hayır değil. Ukala, çok konuşma sen. Şiir, öykü senin tekelinde mi? A aaah! Sen de kim oluyorsun be? Kendini bir şey mi sanıyorsun, geri zekalının başkanı. - Olmuyor ama. - Bal gibi de oluyor. Ayyyy! Ben bu iğrenç herife dayanamayacağım artık, gidiyorum. Yazılarımı da siliyorum. - Güle güle. . Bugün dönüp forumdaki eski şiir ve öykü başlıklarını şöyle bir taradım. İnanır mısınız, bütün kavgalarım üç aşağı beş yukarı yukarıdaki şablona uygun biçimde seyretmiş. Nedense bu durum beni hayli güldürdü. Âdemoğlu denen mahluğun nasıl da bir kalıptan dökülmüş olduğunu görmek içimi burdu. Anlaşılan o ki, siz bu kafayla gittiğiniz sürece biz bu müsamereyi daha çooook sahneleyeceğiz. |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 20 Arl 2006 |
| Mesajlar: 210 |
|
|
|
Bu mahlasların modası geçti sanıyordum 14.05.2008, 0:01 |
|
|
Serseri, iddialı isim seçimi, ne diyelim başarılar, da isimle şiiri pek bağdaştıramadım, isme bakınca daha şaşalı bir şeyler aradı gözlerim, ama okumak güzel şiirlerini, hoşgeldin diyelim o zaman en nihayetinde. Bu arada çok abartılı beğenilerde Kilgarvan'a ne yazık ki katılıyorum, bu yorumlar kötü etkiler bence... Ama hala görüşümden vazgeçmedim iyi şiir, kötü şiir denmez, biraz empresyonist (izlenimci) düşün dostum ( Kilgavan). |
_________________ Ölümhanedeyiz, ölmeye doğuyoruz!
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 07 Ekm 2007 |
| Mesajlar: 194 |
|
|
|
Böyle Olmamalıydı! 14.05.2008, 9:14 |
|
|
Benim şiirle hiç aram yoktur ama Kilgarvan Efendi'ye yapılan haksız ve sert çıkış, haddi fazla aşar biçimde. Krizantem adlı site üyesi, yorumuna yapılan dotça eleştiriye düşman taarruzuna savunma yapar gibi cevap vermiş. Boşuna dememişler "doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar" diye. Bence Kilgarvan Efendi yerden göğe kadar haklı. O bizim birbirimizi geliştirmemiz için birbirimizin eserlerini eleştirmemiz gerektiğini, eksiklerimizi söylememizi ve ancak bu şekilde ilerleme kaydedebileceğimizi söylüyor.
Dost acı söyler. Herkes birbirinin eserine "müthiş", "manyak", "şahane" derse millet kendini Nazım Hikmet, Tolkien, Da Vinci zanneder. Ayrıca yaklaşık yedi aydır bu sitedeyim, insanların gelişimine katkıda bulunmaya çalışan, emek sarfeden, uzun uzun eleştirilerde bulunan başka Efendi görmedim. http://www.fantastikedebiyat.com/forum/oykusuz-t1167.html Bu adrese bir bakın bakayım. Kilgarvan Efendi'nin o sayfalarca süren eleştirilerini ve adrheanas'ın bundan bir ders çıkartmasını görün de belki bir ders alırsınız. E tabi zor geliyorsa "manyak" deyin geçiştirin. |
_________________ BURADAN ASLA GEÇEMEZSİN!
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 20 Arl 2006 |
| Mesajlar: 210 |
|
|
|
Durdurulamaz Artık 14.05.2008, 13:02 |
|
|
İnsanlar bırakın kendilerini ifade etsinler. Katılıyorum ya da katılmıyorum, istediği gibi eleştirsin, bu onun en doğal hakkı, sayfalarca eleştiri yazmak da ne kimseyi melek kılar ne de şeytan, dikkat etmek lazım, kimse tamamen haklı değildir, haksız yanlarımızın farkındayız, eleştirileri aynaya karşı da yapmak lazım, kimseye yaranmaya da gerek yok, dilimi kirletmenize de gerek yok, arapçaya, farsçaya dilimin ihtiyacı da yok, kaybolan zamanların yolcusu olmamanızı öneririm, ve eleştirirken kırıcı ve ben merkezli tavırları silkinmenizi öneririm, unutmayın, biz paylaşmak için buradayız, kavga için değil, hem saygı duyalım, hem de seviyeli olalım... Unutmamakta fayda var, Tolkien'den tut da Nazım Hikmet'e kadar, hepsi edebiyat anlayışlarıyla yaşadıkları dönemde dışlandılar, yalnızlaştırıldılar, okutulmadılar zaman zaman, bize düşen hoşgörü, eleştiri hem yapıcıdır hem yıkıcı, kimse kor alevin okyanus mavisi olduğunu söylemesin bana, her şey ortada, sağduyuya ve anlayışa davet ediyorum... Unutmayın özgürlük bizi biz yapandır, kedi kara yazabiliyorsa şair, atabiliyorsa sıfatı bile yerinden korkmadan, umursamadan, şimdi derslere bile girdiyse, bırakın insanları özgür, eleştiriye asla hayır demem, ama kırmadan olsa ne güzel olurdu, sakın yanlış anlamayın yazımı kesip parça parça cevaplamayın, gülün de dikeni var demeyin, diken olduğu yerde duruyor ama sözler durmuyor, hadi sağlıcakla kalın!
"Yaradılanı sev yaradandan ötürü" |
_________________ Ölümhanedeyiz, ölmeye doğuyoruz!
|
|
|
|
 |
|
Yönetici
| Kayıt: 02 Ekm 2006 |
| Mesajlar: 832 |
|
|
|
TAŞ KALPLİ BİR ADAMDAN, MUHATAPLARINA 14.05.2008, 20:00 |
|
|
Ağır oldu krizantem, çok ağır oldu. Fakat bu ağır üsluba aynı ağırlıkla yahut misliyle karşılık vermek, durumu daha da kötüleştirmekten öte işe yaramayacak. Bu yüzden çubuğu, koyduğun yerden alacak ve daha aşağı bir yere yerleştireceğim. Açıklamam size biraz uzun görünecektir. Fakat değil mi ki onu okumamak hürriyetiniz saklı, o halde ben de cümlelerimi kurarken kendime hiçbir kısıt koymayacağım. . Sadece yazılarınızı, yahut yazılanlara yönelik yorumlarınızı eleştiriyorum. Şahsınıza yönelik herhangi bir hakarette bulunduğum olmamıştır. Fakat sen doğrudan şahsımı hedef almış ve son derece galiz ifadelere başvurmuşsun. Bu tavır, bir hanımefendiye yahut beyefendiye yakışmaz. . Bunu daha önce başka arkadaşlarımıza da yaptın. Seni o zaman üslubun hakkında açıkça ikaz ettiğimi anımsıyorum. Geçmişte başkalarına yaptığını şimdi bana yapmaya çalışmış, içindeki kini birkaç saniye içinde ekrana öğürüvermişsin. O korkunç nitelemeleri, beni bir kenara bırak, yaşayan hiçbir Âdemoğlu hak etmiyor. . Bir insan gerçekten psikolojik bakımdan rahatsız, kompleksli ve hasta olsa bile, ona; “sen psikolojik bakımdan rahatsızsın, hastasın, komplekslisin” demek yine de insanlıkla ve nezaketle bağdaşmaz. Eğer bir insanın kişiliği hakkındaki teşhisimiz bu yöndeyse, ahlak ve vicdan yasaları onun için üzülmeyi, ona şefkatle yaklaşmayı ve daima yapıcı olmayı buyurur. .
Bir insanın metaneti, korktuğu, kuşkulandığı, öfkelendiği yahut bu türden başka olağanüstü halet-i ruhiyelere büründüğü zamanlarda sergilediği davranışlarla, sarf ettiği sözlerle ölçülür. Sinirlendiğinde, öfkeni muhatabına disiplinli biçimde yansıtabilmelisin. Kinayelere başvurabilir, iğneleyebilir, hicvedebilir, alttan alta giydirebilir yahut üsluplu biçimde dalga geçebilirsin. O zaman öfke, zekanın timsali olur. Ama eğer kaba bir ağızla ağzına geleni sayarsan, insanlar şahsın hakkında olumsuz kanaatler edinebilirler. Ne haksızlık et, ne de haksızlığa uğra. .
“Benim ne yazacağımı sen belirleyemezsin, otobüse nasıl bineceğimize de karış bari” demişsin. Eğer seni, önündekini arkandakini ite kaka, harala gürele otobüse binerken görürsem, seni o konuda da ikaz eder, otobüse binerken daha serinkanlı ve sabırlı davranman gerektiğini söylerim. .
. Cemiyet yaşamı eğitim-öğretim esası üzerine bina edilmiştir. Dünyaya gözümüzü açtığımız andan itibaren ebeveynlerimiz bize nasıl davranmamız gerektiğini bildirirler, okula gittiğimizde öğretmenlerimiz bize daima rehberlik eder, arkadaşlarımız çeşitli telkinlerde bulunurlar. Öldüğümüzde bile cenazemiz belli kurallarla kayıtlanmış bir muameleye tabi tutulur. Elhasıl, toplum hayatında herkes herkesin öğretmenidir ve sağlıklı bir insan, yaşadığı sürece karşısına çıkan her öğrenme vesilesini ümit ve iftiharla kucaklamalıdır. . Nasıl davranman gerektiğini öğütlediğimizde, seni herhangi bir davranışta bulunmaya zorlamış olmuyoruz. Seçme hürriyeti, son kertede kişinin kendi tasarrufundadır. Fakat bu süreçte insanlara; “sizler bana nasıl davranmam gerektiğini söyleyemezsiniz” demek anlamlı olmaz. Eğer herkesin, her konuda fikir beyan etmeye hakkı varsa –ki var- insanlar sana pekâlâ bir şeyler söyleyeceklerdir. Kimin “sözü dinlenir bir adam” olduğunu kendin belirler, kimin nasihatine uyman gerektiğine yine kendin karar verirsin. . “Arapça Farsça ifadeler kullanarak, cicili bicili sözler sarf ederek önüne geleni aşağılıyor, keyfimce davranırım diyorsun” demişsin. Bir insanın ana dilini yetkince kullanmaya çalışıyor olmasında yerilecek bir taraf olduğunu sanmıyorum. Muhatabımızın menfi bir vasfına kızdığımızda, müsbet vasıflarını öfkemize kurban etmemeliyiz. . Eğer ben üyemiz Kilgarvan’a kızıyor olsaydım; “Türkçeyi çok güzel kullanıyorsun, lezzetli ve temiz bir üslubun var. Cümlelerini ölçüp tartarak kuruyor, dilimizin imla ve söyleyiş kurallarına azami surette riayet ediyorsun” diye kayıt düşmeyi ihmal etmezdim. Dilimizi doğru, temiz ve yetkin biçimde kullanmaya çalışan üyelerimizi takdir etmek, mensubu olduğumuz ulusa karşı bir ödevimiz, boyun borcumuzdur. . Kaldı ki, yazılarımda sadece Arapça ve Farsça sözcüklere başvuruyor değilim. Yeni Türkçe’nin kimi seçkin sözcüklerini de sıklıkla kullanmaya çalışırım. Bu bakımdan bendeniz “orta Türkçe” anlayışının mütevazı bir savunucusuyum ve yazılarımın, bu anlayışın etten kemikten bir timsali olmasını sağlamak için hususi bir çaba sarf ederim. .
Bir diğer nokta da, muhatabımızla münasebet kurarken daima mevzua bağlı kalmaktır. Eğer onun şu zaman ve mekanda sarf ettiği bir ifadeyi ele alırken geçmiş harmanları savurur,“sen falan zamanda da şunu, şunu yapmıştın” nev'inden laflar sarf ederek mazide kalmış mevzuları tekrar be tekrar gündeme getirirsek insanlar bizim “kindar” ve “içten pazarlıklı” bir kişiliğe sahip olduğumuz zanına kapılabilirler.
..
Yazdıklarınızı ciddiye aldığım ve çabalarınızı takdirle karşıladığım için size uzunca izahlarda bulunmak lüzumunu duydum. Kendinizi kandırmayın, yazılarınız henüz “başarı” denen o zorlu meyveyi hak edecek evsafta değiller. Pek çoğu son derece yüzeysel ve çirkin. Sıklıkla tekrar etmekte olduğunuz klişelerin orijinalleri bile artık geçerliliklerini yitirmişken, başvurduğunuz sonu gelmez taklitlerin hiçbir şekilde affı olamaz. . Beğendiğim öyküleri övmek, beğenmediğim öyküleri yermek hakkım daima saklıdır. Sizin düşünme ve ifade hürriyetiniz varsa, benim de var ve ben bu hakkı kullanmakta son derece muhterisim. İtirazlarınız, çığlıklarınız, çırpınışlarınız bana hiçbir şekilde tesir etmez. Çalışmalarınızı sizin tazyiklerinizle değil, ancak kendi hür iradem ve rızamla beğenirim. Beğenince de gereğini yerine getiririm. Yazdıklarınızı eleştirmek hususunda taştan bir kalbe sahibim. Bu yolda kendime birçok amansız düşmanlar edindim. Yıllar ve sonu gelmez kalem kavgaları beni bu yolda iyice küstahlaştırdı. . İnsanlar bana daima; "bak, bunca düşmanın oldu, onların hepsi aptal da, bir tek sen mi akıllısın, üslubunla onları küstürüyorsun, yazdıkların yanlış anlaşılıyor" dediler sık sık. Savunduğum değerlerden yana şu güne dek tek bir an bile tereddüt duymadım. Eğer bir gün duyarsam, bana da, hayatıma da lanet olsun. Bugüne dek olduğu gibi bundan sonra da, karşınızda, hakikatleri dile getirmek hususunda daima küstah, sivri dilli, kırıcı ve ukala bir adam göreceksiniz ve ölürken düşmanlarımın sayısı dostlarımınkini fersah fersah aşmış olacak. . Not 1: Krizantem'in son mesajı ne yazık ki forumumuzun haddini ziyadesiyle zorluyordu. Bu yüzden onu istemeye istemeye silmek zorunda kaldık. Üyelerimizin doğrudan şahıslarını ve kişiliklerini hedef alan kaba ağızla kaleme alınmış her tür hakaret derhal yayından kaldırılacaktır. Üyelerimiz yazı yazarken hiç değilse bu kadar düşmemeye gayret göstersinler. . Not 2: eren'in hakkı var, herkes dilediğini söyleyebilmeli, yazabilmeli. Ama insanlara galiz ifadelerle dümdüz hakaret etmeyi düşünce hürriyetinden sayıyorsanız, düşünce anlayışınızı da, hürriyet anlayışınızı da yeniden gözden geçirmenizi öneririm. |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 27 Oca 2008 |
| Mesajlar: 91 |
|
|
|
-------- 14.05.2008, 20:53 |
|
|
öncelikle dünkü ağır ifadelerden ötürü çok çok özür diliyorum.onları yazmış olmamın amacı sizin takındığınız tavra ilişkin benim şimdiye kadar içimde biriktirmiş olduğumu düşüncelerin sadce biraz daha argo şeklinde söylenişidir.
oradaki bir çok yerde size karşı yapılmış olan açık hakaretler bulunmaktadır.haklısınız ben de o yazıyı sabah okuduğumda gerçekten üzüldüm ve utandım.en azından kendime verdiğim sözü tutmalıydım.
ama çevreme bakıyorum insanlar hep bir kural boyunduruğu altına sokularak tek tip insan yaratılmaya çalışılıyor. siyasi partiler çalışıyor, hüklümetler çalışıyor. STK'lar çalışıyor kısacası kendini insanları etki altına alabilecek kapasitede sanan herkes çalışıyor toplum çalışıyor...
kısacası kilvargan yukarıda yazmış olduğun yazının bir çok yerinde haklısın ama inan bana dostum ben de en az senin kadar haklıyım benim tek yanlışım senin gibi allttan alttan laf sokmayıp her şeyi dobra dobra yazmak oldu .bırakın istediğimiz gibi yaşayalım kimse sizin istediğiniz gibi düşünmek zorunda değil bana göre mecazen manyak olmuştur sana göre gerçekten manyak olmuştur . herkes farklı olsun çünkü biz " FARKLILIKLARIMIZLA ZENGİNİZ"... |
_________________ KİM O DİYE SESLENME
BENİM BEN
BU GELEN ÖYLE BİR BEN Kİ
BAŞTAN BAŞA SEN
|
|
|
|
 |
|
Yönetici
| Kayıt: 02 Ekm 2006 |
| Mesajlar: 832 |
|
|
|
KONUMUZ BAŞKA 14.05.2008, 21:05 |
|
|
Konumuz başka, sevgili krizantem. Bir yazı yazıyorsunuz, eleştiriyoruz, tahammül edemiyorsunuz. Mevzuun özü budur. Kuralcılık, şuculuk, buculuk olur; doğal. Ben biraz kuralcıyımdır, siz değilsinizdir; makul. Ben disiplin diyorumdur, sabır diyorumdur, siz duygu diyorsunuzdur, içtenlik diyorsunuzdur; olur. Ama bunların konumuzla ilgisi yok. Çalışmalarınız başarısız. Hür iradem beni bu kanaate vardırdı. Hür irademe ve hür irademle oluşturduğum kanaate saygı duyacak mısınız, duymayacak mısınız? Meselenin özü budur. Gerisi teferruattır.
Çalışmalarınız yeterince iyi değil, hatta dandik diyorum. Sizler de çıkar, çalışmalarınız neden başarılıdır, nerede yanılıyorum, serinkanlılıkla anlatırsınız. Kendinizi özgürce savunursunuz. Bunu yaparken, benim gibi sert yahut alaycı ifadelere de başvurabilirsiniz. Ama dizginleri boşayıp dümdüz giderseniz, bu olmaz. Sorunumuz bu. STK imiş, hükümet imiş, bağırsak imiş, böbrek imiş, bunlar çoooook çok başka meseleler. Oralara girmeyelim. |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 20 Arl 2006 |
| Mesajlar: 210 |
|
|
|
... 14.05.2008, 23:43 |
|
|
Kaba ifadelere, hakarete varmamalıydı, eleştirilmek güzeldir, anlayabilmek gerek, Kilgarvan uğraşını takdir ediyorum, ne kadar uyuşmasak da birçok hususta, neyse çerçeveleri, sınırları aşmadan gitmeli, saygılı olmalı...
Bazı noktalarda çok haklısın, ama dandik demek de üzer insanı, üzsün öyle öyle düzelir, işte esas nokta bu düzelmek nedir, nereye gitmeli, ben buna karşıyım, yönlendirilmeye karşıyım, insan yolunu kendi bulmalı, sürünerek de olsa, kendi bulmalı...
Bu site için bu kadar uğraş vermişsin, sağol... Kimse mükemmmel değil, ama herkes öyle olma derdinde, sonra durmalı, kime göre mükemmel? Her şey benim için sislerle kaplı, inan...
Çok önemli bir noktaya el atmışsın, özgürlük dedim içtenlik dedim, sözlerimin sonuna kadar arkasındayım, kendi açımdan ama, kimsenin şiirine müthiş demiyorum, içten, duyguları özgürce başarıyla veriyor demiyorum, öyle olmalı diyorum, eleştirmeye karşı değilim, sanat anlayışımız farklı ben insanları eleştirilerinle kafandaki kalıplara sokmaya çalışmana karşıyım, ve haklısın, ortada elle tutulur bir sanat eseri yok! |
_________________ Ölümhanedeyiz, ölmeye doğuyoruz!
|
|
|
|
 |
|
Yönetici
| Kayıt: 02 Ekm 2006 |
| Mesajlar: 832 |
|
|
|
YANLIŞLIKLAR KOMEDYASI 15.05.2008, 9:19 |
|
|
Muhabbet uzadıkça, giderek bir YANLIŞLIKLAR KOMEDYASI'na dönüşüyor. Şu ana dek ortaya koyduğum cümlelerin büyük bir kısmı henüz yeterince anlaşılamadı. Üstelik yanlış anlamalar üzerine birçok aceleci hükümlere varıldı. Hal böyle olunca ağzımdan çıkan laf başka bir tarafımdan tekrar beni buldu.
Kafamda kalıplar varmış, ben her yazıyı o kalıplara sokmaya çalışıyormuşum. Neymiş bu kalıplar? Anlatın bakalım. Yahu siz ne konuştuğunuzu, ne yazdığınızı da bilmiyorsunuz. Kötü bir şiiri yahut öyküyü eleştiren her insan kalıpçı mı oluyor? Şu muhabbete dönüp bir daha bakın Allah aşkına; bozuk bir mısraı düzelttik ve işler ne noktalara vardı. Kuralcı olduk, kalıpçı olduk, özgürlük düşmanı, hür irade düşmanı olduk. Demek ki insanlara yanlışlarını hatırlatmak da kabahat oldu. Ne kadar komik durumlara düştüğümüzün farkında değil misiniz?
.
Yapmayın arkadaşlar, yapmayın. Evvela şunu bilin ki, sadece şiir ve öykü yazıyor ve okuyor olmam bile, beni kalıpçılıktan ve kuralcılıktan fersah fersah uzaklaştırıyor. Türkçe'mizi çok kötü kullanıyorsunuz, berbat şiirler, öyküler yazıyorsunuz. Edebiyatın "e"si ile dahi henüz bir ilginiz yok. Üstelik size bu gerçekleri izah etmeye çalışan insanlara can düşmanınızmış gibi hakaretler yağdırıyorsunuz. Bu gidişin sonu hayra alamet değil. .
Eğer iyi şeyler yazmak istiyorsanız öğrenmek konusunda istekli, azimli olacaksınız. Tutturmuşsunuz bir; "benim şiir anlayışım, öykü anlayışım farklı" teranesi, gidiyorsunuz. Yahu önce doğru dürüst şiirler, öyküler yazmayı öğrenin de ondan sonra kendinize öykü anlayışı, şiir anlayışı geliştirin. Sekmeden uçmaya çalışıyorsunuz. Kendinizi komik durumlara düşürmek için neden bu kadar ısrar ediyorsunuz? .
Sizinkilerle mukayese edilemeyecek kadar başarılı öyküler yazdım. Bunların bir kısmı çeşitli dergilerde, kitaplarda yayımlandı. Şiir konusunda ise hiç iddialı değilim ama şiirlerim de Türkiye'nin en iddialı edebiyat dergilerinde yayımlandı. Örneğin Seher isimli şiirim, ülkemizin önde gelen edebiyatçılarından biri tarafından Ahmet Haşim'in üslubuyla karşılaştırıldı. Buna rağmen ben kendime hiçbir zaman öykücüyüm, şairim demedim. Hele şiir konusunda hiçbir iddiam yok ve olamaz. Ağzımdan böyle bir laf çıkarsa beni kıtır kıtır kessinler. Üstelik herhangi bir öykü ya da şiir anlayışım da yoktur. Bu yüzden bana herhangi bir şiir ya da öykü anlayışı yakıştırıp, sonra da o ulvi şiir yahut öykü anlayışlarınızı aklınız sıra benim "olmayan" şiir anlayışımla mukayese etmeye çalışmayın. .
Ben kendimi ukala bilirdim, ahkamcı bilirdim ama sizler iki gün içinde profesörün tillahı kesildiniz başımıza. Özel mesajlar atıp beni oldukça güldüren komik tembihler sıralıyorsunuz, orada burada veciz sözlerle "yüksek!" edebiyat anlayışınızın temel kaidelerini döşüyorsunuz, elaleme aklınız sıra va'zu nasihatlerde bulunuyorsunuz. Yahu ne oluyorsunuz Allah aşkına? Durun, bir kendinize gelin. Wilhelm Von Humboldt mu oldunuz başımıza? .. Empresyonizmmiş, ekspresyonizmmiş, tırıymış, vırıymış. Nereden buluyorsunuz bu süslü sözcükleri, bilmem ki. Yazdığınız şu berbat yazıları okumasam Sorbonne'dan kaçtınızı düşüneceğim. . Çok yanlış bir yoldasınız ve bu yol sizi felaketten başka bir yere vardırmaz. En sonunda bakarsınız ki hayat sizin için koca bir yalan olmuş. İyisi mi yol yakınken bu abuk tutumunuzdan vazgeçin ve gencecik yaşınızda öğrenebildiğiniz kadar çok şey öğrenmeye çalışın. Bu yaşta, size bilmek değil öğrenmek yakışır. Bileceğiniz yaşlar da gelecek; acele etmeyin. Belki ileride iyi bir şair ya da öykücü olursunuz. Bu ihtimal daima saklı. Ben de böyle güzel bir ihtimali peşinen ve büsbütün reddediyor değilim. |
|
|
|
|
 |
|
Yönetici
| Kayıt: 02 Ekm 2006 |
| Mesajlar: 832 |
|
|
|
KRİZANTEM'E: BİR MESELEYİ KAPATMANIN EN ETKİLİ YOLU 15.05.2008, 16:52 |
|
|
Bir tartışmayı kapatmanın en etkili yolu susmaktır krizantem. Sen yazmaya devam et, devam ederken muhatabını tahrik ve taciz etmekten geri durma, ondan sonra da; "ben tartışmaktan sıkıldım" ayaklarına yat. Böyle olmaz. Madem tartışmaktan sıkıldın, ben de son mesajını sildim. Böylece konu kapanmış oldu. Üzerine bir mesaj daha yazarsan sen hakikaten tartışmaya, kavga etmeye susamışsın demektir. Musluk elimde, o zaman seni baştan aşağı bir güzel sularım. |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 20 Arl 2006 |
| Mesajlar: 210 |
|
|
|
Güzel Tahmin (Sorbonne) 15.05.2008, 16:58 |
|
|
İzlenimcilik diye belirttim ama, kusura bakma da biraz Türkçe konuşsak daha iyi olur, unutmayalım ki kavramlar evrenseldir ve bu şekilde ele alınır, bence yanlış noktadasın, cümlelerinde binlerce bizde yeri olmayan sözcük var. Fransız eğitimi aldığım için de kendimi çok şanslı hissediyorum, hiç değilse güzel çeviriler sunduğun Verlaine'i kendi sözleriyle okuyorum.
Ukala olduğunu kabul etmem çok hoş, bir yerlere varmışız sanırım, ben mükemmelim demiyorum, eleştirilerine de karşı çıkmıyorum, teşekkür ediyorum aksine, ama şiire bakışımız farklı, bunu anlatmaya çalışıyorum, sen SIRTIMI DÖNDÜĞÜM YOLLARIN HARİTALARINI ÇIKARIYORSUN BANA...
"Sizinkilerle mukayese edilemeyecek kadar başarılı öyküler yazdım." İşte senin hatan bu!
İddiasız olman, beklemekten yana olman güzel, senin açından.
İnsanların fikirleri olmalı, sarhoş kafayla, her etkiye açık savrulmamalı, çizgisi olmayan bir insan, savrulmaya, kaybolmaya mahkumdur. Merak etme, ben de seninle konuşmalarımdan sonra buraya koymuyorum, özellikle de yarışmalara yolladıklarımı, bir takım dergilerin yayınladıklarını, ne yazık ki insanlar fikirlerinin arkasında devleşir, bekleyişlerin arkasında değil, tökezlemeden uçamazsın, tökezleyişlerimle gurur duyuyorum.
"Edebiyatın "e"si ile dahi henüz bir ilginiz yok." Ciddi sözler bunlar, ben olsam bu kadar iddialı olmazdım, tarih çoklarını haksız çıkardı, Haşim'i de çok severim, senin adına sevindim.
Yanlışlıklar Komedyası'nı okuman da ne güzel.
Binlercesinin kemiklerini sızlatmıştır "Türkçe'miz" deyişin! Osmanlı Esperantosu'ndan nağmeler seninki biraz biraz... |
_________________ Ölümhanedeyiz, ölmeye doğuyoruz!
|
|
|
|
 |
|
Yönetici
| Kayıt: 02 Ekm 2006 |
| Mesajlar: 832 |
|
|
|
HAY ÖYLE EĞİTİMİN! 15.05.2008, 17:19 |
|
|
Bir Sorbonne kaçkınından dilimizi daha latif biçimde kullanması beklenirdi. Elbette herkes gibi benim de fikirlerim, ideallerim, değerlerim var. Olmasa karşında ne diye tepinip durayım? Ama şükür ki fikir serdederken, senin yaptığın gibi, bohçasındakileri hanımlarına beğendirmeye çalışan çıfıtçılar gibi, içimi dışımı bir çırpıda orta yere boca etmeyecek kadar ihtiyatlı davramayı öğrendim.
. Birçok şey üzerine yemin edebilirim ki, ne Osmanlı hakkında ne esperanto hakkında hiçbir iler tutar malumata sahip değilsin. Oradan buradan hasbelkader edindiğin iki lokma bilgiyle adam çarpmaya kalkma. . İki Arapça, Farsça sözcük gördüğü yerde insanları Osmanlıcılıkla, şuculukla buculukla suçlamaya yeltenen ve bunu yaparken kendi ecdadına zerre olsun saygı göstermeyen, buna karşılık aldığı ecnebi eğitimiyle övünüp "benim Fransızcam" var diye kaba saba havalarda kıvanan, her lafın arasına empresyonizm, ekspresyonizm nev'inden ne idüğü belirsiz sözcükler sokuşturup Cicerovâri nutuklar düzen, hava basan sahte beyzadelerin nesli, ilk nesil romancılarımızın eserlerindeki dinozor kahraman müsveddeleriyle birlikte tarihe karıştı sanıyordum.
|
|
|
|
|
 |
|
|
|
Powered by phpBB © phpBB Group
|
|
|
| |
|
|