| |
|
 |
|
| Yazar |
Mesaj |
|
Üye
| Kayıt: 10 Tem 2007 |
| Mesajlar: 9 |
| Konum: Xelynne |
|
|
Sürgün 30.07.2008, 12:11 |
|
|
. Sürgün
Bölüm I: Rey Şehri
Rey Şehri, Batı
Gök kan kırmızısı,burası Batı... Ropinie ilk defa bu kadar çok insanı bir aradagörüyordu. Şehrin kapılarından içeri ilk adımlarını attığında,izleniyormuş hissi Ropinie'nin tüm bedenini sarmıştı. Oysa kikalabalık, onun varlığını fark etmiyor gibiydi.
Hızlı adımlarla şehri dolaşıyordu. Gözleri bir han tabelasını fark etti.
Hanın kapısını aralayıp içeri girdiği anda burnundan içeri berbat biryanık kokusu hücum etti. Kafasını kaldırdığı zaman da oradaki herkesinona baktığını gördü. Rahatsız olmuştu. İçinden bir ses derhal ordançıkmasını fısıldıyordu fakat Ropinie bu sesi dinlemedi. Hancıya doğruilerledi, önüne bir kaç altın bıraktıktan sonra kısık bir sesle;
''Oda istiyorum...''dedi.
Hancı hiçbir şeysöylemeden bir anahtarı Ropinie'ye uzattı. O da anahtarları alıpmerdivenlere yöneldi. İçerideki insanları dikkati dağılmışa benziyordu.Birkaç saniye sonra ise tekrar sohbete daldıklarını duydu.
Merdivenleri çıkıp odasını buldu. Anahtarı çevirip, kapıyı açtı. Kapıaralanırken büyük bir gıcırtı çıkarttı. İçi titredi Ropinie'nin...
İçeri geçtikten sonra yanık kokusunun geçtiğini fark etti bu sefer.
''Ya da ben alıştım...''
Odanın ortasına geçipgözlerini kapadı. Gözleri onun her şeyiydi, dinlendirmek zorundaydı.Hem bunu yaparken düşüncelere de dalabiliyordu. Düşünmek... Düşler....
Onu bu huzurlu dakikalarından koparan şey, odanın kapısını yerle biredip iki kişinin ellerinde kılıçlarla içeriye dalması oldu. Fakat dahane olduğunu bile anlayamadan, biri, kanlar içinde yere yığıldı. Diğeriise yanındakinin daha düşüşünü görmeden Excalibur'u boğazında hissetti.Fakat kılıç, daha ileri gitmedi. Adam dizlerinin üzerine çöktü.
Ropinie ne düşüneceğini bilmiyordu, dişlerini neden bu adamın boğazınageçirmediğini de. Aslında o bunu yapmak istemişti fakat görünmez birgüç bunu engellemişti sanki.
O anda adamın ağlayarak dua ettiğini gördü. Siniri bin kat daha arttı.Kılıcı adamın çenesine dayayıp, kendi yüzüne bakmasını sağladıRopinie...
Sürgün-II.Bölüm:Zehir
''Bağışla beni!''
Ropinie'nin öfkesiyerini anlık bir şaşkınlığa bıraktı. Bugüne kadar kimse canı için onayalvarmamıştı. Ama onlara hiç bu fırsatı vermediğini düşündü birden.
''Sen kimsin insan?''
Bunu apaçık bir merakla sormuştu Ropinie.
''Beni Batı'ya hükmeden gönderdi, seni ona götürmem için...''
Adam sakinleşmişe benziyordu. Fakat korkak gözleriyle Ropinie'yi izlemeyi sürdürdü.
O, fark edilmediğini sanmakla yanılmıştı. Kendi aptallığına kızdı.
''Sen bir vampirsin! Nasıl farkedilmeyeceğini düşünürsün!''
Ropinie kılıcını adamınboğazından çekti ve pelerininin içine sakladı. İlk defa kullandığıkişinin kanını akıtmadan geri çekmişti kılıcını. Kendisi de inanamadıbuna, ama önemsemedi de.
''Beni ona götür.''
Gece çökmüştü. Gündüz, baş döndürecek kadar kalabalık olan bu şehir, güneşin çekilmesiyle beraber ölmüştü sanki.
Uzun bir süre yürüdüler. Ropinie'nin kafası bomboştu. Hiçbir şeydüşünemiyordu, düşünmekte istemiyordu zaten. Şehirdeki evleri geridebıraktılar. Ropinie, geldikleri tarafa doğru kafasını geri çevirdi. Amaneden arkasına bakma ihtiyacı duyduğunu anlamadı. Tekrar önünedöndüğünde ise muhteşem bir şatoyla karşı karşıya kaldı. Gözlerineinanamadı Ropinie. Yanındaki adam ise şatoya doğru yürümeye devamediyordu. Sonra birden durdu. Ropinie'ye dönüp pis bir gülücük attı.Ropinie, adamın yosun tutmuşa benzeyen dişlerini gördü. Adamın öylegülmesi değil de, o dişleri Ropinie'yi daha çok rahatsız etmiştidoğrusu.
Gözlerini adamın iğrenç dişlerinden ayırdığında ikinci bir kez şaşırdı.Bu şaşkınlık paniği de beraberinde getirdi. Çünkü bir tabur atlıaskerin, bir kaç saniyelik dalgınlığı yüzünden nasıl etrafını sardığıhakkında hiç bir fikri yoktu. Kılıcı kavramak istedi. Fakat daha elinipelerininin içine bile sokamadan okların yüzüne doğru çevirildiğinigördü. O anda boynunda keskin bir acı hisseti. Elini boynunagötürdüğünde ise bir şeyin derisini delip geçtiğini anladı. Söküpçıkardı onu. Küçük iğneye benzeyen bir şey... Ropinie olduğu yerdesendeledi. Başı dönüyordu... Zehir... ?
Sürgün-Son Bölüm:Kehanet
Soğuk ve ıslak zeminiteninde hissedebiliyordu. Ağır ağır gözlerini açmaya çalıştı. Başı okadar çok ağrıyordu ki... Doğrulmaya yeltendi fakat ellerinden veayaklarından zincirlenmiş olduğunu fark etti. Sonra neler olduğunuhatırlamaya başladı yavaş yavaş...
''Yosun dişler, atlı askerler, boynumda bir acı ve şimdi de yer altında bir zindan...''
Ellerindeki zincirlerebaktı. Onları tartarcasına ellerini çıkarmaya çalıştı, olmadı. Birazdaha zorladı kendini. Zincirler paslı görünüyordu ama hala sağlamdılar.Son bir kez daha ellerini kurtarmayı denedi. Ama bu, zincirin,Ropinie'nin bileğini kesmesine neden oldu. Kan, ıslak zeminesüzülürken, o, bu zincirlerden kurtulamayacağını anlayıp, akan kanınıizledi. Huzur verdi bu ona. Kan, kendi kendine pıhtılaşıp duruncagözlerini bileğinden alabildi.
Bir süre sonra ayak sesleri duymaya başladı. Gerildiğini hissetti. Birkaç saniye içinde elinlerinde meşalelerle 3 asker belirdi. Ropinie'ningözleri, zindanda kaldığı süre içerisinde karanlığa o kadar alışmıştıki, askerlerden biri tuttuğu meşaleyi, Ropinie'ye doğrulttuğundaistemsiz olarak vampir dişlerini de göstererek hırladı. Bunun üzerineaskerlerden biri Ropinie'yi tekmelemeye başladı.
''Hayvan!..''
''Haydi kaldırın şunu yerden. Hükmeden bizi bekliyor.''
Askerler Ropinie'ninboynuna başka bir zincir geçirip onu ayağa kaldırdılar. Boynundan çekeçeke zindandan çıkardılar. Ropinie birden üzerinde pelerin olmadığınıfarketti. Bu onu çok korkutmuştu. Vücudunu ışıktan koruyan tek şeyoydu, gündüz gezen olmasını sağlayan da... Zindanda askerin elindekiışığı görünce neden bu kadar çok etkilendiğini anladı.
Şatonun içinde ilerliyorlardı. Merdivenleri çıkıyor, koridordankoridora geçiyorlardı. En sonunda işlemeli, büyük bir kapının önünegeldiler. Ropinie, kapının önünde bekleyen askerlerden birinin, elindeonun peleriniyle, kendisine yaklaşmakta olduğunu gördü. Asker,Ropinie'ye bir kaç adım ötede durdu. Saldırıp saldırmayacağındankuşkulanıyordu besbelli. Anlık bir cesarete kapılmış olacak ki, iyiceyanına gelip pelerini Ropinie'nin üstüne geçirdi. Ropinie hiç tepkivermedi. Pelerine ihtiyacı vardı. Sonra birden pelerin ağırlaştı.Sahibinin yokluğunda Excalibur, kendisini saklamıştı. Kendine güvenigeldi ama olacakları beklemeye başladı.
Asker tekrar Ropinie'yi boynundan çekerek büyük kapıya yaklaştırdı.Kapı açıldı. Ropinie zenginliğin her zerresine işlenmiş olduğu, görüpgöreceği en büyük odaya girdi. Ama odanın ihtişamı Ropinie'nin tamkarşısındaki tahtta oturan kadının yanında hiçbir şey kalıyordu.Ropinie, gözlerini bir an olsun ondan alamadı. Her şey aklından çıkıpgirmişti. Bıraksalar, asırlarca o kadının yüzüne bakabileceğindenemindi.
Neden sonra kadın konuştu.
''Ropinie...Ben Eilanda, Batıya hükmeden. Ben ki her şeyi gören, bilen, duyan,anlayan ve hisseden; senin de neden burada olduğunu biliyorum. Kehanetseni buraya getirdi, nasıl diğerlerini de bana getirdiyse... Fakat obizde değil Ropinie, hiç olmadı da. Bize geldin çünkü kehanet bizegelmedi istedi. İstedi ki onun burada olmadığını anlayasın veinsanlarımı rahatsız etmeyesin. Topraklarımıza gelirsen bir dahaRopinie, sonun ışıktır.''
O anda aynı keskin acıyı boynunda tekrar hissetti ve yere yığıldı.
Gözlerini tekrar açtığında, Orta Dünya'ya geçen kapılardan birinin önünde buldu kendini... |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 11 Tem 2008 |
| Mesajlar: 196 |
|
|
|
Sizde eksik olan... 30.07.2008, 18:39 |
|
|
Sizde eksik olanın sağlam bir öykü olduğu inancındayım RipuLoin; zihniniz anlatılmaya gerçekten değecek bir hikâye yakaladığında, bana öyle geliyor ki, bir sonraki öykünüzde 'iyi ama şimdi ne oldu?' duygusunu taşımayacağım. Yoksa hayli temiz ve ipleri elinizde tutarak yazabiliyorsunuz. Fakat bu haliyle hikâyeniz, gerilim, merak unsuru ve atmosfer kurmak gibi okuyanı içine çeken detaylardan yoksun görünüyor. Kanım, iyi bir kurgunun, hem karakterinizi, hem de o karakterin taşıyacağı hikâyeyi ayaklandırıp harakete geçireceği yönünde. Ropinie, şimdiki haliyle, bende güçlü bir izlenim bırakamadı. (Tanımadığımız birinin durumunu o kadar da merak etmeyiz, değil mi? Bir vampirin kentten kovulması; o vampirin kim olduğu, ne amaçla orada bulunduğu, onu kovanın nasıl biri olduğuna ilişkin detaylar taşımıyorsa ortaya vampirli fakat 'kansız' bir anlatı çıkıyor işte- birinin salt vampir olması, biz artık onlarca vampir hikâyesi okumuş ve filmi izlemişken, yeterli görünmüyor.) Ve araya sıkıştırılmış "hiç kimseye verilmemiş yaşama fırsatları" gibi karaktere ilişkin serimler de, daha üst bir hikayenin içine oturmadıklarından pek iş görmüyorlar. Fakat dediğim gibi, iyi bir hikâye anlatmak için gereken temele ziyadesiyle sahip görünüyorsunuz.
Hikâye bende bu haliyle daha iyi bir hikâyenin hazırlığıymış duygusu uyandırdı.
O 'daha iyi' hikâyeye kadar,
Saygılar. |
|
|
|
|
 |
|
|
|
Powered by phpBB © phpBB Group
|
|
|
| |
|
|