Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder  
» TÜRK FANTASTİK EDEBİYATI
Yazar Mesaj
Üye
Üye

Kayıt: 03 Ekm 2006
Mesajlar: 258
Konum: Sırat Köprüsü
Aslında hala, kitabın hayalgücüme hükmeden görme yetisine sunduğu leziz Osmanlı İstanbul’u resimlerinin etkisindeyim. Ve buna ilave olarak anlatılanın sunuluş biçimini belirlemiş o zarif türkçe sebebiyle başım dönüyor desem, sanırım fazla mübalağa etmiş olmam.

Herşeyden önce bu kitabı okumak için, bu kitaba gönüllü olmanız gerekiyor zannımca. Zira yukarıda da bahsettiğim gibi –aslında göreceli olarak değindiğim- türkçe kullanımı çoğu yerde, hani sıkça kullanılan tabiriyle ‘ağdalı’ bir seyirde ilerliyor. Lakin yazarımız İhsan Oktay Anar’ın ustalığı beni o denli şaşırtıyor ki; cümlelerine yüzde yüz hakim ve kendinizi kaptırarak okuduğunuz anlarda, anlamını çözemediğiniz kelimeler sanki kırk yıldır konuşup yazageldiğiniz öğeler olup çıkıyor. Bu çok önemli aslında, yazar sizi bir an olsun sıkmıyor, ağır gibi görünen tarzını görünmeyen bir perdeyle gizleyip, en sonunda –yani kitabı bitirdiğinizde- aslında ‘ne’okuduğunuzu ve nasılda keyifle türkçenin tadına vardığınızı algılıyorsunuz. Daha nasıl övsem bilemiyorum; cümlelerde zerre takılmadan, kavram çatışmalarının yanına bile uğramadan, bir önceki sayfada neler yazdığını hatırlama ihtiyacı olmadan –çünkü böylesi bir eserde, insanın aklına illa ki böylesi bir zorunluluk düşüncesi geliyor- ve hatta bitmesine yakın, son sayfaya doğru giderek azalan yaprakları üzülerek ve handiyse ‘keşke bitmese’ diyeceğiniz bir tutkudan geçerek kendinizi leziz bir zaman diliminden çıkmış gibi buluyorsunuz –Fazla mı abartılı görünüyor? Aslında ne hissettiysem kısa bir özetidir bu. Sonuçta bu da göreceli-

Evet. Dilin biçemi ile ilgili kısa bir iç dökme ve keyfi paylaşma hevesinden sonra kitabın diğer yanlarını da, aklımda not ettiğimce anlatmak istiyorum.

Kitap, Osmanlı Dönemi İstanbul’unda –yukarıda da sözünü etmiştim- şehrin çeşitli bölgelerine ve yine çeşitli zaman dilimlerine dağılmış hikayelerin bütünleşerek tek bir sona ulaşmasını kendine konu etmiş bir eser. Eserin yarısına kadar –neredeyse- bütün hikayeler anlatılıp ortaya serilirken bir kafa karışıklığı meydana çıkmıyor değil. Zira birbirleriyle olan alakaları ve nereye bağlanacakları bir kaç tane soru işareti yaratıyor. Fakat ilerleyen bölümlerde, sona yaklaştıkça, iplerin boşta sallanan uçları birleşmeye ve sıkı bir düğüm atılmaya doğru ilerliyor. En sonunda ise kitap tatminkar bir bitişe ulaşıyor.

Kitabın öyle bir havası, anlatılanın öyle özel bir iyiniyeti var ki, eski İstanbul’da sizi sokak sokak dolaştırmaktan çekinmyor. Kah köle pazarının kurulduğu bir hanın avlusunda, kah Galata’daki köhne bir rıhtımda; kah bir mevlevi dergahının mutfağında, kah bel vermiş ahşap evlerin topunun sıra sıra dizildiği ve illa ki bir caminin bahçesinde kesişen gölgeli ve arnavut kaldırımlı sokaklarda blulyorsunuz kendinizi. İnsanların günlük hayatları içnde kendinizi onları seyrederken buluyor, bir meyhanede şarap içip eğlenen insanları müzikleriyle kendinden geçiren çalgıcıların yanında duruyorsunuz. İstanbul’u böyle görmekte varmış kaderimde. Ne mutlu bana!

Benim asla unutmayıp, defalarca okuyacağım bir kitabım daha oldu. Şimdi ‘Puslu Kıtalar Atlası’ nı da alacağım. Ve İhsan Oktay Anar’ın tüm kitaplarını okuyup bitirince, ne zaman yeni kitabını yayımlatacak diye kıvranıp duracağım.

_________________
kIZmAK Yok,
KENdİmi boĞUyORuM sAdeCe.
iÇİmDen DEşİLmEk gELİyOr,
çILdIRtAN BiR GüNAh bU gECe...
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
Misafir

Tanıtım yazının son paragrafına gelince aklıma Simpsons'daki o garip kahkahalı afacan geldi ve ben de onun gibi güldüm: Ha Haa!
Suskunlar'ı okudun, Puslu Kıtalar Atlası'nı okumadın mı, finrod? Bence okudun. Hatta okuduğunu söylediğini hatırlar gibiyim, okumamış olduğuna inanmak zor.
Yazık yazık yazıkk...
Yalnız ben de Suskunlar'ı okumadım. Fakat, Anar'ın diğer kitaplarından Puslu Kıtları Atlası, Amat, Kita-bül Hiyel ve Efrasiyab'ın Hikayeleri'ni okumuş bir okur olarak bu kitabı da mutlaka bulmalıyım.
Yazarın Ege Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olduğunu öğrenince, orada okuyan bir arkadaşıma kitabı verip yazardan kitabı imzalatmasını istedim, fakat ortada ne imza var ne de kitap. Smile Neyse ki, biz kitapları ortak kullanıyoruz. Onun kitapları bende benimkiler onda durur hep Smile
Üye
Üye

Kayıt: 15 Şub 2008
Mesajlar: 147
Puslu Kıtalar Atlası, tarihe yazılması gereken bir kitap diye düşünüyorum.
Türkiye'deki en iyi fantastik kitap...
İstanbulu ve Osmanlıyı anlattığı için hayal gücümüzde cümleleri canlandırmamız zor olmuyor... Özellikle karakterleri birbirine bağlama, olayların giriş ve sonuç bölümünün içinde tekrar ve farklı birçok giriş ve sonuç bulundurarak okuyucuyu önce girdaba sokup sonra da bu girdap içinden yine kendi cümleleriyle dışarı çıkarmayı başaran bir yazar.

Yüzüklerin Efendisi'ni sevmeme rağmen Tolkienin kitaplarını okurken bu kadar heyecan duymadım, merak ettiğim oldu ama nefesimi tutarak okuduğum nadir kitaplar vardır; Puslu Kıtalar Atlası da bunlardan bir tanesi.

Kitapla tanışmam çok komik aslında:)
üniversite sokağında eski kitaplar satan bir adam vardı, yere sermiş tüm kitapları şöyle bir göz gezdireyim derken kitap kapağındaki o çizimler dikkatimi çekti.. elim uzandı kitaba bir daha da geri çekemedim:)

okunmalı okunmalı okunmalı....

İhsan Oktay Anar ile tanişmayı çok istiyorum.
Tüm kitapları başucu kitaplarından:)

_________________
Kayıtsızlık ve Unutkanlık nehri;
Lethe'den
Kharonla geçtim…
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Önceki mesajları göster:   
Resim Yükleme Paneli


Lütfen Yüklemek İsteğiniz Resmi Seçin

Yeniden Boyutlandır?
Resim yüklendikten sonra karşınıza çıkacak ekrandaki Hotlink for forums (1) linkini foruma kopyalarsanız resim forumda gözükecektir.
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Fantastik Edebiyat Forum Forum Ana Sayfa -> TÜRK FANTASTİK EDEBİYATI
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
  
   
   
Copyright © 2006 FANTASTİK EDEBİYAT. Telif Hakları FANTASTİKEDEBİYAT.COM ' a Aittir.
Tasarım & Kodlama : Arttech İnternet Hizmetleri