Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder  
Sayfaya git 1, 2  Sonraki
» MİTOLOJİ VE MASALLAR
Yazar Mesaj
Üye
Üye

Kayıt: 04 Eyl 2007
Mesajlar: 75
Konum: forgotten realms...
Vampir mitosunun en somut çıkış noktalarından biri ilk Çağ'dan bu yana yeryüzünde kol gezen kuduz virüsü. Dünyanın en eski virüslerinden biri olan kuduz, taş devride bile insanoğlunun başına musallat olmuş bir hastalık. Virüsün hasta üzerindeki etkileriyse vampir özellikleriyle birebir paralellik taşır. Şİmdi gözünüzde canlandırın; bir elde kuduz virüsü kapmış biri, diğer elde ise bir vampir. Kuduz hastalığına yakalanan birinin gösterdiği ilk semptom asosyelleşme ve iletişim zorluğu. Hasta ileriki safhalarda her türlü parlak ışıktan korkar ve gün ışığına çıkamaz. Bu bir yerden tanıdık geldi; değil mi? Ürkünç bir değişim geçirdiği için kendi yansımasına bakamaz ve en önemlisi yemek yiyemez. Kuduz virüsübeyni de etkilediği için hasta, kendi yakınları ya da klanı olsun, herkese saldırır. Kuduzun, vampirle en yaıkın benzerliği kuduz virüsünün ısırma ve salya yoluyla geçmesidir.

Şimdi gelelim öteki ele; bir vampirin özelliklerini hatırlıyalım. Kuduz genelde, saldırgan meziyetli olan köpek, kurt, yarasa ve fare gibi hayvanlardan bulaşır. Bunlar aynı zamanda vampirlerin istedikleri zaman dönüşebildikleri hayvanlardır. Peki, bir vampir başka neler yapar? Isırdığı kurbanını kendisi gibi vampir yapar, kan içer, gün ışığına çıkamaz, ateşten korkar..... Vampir mitolarındaki ortak noktalardan biride vampirlerin aslında asosyal olduklarıdır. Sosyal oldukları zamanlarda dahi birbirlerinden kokarlar ve güvenmezler. Vampir mitosunun kuduz hastalığından kaynaklanmış olabileceğini gösteren başka bir paralellik aynaya baktıklarında kendilerini görememeleridir.

İnsanlar henüz klanlar halinde yaşadığı ve herşeyden önemlisi insanların virüs gibi mikro tehlikelerden bihaber oldukları bir dönemde "kuduz" hastaları, onların gözünde korkulması gerekilen lanetli ve tehlikeli yaratıklardı. Eh, zaten bilgili okuyucular olarak mitosoun kulaktan kulağa gelenekselleştiğini ve sorgulanmadığını bilirsiniz. İlkçağ'daki bu korku ve mitoslar tek tanrılı dinlerin ortaya çıkmasına kadar devam etti. İnsanlar medeniyetleştikçe ve tek tanrılı dinler ortaya çıktıkça, bu korkular da dinlerin içine yerleşmeye başladı. Orta Çağ'da ise Papalık ve kilise halkı cadı, kurt adam, kara büyü, vampir gibi eski pagan geleneklerinden doğma inançları temizlemeye çalışır. O güne kadar pagan gelenekleriyle korunan halk Hristiyan simgelerle korunmaya yönlendirilir. Böylelikle paganizmden gelen sarmısak, ateş korkusu ve gün ışığına çıkamamanın yanına haç, kutsal su ve saf inancın gücü de eklenir. Bu noktada "saf inanç" bir propaganda aracı olarak kullanılmış ve zamanla vampirlere karşı en hakiki güç olarak ön plana çıkmıştır.

Kutsal dinlerin çıkışıyla birlikte vampir teması taşıyan ve Anadolu medeniyetlerinden gelen "Tanrıça Lilith" de kutsal dinlere empoze edildi. Bu noktada iki ayrı inanış var: Birinci inanışa göre Kabil Lilith'in, Adem'in Havva'dan önceki, aynı kendisi gibi çamurdan yaratılmış ilk eşinin çocuğu. Diğer ve genelde inanılan şekliyle'de Adem ve Havvan'nın ilk çocuğu. Bu ayrıma karşın efsane sonrasında ortak bir anlatıma döner.Kabil bitkilerin, küçük kardeşi Habil ise hayvanların efendisdir. Adak istendiği gün Kabil en güzel bitkilerini sunağa koyarak yakar, ancak Kabili'in adağı kabul edilmez. Habil'in adadığı koyun yavrusu ise kabul görür. İkinci sefer Tanrı en sevdikleri şeyi adamalrını ister. Tanrı sevgisi herkesten üstün olan Kabil, sunağa geldiğinde Tanrıdan sonra en sevdiği şey olan kardeşini öldürerek Tanrı'ya adak olarak sunar. Bu yer yüzünde ki ilk cinayettir. Ancak bağışlayıcı Tanrı Kabil'e dört melek göndererek tövbe etmesi durumunda affedileceğini buyursa da Kabil yaptığından pişman olmadığını, cezasını çekmek istediğini söyler. Bunun üzerine dört melek tarafından teker teker lanetlenir: Artık çocuklarından ve ateşten korkacak, kanla beslenecek, gün ışığı görmeyecek ve ölümün huzurunu tadamayacak, onu gören herkez ilk kan döken olduğunu bilecek ve işlenen her günahta onun da payı olacaktır. "Vampir" ismi bu efsane de geçmese de Kabil, üstüne aldığı lanetler açısından ilahi dinlerde ilk vampir sayılır.

Popüler Çağ'da ise vampirler karizmatik, çekiçi ve zengindirler. Bu imgeleri il baştan "Dracula"'nın yazarı Bram Stoker, daha önceden ucube olan vampirleri Kazıklı Voyvoda'nın - ya da diğer adıyla Vlad Tepes'in- tarihsel kimliğiyle birleştirerek karizmatik ve en popüler vampiri yarattı. Bu işe Hollywood'un da el atmasıyla iş zaten çığrından çıktı. Artık günümüzde vampir olduklarını idda edenler gruplar, insanlar bie var. Hatta vampir; içki, sinema, kitap, bilgisayar ve masa oyunlarıyla başlı başına bir sektör.
vampir mitosunun çıkış noktası  batıdır, tarihi kayıtlarda vampirlerle ilgili ilk belgeler kuzey Almanyada ve şimdiki İskandinavya 'da bulunmuştur, ayrıca kuduz virüsünün tarihsel yalyılışıda Avrupadan başlar.

Saygılarımla....

hoşuma gittigi için paylaşiim demiştim (ç)alıntıdır

_________________
gün ışıklarının sürüklediği o kaçınılmaz alacakaranlığa doğru korkmadan yürüyorum ve ben ölüyorum...
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 18 Hzr 2007
Mesajlar: 429
Konum: Shire
Paylaşımın için sağol

_________________
Şap şap şap şap şap şap şap...
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder MSN Messenger
Üye
Üye

Kayıt: 04 Eyl 2007
Mesajlar: 75
Konum: forgotten realms...
teşekkürler...hayırdır fikir deiştrmşsin:D

_________________
gün ışıklarının sürüklediği o kaçınılmaz alacakaranlığa doğru korkmadan yürüyorum ve ben ölüyorum...
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 18 Hzr 2007
Mesajlar: 429
Konum: Shire
Üzüldüm haline,sevindiriyim şu garibanı dedim Razz

_________________
Şap şap şap şap şap şap şap...
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder MSN Messenger
Misafir

Okuduğum bir yazıda, orta çağ döneminde kansızlık yaşayan insanların vampirizme kaynak olduğuydu. Kansızlık yaşayan insanların (albinolar sanırım), ten renklerinin beyazlığı dolayısıyla güneşe duyarlılıkları, diş etlerinin çekilmesiyle köpek dişlerinin ön plana çıkması... gibi nedenlerle vampir sıfatını aldıklarını okumuştum. Sarımsağa gelince, kim bilir belki de bu insanlardan biri sarımsaktan nefret ediyordu  Razz
Üye
Üye

Kayıt: 18 Hzr 2007
Mesajlar: 429
Konum: Shire
Hiç anlayamamışımdır şu sarımsak olayını,nasıl bir fantezidir bu

_________________
Şap şap şap şap şap şap şap...
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder MSN Messenger
Üye
Üye

Kayıt: 04 Eyl 2007
Mesajlar: 75
Konum: forgotten realms...
ya vampirinden tut envai çeşit hayvan sevmez sarımsağı..feci kokuo ya orc bile yimez walla Very Happy

_________________
gün ışıklarının sürüklediği o kaçınılmaz alacakaranlığa doğru korkmadan yürüyorum ve ben ölüyorum...
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 18 Hzr 2007
Mesajlar: 429
Konum: Shire
O zaman bizim yediğimiz sarımsaklı yemekler nereye gidiyor

_________________
Şap şap şap şap şap şap şap...
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder MSN Messenger
Üye
Üye

Kayıt: 04 Eyl 2007
Mesajlar: 75
Konum: forgotten realms...
valla bilemicem,biz artık nası bi hayatta kalma metabolizması yarattıysak....

_________________
gün ışıklarının sürüklediği o kaçınılmaz alacakaranlığa doğru korkmadan yürüyorum ve ben ölüyorum...
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Misafir

Vampirliğe şöyle bir açıklama yapıp sarımsak olayına akıyoruz: Vampirler asildir. Kont, Lord... gibi unvanları vardır.

Vampirler kurbanlarının kanlarını emerler.
Orta Çağ Avrupası'ndaki derebeyler de serflerin (yarı köle köylüler) benzer şekilde kanlarını emerlermiş: Vergiler, ilk gece hakları vs. vs.

Yani, vampir aslında köylülerin dolaylı yoldan soylulara attığı taştır.
Sarımsak da halkın, aşağı sınıfların kokusudur. Soylu ve narin bir kont elbette ki, sarımsak kokusundan iğrenecektir. Bu yüzden vampirler sarımsak sevmez.

Ama, Hollywood filmlerine bakın, vampirlerin sarımsak kokusundan etkilenmediğini göreceksiniz.
Neden? Çünkü, yeni nesil vampirler (Spike, Angelus vs. vs.) asil değildirler!
Üye
Üye

Kayıt: 09 May 2007
Mesajlar: 2112
Konum: Karanlık
Hayalgücü budur işte. Twisted Evil

_________________
Şövalye yaşlı yeşil ejderhaya atıyla hücum ederken: "Tanrılar, kral ve ülkem için"


Ejderha: " Öğle Yemeği için "
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder MSN Messenger
Üye
Üye

Kayıt: 08 Ekm 2007
Mesajlar: 74
Konum: İmkansızlığın sınırlarının çok ötesinde...
her ne kadar hayal gücü gibi gelse de;
Vampirler kurbanlarının kanlarını emerler.
Orta Çağ Avrupası'ndaki derebeyler de serflerin (yarı köle köylüler) benzer şekilde kanlarını emerlermiş: Vergiler, ilk gece hakları vs. vs.

mantıklı ve haklı yanı çok (farklı bir bakışRazz)

_________________
Anlatamıyorum...Saf tutuyor çünkü harfler...
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
Üye
Üye

Kayıt: 07 Ekm 2007
Mesajlar: 4
Konum: Gothenburg
               
Tyler Durden yazmış:
Vampirliğe şöyle bir açıklama yapıp sarımsak olayına akıyoruz: Vampirler asildir. Kont, Lord... gibi unvanları vardır.

Vampirler kurbanlarının kanlarını emerler.
Orta Çağ Avrupası'ndaki derebeyler de serflerin (yarı köle köylüler) benzer şekilde kanlarını emerlermiş: Vergiler, ilk gece hakları vs. vs.

Yani, vampir aslında köylülerin dolaylı yoldan soylulara attığı taştır.
Sarımsak da halkın, aşağı sınıfların kokusudur. Soylu ve narin bir kont elbette ki, sarımsak kokusundan iğrenecektir. Bu yüzden vampirler sarımsak sevmez.

Ama, Hollywood filmlerine bakın, vampirlerin sarımsak kokusundan etkilenmediğini göreceksiniz.
Neden? Çünkü, yeni nesil vampirler (Spike, Angelus vs. vs.) asil değildirler!


Vay canına bilmiyordum böyle olduğunu... Çok ilginç ve mantıklı geldi..

_________________
"There is no beats without cruelty"
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Misafir

blade in ilk filminde yeni nesil, safkan olmayan, gayet soysuz bi hatun vampir ağzına sarımsak suyu sıkıldığında kafası patlamıştı ama

( çok iyi atıştı orası ayrı )
Üye
Üye

Kayıt: 11 Eyl 2007
Mesajlar: 615
Konum: düşler zamanı
anneannem anlatırdı... onun annesinin zamanında köylerde-trabzondan bahsediyorum- hayvanların kanlarını ve sütlerini emen canlılar olurmuş.. inek-öküz, koyun, keç,.. ne bulursa.. ama öldürene dek değil:) hatta bir tanesini omşuları yakalamış, hayvan insana benziyormuş şeklen ama tüm bedeni kıllarla kaplıymış.. maymun gibi ama hareketler, iki ayak üstü kaçışı falan, insan gibi.. bir hafta ahıra kilitlemişler hayvanlardan ayrı. yemek koymuşlar ama yememiş, yaralıymış zaten, sonra buldukları yere bırakmışlar, çığlık ata ata kaçmış.. vampir diyor anneannem.. ne garip... en az 60 senelik olaydır.. hala daha yaşayabildiklerini iddia edio bi de sadece o değil köydeki tüm yaşlılar inanıyor buna.. kimbilir???

_________________
....NON....
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et MSN Messenger
Önceki mesajları göster:   
Resim Yükleme Paneli


Lütfen Yüklemek İsteğiniz Resmi Seçin

Yeniden Boyutlandır?
Resim yüklendikten sonra karşınıza çıkacak ekrandaki Hotlink for forums (1) linkini foruma kopyalarsanız resim forumda gözükecektir.
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Fantastik Edebiyat Forum Forum Ana Sayfa -> MİTOLOJİ VE MASALLAR
Sayfaya git 1, 2  Sonraki
1. sayfa (Toplam 2 sayfa)

 
  
   
   
Copyright © 2006 FANTASTİK EDEBİYAT. Telif Hakları FANTASTİKEDEBİYAT.COM ' a Aittir.
Tasarım & Kodlama : Arttech İnternet Hizmetleri