Vampir mitosunun en somut çıkış noktalarından biri ilk Çağ'dan bu yana yeryüzünde kol gezen kuduz virüsü. Dünyanın en eski virüslerinden biri olan kuduz, taş devride bile insanoğlunun başına musallat olmuş bir hastalık. Virüsün hasta üzerindeki etkileriyse vampir özellikleriyle birebir paralellik taşır. Şİmdi gözünüzde canlandırın; bir elde kuduz virüsü kapmış biri, diğer elde ise bir vampir. Kuduz hastalığına yakalanan birinin gösterdiği ilk semptom asosyelleşme ve iletişim zorluğu. Hasta ileriki safhalarda her türlü parlak ışıktan korkar ve gün ışığına çıkamaz. Bu bir yerden tanıdık geldi; değil mi? Ürkünç bir değişim geçirdiği için kendi yansımasına bakamaz ve en önemlisi yemek yiyemez. Kuduz virüsübeyni de etkilediği için hasta, kendi yakınları ya da klanı olsun, herkese saldırır. Kuduzun, vampirle en yaıkın benzerliği kuduz virüsünün ısırma ve salya yoluyla geçmesidir.
Şimdi gelelim öteki ele; bir vampirin özelliklerini hatırlıyalım. Kuduz genelde, saldırgan meziyetli olan köpek, kurt, yarasa ve fare gibi hayvanlardan bulaşır. Bunlar aynı zamanda vampirlerin istedikleri zaman dönüşebildikleri hayvanlardır. Peki, bir vampir başka neler yapar? Isırdığı kurbanını kendisi gibi vampir yapar, kan içer, gün ışığına çıkamaz, ateşten korkar..... Vampir mitolarındaki ortak noktalardan biride vampirlerin aslında asosyal olduklarıdır. Sosyal oldukları zamanlarda dahi birbirlerinden kokarlar ve güvenmezler. Vampir mitosunun kuduz hastalığından kaynaklanmış olabileceğini gösteren başka bir paralellik aynaya baktıklarında kendilerini görememeleridir.
İnsanlar henüz klanlar halinde yaşadığı ve herşeyden önemlisi insanların virüs gibi mikro tehlikelerden bihaber oldukları bir dönemde "kuduz" hastaları, onların gözünde korkulması gerekilen lanetli ve tehlikeli yaratıklardı. Eh, zaten bilgili okuyucular olarak mitosoun kulaktan kulağa gelenekselleştiğini ve sorgulanmadığını bilirsiniz. İlkçağ'daki bu korku ve mitoslar tek tanrılı dinlerin ortaya çıkmasına kadar devam etti. İnsanlar medeniyetleştikçe ve tek tanrılı dinler ortaya çıktıkça, bu korkular da dinlerin içine yerleşmeye başladı. Orta Çağ'da ise Papalık ve kilise halkı cadı, kurt adam, kara büyü, vampir gibi eski pagan geleneklerinden doğma inançları temizlemeye çalışır. O güne kadar pagan gelenekleriyle korunan halk Hristiyan simgelerle korunmaya yönlendirilir. Böylelikle paganizmden gelen sarmısak, ateş korkusu ve gün ışığına çıkamamanın yanına haç, kutsal su ve saf inancın gücü de eklenir. Bu noktada "saf inanç" bir propaganda aracı olarak kullanılmış ve zamanla vampirlere karşı en hakiki güç olarak ön plana çıkmıştır.
Kutsal dinlerin çıkışıyla birlikte vampir teması taşıyan ve Anadolu medeniyetlerinden gelen "Tanrıça Lilith" de kutsal dinlere empoze edildi. Bu noktada iki ayrı inanış var: Birinci inanışa göre Kabil Lilith'in, Adem'in Havva'dan önceki, aynı kendisi gibi çamurdan yaratılmış ilk eşinin çocuğu. Diğer ve genelde inanılan şekliyle'de Adem ve Havvan'nın ilk çocuğu. Bu ayrıma karşın efsane sonrasında ortak bir anlatıma döner.Kabil bitkilerin, küçük kardeşi Habil ise hayvanların efendisdir. Adak istendiği gün Kabil en güzel bitkilerini sunağa koyarak yakar, ancak Kabili'in adağı kabul edilmez. Habil'in adadığı koyun yavrusu ise kabul görür. İkinci sefer Tanrı en sevdikleri şeyi adamalrını ister. Tanrı sevgisi herkesten üstün olan Kabil, sunağa geldiğinde Tanrıdan sonra en sevdiği şey olan kardeşini öldürerek Tanrı'ya adak olarak sunar. Bu yer yüzünde ki ilk cinayettir. Ancak bağışlayıcı Tanrı Kabil'e dört melek göndererek tövbe etmesi durumunda affedileceğini buyursa da Kabil yaptığından pişman olmadığını, cezasını çekmek istediğini söyler. Bunun üzerine dört melek tarafından teker teker lanetlenir: Artık çocuklarından ve ateşten korkacak, kanla beslenecek, gün ışığı görmeyecek ve ölümün huzurunu tadamayacak, onu gören herkez ilk kan döken olduğunu bilecek ve işlenen her günahta onun da payı olacaktır. "Vampir" ismi bu efsane de geçmese de Kabil, üstüne aldığı lanetler açısından ilahi dinlerde ilk vampir sayılır.
Popüler Çağ'da ise vampirler karizmatik, çekiçi ve zengindirler. Bu imgeleri il baştan "Dracula"'nın yazarı Bram Stoker, daha önceden ucube olan vampirleri Kazıklı Voyvoda'nın - ya da diğer adıyla Vlad Tepes'in- tarihsel kimliğiyle birleştirerek karizmatik ve en popüler vampiri yarattı. Bu işe Hollywood'un da el atmasıyla iş zaten çığrından çıktı. Artık günümüzde vampir olduklarını idda edenler gruplar, insanlar bie var. Hatta vampir; içki, sinema, kitap, bilgisayar ve masa oyunlarıyla başlı başına bir sektör.
vampir mitosunun çıkış noktası batıdır, tarihi kayıtlarda vampirlerle ilgili ilk belgeler kuzey Almanyada ve şimdiki İskandinavya 'da bulunmuştur, ayrıca kuduz virüsünün tarihsel yalyılışıda Avrupadan başlar.
Saygılarımla....
hoşuma gittigi için paylaşiim demiştim (ç)alıntıdır
