Çernobil Şehirde - 3. Bölüm
Hayatından neşeyi eksik etmeyen Çernobil hafif bir ıslık temposuyla Püfesen Tepesi'nin patikasından aşağılara doğru iniyordu.
Yolun üçte birini geride bıraktığında üç sıra halinde sert yürüyüşleriyle ilerleyen imparatorluk askerleri gördü.
Sert bakışlı askerler gösterişli üniformaları ve kemerlerinden sarkan kılıçlarıyla çevreyi tarıyorlardı. Çernobil soru sorma ihtiyacı hissetti.
"Ne oldu komutanım?" Bu soruya izcilerin lideri cevap verdi:
"Yaralı bir hayvan olduğunu tahmin ettiğimiz bir şeyin iniltisi şehri rahatsız ediyor. Sen bir şey duymadın mı?"
"Hayır komutanım."
"İyi çekil yolumuzdan." Sert bakışlı askerlerin geçişinin ardından yoluna devam etti.
Yarım saat sonra şehre inmiş, keyfince etrafta geziniyordu.
Rasgele bir kapı seçip vurmaya başladı.
***
Zamanın yavaş hareket ettiği bir mekanda küçük bir köyü tuhaf biçimde dikenli çalılar çevrelemişti. Şehirdeki yeşil minareli caminin müezzini Mat Cauthon Kuşumaydın Adası'nın bu taşra taraflarda kalan halkına nutuk çekmekteydi.
Halk içeriye hapsolup şeytani bir güçle mücadele etmek zorunda kalmıştı.
"Kardeşlerim anaların kınalı kuzuları,
"Biliyorsunuz akarsuyun derin diplerinden bir deniz yaratığı peyda oldu. Bu varlık yarı insan yarı balık. Kendine Tiffany diyen bu yaratığı dün gece rüyamda gördüm. Belden altı pul üstü cırıl cıpıl olan bu yaratık ergenliğe yeni girmiş oğlanlarına ve bölgemizin genç erkeklerine tecavüz etmektedir. Dün gece şeytanla mücadele ettim ve ben kazandım." Yaratığın kabus olup rüyasına girdiği her adam kurtulmayı başaramazdı.
"Bu acayip yaratık büyü gibi sinerjik güçlere sahip olup aklın doğasına zuhur etmektedir..."
"Kreacher, hoca efendi zuhur dedi, zuhur ne demek?"
"Bilmiyom, sus hoca efendiyi dinle."
Müezzin Mat Cauthon kalbinden taşan gözyaşı dolu duyguları elinden geldiğince bastırıp coşkuyla konuşuyordu.
Köyün imamı Darkmoon kabak yahnisi yüzünden midesini bozmuştu. İmam kısa bir süreliğine Mat Cauthon'du ve şimdiki asil görevin liderliğini kendisi üstlenecekti.
"GÜM! GÜM! GÜM!"
"Yürüyün kardeşlerim, gazanız mübarek olsun.
"GÜM! GÜM! GÜM!"
"Ne oluyor lan, ne gümü?"
***
Mat Efendi gözlerini açtığında karanlığın içindeydi. Ne yazık ki bu bir rüyaydı. Kahramanlık belki de hep düşlerde kalacaktı.
"Hayrolsun, hangi münasebetsizse rüyamı en güzel yerinde böldü." Gerçekten de çok güzel bir rüyaydı. İnsan pek az rüyada hayallerinin gerçek olduğunu görürdü.
Mat Efendi oflayıp puflayıp merdivenlerden aşağı indi. Alt kattaki dış kapıyı sertçe açtı.
"Ne var len? Kapımı açacak başka vakit bulamadın mı, kimsin sen?"
"Açım Emmi!"
"Be cühela bari tanrı misafiriyim de de düzgünce isteyeceğin şeyi istemiş ol!." Mat Efendi karanlıkta etrafı seçmeye çalışarak kilerden bir ekmek çıkarıp tanımadığı yabancıya verdi.
"Saol Emmi!"
"Bi daha gelme len gecenin köründe."
"Ne oluyo Mat?"
"Yat kız, bi şey yok."
Aç Adam elindeki ekmeği kemire kemire yoluna devam etti.