Başlangıç:
Evrenin en eski zamanlarında, karanlığın ve ışığın karıştığı büyük boşlukta iki adet ırk bulunuyordu: Axyrler ve Saharlar.
Axyrler, evrene hareketi getiren ilahi varlıklardı. Gezegenler ve yıldızlar yaratmış, bunlara belli bir düzen sağlamışlardı. Ardından gezegenlerin bazılarına yaşam üflediler ve böylece evrende Axyrler dışında özgür iradeli ilk canlılar ortaya çıktı.
Geçen zamanla birlikte Axyrler, gezegenlerden birine kendi varlıklarını bildirmeye karar verdiler. Bunun için Vyron isimli bir gezegeni seçtiler ve oraya bir elçi yolladılar. Elçi, gezegendeki zeki ırkların kendilerine tapmasını sağladı. Böylece pek çok Axyr tapınağı yapıldı.
Tüm bunlar gerçekleşirken, Saharlar olanları seyrediyordu. Kendileri Axyrler kadar güçlü olmasa da, onlar da kendi inananlarının olmasını istediler. Bunun üzerine birden çok gezegene gittiler. Cevap gecikmedi, Axyrler Saharlara inananların bulunduğu gezegenlere kendi elçilerini yolladılar ve kendilerinin daha güçlü olduğunu gösterdiler.
Saharlar, Axyrlerin bu davranışına bir anlam veremediler ama sinirliydiler, Bu tavır davranışlarını da değiştirmişti. Sonuçta, Axyrlerin evreni yarattıkları için sadece kendilerinin tanrı olarak gösterilebileceğini düşündükleri ortaya çıktı. Ancak Saharlar da yaratamasalar dahi yok etme gücüne sahiptiler ve uyarı için üstünde canlı olmayan gezegenlerden birini yok ettiler. Axyrler buna karşılık vermedi, Saharların üstünde canlı yaşayan bir gezegene saldırmaya cesaret edemeyeceklerini biliyorlardı.
Ancak bilmedikleri şeyler vardı. Saharlar artık öfkeli ve sınır tanımaz olmuşlardı. Axyrlerin dahi kullanmaktan çekindikleri kararsız bir enerjinin evrenin merkezinde yarattığı kara deliğe gitmekten çekinmediler. Buradaki karanlık parçacıkları kendi enerji bedenleriyle birleştirdiler sonunda mavi bedenleri mor alevlerle kaplandı. Güçleri Axyrlerinkine denkti artık, ilk hedefleri Axyrlerin en çok inananının bulunduğu Vyron gezegeni oldu. Ancak burayı yok etmediler, halkını kendi taraflarına çektiler ve Axyrler’in tapınaklarını un ufak ettiler. Axyrler bunun üzerine Vyron’a gelerek son bir uyarı yaptı, Saharlarsa cevap olarak son Axyr tapınağının heykelini uzayın derinliklerine fırlattılar.
Axyrler bu küstahlıkla birlikte artık Vyron canlılarını umursamamaya başaldı, tek istekleri güç delisi olan Saharları evrenden silmekti. Tüm güçleriyle Saharlara saldırdılar, Saharlar aynı şiddetle karşılık verdi ve gezegen parçalanma noktasına geldi. Canlı diye bir şey zaten iki kadim ırk dışında kalmamıştı, ancak Saharlar ve Axyrlerin yıprandığı da bir gerçekti. Eşit güçler, birbirini oldukça zorluyordu.
Sonunda Axyrlerin 500 kişilik nüfusundan geriye elli Axyr kaldı ve Saharlarınsa hâlâ 200 adamı vardı. Ancak evrenin sürprizlerle dolu karanlık enerjisi bir oyun oynadı ve Saharlar güçlerinden oldular. Kararsız enerji, gezegen tarafından absorbe edildi ve gezegen parçalarından yeniden birleşti. Ancak bu emilim devam etti ve Axyrlerin de güçlerinin büyük bir kısmı Vyron’a geçti. Yine de Axyrler, Saharlar karşısında oldukça avantajlıydı. Acımasızca davrandılar ve bu ırkı yok ettiler. Kalan güçlerini kullanarak gezegenden uzaklaştılar, bir daha buraya dönmeyeceklerdi.
Yeni Hayat:
Aradan bin milenyum geçti, Vyron’da büyük değişimler gerçekleşmişti. Eskiden tek kıtası olan gezegende şimdi dört kıta vardı, bunların dördünde de farklı canlılar hüküm sürmekteydi.
Gezegenin kuzey batısı sayılabilecek bir kıta vardı, adına Nemor deniyordu. Nemorianlar buranın halkıydı., onlar çevik varlıklardı. Avcılıkla devam ettirdikleri yaşamlarından dolayı yanlarında hep bazı bıçaklar ve kılıçlar taşırlardı. Duyuları keskin varlıklardı, ancak büyüsel hiçbir yetenekleri yoktu. Kabileler hâlinde yaşamaktaydılar, bazen kabileler arasında çıkan tartışmaları kavgaya dönüştürmekten çekinmezlerdi.
Doğudaysa Errymler yaşardı, onlar doğanın evlatlarıydı. İki buçuk metrelik boylarına rağmen çok sakin yaratıklardı, doğanın dengesini bozacak her türlü şeyden uzak dururlar ve barışçıl bir yaşam sürerlerdi. Vücutları toprak ve ağacın tuhaf bir bileşimiydi, bazı yerlerinde dallar vardı ve bazı yerleri toprak kaplıydı. Ancak yeteneklerinden bazıları bu toprağı kayaya dönüştürmelerini sağlıyordu. Ayrıca yere kök salabiliyorlardı.
Güneyde gözlerden uzak bir kıta vardı, burada Kristaller yaşıyordu. Kristaller isimlerini hak edecek şekilde kırılgan bir vücuda sahipti. Ancak onlarda büyü kabiliyeti bulunuyordu, böylece yaşamlarında fiziksel değil zihinsel güç kullanıyorlardı. İçlerinde sürekli bir enerji akımı geziyordu, kararsız enerjinin hapsedildiği taşlar kristallerin bedeniydi.
Bu üç ırk da, enerjinin form değiştirmesiyle oluşmuştu. Ancak Vyron haritalarının merkezinde bir kıta daha vardı, İblislerin kıtası Eilonar. Bu kıta üçgen biçimli bir adaydı, adayı yüksek sıradağlar çeviriyordu ve tüm kara parçasının merkezinde İblislerin yaşadığı Büyük Volkan Terrus duruyordu. Terrus, Vyron gezegeninin de en büyük volkanıydı. İçinde yaşayan İblisler vücutları lavla kaplı kızıl sarı parlayan yaratıklardı. İşte enerjinin çoğunu bu yaratıklar almıştı. Büyü konusunda yetenekleri kristaller kadar olsa da mekanik araçlar yapmaya ve demirciliğe doğuştan gelme bir kabiliyetleri vardı. İstedikleri metali eritip ona yeniden şekil verebilmek onların en açık yeteneğiydi. Ayrıca beş metrelik bir cüsse ve lav kaplı bir deri zaten onları sırf bedensel kuvvetleriyle dahi öne geçiriyordu. Vyron’un en güçlü yaratıkları onlardı.
Başlarda İblisler yalnızca kendi adalarında yaşarken zamanla Vyron’un Kristallerin bulunduğu Cron Kıtası hariç iki kıtayı koloni hâline getirmişlerdi. Cronluları köleleştirmeme sebepleriyse onların tamamen maddi şeylerden uzak duruşu ve kendilerini diğer kıtalara karşı yalıtmalarıydı. Zihinlerini diğer canlılardan soyutlamış ve kendi içlerinde telepatik bir şekilde anlaşır olmuşlardı. İblisler tüm güçlerini kullansalar da Kristallerin telepatik iletişimlerine giremediler. Sonunda onları kendi hâllerine bıraktılar, her şeye rağmen doğanın bir dengesi olduğunu İblisler de biliyordu ve Kristallerin enerjiyi emmesi bu dengede büyük pay sahibiydi.
İşte Vyron’un zeki ırkları bunlardı, bunlar dışında yaşayan pek çok farklı yaratık gezegen ekosistemini süslüyordu. Bir kısmı İblislerin etkisi altındaydı, bazıları doğası gereği başına buyruk ve vahşiydi, kimileri Nemorianlarla birlikte avlanıyordu.
Kehanet:
Axyrler, güçlerinin çoğunu kaybetmiş olsa da Evrenin kadim bir ırkıdır ve büyü sanatının pek çok dalında ustalığını korumaktadır. Eskiden tek büyücünün rahatlıkla yapabildiği büyüleri şimdi bazı Fellor denen büyücü grupları yerine getirse dahi hâlâ büyücü kimliklerini önde tutuyorlardı.
Büyü sanatının da pek çok dalı vardı, bunlardan biri Axyrlerin eskiden ihtiyaç duymadıkları için icra etmedikleri Kehanetti. Kehanet Fellor’u yeni kurulmuştu ancak buna yatkın Axyrlerin sayısının azlığı Fellor organizasyonunu hızlandırmıştı. Kâhinler böylece günlerinin çoğunu meditasyon yaparak geçirdi ve durugörü sağlayan psişik güçlerini geliştirmek için vücutlarını Sahar savaşından beri kendilerini bırakmayan karanlık enerjilerden arındırmaya başladılar.
Artık beklenen sonuç ortaya çıkmıştı, Kehanet Fellor’u ilk kehanetini duyurdu. Fellor Meclisi’ne önderlik eden kral, Axyrler kehanette yeni olsa da bu uyarıyı kayda değer bulmuştu.
Kâhinler, binlerce yıl sonra çok çeşitli metal araçların uzayda gezdiğini görmüştü, zamanla bütün evrene yayılacak ve Axyrlerin sonu olacak bir gelecekti bu. Hemen Gözlem Fellor’una evrende gelişmiş canlıların barındığı gezegenin bulunması söylendi, en son bakılan yer Vyron etrafı olacaktı ancak şaşırtan sonuç oradan geldi.
Uzun süre sonra karar verildi ve keşif birliği Vyron’a, evrenin öteki ucuna yolculuğuna başladı. Eskiden portallar bu işi görürdü ancak aynı anda pek çok Fellor’un bir araya gelip çok fazla güç harcamasını gerektiren bu yöntem artık yalnızca vakit kaybıydı.
Axyr Keşif Birliği büyülü eşyaları ve kendi güçleri sayesinde Vyron’a bir yılda ulaştı, binlerce yıl sonra gerçekleşecek bir kehanet için bir yıl hiç sayılırdı. Birlik, Gözlem Fellor’unun sunduğu bilgi ışığında Kristallerle telepatik iletişime geçtiler, bunu zorlanmadan yapmaları Kristalleri çok etkiledi ve kendilerini Axyrlere açmaktan başka bir çareleri kalmadığını gördüler.
Axyrler sonunda Vyron’a, Cron Kıtası’na ayak basmıştı. Eski gücünün bir simgesi olarak enerjiyle parlayan soluk bedenlerini büyüyle daha mütevazi boyutlara getirdiler ve Kristallere kendilerini tanıttılar. Onlara güçlerinden, eski savaşlardan bahsettiler. Sonunda Kristaller bu gezegene neden tekrar geldiklerini sorduklarında, onları İblislerden kurtarmak ve bu gezegeni o ırktan temizlemek istediklerini söylediler. Kristaller bunu yeterli bir neden olarak görmeseler de böyle güçlü bir ırkı sorgulamamanın daha sağlıklı olacağına inanarak bir şey demediler.
Gerçekten de işin rengi sonradan belli olacaktı.
Koymak için erken davrandım, sabırsızlığımın kurbanı olmamak için elimden geleni ardıma koymayacağım. İyi okumalar ^^ |