Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder  
» YAZARLAR - KİTAPLAR
Yazar Mesaj
Üye
Üye

Kayıt: 17 Ağu 2007
Mesajlar: 10

MARY SHELLY(1797-1851)
Mary Shelley çağının belki de en kültürlü ailesinin tek kızıdır.Babası ünlü felsefeci William Godwin annesi ise feminizmin akımının ilk kuramcılarından Mary Woolstonecraft'dır
     Shelly'in yaşıdığı dönemin edebi ortamına baktığımızda, ilk göze çarpan gotik akımının zirvelerinde olmasıdır.Yüksek edebiyat çevrelerinin başlardaki karşı çıkmalarına karşın gotik akımı Walpole'ün Otranto Şatosu'yla
yakladığı başarıdan sonra yükselişe geçmiş ve aynı türde yeni eserler birbiri ardına ortaya çıkmıştır. Shelley de ünlü Frankenstein adlı yapıtıyla aslında büyük ölçüde gotik akımdan faydalanmış ancak hikayesini ussal bir açıklama üstüne kurmasıyla da bu türden sıyrılarak bilimkurgunun en iyi örneklerinden birini vermiştir. Frankenstein'ın romanın haricinde belki de başlı başına yeni bir roman olabilecek kadar ilginç bir yaratım süreci vardır. (Zaten Ken Russel'da bu süreçten hareketle "Gothic" adlı bir film de çekmiştir.)
     1816 yılında Cenevre gölünün sahilindeki Deodati adlı villada 5 kişi bir araya gelir.Bu kişiler dönemin oldukça renkli kişilikleridir:Villanın sahibi Lord Byron,Lord Byron'un kız arkadaşı Claire Clairemont,Byron'un özel doktoru ve yakın arkadaşı John Polidori,şair Percy Shelly ve Shelly’nin yakında karısı olacak olan Mary Godwin’dir.İşte bu egzantirik kişiler bir araya geldikten kısa bir süre sonra yörenin hava koşullarına yenik düşüyor ve özellikle akşamları evde kalmak zorunda kalıyorlar.Bu sırada kasabada tabiki dedikodu alıp başını yürüyor, kara büyü ayinlerinden tutunda toplu seks partilerine kadar her şey konuşuluyor. Grubumuzun gene evde kalmak zorunda kaldıkları bir akşam villanın içinde bir odada daha önce ilgilerin çekmeyen deri ciltden almanca ve fransızcadan çevrilmiş hayalet öyküleri ellerine geçiyor.Belki o atmosferinde verdiği bir havayla bu egzantirik kişiliklerimiz kendilerini bu hikayelere kaptırıyorlar.Sonra Lord Byron'dan bir öneri geliyor:"Hepimiz bir hayalet öyküsü yazalım" ve önerisi kabul ediliyor.Byron'un hikayesi "Mazeppa" adlı şiirinin sonuna konu ediliyor.Polidori'nin hikayesi belki de şimdiye kadar yazılmış en iyi vampir hikayelerinden birisi "The Vampyre"(türçeye çevrilmedi ama ingilizcesi olan arkadaşlara okumalarını önerebilirim.Ebook olarak gutenberg de falan bulabilirsiniz) oluyor.Mary yarışmaya ilk başlarda tutuk kalıyor.Byron da bunu farkedip her fırsatta :"Bugün bir öykü yazdın mı?"şeklinde sıkıştırmalarda
bulunuyor.İşte yarışma böyle sürerken bir gece yazarımız Byron ve Percy Shelley arasında geçen yaşamın doğasına ilişkin bir tartışmaya tanık oluyor ve uykusuz geçen bir gecenin ertesi sabahında bir öykü bulduğunu arkadaşlarına müjdeliyor.
      İşte Dedoati villasındaki bu garip atmosferin içinde korku ve bilimkurgu edebiyatının ilk çocuklarından biri doğuyor “Frankestein”.    Roman yayımlandıktan sonra tabiki oldukça ses getiriyor ve her başyapıtta olduğu gibi önce nefret ediliyor sonra yavaş yavaş kabul edilip bir efsane haline geliyor.Romana karşı çıkışların sebebi aslında yapay insan kavramı değil bu kavramın özünde,insanların yanlış yorumladığı "tanrının iradesinin yerini alma"düşüncesidir.Zaten "yapay insan" kavramı da 18.yy'da hem bilim,hem de okült çevrelerce bilinen hatta denemeleri de yapılan bir kavramdır.Mary kuşkusuz bu düşünceyi Erasmus Darwin'den etkilenerek bilim eksenine oturtmuştur.Romanın ilk baskılarından sonrakilerde de önsöz  bölümümde Erasmus Darwin'in (Charles Darwin'in de büyük ölçüde etkilendiği)"Organik Yaşamın Kökenleri"adlı yapıtının adı geçmektedir.
      Mary Shelley “Frankestein” dan sonraki romanlarında (1826 "Last Man",1835 "Ladore") aynı ilgiyi yakalayamayıp  ansiklopedi çalışmalarına yönelmiş kocasının ölümünden sonra da şiir derlemeri yapmıştır
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger
Üye
Üye

Kayıt: 17 Ağu 2007
Mesajlar: 10
Shelly' in hem ailesi, hem de yazın hayatı çok ilginç. Babası hem ünlü bir felsefeci, hem de polisiye romanın ilklerinden birini(Things as They Are: The Adventures of Caleb Williams) vermiş bir yazar. Keza annesi; feminizmin kurucularından. Kocası Percy Shelly, arkadaşları Lord Byron...

Bu kadar ilginç bir yazarı gel de yazma Smile
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger
Üye
Üye

Kayıt: 02 Mar 2007
Mesajlar: 160
Konum: Ankaranın Dorukları
Evet yaa Very Happy dikkatimi çekti ama frankestein çok ilgimi çekmez o yüzden bilmiyodum ama öğrendimiyi oldu genel kültür hemde önemli bi genel kültür Very Happy

_________________
My might is your despair..
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 08 Mar 2007
Mesajlar: 24
Romanı yazmadan önce Mary düşük yaparak bir çocuğunu kaybetmiş,dolayısıyla bir canlıya hayat verebilme düşüncesinin kişisel bir tarafı da var onun için bir de Faraday'ın yaptığı deneyler var,elektirikle kurbağanın sinirlerini zıplatma falan,bunlarda ilham veriyor Hanım kızımıza gerçi romanda Diriltici düzeneğe dair hiç tasvir yok,o düzenekler filmlerde kuruluyor.Film demişken sinemada da defalarca görünüyor,brnim bildiğim en etkileyicisi Boris kARLOFF'UN Frankisi(şatodan kaçtıktan sonra küçük bir kızla karşılaşır,küçük kız onunla bir oyun oynamak ister bir çiçeğin yapraklarını koparıp suya atarlar ama Franki tutup kızı da suya atar ve boğulmasına sebep olur,bu sahne film ilk gösterildiğinde sansürlenmiştir.)Devam filmleri de çekiliyor benim en merak ettiğim Frankensteın'ın gelini,serinin en iyi filmleirnden biriymiş(hemen ekleyelim her şeye rağmen sinemdaki Franki kitaptaki kadar derin değil,kitaptaki felsefe,canavarın sevgi arayışı ve hıncı filmde verilmemiş)
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Yönetici

Kayıt: 02 Ekm 2006
Mesajlar: 851
     Sevgili Odradek,

     O meşhur kurbağa deneyi Faraday'a değil, Luigi Galvani'ye aittir. Shelley'in, dönemin en meşhur bilimsel kuramlarından biri olan Yaşam Elektriği düşüncesinden oldukça etkilendiği açık. Yeni çevirmekte olduğum kitapta konuya ilişkin güzel bir bölüm var. Aktarıyorum;  

    "1790’lara kadarki tüm deneyler, elektriğin bilinen tek biçimi olan statik elektriğin kullanımına ilişkindi. Elektrik akımıysa şans eseri ortaya çıktı. Luigi Galvani, ölü bir kurbağanın sinirlerini bir elektrik miliyle temas ettirdiğinde, hayvanın kaslarının seğirdiğini gözlemledi ve “yaşam elektriği” kuramını ortaya attı. Galvani, yürüttüğü deneylerin, o güne kadar bilimdeki en popüler varsayımlardan biri olan canlılık ruhunun, elektrikle ilişkili ince bir sıvı olduğunu kanıtladığını iddia etti ve elektrikle yaşam arasında bir paralellik kurdu. Bu fikir, Frankenstein ve diğer bazı bilim kurgu eserlerinin de gösterdiği gibi, hayal gücü için uzun süre pek makbul bir fikir olarak kaldı.

     Ancak, Galvani'nin deneylerini titizlikle sürdüren, çağdaşı Alessandro Volta (1745-1827) öncülününkilerden farklı sonuçlara ulaştı. Volta, kaslarda meydana gelen kasılmaların aslında farklı metal millerin nemli bir ortamda birbirleriyle temas etmesinden kaynaklandığını keşfetti. İki farklı metali nemli bir ortamda birbirlerine temas ettirerek, küçük çaplı elektrik etkiler elde etti ve görüşünü doğruladı. İki farklı metal şerit dile aynı anda değdirildiğinde oluşan karıncalanma bunun bir örneğiydi.

     Bu konudaki nihai kanıt, Volta pilinin keşfiyle ortaya çıktı. Volta pili, tuzlu su ya da asitle ıslatılmış bir kâğıt parçasıyla birbirlerinden ayrılan ama iletken bir şerit vasıtasıyla birbirlerine bağlanan çinko ve bakır disk dizilerinden oluşmaktaydı. Birden çok pil birbirine bağlanarak elde edilen kuvvet artırılabiliyor ve bu sayede düzenli bir elektrik akımı sağlanabiliyordu. Volta’nın 1800 tarihinde yaptığı bu alet, ilk pil ya da batarya oldu. Aletin işleyişine ilişkin tek makul açıklama, metaller arasında bir kimyasal tepkimenin ortaya çıktığı ve kuvvetin de bu tepkimeden kaynaklandığı varsayımıydı. Pil kısmen suya batırıldığında metallerden gaz baloncukları çıkmaktaydı. Bu gözlem büyük bir ilgi uyandırdı: hidrojen ve oksijen birbirlerinden ayrıştığı için kaptaki su giderek azalıyordu. Bulgular son derece kafa karıştırıcıydı; fizikle kimya arasında yeni bir sentezi gerekli kılıyordu ve bu sentezin gerçekleştirilmesi için uzun yıllar geçmesi gerekecekti."
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 08 Mar 2007
Mesajlar: 24
Sevgili Kilgarvan
kelimelerini tekrar okumak ne güzel
Elbette Galvani,galvanizmde ordan geliyor olmalı
Bir de şimdi aklıma Jules Verne'in 'Karpatlar Şatosu'romanı geldi,Verne zamanındaki elektromanyetizmayla ilgili keşifleri öyküsüne katmıştı.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 12 Ekm 2007
Mesajlar: 5
Evet hayat öyküsü gerçekten  garip.
Ben frankenstein'le tanıdım mary shelley'i ve kitabı çok fazla beğenekle birlite mary shelley hakkında araştırma yapmıştım ..
Teşekkürler paylaşım için..

_________________
Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.  
                       KEMAL ATATÜRK...
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 11 Eyl 2007
Mesajlar: 190
Konum: düşler zamanı
bir kadın ve yazar... "aman tanrım!" demiştir zamanının erkekleri, "çocuklarına masallar anlat sen! "
ama o bunu yapmak yerine yazmayı seçti... iyi de yaptı. söz dinleyenler utansın=)

_________________
....NON....
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et MSN Messenger
Önceki mesajları göster:   
Resim Yükleme Paneli


Lütfen Yüklemek İsteğiniz Resmi Seçin

Yeniden Boyutlandır?
Resim yüklendikten sonra karşınıza çıkacak ekrandaki Hotlink for forums (1) linkini foruma kopyalarsanız resim forumda gözükecektir.
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Fantastik Edebiyat Forum Forum Ana Sayfa -> YAZARLAR - KİTAPLAR

 
  
   
   
Copyright © 2006 FANTASTİK EDEBİYAT. Telif Hakları FANTASTİKEDEBİYAT.COM ' a Aittir.
Tasarım & Kodlama : Arttech İnternet Hizmetleri