William Wilkie Collins, daima büyük bir ilgiyle andığım ve merak ettiğim bir yazar olmuştur. Onun Beyazlı Kadın ve Aytaşı isimli eserlerinin methini çok işitmiştim. Birkaç ay önce Beyazlı Kadın'ın enfes bir çevirisi geçti elime. Uzun süredir beni bunca saran, bunca bağlayan, meraka sevk eden, son sayfasına kadar soluksuzca sürükleyen bir roman okumadığımı belirtmek isterim. Şimdi Collins hakkında, vaktiyle işittiklerimden çok daha olumlu düşüncelere sahibim. Bu romanı fantastik edebiyattan hoşlanan hoşlanmayan herkese şiddetle öneriyorum. Zira bir veçhesiyle klasik bir fantastik yapıttır, öteki veçhesiyle insanı hayretlere düşürecek kadar gerçekçidir.
Mümkünse, Şaheser Romanlar serisinden çıkan Nihal Yeğinobalı çevirisini edinip okuyun. Son yıllarda rastladığım en muhteşem çeviriydi. Kitap epeyi eski. Bu yüzden onu ancak sahaflarda bulabileceğinizi sanıyorum.
Collins hakkında uzunca bir inceleme kaleme almak isterdim. Ancak görüyorum ki bu iş hiç de kolay değil. Çünkü Collins, dünya edebiyatına iki muhteşem başyapıt (Beyazlı Kadın ve Aytaşı) armağan etmiş olmasına rağmen sadece ülkemizde değil, tüm dünyada ihmal edilmiş bir yazar. Hakkında bilinenler, bazı rivayetlerden ibaret. Bu yüzden, elimdeki Beyazlı Kadın çevirisinin girişinde yer alan kısa Collins biyografisini sizlere aktarmakla iktifa edeceğim. İlgilenenlere şimdiden keyifli okumalar diliyorum.
...

William Wilkie Collins, 8 Ocak 1824’te Londra’da doğdu. 1889 yılında altmış dört yaşında öldü. Çağımıza oldukça yakın bir zamanda yaşamış olmasına rağmen Wilkie Collins’in hayatı kalın bir esrar perdesiyle örtülüdür. Buna sebep, yazarın sadece iki şaheser verip sonraki eserlerinde hızla sönükleşmiş olmasıdır. Wilkie Collins, ne yaşadığı zaman, ne de öldükten sonra hayatı yazılacak kadar ün kazanmamıştı. Bu yüzden onun hakkında aranılan bilgileri bulmak için tek çare, çağdaşlarının hayatlarını incelemek, ya da arkadaşlarına yazdığı mektupları ele geçirmektir. Burada da imkansızlıklarla karşılaşılmıştır.
Wilkie Collins, ünlü İngiliz edibi Charles Dickens’in yakın arkadaşıydı; aynı zamanda, evlenme yoluyla akrabalıkları da vardı. Dickens, yazı yazmaya yeni başlarken Collins bu hususta olgunluğa erişmiş bulunuyordu. Ölmez yazarın edebî kişiliğinin oluşmasında çok derin tesirleri oldu. Onun için, Dickens’in hayatı hakkında yazılan teferruatlı bir eserde Collins’e ait önemli bilgiler bulunacağı umulur. Yalnız Dickens’in hayatını, devrinin edebi çevresini uzun uzadıya anlatan bir tek kitap vardır ki o da John Forster’in yazdığı geniş ve teferruatlı biyografidir.
John Forster ise Charles Dickens’e karşı anormal bir sevgi duyar, onun arkadaşlarını, bir aşığın hırs ve ateşiyle kıskanırdı. Bu yüzden, Dickens’in hayatını yazdığı halde, eserinde Dickens’in en yakın arkadaşı Collins hakkında pek az bilgi vermiştir.
Collins’in Charles Dickens ile mektuplaştığı biliniyorsa da, Dickens’in, arkadaşlarından aldığı tüm mektupları ölmeden hemen önce yakmış olması, Beyazlı Kadın yazarı hakkında bilgi alınabilecek belli başlı yollardan ikincisini de yok etmiştir.
Collins’in ilk eseri Beyazlı Kadın’dır. Bu eser dünya edebiyatının ilk ve en iyi gizem romanıdır. Beyazlı Kadın’ın yazılışına kadar, dünyanın hiçbir dilinde hiçbir gizem romanı kaleme alınmamıştı.
Gizem romanı, sonraları ortaya çıkan polisiye romanlarla karıştırılmamalıdır. Polisiye romanlar, doğrudan doğruya bir suçun işlenmesiyle ve suçun esrarının çözülüş mekanizmasıyla ilgilenir. İçindeki karakterler birer kukladan ibarettir, ancak suçun esrarını çözen kahramanın karakteri ön plana çıkarılır.
Gizem romanı ise, karakterleri, tipleri, olayları ile herhangi bir aşk romanı gibi işler. Yalnız, romandaki konu bir gizemle ilgilidir. Romanın maksadı da bu gizemin karakterler üzerindeki etkisini anlatmaktır. Collins, Beyazlı Kadın’ı yazdıktan sonra Aytaşı isimli eserini verdi. Bu eser, polisiye romanların ilki ve en mükemmelidir.
Charles Dickens, Collins’e o kadar hayrandı ki onu taklit ederek Edwin Brood’un Esrarı romanını yazmaya girişti. Fakat gizem romanı yazmak onun hiç alışkın olmadığı, yıpratıcı, güç bir şeydi. Büyük edip, Edwin Brood’u yazarken öldü. Dickens’in ölümüne Collins'i sebep olduğunu söylemek, zamanın edebi çevrelerinde bir nevi acıklı şaka halini almıştı.
Basıldığı zaman Avrupa edebiyatında fırtınalar estiren Beyazlı Kadın, hafif eserlerden hoşlanan okuyucuları oyalayabildiği gibi, en titiz edebiyatçıları dahi tatmin edebilmişti. Dickens’in onu taklit etmeye kalkışması, kitabın değerini belirtmeye kâfidir.