Sevgili adrheanas, yazarlık yolunda hayli ilerleme kaydettin. Bu yüzden aşağıdaki eleştirileri çok görmemelisin. Uzun ve tumturaklı cümleler kurmayı benden çok seven var mıdır, bilmiyorum. Ama bu kez lafı dolandırmayacağım ve doğrudan meselenin teknik taraflarına gireceğim.
.
Üçüncü paragraf; “işte o’nun öyküsü böyle sıkıntılı bir gecemde başladı.” diye başladığı halde ilk iki paragrafta herhangi bir sıkıntı halinin anlatıldığına şahit olmadım. Bu yüzden “böyle sıkıntılı bir gecemde” yerine, "sıkıntılı bir gecemde” demen daha doğru olur. Ayrıca "o" zamirini herhangi bir özel şahsı ifade etmekte kullandığında ve kesme işaretiyle son eklerinden ayırdığında zamiri büyük harfle yazman gerekir.
.
“O kadar sesli ağlıyordu ki önce susturmak için yöneldim soğuk demir kapısına” cümlesinde geçen demir kapının kime ya da neye ait olduğu belirsiz kalmış. "Demir kapısına" ifadesiyle, sözünü ettiğin hayali şahsın içinde bulunduğu odanın kapısını kastettiğin belli. Ama cümleni, söz konusu kapının, sözünü ettiğin şahsa ait olabileceğini düşündürecek şekilde kurmuşsun ki, bu hata dikkatli bir yazara yakışmaz.
.
“Elimi kapının kilidine doğru uzattım ve açılıverdi” cümlesi, bilhassa incelenmeye değer. Sevgili adrheanas, cümlelerimiz ne denli anlaşılır olurlarsa olsunlar, onları dilimizin söyleyiş esaslarına uydurmak zorundayız. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi’nden iki hocamız İmam Gazali’nin Tahafüt’ül Felasife isimli eserini dilimize çeviriyorlardı. Tashih işlerinde onlara yardımcı olmam için çeviri metnini bana okuttular. Oradaki bir ifade hatası hâlâ aklımdadır. Çeviri; “biri adamı suya atsa, ölse” diyordu. Kastedilen anlam bağlamdan rahatlıkla çıkarılabiliyordu; ölümü söz konusu edilen kişi kuşkusuz suya atılandı ve Arapça’nın gramer esasları dilimize birebir uyarlandığında ortaya böyle bir cümle çıkıyordu. Oysa anlam bağlamdan açıkça çıkarılabilse bile, cümle Türkçe'nin söyleyiş esaslarına uymuyordu. Bunu hocalara anlatana kadar dilimde tüy bitmişti. Zira, yukarıdaki cümlede ölümü söz konusu edilen kişi pekâlâ adamı suya atan kişi de olabilir. Bağlam böyle bir anlama müsaade etmese bile, söyleyiş ediyor.
.
Şimdi; “elimi kapının kilidine doğru uzattım ve açılıverdi” cümlesini bu cihetten ele alalım. Bu cümlenin anlamı bağlamdan rahatlıkla çıkarılabiliyor; açılan kapıdır, başka bir şey olamaz. Ancak cümle, iki anlama daha kapı aralıyor; açılan el de olabilir, kilit de. “Yahu el açılır mı? Bu ne kadar saçma ve zorlama bir yorumdur böyle” diyebilirsin. Deme. Yerinde bir itiraz olmaz. Madem ki mesele semantik (anlamsal) bir mesele değil, gramatik bir meseledir, gramatik bakımdan ele alınmalıdır. Bu cümle gramatik bakımdan yanlıştır. Doğrusu; “elimi kapının kilidine doğru uzattım ve kapı açılıverdi” olmalıydı.
.
Fakat cümle bu haliyle bile hatalı olacaktır. Çünkü elini kapının kilidine uzatmanla kapının açılıvermesi arasında bir illiyet bağı yoktur. Kapının açılıvermesini sağlayan şey, senin elini kapıya uzatman değil, kapının kilit anahtarını ya da kolunu çevirmendir. Cümlenin bu illiyet bağını gözetmesi gerekir. Başarılı bir yazara yakışan budur.
.
Gördüğün gibi adrheanas, herhangi bir anlatı kaleme almak hiç de kolay bir iş değil. Her tür ayrıntıya titizlenmeyi gerektirir. Ne kadar dikkatli olursan o kadar az tökezlersin. Bu hatalar sıradan bir okurun gözünden kaçabilir, ama deneyimli bir eleştirmenin gözünden asla kaçmaz.
.
Fethi Naci’nin bir öykü eleştirisini okumuştum. Öykünün yazarı kızından söz ediyor ve onun yumuşacık derisini ifade ederken ten sözcüğüne başvuruyordu. Deneyimli eleştirmen ten sözcüğünün cinsel çağrışımlar içerdiğini ve bir babanın kızıyla olan dokunsal temasını ifade ederken, eğer bu yolda kasıtlı bir imada bulunmak istemiyorsa, bu tür cinsel içerimli ifadelere başvurmaması gerektiğini söylüyordu. Fethi Naci’nin bu eleştirisi size ilk anda biraz ahlaki görünecektir. Hayır, tepeden tırnağa söyleyişle ilgili bir eleştiridir bu. Evet, deneyimli bir yazar sözcüklerin nerelere gönderdiğini sezgisel bir yolla tabii biçimde kavrayabilmelidir. Bu da ancak çokça yazmakla, çokça yanılmakla olabilecek bir şeydir.
.
“Acaba nerede hayal etmiştim onu? İçimi bunaltan bir sohbet esnasında uzaklara dalıp gittiğim bir anın eseri olmalıydı. Ya da belki kahvemi yudumlamak için okuduğum gazeteye ara verdiğim bir anda..."
.
Yukarıdaki üç cümle yakışıksız biçimde sıralanmış. Üçüncü cümle birincisinin devamı olarak kurulmuş ama ikinci cümle ikisinin arasına girerek ifadenin lezzetini örselemiş. Üçüncü cümlenin sonundaki “anda” ifadesini “anın” diye değiştirirsen söyleyişteki bozukluk giderilmiş olur ama anlam yine de sağlama bağlanmış olmaz. Çünkü "nerede hayal etmiştim" diyor ve çeşitli anlar sıralıyorsun. "An", nerede sorusuna karşılık olacak herhangi bir mekan değil, bir zaman birimidir. Soruyu; "ne zaman hayal etmiştim onu?" diye değiştirirsen sorun kalmaz.
.
“Aslında hatırlamıyordum bile, yüzünün neye benzediğini bile seçemiyordum. Oysa her ayrıntısı ile tasarladığıma emindim. Bakışında minnetsiz bir asalet gizliydi yani kesinlikle kahve içmekteydim o an. Sade ve şekersiz... Uzun ve bakımsız saçları ne kadar süredir burada olduğunun ipuçlarını verirdi her zaman ama bu kez farklıydı, hiçbir tahmin yapamıyordum.”
.
Yukarıdaki ifadelerde dikkatsiz nazarlardan kendisini gizleyen önemli bir hata var; “uzun ve bakımsız saçları ne kadar süredir burada olduğunun ipuçlarını verirdi” ifadesinin öznesi nedir? Belli ki, gezindiğin odalarda rastladığın tiplerin saçlarının durumu, sana onların ne süredir orada olduklarına ilişkin bir fikir sağlamaktadır. Oysa kurduğun cümleyi yeniden gözden geçirirsen, dikkatli bir yazarın asla yapmaması gereken bariz bir hata yaptığını anlayacaksın.
.
"Her zaman hazır bir cevabım vardı soracaklarını önceden tasarladığım zekice ya da aptalca sorularına.”
.
Bunun da ne menem bir cümle olduğunu anlayabilmiş değilim.
.
“Ağlamaktan kısılmış sesi güçlenmişti."
.
“Ağlamaktan kısılmış olan”, ya da “ağlamaktan kısılan” demek daha doğrudur. Bu haliyle bile cümle pek garip duracaktır.
.
“Her odaya girişimde ilk birkaç kelime konuşulmadan karakterimin yaratılmış anıları doldururdu odasının duvarlarını bir slâyt gösterisi gibi."
.
Bir bozuk cümle daha. “Odaya her girişinde” mi demek istiyorsun, yoksa “odaların her birine girişinde” mi? Sonra; “ilk birkaç kelime konuşulmadan” ifadesiyle kast ettiğin şey; “henüz ilk sözcükler sarf edilmeden” midir? Cümlenin devamında da bazı tuhaflıklar var.
.
Sonra; “Tahmin yapmak” yerine, “tahminde bulunmak” ya da “tahmin etmek” demek daha uygundur.
“Kaybolup gitmemden korkuyor musun?” demek yerine; “kaybolup gitmemden mi korkuyorsun?” demek gerekir.
.
“Duvardaki görüntüler kesik kesik yansırdı en kötü ihtimalle, odaklanamadığım bir ana rast geldiyse.”
.
Neye odaklanamadığın?..
.
“Şu an altında bulunduğum ve bu koridorlarda bulunan yüzlercesinin asla göremeyeceği..."
.
Neyin yüzlercesinin?...
.
“Neden korkayım ki?” Dedim alelacele. Aklıma gelen en saçma savunmaydı...”
.
Bir vahim hata daha... Sanki aklına onlarca savunma gelmiş ve sen onlardan en saçma olanının bu olduğunu bir çırpıda anlayıp ondan yana seçimde bulunmuşsun gibi yazmışsın. Oysa aklına bir anda geliveren bu savunmanın, belki de o an ortaya konabilecek en saçma savunma olduğunu kast ettiğin açık. Yani aklına bir çırpıda ve sadece bir tek ifade geliveriyor ve sen onu ani bir refleksle ortaya koyuyorsun. Sonra dönüp düşündüğünde görüyorsun ki, dudaklarından bir çırpıda dökülüveren bu ifade, o an ortaya koyabileceğin belki de en saçma gerekçedir. Cümleni, işte bu anlamı verecek biçimde kurmalıydın. Bu haliyle yanlış.
.
Sevgili adrheanas, bu hatalar ilaahir akar gider. İyisi mi biz bu kadarıyla iktifa edelim. Öykünü beğendim. Güzel bir atmosfer yaratmışsın. Okuru kendi dünyana çekmekte başarılısın. Cümlelerin de önceki bazı öykülerindekilere göre daha güçlü, daha derli toplu. Ama söyleyişini ideal kıvamına erdirebilmen için biraz daha çalışman lazım. Anlaşıldığı kadarıyla kısa öyküler kotarabilecek zeka diriliğine ve muhayyile zenginliğine sahipsin. Gerisi yazma egzersizlerine kalıyor. Başarılar dilerim.