Yav arkadaşlar, bugün youtube da dolanırken aklıma geldi 657 diye bir grup vardı 97 yılında bir albüm yapmışlardı. Ne olduğunu bilen var mı onlara? Ya da bu grubu bilen var mı? Acayip bir müzik yapıyorlardı ve benim Kurban'dan sonra en çok takdir ettiğim gruptu kendisi.. ha bu arada:
657- Yunusça
_________________ kIZmAK Yok,
KENdİmi boĞUyORuM sAdeCe.
iÇİmDen DEşİLmEk gELİyOr,
çILdIRtAN BiR GüNAh bU gECe...
The Tea Party - These living arms.
Geç keşfettiğim bir grup kendileri ama şarkılarına aşık olmak pek de güç olmadı. Bu adamlar müzik yapmayı daha da önemlisi şarkı sözü yazmayı biliyorlar. Şiddetle ve hiddetle tavsiye ediyorum.
_________________ All is full of trouble, all this realm of earth.
Dmitri Shostakovich'in 2. Piyano Konçertosu'nun Allegro bölümünü dinliyorum. Olağanüstü güzellikte bir eser. Stalin bu eseri ilk dinlediğinde; "kargaşa" demiş ve Shostakovich burjuva zevklerine hitap etmekle suçlanmış. Oysa kendisi, hiç değilse kendi beyanları doğrultusunda değerlendirildiğinde, devrimin temel ilkelerine daima sadık kalmıştır. O tarafı beni ilgilendirmez. Şurası hakikat ki, Shostakovich yirminci yüzyılın gördüğü göreceği en büyük bestecilerden biridir ve bence 2. Piyano Konçertosu'nun Allegro bölümü onun başyapıtıdır.
Oldum olası gamdan kasavetten hoşlanmamışımdır; daima açıklık ve neşe ararım. Çocuksu tabiatım, en karanlık manzaralarda dahi eğlenilecek gülünecek bir taraf buluverir. Shostakovich'in coşkun, neşeli, keyifli ve çocuksu müziği bendeki bu tabii eğilime son derece uygun bir görünüm arz ediyor. Bu yüzden onda kendime candan bir yoldaş buluyorum. Shostakovich aynı zamanda büyük bir orkestra şefiydi. Bu yüzden eserleri orkestral bir renklilik, kıvraklık ve ışıltı sergilerler. 2. Piyano Konçertosu'nun Allegro bölümü bunun tipik örneklerinden biridir. Disney, bu kıvraklığı keşfetmiş olacak ki, Kurşun Asker isimli kült çizgi filminde eseri fon müziği olarak kullanmış ve çizgi filmi de müziğe uygun biçimde tasarlamıştı.
Bu hafta sonu yaşadığım talihli bir tesadüf, beni, yaşayan en büyük Türk Halk Müziği icracılarımızdan biri (belki de en büyüğü) olan Bedia Akartürk'ün seslendirdiği bir türküyle tanıştırdı.
.
Bu türküyü onun o ince, güçlü ve kıvrak sesinden dinlerken, yaşadığımız bu güzel toprakların ne yüce değerler barındırdığını düşünmeden edemedim. Bu türküdeki pastoral zevk, bu türküdeki tabiilik ve lirizm, Türk insanının yüksek sanat şuuruna duyduğum güveni perçinledi ve gözümün önünde tertemiz köy manzaraları canlanıverdi.
.
Unutmayalım ki bu büyük eserleri, köylü deyip geçtiğimiz ve belki kimi zaman içten içe küçümsediğimiz o güzel insanlar üretiyorlar. Acaba onların saf ve tabii sanat terbiyelerini birebir tekrar edebilmemize imkan var mıdır? İnanıyorum ki, fantastik edebiyat da dahil olmak üzere bütün edebi disiplinlerimiz, bu tabii hayat damarlarına dönmek ve oradan aracısız biçimde beslenmekle güçlenip yükselecekler.
.
Belli ki Anadolu insanı turna kuşunu çok sevmiş. Onun için nice güzel eserler bestelemiş, nice güçlü türküler yakmış. Bu türkü de yine turna kuşu üzerine. Onu, artık altmış yedi yaşına basmış bulunan, yaşayan efsane Bedia Akartürk'ün muhteşem yorumuyla buradan sizlerle paylaşmak istedim. Şu günlerde askerlik vazifesini görmekte olan dostumuz Finrod'u da bu türkü vesilesiyle anmış olalım;
.
Bir çift turna gördüm, durur dallarda
Seversen Mevlâ'yı kalma yollarda
Sizi bekleyen var bizim ellerde
Bizim ele doğru gidin turnalar
.
Turnam dertli öttün, derdimi deştin
El vurdun, yaramın başını açtın
Eşinden mi ayrıldın, yolun mu şaştın?
Doğru bir katara gidin turnalar
.
Fazla gitmen, bizim köye varınca
Selam söylen eşe dosta sorunca