Sitemizdeki linkleri görebilmeniz için kayıtlı üye olmalısınız. Lütfen KAYIT olun yada ÜYE GİRİŞİ yapınız. |
da yayınladoığım hikayemin 2. bölümü
------
-Kapıyı aç,Ayşe geliyor.
Sinan yinecamın önünde sokağı seyrediyordu. “Sabahın bu saatinde!” diye geçirdi Hakaniçinden. Ama kapıyı açtığında anda burun buruna geldiği fırından yeni çıkmıştaze ekmek kokusu sabah mahmurluğunu alıp götürdü.
-Hoş geldinAyşe. Bizi mahcup ediyorsun.
-Ben yemekyemiyorum ki! Sadece sen mahcup oluyorsun. Dedi Sinan dışarı bakmayısürdürerek.
-Kuzum,birlikte kahvaltı edeceğiz işte. Ne sen tek başına yemiş olacaksın ne de ben açkalmış olacağım. Hem kafayı çalıştırır kahvaltı.
Genç kadınbu konuşma sırasında çoktan ayakkabılarını çıkartıp içeri girmiş, elindekipaketleri mutfağa götürüp çay suyunu ocağa koymuş ve hatta buzdolabının bilekapağını açmıştı.
HakanHaktanı banyoya girdi, yüzünü yıkadı. Ayşe’nin bağıran sesi sesi mutfaktanbüyün eve yayılıyordu.
-Ekmekpoşetinin içinde zarf var. Posta kutusunda buldum. Üzerinde HavadisGazetesi’nin logosu vardı. Her halde gönderdiğimiz mektuba cevap geldi. Kahvaltıdansonra açalım. Kötü bir şeyse keyfimizi kaçırıp iştahımızı kapatmasın.
-Olumsuzbir cevap beni ne kadar ilgilendirebilir ki? Müzeyyen Hamiyet’in öyküsünü Sinananlattı, sen yazdın. Benim sadece mektubun üzerinde adım yazıyor. Ne olacakbunu yayınlarlarsa? Dedektifçilik mi oynayacağız?
-Oynayabiliriztabii ki. Dedi Sinan. Artık “hayatımın sonuna kadar” diyecek bir hayatım daolmadığına göre ne zararı var bana?
-Elbettesana zararı yok. Ama bu halimle beni oradan oraya sürüklemek istemezsin herhalde.
-BakSinan’da benden yana. Dedi Ayşe. Hem bakalım yazıyı kabul ettiler mi?
Ayşebardaklara çayı doldururken odada bir sessizlik vardı. Hakan “Kabul edildi”cevabına ne kadar sevinebileceğini düşündü. Yine de aksini düşünmekten kendinialamadı. “Gazetecilik kim biz kimiz? Bu sadece oyundu ve bitti”. Ayşe “Sonundayapabileceğim gerçek bir işim olabilir” umuduyla kahvaltının sonunubekleyemeyecek kadar heyecanlıydı.
-Açın şuzarfı da boş yere beklemekten kurtulalım! Dedi Sinan.
-Sinanzarfı açmanı istiyor. Beklemekten sıkılmış.
Ayşe zarfıalıp kenarından tuttu. İçindeki kağıda zarar vermemeye çalışarak yırttı.
Sayın Hakan Haktanı.
Yollamış olduğunuz “Müzeyyen HamiyetCinayeti” yazınızı yayına uygun bulduk. Pazartesi gününden itibaren “tefrika”olarak gazetemizin beşinci sayfasında yayınlayacağız. Yazınızın karşılığı olantelif bedelini de ayın 15 inde elinizde olacak şekilde yollayacağız. Benzeripolisiye öyküleriniz varsa bunları da değerlendirmek isteriz.
İyi çalışmalar.
SuatSabır
HavadisGazetesi Yazı işleri Müdürü
-Bugün Salı, dün ilk bölüm yayınlanmışolmalı.
Ayşe hızlıadımlarla pencere kenarına gitti. Nerede ise mahallenin tamamından duyulacakbir ıslık çaldı. Rıza efendinin çırağı kafasını uzattı.
-Dünkü Havadisgazetesi var mı?
-Bulurumabla.
-O zamanhemen getir.
Daha birkaçdakika geçmeden kapının zili çaldı. Rıza efendinin çırağı elinde tuttuğugazeteyi verip koşar adım merdivenlerden indi. Ayşe salona doğru yürürkenelindeki gazetenin beşinci sayfasını açmaya çalışıyordu.
-İşteburada. Bakın ne yazmışlar; Kirpiklerinin Gölgesi ; 1. bölüm. Yazan HakanHaktanı. Sonu da ‘devamı yarın’ diye bitmiş. Hem hikayeyi de resimlemişler.Müzeyyen Hanım’ı ne güzel çizmişler.
-Bundansonra SonPosta gazetesi yerine Havadis alalım Hakan.
-Bu gündensonra gazeteyi değiştiriyormuşuz. Öyle diyor Sinan.
-Doğrudiyor. Ben de bu yazıları saklıyayım. Yolladığımız yazılar her halde on beş günonlara yeter. Şimdi sayfamızı kimseye kaptırmamak için yeni bir hikaye yazalım.
-Nasılyani? Benim hikaye uydurma yeteneğim yok ki?
-O zamanSinan
bize bir şeyler anlatsın?
-Yaşanmışhikaye yollayıp gazetenin bunu yayınlamasını sağladık. Bunun arkasından nedengerçek olmayan bir hikaye yazalım.
-Birhayalet. Dedi Sinan.
-Evethayalet öyküsü. Sinan, Ayşe hanıma bir öykü daha anlatabilir misin?
-Hayırodada hayalet var.
-Odadahayalet mi?..
-Odadahayalet mi varmış? Ne diyorsun sen Hakan? Korkarım ben hayaletten.
-Nedenkorkacaksın ki?Hem senin kurs saatin geldi. Git kursuna, geldiğinde bütünmacerayı anlatırız.
Ayşe telaşiçinde çantasını kaptığı gibi evden kaçtı.
Hakan sakinolmaya çalışarak radyoyu açtı. Salvatore Adamo “Historia De Un Amor”usöylüyordu. Hakan Haktanı gidip cam önündeki berjerine oturdu. Şarkının Türkçesözlerini mırıldanmaya başladı.
Benimbütün dualarım seninle
Sen birömür mesut olasın diye
Yalvarırımgündüz gece
Hayalingözlerimde mesut olasın diye
-Ben nezaman öldüm? Dedi odadaki hayalet.
Hakan şarkıyı söylemeyi kesti. Sinan ne yapıyordu acaba? Yine gözlerini sokağa dikipboş boş bakıyor muydu yoksa gelecek sorulara karşı kendini savunmak için taktikmi belirliyordu?
-Ne zamanöldün?
-En sonhatırladığım şey Kuştepe’de sokak arasına beni çeken dört kılıksız genç vekafama vurulan kalın demir.
-Neden kafanavurdular?
-Bilmem!Daha önce onları hiç görmedim. Zaten Kuştepe’den Şişli’ye çıkıyordum, ara sokağıniçinde üzerime çullandılar.
-Para içinmi?
-Olabilir.Bir iş görüşmem vardı. Çalıştığım holding o mahallede çok sayıda binayı aldı. Alışverişmerkezi kurmayı planlıyor. Bende avukat olarak hem mahalleyi görmek hem deinsanlarla konuşmak için gitmiş, geri dönüyordum.
-Vebirileri size saldırdı. Orada başınıza vurulan demirle öldünüz.
-Hayır.Başıma vuruldu ama şu halime bakar mısınız?
-Sinan, nevar üzerinde?
-Çuvalabenzer bir şey.
-Demek siziorada öldürüp soydular ve çuvala sokup bir yere attılar.
-Hayır. Ozaman cesedimin çuvalın içinde olması lazımdı. Oysa ki ben cesedimledemiryolunda karşılaştım. Üzerinden tren geçmiş ve biçilmişti.
-Demek kiseni bağlayıp tren raylarının üzerine atmışlar.
-Ama birelimde şişesi, yüzümde mutlu bir ifade vardı.
-Yok dahaneler? Yani kafanıza vuranlar için nerede ise “sarhoş edip bıraktılar”diyeceksin.
-Bir de!... Ölürken yüzümde epeyce sakal vardı.
-Sakal mı?
-Evet.Benim sakalım hızlı çıkmaz. İki günde bir keserim. Buna rağmen nerede ise 4-5parmak sakal vardı. O sabah evden çıkmadan tıraş olduğuma eminim.
-Peki okadar sakalı nasıl uzattın?
-Bütünbunları bilsem buraya gelip size sorar mıydım
neler olduğunu? Hayatımda bir şeyler eksik.
Sinansuskunluğunu bitirdi ve Hakan ile odadaki hayaletin kafalarındaki soruişaretlerine biraz daha dürttü.
-Eminmisiniz, başında durduğunuz ceset size mi aitti?
-Elbette.Bakın hala aynı giysi var üzerimde.
-Bize birazzaman ver. Gidelim araştıralım ne olduğunu. Yarın sabah bulduğumuz şeylerianlatırız. Nerede çalışıyordun? Tam olarak Kuştepe’de hangi sokakta kafanavurdular? Evin neredeydi? Cesedini tren yolunun neresinde gördün?
***
Öğleyedoğru Sinan ve Hakan Haktanı kendilerine göre çalışma planı hazırlayıp evden çıktılar.Hakan köşedeki duraktan bir taksiye bindi. “Kuştepe’ye” dedi. Bu dedektifçilikoyunu pek hoşuna gitmemişti ama yine de evde oturup kendini boşluğa bırakmaktaniyiydi. “Acaba bu tefrika kaç para eder?” diye de düşünmekten de kendinialamıyordu. Taksici;
-AbiKuştepe’ye geldik. Nerede bırakayım? Diye sordu.
-Buradainelim. Yakınlarda hiç alışveriş merkezi var mı?
-İstersenbırakayım abi! Şu yokuşun aşağısında Mahmut Bey Alışveriş Merkezi var. Bir kaçay oldu açılalı.
Hakantaksicinin uzattığı para üstünü alıp indi otomobilden. Nereye gitmeliydi?
-Sola dön,yokuş aşağı yürüyelim önce.
Kuştepe’ninara sokakları sadece görmeyenler için değil görenler için bile zorluydu. Yenialışveriş merkezi hem sokakların araç trafiğini hareketlendirmiş, hem de parkeden araçlar yüzünden dar sokakları yürünemez hale getirmişti. Hakan bir süresağa sola çarpa-yalpalaya yürüdü sokaklarda.
-Duralım!dediSinan. Eski evlerin ve yaşlı insanların sokağıydı “Duralım” denilen yer. Yoluntozuna batmamak için otomobillerin yavaş sürüldüğü, pencerelerin kapatıldığı,birkaç kepengi çekili dükkanla üç beş sıvasız binanın arasında komik birgörüntü arz eden iki tahta ev dışında hiçbir şey yoktu yolun sağ tarafında. Soltarafı ise duvarı taş tuğla ile örülü bir fabrikanın arka tarafıydı. Fabrikaişçileri bu sokağı işe gidip gelirken kullanmadıkları için sokağın viraneliğirüzgarda savrulan tozlarla belirginleşmişti. Sokağın başındaki yokuştan aşağıesen rüzgar ortalığı toza bulamış, görmeyen gözler bile rahatsız olmuştu.
-Kolay gelsin!Dedi tozlu sokağın içinde bir ses. Hakan ne diyeceğini şaşırdı.
-Dört binaileride yaşlı bir adam pencereyi açıp seslendi. Cevap versene.
-Sağolun.Nasılsınız?
-İhtiyarlıkişte. Ne arıyorsunuz?
-Bu sokaktayılar önce bir avukat dövülmüş…
-Ne demekbir avukat. Yıllarca bu sokakta kaç kişi dövüldü sen biliyor musun? Gel yukarıyada hem konuşalım hem de çay demledim, içeriz birlikte.
-Gidelim!Dedi Sinan. Yaşlı insanlar geveze olur, pek çok şey öğrenebiliriz.
Apartman veevin içinin sokaktan her hangi bir farkı yoktu. Yaşlı adam kapıyı açıkbırakmış, mutfaktan çay bardağı getirmeye gitmişti. Hakan evin içineayakkabıları ile mi girmesi gerektiğini yoksa ayakkabılarını çıkartıp terlik mibeklemesi gerektiğini düşündü.
-Girayakkabınla. Bir şey olmaz. Zaten toz içinde her taraf. Ayakkabılarını çıkartıpevi kirletmeyeyim dersen sen kirlenirsin.
-Sola dön.Dar koridor. Birkaç adım daha at. Önünde sehpa var. Geç sağından. Gazeteleriittirip koltuğa otur.
Hakan“gazeteleri ittir” diyen Sinan’ın koltukta bırakılmış tek bir gazeteyikastettiğini
düşünmüştü. El yordamı ilenerede ise yarım metre yüksekliğindeki bir gazete dağı ile karşılaşacağıaklının ucundan bile geçmemişti.
-Dur benalayım onları! Adam gazeteleri parça parça koltuğun üzerinden arkasına doğrufırlattı. Bulmacaları için alıyorum gazeteleri. Bir maçlar bir de bulmacalarvar hayatımda. Dışarı çıktığım günler dört-beş gazete alır öyle dönerim.Okunmayınca da bir yerde birikmesi gerekiyorlar. Ara sıra kızım ve torunlarımgelip atıyorlar. Anlarsın işte, bu yaşta çöpümü bile kapı önüne atamıyorum.İşte bitti. Oturabilirsin. Ne o sen görmüyor musun?
-Şeyyy! Benkörüm.
-Burayanasıl geldin o zaman. Ne işin var bu sokakta? Böyle temiz giyimli dilenciolmaz. Yolunu mu kaybettin? Biraz ağıda kaldı alışveriş merkezi.
-Yok! Birarkadaşım hakkında bilgi arıyorum. En son burada birkaç kişi tarafındandövülmüş.
-Sonzamanlarda kavga olmuyor. Ama daha önce epeyce ortalık karışıyordu. Alışverişmerkezi geldi diye polis sokak çetelerine savaş açtı. Mahallenin ipsizsapsızları da bırakıp gittiler buraları.
-Alışverişmerkezi açılmadan önce olmuş benim dediğim olay.
-O zamanhiçbir şey bulamazsın. Dedim ya adamlar gitti. Burada kalan sadece toz vegürültü.
-Hakanburada bir hayalet var?
-?
-Kiminleyaşıyorsunuz bu evde?
-Hiç kimse!İki sen önce eşim kalp krizi geçirip öldü. O zamandan beri sadece gelinim vetorunum ziyarete gelir.
Sinangördüğü hayaletle konuşmaya başladı. Hakan’da bir taraftan yaşlı adamın koyduğuçayı içiyor
bir taraftan da ikihayaletin sohbetini dinliyordu.
-Kalp krizidiyor. Kalp krizi filan geçirmedim. Beni zehirledi.
-Nasılzehirledi?
-Bu köhneyerde nerede ise yıllarca yaşamak zorunda kaldım. Şu karşıdaki fabrikanınaçıldığı günü biliyorum. Aşağıda ufak bir manifaturacı dükkanımız vardı.Veresiye defteri her zaman kalabalık olduğundan insanlar bizden alış verişetmeyi çok severlerdi. Bir gün imzaladığı senetlerden birini ödeyememiş. Evegeldi beni dövdü. İlk defa borcunu zamanında ödeyemiyordu. Oysa böyle şeylerticarette her zaman olurmuş. Sonra ki gün yeniden dövdü. Hayatımda ilk defabana el kaldırıyordu. Sonra her gün dövmeye başladı. Bankadan kredi çekmiş,bütün borçlarını ödemiş. O zaman biraz olsun kendine gelip beni dövmeyibıraktı. Ama bu sırada aşağıdaki inşaat başladı. Alışveriş merkezinin inşaatı.Bir taraftan fabrika bacasının dumanı, diğer taraftan mahalleyi kaplayan toz.“Gidelim” dedim. “taşınalım bu semtten”. Sokak çeteleri bile taşındı,serseriler bile gitti. Sadece biz kaldık. Ve bir gün tıkandım. Eve getirdiğidoktor “Bu şartlar altında yaşaması zor. Hem nefesi yetmez, hem kalbi epeyyorulmuş.” Dedi. Sakin ve havası temiz bir yere taşınmamızı önerdi. “Bu yaştansonra karı hastalığından boğaza mı taşınacağız” dedi kocam. Aradan daha iki aybile geçmemişti ki sabah uyandığımda nefes alamadım. Sonra her şey değiştidünyamda. Fark ettim ki hayatımı kaybetmişim. Cansız bedenim öylece yataktauzanıyor. Şimdi bu evde öylece bekliyorum. Neyi beklediğimi, niçin beklediğimive ne kadar bekleyeceğimi bilmeden.
-Ben debilmiyorum bu soruların cevabını. Ama derviş gibi oturup düşünerek bir yerevaramayacağımı anladım. Bu gördüğün adam hayaletleri duyabiliyor.
“Hayaletkadın mı yoksa yaşlı kadının hayaleti mi?” Hakan bunu düşünüyordu adam
hiç durmadan konuşurken. Hayaletlerin nasılolduğunu, neye benzediklerini hiç görmediğini düşündü. Yoksa görebildiğizamanlarda yolda hayaletlere rastlamış, fark etmemiş olabilir miydi?
Hakanelindeki boş çay bardağını bırakmak için önce sol eli ile sehpanın yeriniaradı. Sonra sağ eli ile yavaşça bıraktı.
-Siz görmüyormusunuz? Dedi yaşlı adam.
-Körüm.
-Pekiburaya kadar nasıl geldiniz?
-Hayalet
bir dostumun yardımıyla.
-Nasıl hayalet?Nerede? Evime hayalet mi getirdiniz.
-Sizinevinizde zaten hayalet vardı. Ben getirdiğim hayaleti geri götürürüm. Ama sizkarınızın hayaletinin varlığına alışsanız iyi olur. Hadi Sinan, gidelim.
***
HakanHaktanı ve hayalet Sinan tozlu evden tozlu yola, oradan da alışveriş merkezinegiden ana caddeye çıktılar.
-Alışverişmerkezine gitmemize gerek var mı?
-Yok! Benöğreneceğimi öğrendim zaten. Dönebiliriz. Elini kaldır, soldan gelen boş taksiyiçevir.
***
Öğledensonra üç civarı kapı çaldı.
-Pizzacı.Dedi Sinan camın önündeki yerinden. Keşke ben de yiyebilseydim.
Hakan yerindenkalkıp kapıyı açtığında, Sinan’da tam arkasında pizzanın kokusunu duymayaçalışıyordu. Derin derin nefes alır gibi yaptı.
-Ne koku,ne tat, ne de ısı. Hiçbir şey ifade etmiyor benim için. Ölmek böyle bir şey herhalde. Hiçbir şeye sahip olamamak. Şimdi sen şu nefis pizzayı tek başına yerkenben burada öylece seyredeceğim değil mi? Yazık bana! Çok yazık!..
Bu sıradakapı çaldı. Hakan pizzasını sehpanın üzerine koymuş eline plastik çatalkaşığını almıştı bile.
-Kim bu?
-Ayşeolmalı.
-Açmasamolmaz mı kapıyı? En azından pizza bitince açayım!
-Senbilirsin.
Kapıyumruklanmaya başladı.
-Açınkapıyı, benden kurtulamazsınız. İçeride olduğunuzu biliyorum.
Hakanistemeyerek de olsa gidip kapıyı açtı.
-Bütünapartman pizza kokmuş. İnsanlar ne zevk alırlar hazır yemekten anlamam ki.
-Gel içeri.Yemekte pizza var.
-Sizden migeliyordu o koku? Bir gün dolma sarayım da parmaklarınızla birlikte yiyiverin.
-Hakan,benim de canımın çektiğini ama yiyemediğimi söylesene.
-Sinanpizza yiyemediği için üzülüyor.
Ayşe işte oanda durdu. Çoktan odaya girmiş, elindeki çantasını masaya bırakmış, boşberjere oturup odayı dolduran pizza kokusunun kendisine ne yaptırdığını farketmeden bir dilimini alıp ısırmıştı bile.
Utanarak:
-NeredeSinan? Diye duyulur duyulmaz fısıldadı Hakan’a.
-Her haldetam arkandadır.
-Evet, herzamanki gibi caddeyi seyrediyorum. Odayı öyle bir koku sarmış olmalı ki,hayaletler koku alabilse, bu günden sonra ikinci hayat şansı tanınsa; pizzacıdayaşardım. Siz hayatınız boyunca pizza yemek istemeyebilirsiniz belki. Benisterdim.
-Çokdokunmuş olmalı şu anki görüntümüz.
-Ne dedi?
-Yenidenhayata gelse pizzacıda yaşarmış!
-Ben de budilimi yedikten sonra pizzacıda yaşamaya karar vermek üzereyim. Kuzum nedenküçük pizza söylediniz?
Bir süreağızları hamur, peynir ve mantarla dolu olduğu için konuşamadılar. Odayıradyonun derinden gelen sesi dolduruyordu.
Gülüncedudakların
Birgonca güle benzerdi
Bendudaklarını
Sensegülleri severdin
Güllerve dudaklar şimdi
Nekadar acı ve gizli
Eskibir aşkı anlatır
Güllerve dudaklar şimdi
BoraAyanoğlu’nun sesi odada dolaşırken Ayşe iki dilim pizzasını bitirmiş, üçüncüdilimi yiyip yiyemeyeceğini düşünüyordu.
-Bu şarkıyıçok severim. Kim söylüyor?
-BoraAyanoğlu. Her gün bu saatlerde bir şarkısını çalıyorlar bu frekansta. Sanırımprogramcılardan birisi şarkılarını seviyor. Biz de tam bu gün Sinan’ın nelerbulduğunu konuşacaktık.
-Nelerbulmuş?
-Önce bendinleyeyim sonra sana anlatırım.
-İyi ozaman. Ben de akşam için sana bir şeyler hazırlayayım. Pizzana da ortak oldum.Hiç olmazsa boğazından güzel bir ev yemeği geçsin.
-O zamankarnıyarığa ne dersin?
-Harika!
Ayşesehpanın üzerindeki pizza kutusuna koydu artıkları. Mutfağa gitti.
-Bu kızfazla sürmez, sana kesilir.
-Abayıyakar diyorsun yani. Yıllardır şu Samatya’da otururum da bir kerecik olsungözlerim açıkken bakmamışım bakkalın yeğeni güzel mi diye.
-Bundansonra da bakamayacaksın.
-Anlatbakalım ne öğrendik bu gün?
-O ihtiyarmanifaturacının evinde konuştuğum karısının hayaletinin sözlerinden sonuççıkartamadım. Sanırım kadının konuyla hiç alakası yok. Adam da kendince birşeyler yaşamış ama ya utandığı için yada seni tanımadığından ayrıntılarıanlatmadı.
-Peki neolmuş.
-Sokağıdolaşırken garip şeyler hissettim. O sokakta sadece bizim araştırdığımız adamdövülmemiş. Pek çok kişi o dar sokakta bir zamanlar öldürülmüş.
-Neden?Kimler yapmış bunu?
-Bunlarkonumuz değil ama sokak çetelerinin marifeti. Bugün duyduklarımızda tuhaf olan durumkadının “banka kredisi” demesi. Durum epeyce farklı oysaki.
-Nasılfarklı?
-Bu yaşlıadam alışveriş merkezi kurulmasın diye o sokakta epeyce kişi ile konuşmuş.Hatta sokak çetesini onun kurduğunu bile söyleyebilirim.
-Çeteyi mikurmuş? Ama neden? Yaşlı bir adam o…
-Fidanıtoprağından çekerek sökebilirsin, sonra yeni bir yere dikip kök salmasınıbeklersin. Ama yıllanmış ağaçlar topraklarından çıkartıldıkları zaman kururlar.O adam kuruyup gitmek istemedi. Sonra da yanlış ata oynayıp önce çete kurdu,sonra da çete onun sonunu hazırladı.
-Nasıl birson?
-Bir süresonra dükkanına gelip para istemeye başladılar. Adamda verecek parasıkalmayınca önce karısını dövmeye, sonra daha çok dövmeye başladı. Çete yaşlıadamın istediği gibi mahallelinin evlerini satmalarını engellemeye çalıştı. Çokkişiyi yol ortasında dövdüler. Hatta göz korkutmak için adam öldürdüler. Yinede mahalle sakinleri holding çok iyi paralar teklif ettiği için, binalarınısatıp gittiler. Adam çeteden umduğunu bulamayınca da koca mahallede alışverişmerkezine direnen sadece o kaldı. Küçük adam büyük işi engelleyebilir mi? İşte,engellemiş. Bir alt bloğa kurmuşlar alışveriş merkezini. Oradaki binaları satınalmış, oradaki hayatları taşımışlar. Ona ise yalnızlığı kalmış.
-Buhikayedeki yerini nasıl belirleyeceğiz?
-Bu olayıortaya açıp karıştırmalı mıyız? Yaşanmışlıkları deşifre etmek mi yoksa sadeceöğrenmek mi istiyorsun?
-Şu an kiduruma bakılırsa sadece öğrenmek yeterli.
-O zamanistersen yolumuza yarın hastaneye uğrayıp devam edelim.
***
Ayşe masayıkurarken.
-Evin kızıgibi oldum! Dedi.
-Allah’tan‘evin hanımı’ demedi.
-Sinan birşey mi söylüyor.
-Seninartık evin sahibi gibi olduğunu.
-Bir ara şuhayaletlerle konuşma yeteneğini nasıl kazandığını anlat da ben de belki bir yolbulurum.
-İstersenhemen anlatayım. Şakağıma kurşun girdi ve hayatımı değişirdi. Gözlerim ilahigüçle değiştirildi. Sorsan ‘gözlerin mi yoksa hayaletleri duyma yeteneğin mi?’diye elbette ‘gözlerim’ derim. Bazen de kendimi hala vurulduğum andaki hastaneodasında gibi hissediyorum. Belki de rüyalardan kaçmak için yatağımda uyuyamıyorum.Bütün gün gözlerim kapalı ama yine de akşam yatakta göreceğim rüyanınkaranlığından korkuyorum.
-Hiç böyledüşünmemiştim. Bekar erkek evi olunca, yatağa gitmeyecek kadar tembel olduğunfikrine kapılmıştım. Demek cam dibinde giyinik uyanmanın sırrı bu. Oysa eviçinde pijama ile daha rahat dolaşır, yatağında daha rahat uyurdun. Hadioturalım masaya.
Sinan yinecam kenarında durmuş; kararmaya başlayan gökyüzünü seyrediyordu. İstanbul’ungürültüsünde evlerine dönen insanlar dar sokaktan hızlı adımlarlailerliyorlardı. Sokağın sonundaki boş arsada oynayan çocuklar maçlarını hep busaatte bitirir, gidip bakkal Rıza efendinin dükkanında kolalarını içerlerdi. Bualışılmış sıradanlıkta işten dönen babalar, çocuklarının orada olacağını bilir,yollarını değiştirip bakkalın önündeki çocuklarıyla gün bitmeden şakalaşmayagiderlerdi. Hatta maçın ayrıntılarını orada öğrenip taktik bile verirlerdi. Herakşam aynı mutlu manzara Sinan’a dokunmaya başlamıştı.
Radyodançıkıp odayı dolaşan “Sessiz Gemiler” şarkısının yankısı içten içe kor olduSinan’ın yüreğinde. Onu yakan Yahya Kemal’in sözleri mi,
Christian Delagrange’nin bestesi mi yoksaHümeyra’nın sesi miydi?
Artıkdemir almak günü gelmişse zamandan
Meçhule giden birgemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuşgibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkıştane mendil, ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlarbu seyahatten elemli,
Günlerce siyahufka bakar gözleri nemli…
Sinanradyodan çıkıp yüreğine kasvet getiren bu sesten kurtulmak için dikkatinimasada konuşulanlara verdi. Ayşe hiç durmamacasına anlatıyordu.
-Sonraöğrendik ki Ekrem ağabeyi eşi Münevver aldatmış. Adam da buna dayanamayıp kaçıpgitti. Boşanma davası açtı. Dava sonuçlanmadan da trafik kazasında öldüğünüduyduk. Kazayı yapan şoför suçsuz bulundu, ‘intihar etti, arabamın önüneatladı’ demiş. Münevver abla hemen evlenir sandık. Önceleri evine kocasınıaldattığı adam gelip gitmeye başladı. Kadın yanına bir genç kız aldı,‘temizliğimi yapıyor, yemeğimi yapıyor’ diyordu. Sonraları eve gidip gelenadamların sayısı artmaya başladı. Baktık daha birkaç ay geçmeden mahalledesöylentiler ayyuka çıktı. Bir sabah ezan vakti üç kurşun sesi ile uyandık.Rahmetli Ekrem ağabeyin küçük biraderi , ‘namus meselesi’ demiş, Münevverablanın kapısını kırıp evini basmış. Bir kurşun Münevvere, bir kurşun yanındakikıza sıkıp intihar etmiş. Kız ve adamcağız hemencecik öldü. Münevver ablayaralandı. Hastaneden döndüğü gibi taşındı mahalleden. Sonrasını bilmiyorum…
-Benbiliyorum! Dedi Sinan.
Hakankafasını Sinan’ın olduğunu düşündüğü tarafa doğru çevirip.
-Sonrasınıbiliyorsun demek.
-Sinanbiliyor mu sonrasını, ne olur anlatsın…
-Münevverdediğiniz kadın beni evine çağırdı. Adını değiştirip Müjgan yapmış. Oldukçabakımlıydı. Kurşun sadece böbreklerinden birini parçalamış. Tanıdığı erkeklerona güzel bir ev kurmuş ve yanında işlerini yapan pek çok da kız vardı. ‘Ekrem’inhayatta en son neler yaptığını bilmek istiyorum’ dedi. Her şey tamamdı. OrtayaEkrem’in yıllarca kullandığı otomobilinin anahtarları kondu. Yaşananlar tek tekgözlerimin önüne geldi. Münevver uzun süre Ekrem’i kıskanıp, çalıştığı emlakbürosundaki satış elemanı kızla aldattığını düşünüyordu. Bunun da sebebiEkrem’in aniden harcamalarını azaltıp Müvevver’in isteklerine cevap verememesiydi.Adam kooperatifte kaba inşaatı bitmiş bir daireye elinde nesi var nesi yoksayatırmış, Münevver’e daha iyi şartlarda hayat sağlamak için sürprizhazırlıyordu. Sonra da aldatıldığını öğrendiği için sürprizi açıklamak yerine ayrılmayıtercih etmişti. Asla bir başka kadını aklında Münevver’le karşılaştırmamıştıadam. Trafik kazası ise intihardan başka bir şey değildi. Ekrem yeni hayatınaalışamayıp son vermek istedi. Bunda da başarılı oldu. Münevver hıçkırıklariçinde ayrıldı yanımdan. Çok geçmeden gazetelerde üçüncü sayfa haberi oldu‘köprüden mucize eseri kurtuluş’ diye. Boğaz köprüsünden atlamış, üzerindekipardösüsü paraşüt gibi açılarak sulara çakılmasını önlemiş. Sonra da ne gördümne de haberini okudum.
-Neanlattı? Diye sordu Ayşe. Hakan Haktanı, Sinan’ın anlattığı hikayeyi baştansona anlattı genç kadına.
-Vay beMünevver abla, sen neymişsin! Dedi sadece.
Akşamyemeğinin ardından Ayşe evine gitti.
-İlginç birkesişme! Dedi Hakan.
-Bütünhayatlar bir yerlerde kesişiyor. Her insanın ortak tanıdığı, birlikte yaptığıişi yada mekan paylaşımı vardır.
Uzun birsessizlik oldu. Hakan hayatındaki tesadüfleri düşünürken berjerinde kendiniuykunun kollarına bıraktı. Ayşe kapıyı sessizce çekip çıktı. Sinan RadyodakiJuanito’nun söylediği şarkıyı dinliyordu.
Faydayok ah hiç kimseden
Negelen bak ne de giden
Kaderalın yazısında
Dörtduvarın arasında
Rüyalardakurtuluşum
Benartık bak mahvolmuşum
Mesutgünler gittiler yeniden
Ne dostne ev, ne aşk bize yasak
***
Koltuğundaoturup elektrikli makine ile tıraş olan Hakan;
-Ne kadarrahatsın. Tıraş diye derdin yok! Dedi.
-Bir vücut olaydımda günde üç kere tıraş olaydım. İnanmayacaksın ama Ayşe’nin bu sabah negiydiğini görmen gerekir.
-Tüh!Kaçırdım yine. Ne giymiş?
-Minicikkırmızı etek ve göbeğini açıkta bırakacak beyaz, el örgüsü bluz. Elinde desimit var.
-O elbiseyibu sokakta giymek büyük cesaret.
-Zilçalmadan aç istersen. Şaşırsın. Sonbaharın gelmediğini bilsem ilkbahardapapatya açmış kırlarda sanacağım kendimi. Ayrıca bu kadar makyajla mutlaka biryerlerde birileri ile randevusu vardır.
-Doğru ya!Kör adam için makyaj yapılır mı?
Ayşe açıkkapıdan içeri girerken Hakan da yüzünü yıkamak için banyoya gidiyordu.
-GeldiğimiSinan söyledi değil mi?
-Hattabugün ki güzelliğini öyle ballandıra ballandıra anlattı ki nerede ise ağzınınsuyu akacak.
-Vay çapkın!Teşekkürlerimi ilet. Hayaletlerin cinsel olarak sarkıntılık edeceklerini
düşünmedim hiç. Hem söylesenize kuzum bu eviniki sakininden biri kör, diğeri hayalet, istediğim gibi özgürce giyinmemin kimene sakıncası olabilir ki?
-Ben birşey demedim, Görmedim bile.
-Ayrıca şuyayın yönetmeninin vaad ettiği çek gelmiş. Posta kutusundan aldım. Bir çekinasıl posta kutusuna bırakırlar hiç anlamam. Kuryesi filan yok mu bunların.
-Nekadarlık bir çek?
-Bin Beşyüz Lira.
-İyi.Dünden beri aklımdan sana teşekkür hediyesi almak geçiyordu. Hediyemiz olsun.Bununla Sinan’a ilham veren etekler ve bluzlar alabilirsin.
-Yok! Buhediyeyi kabul edemem. Genç bir kıza bu kadar büyük paranın karşılıksız hediyeedildiği görülmemiş. Bunu iş olarak düşünür, sizinle birlikte takılmama izinverirseniz o zaman başka tabii. Bu şekilde çevredeki insanlara bu eve nedengelip gittiğimi açıklamış olurum.
-Peki Ayşe.Bu senin ilk aylığın olsun. Ama her ay düzenli şekilde gazetede yazılar çıkarsaancak o zaman ikinci maaşını alabileceğini de unutma. Ayrıca maaşının içindenher sabah kahvaltılık ekmek ve Sinan’a gazete almayı da unutma.
-Evet!Getirdim gazeteyi. Nasıl okuyacak Sinan?
-Sayfalarıtek tek yere ser. Birbirinin üstüne gelmesinler. Sinan gazete okurken biz dekahvaltımızı ederiz.
Ayşe tektek bütün sayfaları salonun zeminine yaydı. Sonra çay bardaklarını doldurdu.
-O burada.Dedi usulca Sinan.
-Neöğrendiniz? Diye sordu odaya giren hayalet.
-Henüz hiçbir şey. Sadece Kuştepe’deki kafana demir vurulan sokağı araştırdık. Bu günönce hastaneye oradan da tren yoluna gidip araştırma yapacağız.
-O zamanakşam sizi burada bekleyeceğim.
-Olur. Bizönce gidip bir araştıralım da. Malum, herkes bizim gibi hayalet değil.İnsanların yemek, uyumak, dinlenmek gibi alışkanlıkları var.
-Beklemekçok can sıkıcı. Hayalet olmaktan tek sıkıntım beklemek. Bedenden ayrılırkenkeşke zaman kavramından da ayrılabilseydik.
-Adını sor!Dedi Hakan.
Odada neolduğunu bilmeden masada oturan Ayşe :
-Kiminadını? Yoksa yine evde bir hayalet mi var?
-Hayır ikihayalet. Dedi gülerek Hakan. Sinan ve bir hayalet daha.
-Kaya Acar.Dedi odadaki diğer hayalet.
-TamamKaya. Sen akşam uğra biz sana öğrendiklerimizi anlatırız.
-Ne oldu?Diye sordu Ayşe merakla.
-Artıkodada bir hayalet var.
-Senhayaletlerden korkmuyor musun kuzum?
-Niyekorkayım? Görmüyorum ki. Onların ellerinde kullanabilecekleri güç olsahayatlarını kaybetmezlerdi diye düşünüyorum.
-Yani bende korkmamalıyım öyle mi?
-Orasınıbilemem. Sende bu güzellik, Sinan’da da bu çapkınlık varken her an her şeyolabilir.
-Çokşakacısınız. Bu gün ne yapacağız?
-Ne miyapacağız? Sen de mi geleceksin bizimle. İyi o zaman. Çalışma planımız şöyle.Önce Etfal hastanesine gidip Kaya Acar’a ne olduğunu öğreneceğiz. Oradan daCankurtaran tren istasyonu civarında rayların üzerinde araştırma yapacağız.
-Bu raylarkısmını pek anlamadım. Neden?
-Çünkü KayaAcar orada hayatını kaybetti.
-O zamanbugün de bensiz gidin. Bu halde raylarda dolaşamam ben. Akşamüzeri gelir sizinöğrendiklerinizi not ederim.
-Evet.Akşamüzeri görüşmek üzere o zaman. Dışarı çıkarken portmantoya asılı yedekanahtarı al. Geç kalırsak sokakta kalmanı istemem.
****
HakanHaktanı ve medyum hayalet Sinan birkaç dakika sonra sokağın köşesindenbindikleri taksi ile Şişli’ye doğru yola çıkmışlardı bile. Yolun sonunda
-Hastaneninönündeyiz. Bahçesine gireyim mi yoksa dışarıda mı ineceksiniz? Girersem 5 liragiriş ücretini sizin ödemeniz gerekir. Dedi.
-Buradainelim. Sağol.
Hakan veSinan hastane bahçesinden binaya doğru ilerlediler. Sürekli yön tarif edenSinan, Hakan’ı önce binaya soktu oradan da koridorlarda bir şeyler
arıyor gibi dolaştırdı. Sonrada acil serviskoridorundaki bekleme salonunun köşesine oturttu.
-Buradanhemen çıkmalıyız! Dedi Hakan’a. O kadar çok ruh var ki! Sen birkaç dakikabekle. Ben buradaki durumu inceleyip geleceğim.
Birkaç
dakika sonra Sinan geri geldi.
-Tamam!Çıkabiliriz.
-Hadi,gidelim o zaman.
Yinehastane önünden bir taksiye bindiler.
-Eminönü’ndekiCankurtaran tren istasyonuna gideceğiz! Dedi taksiciye Hakan. Sonra sustu.
-Kaya Acar,kafasına aldığı darbeyle beyin kanaması geçirmiş. Sonrasında bir kolu felçolmuş ve hafızasını yitirmiş.
Öğle vaktitaksi trafikte fazla oyalanmadan Sirkeci sahilinden dolaşıp Cankurtaran trenistasyonunun merdivenlerinin önünde indi. İstasyona çıktılar.
-Etraftahiç kimse yok! Dedi Sinan. Hadi raylara atlayalım.
Raylarınüzerinde bir süre yürüdüler. Hakan’ın ayakları tren yolunun kaba taşlarınatakılıyordu. Bir süre yürüdükten sonra;
-Burası!Dedi Sinan. Burada hayatını kaybetmiş.
Birden, birtrenin keskin düdük sesi ile irkildiler. Sinan;
-Solunadoğru, soluna doğru panik yapmadan ilerle! Diye sesleniyordu.
Hakan neyapacağını şaşırdı. Ayağının raya takıldığını hissetti.
“Sola” diye seslenen Sinan’ın panik yapmasınasebep olduğunu düşünüp sadece trenin sesine verdi kendini. Yıllardır Samatya’dayaşayıp tren sesine alıştığı için trenle arasında yaklaşık yüz metre mesafeolduğunu düşündü. Makinist fren yapmaya çalışırken o tiz sesli düdüğü sürekliçalıyordu. Hakan durdu bir an. Sadece kendini dinleyip rayın kenarına takılanayağını çekti. Rayların ötesine doğru iki adım attı tren o tiz düdüğünü hiçkesmeden yanından geçip gitti.
-Ucuzatlattık! Dedi Sinan.
-Senhayaletsin, unutma! Benden daha fazla panik yaptın. İnsanlar hayatlarınıkaybetseler de yok olmadıklarını biliyorum artık. Senin gibi hayalet olmak hiçkorkutmuyor beni. Hadi gel şimdi şuradan çıkalım.
-Ben nasılpanik yapmam. Etrafımız hayaletlerle dolu. Ne mutlu sana ki hiç birinigörmüyorsun. Ben bu kalabalığın içinde yaşanmışlıklarla hayalleri ayırtedemezken bir de seni kaybedeceğimi düşündüm. Burada kaç hayalet var biliyormusun?
***
Hakan veSinan Cankurtaran tren istasyonuna geri dönerlerken aralarında soğuk bir rüzgarestiği, ikisinin de canının sıkkın olduğu besbelliydi. İstasyondan birkaçdakika sonra gelen trene atlayıp Samatya’da indiler. Oradan da eve doğru yürüdüler.Hakan yol boyunca sadece Sinan’ın yön tarif eden “sağa, sola, dikkat kaldırımdar, önünde araba park etmiş” cümlelerini duyuyordu. Aklından geçense “ya bende o trenin altında hayatımı kaybetseydim!” cümlesinden başka bir şey değildi.
BakkalRıza’ya uğradılar.
-Merhaba, sigarave küçük rakı veriver sana zahmet.
-Nezahmeti, emriniz olur. Bizim deli kıza yanınızda iş vermişsiniz öyle mi?
-Ayşehanıma mı? Evet!
Yapamadığım pek çok şeyolduğunu fark ettim. Onlara yardım ediyor.
-Duydumgazetede yazılarınız çıkıyor. Tebrik ederim. Önce epey korktuydum mahalledededikodu çıkar diye. Sonra bu yazıları görünce “Eyi adammış!” dedim kendikendime. Her sabah ilk iş onu okuyom.
-Sağolasın…
-İsteğin bişi olursa ‘alo’ de, bizim çırakla gönderirim hemen.
Kolakasasına oturup gofret yiyen küçük çırağın sesi duyuldu.
-Sen camdanıslık çal yeter ağabey!
-Olur.Demek ki bundan sonra bakkalda da istenmiyoruz. Tamam. Bende ‘gidip bakkal Rızaefendi ile iki laklak edeyim’ demek yerine sadece sipariş veririm.
-O nasılsöz beyim. Laklak etmek istediğinde de bir ‘alo’ de ben hemen gelir senlelaklak ederim. Buraya kadar yormayalım seni diye söyledim!
-Şakayaptım be Rıza efendi. Hadi bana eyvallah.
-Eyvallahbeyim. Sen bizim deli kıza göz kulak oluver.
-Yahu Rızaefendi, nasıl göz kulak olayım? Bende yok ki ona olayım! Töbe töbe…
***
Hakan evegirdiğinde evin alışıldık toz kokusunun yerinde bahar havasının içeridedolaştığını hemen fark etti.
-Çokteşekkürler Ayşe, bu ev sadece tuttuğumda bu kadar temiz kokmuştu. Kapıcınınkarısı sadece pazartesi günleri bir saat uğrayıp üstünkörü temizliyor ortalığı.Özlemişim temizliğin kokusunu.
-Önemlideğil. Ben bunu yapmaktan mutlu oldum
-İşin yokmuydu bugün?
-Arkadaşımsandığım biri ile buluşacaktım ama kıyafetimin fazla davetkar olduğunu düşündüher halde. Ben de sınırlarımı belirtip erkenden ayrıldım. Siz erkeklerlearkadaş olunmaz mı kuzum?
-Üzerindehala sabah Sinan’ın tarif ettiği elbise mi var?
-Evet.
-O zamanzor.
-Tüh!Seninle arkadaş oluruz sanmıştım.
-Kusurabakma, senin ne kadar davetkar giyindiğini göremediğim için arkadaşın olarakkalabilirim.
Ayşe,Hakan’ın bu sözü üzerine yanağına kocaman bir öpücük kondurdu. Hakan burnunundibine kadar sokulan Ayşe’nin parfümünden derin bir nefes aldı.
-Bak işte,böyle şeyler yaparsan kafam karışır?
-Siz bugün nelerbuldunuz? Hemen yazmak istiyorum.
-Henüz bende ayrıntıları öğrenmedim.
-Sen de mi?Bütün gün birlikteydiniz. Akşama kadar dolaştınız.
-Çifte kumrular,hadi içeri gelin. Kaya Acar burada! Dedi Sinan.
-Olanlarıöğrenmenin vakti geldi. Sinan çağırıyor.
-Yine enson ben öğreneceğim her halde. Sen dinle, ben atıştıracak bir şeylerhazırlayayım, sonra bana anlatacaksın nasıl olsa. Oturup boşluğu dinlemekistemem.
Sinansalonun ortasında durmuştu. Neler olduğunu merak eden Kaya Acar salonun balkonpenceresinin önündeydi. Hakan iki hayaletin ortasındaki koltuğuna oturdu.Meraklı ve alaycı bir tavırla:
-Anlatbakalım hayalet efendi! Kaya Acar’ın macerası nasılmış, öğrenelim.
-Öncelikleşunu söyleyeyim. Burada ne Kaya’yı ne de başka birisini yargılamıyoruz,ayıplamıyoruz. Sadece yaşananları anlatacağım. Kaybedilen hayatın öyküsündenbaşka bir şey aramayın. Öncelikle Kuştepe’de ki o saldırı. Saldırıdan bit günönce manifaturacıyı aramıştın hatırlıyor musun? ‘Ya evini satarsın yada zorlaoradan atarız” diye tehdit etmiştin.
-Öyle midemişim?
-Seniyargılamıyorum. Hemen itiraz etme. Ertesi gün manifaturacının dükkanına gitmeden,holdingdeki lojistik müdürünün ‘o adam önümüzde kalan son engel. Binayı almakiçin ne kadar istiyorsa ver. Bu işten şirket çok kazançlı çıkacak’ dediğinihatırlıyor musun?
-Evet.Finans müdürü açık çek vermişti.
-Ve senhala binanın gerçek değeri üzerinden pazarlık yaparak durumu ucuza kapatmayaçalışıyordun. Manifaturacının dükkanında uzun uzun tartıştın. Güzellikle paraverip çıkartmak yerine anlamsız tehditler savurdun. Sonra da dükkandan çıkıp ocivarda dolaşmaya başladın. Civarındaki tüm sokaklara girip çıkarak zamangeçirmeye çalışıyordun. Adam da boş durmadı, para vererek oluşturduğu çeteyiçağırdı.
-O çeteyi omu kurmuştu?
-Evet. Senuzun süre dolaşıp dükkanın önüne tekrar geldiğinde üzerine dört kişi atıldı vekafana kalın demir bir çubukla vuruldu. Kafandan kanlar akmaya başladı.Bayıldın. Manifaturacı camdan olanları seyredip adamların seni yereyıktıklarını görünce ambulans çağırdı. Hemen Etfal hastanesine kaldırıldın.Kendine geldiğinde kolun felçti.
-Felçolamaz. Çünkü iki elim de doluydu öldüğümde. Birinde şarap, diğerinde ekmekvardı.
-Tabii sanagöre ‘sağlam’dın. Ama unuttuğun ayrıntı o hastaneden çıkışınla kaza arasındanerede ise beş sene geçmiş ve o alışveriş merkezi planlanan yere olmasa bilebir alt bloğuna kurulmuş.
-Altbloğuna mı? Neden oraya değil? Benden sonra kimse adamı ikna etmeye çalışmamışmı?
-Elbetteçalışmışlar. Ama zaman kaybetmek yerine ‘B planı’ yapmışlar. Zaten çevredekibinaları satın alıp boşaltınca “Alışveriş merkezi kurulmayacak, arazinin değeridüşecek” diye söylenti yayıp bir alt bloğu daha ucuza kapatmışlar. Ve şimdi deo ihtiyar manifaturacının eceli ile ölmesini bekliyorlar. İşte o alışverişmerkezi kuramadıkları araziye de dev bir gökdelen dikip iş merkezi kurmayıplanlıyorlar. Manifaturacının varisleri bile bu konuda ikna edilmiş.
-Peki yasonra? Ben nasıl çıkmışım hastaneden?
-Aslında kaçırıldın.
-Nasılkaçırıldım?
-Kafanavuran adamların yüzlerini hatırlıyor musun?
-Evet.
-Ama şimdihatırlıyorsun. O adamlar yüzlerini gördüğün için riske girmek istemediler. Senihastanede öldürmek için bir plan yaptılar.
-Bununereden biliyorsun?
-Her şeyeyaşlı manifaturacının dükkanının önünde karar verdiler çünkü. Günlerce bunuplanladılar. Sonra hastanede senin hafıza kaybına
uğradığını öğrenince de sadece kaçırıpbaşıboş şekilde sokağa bıraktılar. Hiç bir şey hatırlamıyordun. Ne neredengeldiğini, ne de kim olduğunu. Hafızan boş olduğu için de birilerine sığınmakyerine sokakta yatıp kalkmaya başladın.
-Yani bukadar basit. Ben hafızamı kaybettim ve sokakta yatıp kalktım. Başka hiçbir şeyyok mu?
-Bütünhikaye bu kadar.
-Teşekkürederim.
Kayaacar’ın hayaleti çıkıp gitti evden.
-O kadar dafantastik bir hikaye değil! Dedi Hakan.
-Sen öylesan. Bak şimdi sana bazı ayrıntılar anlatayım. Kuştepe’de ziyaret ettiğimizevdeki kadın nasıl öldü hatırlıyor musun? Oradaki kadın fabrika bacasındançıkan zehirli dumanı soluyarak hastalanmıştı. Hala aynı yerde aynı fabrikaduruyor. Ama bir farkla. Bacaya filtre takıldı. Fabrika alışveriş merkezinininşaat alanında olduğu için Kaya Acar holdinge “Zaten yıkılacak bu bina, nedenfiltre konsun bacasına?” dedi, fabrikanın kapatılmasına da yönetim kurulu izinvermediği için uzun süre bacadan zehirli duman çıkmaya devam etti. Tabii bunakadının ciğerleri yetmedi. Dediğim gibi, ben kimseyi suçlamak istemiyorum.Nasıl olsa kendisi bulacak neler olduğunu.
-Başka şeylerde var mı anlatmadığın?
-Elbettevar.
-Hastanedenkaçırılması sırasında yaşananlar. Kaya’nın annesi yaşlı bir kadındı. Bir elifelçli ve hafızası yerinde olmayan çocuğu altı ay boyunca hastanede kaldı. Evetaltı ay Kaya o hastanede doktorların “evinize götürebilirsiniz, bizim buradayapacağımız bir şey kalmadı” demelerine rağmen annesinin isteği ile hastanedekaldı. Bu arada da hastanede değişik tedaviler uygulandı tabii. Hastaneden çıkmadanönce yapılan fizik tedavi uygulamaları daha sonra kendini gösterdi ve iyigeldi.
-Pekihastaneden kaçıran çete?
-Çetehastaneye gittiğinde hafızası boş bir adamla karşılaşınca pek oralı olmadı. Oradada bir ayrıntı var aslında. Kaya Acar pek çok defa o çete ile görüşüpmahallenin boşaltılması konusunda yardım istemiş. Çok iyi paralar teklif etmişbu konuda. Ama adamlar almamışlar. Altı ay sonra Kaya kendi ayakları ilehastaneden ‘bir yürüyüş yapmak’ için çıktı ve geri dönemedi.
-Peki nedenkaya Acar’a yarım bir hikaye anlatma gereği hissettin?
-Hayattaykende böyleydim. Bir şeyi anlatmak istemezsem bana kimse anlattıramaz. Buyeteneğimin sirk maskarası olmam için bahşedildiğine inanmıyorum. Sıradanlığımıaşmamı sağlayan ve hayattayken karnımı doyuran yetenek aslında hiç de öyle‘herkese doğruyu söyle’ demiyor. Düşünsene, hayalet oldum ve sonsuzun içindeamaçsızca dolaşıyorum. Ne yapmam lazım? Bu çocuk gerçekleri bilmek istiyorsakendisi de bulabilirdi. Sadece doğru yerlerde dolaşması ve ayrıntılara dikkatetmesi yeterliydi.
-O zamanneden Müzeyyen Hamiyet’e yardımcı oldun? (bkz.1.bölüm kirpiklerinin Gölgesi)
-MüzeyyenHamiyet gerçekleri bulamamıştı. Aradan elli sene geçmiş ve henüz gerçeğin neolduğunu bile bilmiyordu. Yani ben olmazsam kendisi de bulabilir.
-Demiryolunda ölmesi meselesi nedir?
-İşte bakorası ilginç bir hikaye. Demir yolunda senin de tren gelirken demirlere ayağıntakılmıştı. Oradan kaçmak için çabaladın. Kaya Acar’ın üzerinden tren geçtiğigün ilginç bir olay yaşamış. Sokaklarda dilenerek hayatını sürdürürken şarapalacak para bulamamış. O da bunun yerine sulandırılmış ispirto içmeye başlamış.İspirto hem beyne hem de gözlere zarar verir. Kaya karşıdan düdük çalarak gelentreni görmediği gibi tren raylarının arasına yatağına uzanır gibi yattı.Makinist fren yapmak yerine uzun uzun düdük çaldı ve Kaya’yı ezip geçti.
***
Ayşe masayıkurarken radyodaki 1960’lardan kalma Gönül Yazar şarkısı “Çapkın Kız”a eşlikediyordu.
Adımçapkın kız çapkın kız
Benimadım çapkın kız
Aşk yalan inanmam
Benimadım çapkın kız
Çoksever çabuk unuturum
Hergün başka sevgili bulurum
Aşkainanmam sevgiye kanmam
Hiçkimseye bağlanmam
HakanHaktanı Ayşe’nin neşeli sesinin yükseldiği mutfağa gitti.
-Ne yemekyaptın?
-Patlıcanoturtma.
-Annem degüzel yapardı.
-Siz neyaptınız? Sinan hikayeyi anlattı mı?
-Buncasaattir başka ne yapacaktı ki? O da ilginçleşti. Kaya Acar’a bulduklarınıntamamını anlatmadı nedense.
-Hadioturalım masaya, orada anlatırsın bütün macerayı.
***
Ayşe Hakan’ınyeniden anlattığı hikayeyi not etti.
-Peki bubölümün adı ne olacak?
-‘VarolmanınDayanılmaz Hafifliği’ demek isterdim! Dedi Sinan. Ama Milan Kundera daha öncebu ismi bir kitabında kullanmış.
-‘KirpiklerininGölgesi’ bir aşk hikayesi ismini çağrıştırıyordu. Buna da Mike Hammerromanlarındaki o kafa dağıtan isimlerden birini koyalım. Bu şekilde polisiyeolduğu daha iyi anlaşılır.
-MikeHammer romanlarından birinin adı “Öp beni Öldüresiye”ydi. Neden böyle şiddetiçeren cinselliği çağrıştıran mazoşist bir isim olmasın? Ölüm gelirkenkaçmamış.
-“ÖlümdenKaçmalısın” nasıl bir isim?
-“TrendenKaçmalısın” da olur.
-Durun birdakika! Dedi Sinan. “İspirtodan Bir Yudum olsun bu hikayenin de adı.
Hakanelindeki rakı kadehini Ayşe ve Sinan’a doğru “şerefe” dercesine kaldırıpbağırdı;
-İspirtodan Bir Yudum!