Fantastiksiz hayat nasıl olurdu? Kılçıksız tavuk gibi olurdu. Tavuğun zaten kılçığı olmaz. Dolayısıyla fantastiksiz hayat olmaz. "Qui festinat ad divitas non erit insons" demiş Lucretius; "zenginliğe koşarak giden günahsız kalmaz." Bunun konumuzla ne ilgisi var diyeceksiniz. Bir ilgisi yok.
Hayatımızda fantastik işler arıyoruz. Şöyle bir bakalım etrafımıza, fantastik olmayan ne var? "İnsanlar mucize ararlar" diyor Latinler, "başlarının üzerindeki yıldızlardan daha büyük mucize yokken." Mesela güzel bir dost, benim için daima çok fantastik bir şey olmuştur. Geçer karşına, keyifli keyifli konuşur. Ağzı burnu tuhaf tuhaf oynar, ellerini kollarını hareket ettirir. Güzel bir insan bunları yapınca hakikaten hoş oluyor.
Kimi işinde gücünde
Kiminin donu yok kıçında
Ağız var, kulak var, burun var
Ama hepsi başka biçimde
Böyle bir şiir biliyordum, ziyan olmasın diye yazdım. Vallahi biraz abuk subuk bir yazı oldu ama idare edin. Şu günlerde kafam çok karışık. Ağzımız burnumuz, başımız kıçımız, her yanımız fantastik oldu.
Portakal der limon der Saint Clements'in çanları
Bana üç farting borcun var der Saint Martin'in çanları
Yukarıdaki tekerleme güzel bir kitapta geçiyor. Hatırlayanınız, bileniniz var mı? Bilene ödül vereceğim. Şaka yapmıyorum. Bu güzel tekerlemenin hangi kitapta geçtiğini bilen ilk kişinin posta adresine; Batı Biliminde Dönüm Noktaları isimli çevirimden bir adet postalayacağım. Güzel bir kitaptır.
.
Balataları yaktım sonunda.