Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder  
» ÖYKÜLERİNİZ
Yazar Mesaj
Üye
Üye

Kayıt: 27 Nis 2008
Mesajlar: 6
ONLAR BİR AVUÇ ÇOCUKTU...   


Yaşam çok gelirdi Seda'ya... Annesi kim diye merak ederdi... Bu aileyi de severdi ama, neden  kavgasız bir günleri geçmezdi? Hayatsa ona en ağır yükümlülüğü vermişti...
Bunun için gitmişti onlarla oraya...Ama istediğini alamadı...


Nesil de merak etmişti annesini... Sonra bir kadın geldi... Teyzesi olduğunu söylemişti ama, bilmezdi kimdi...
O da aslında bu yüzden gitti oraya... Ancak hayat her zaman istediklerini verme insana...


Alara sadece arkadaşlarını istiyordu... Vazgeçilmez bir dostluk, yaşama sevinci. Herşeyi onlardı...
Ancak o bile istediğini alamazdı...


Dilara pek bir şey istemez görünüyordu,suskundu.. Ama içinde fırtınalar kopuyordu... Belki de başka biri olmak istiyordu kim bilir? Belki de istediğini tek alan o olmuştu...

OYSAKİ KADİM GÖREVLERİ VARDI...


Hayat, küçücük yaşlarında büyük sorumluluklar vermişti onlara. Onlar da isterdi, doya doya yaşamak. Sonunda ne olacak, diye düşünmeden eğlenmek. Ama bu görev onlarındı, isteseler de istemeseler de yapacaklardı... Belki de mutlu olurlardı.. Kimse bilmiyordu, bilemezdi... Öğrenmeye çalışıyorlardı ama nasıl...

DOSTLUK MU AİLE Mİ GÖREV Mİ


Seçimler onları bekliyordu... Yanlışı mı seçeceklerdi doğruyu mu?

KORUYUCU RENKLERİ



Bu dört kızın kaderi bir okulda kesişir. Seda zaten yıllardır o okulda okumaktadır, Nesil o yaz tatiline kadar, Ankara'da yaşamış, sonra Bursa'ya teyzesinin yanına gelmiştir. Alara ve Dilara ise ikizdir, onlar da İzmir'den aileleriyle birlikte taşınmıştır. Klasik laflarla tamamlıyorum şimdi: 'Kusa sürede çok iyi dost oldular.'
Ancak onların kaderi bu kadar basit değildir. Tanıştıkları bir kadın, tüm yaşamlarını altüst edecektir.

Renklerin bu hikayeyle çok yakından ilgisi var, ancak bunu zamanı gelince söyleyeceğim nihaha  


Birinci bölüm çok yakında!!


<<<<

Oks çocuğu olduğumu ve sitede hikaye dışında pek birşeyle ilginemeyeceğimi baştan söyleyeyim. Evet, bu aşık olduğum fantastik bir hikaye. Başka bir sitede yazmaya başladım bile, tutarsa bölümlerini buraya da atacağım. evet yok mu yorum yapan?
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 16 Ekm 2007
Mesajlar: 417
devamını okumak için bir merak uyanmadı içimde belki biraz daha çok bahsetmelisin hikayeden bir kadın gelecek ve hayatları değişecek e her an herkesin önüne birisi çıkıyor ve onun hayatını değiştiriyor sarhoş bir sürücü bile olabilir bu meragı saglamak için ya biraz kadından bahset yada hikayenin herhangi bir yerinden bir kesit yaz.

_________________
Aşk istiyorduk ağızdan damardan
Gözler parlasın soluk açılsın.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 27 Nis 2008
Mesajlar: 6
Hmms aslında ilk bölümü bir süre atmayacaktım, ama madem öyle şimdi atabilirim, belki yardımı dokunur. özet yazamıyorum, çünkü vaktim çok az ve yarın iki tane sınavım var  Sad

bölüm bir = Son normal hafta

İki pembe kelebek havada süzülüyordu.

Seda onlara hayranlıkla baktı. Çok güzellerdi… ama canı şimdi kelebek görmek istemiyordu. Bu yüzden de onlardan uzağa, yol kenarındaki bir ağacın gölgesine oturdu.

Sokakta pek kimse yoktu. Bunun nedeni günün en sıcak saatleri olmasıydı. Aslına bakarsanız, bu semtin insanları zararlı şeylerden kaçınmaz, onlardan ölesiye korkardı. Her gün öğle saatlerinde çocuklarını evlerine sokup perdeleri manyaklık derecesinde kat kat çekmeleri de bundandı.

Oysa Seda bu saatlerde eve çok ender uğrardı. Çünkü evde geçirdiği her dakika, çıldırmasına yetecek kadar sinirlendiriyordu onu. Anne ve baba dediği insanlar, sabah kalktıkları andan itibaren gece herkes uyuyana kadar bağırış çağırış kavga ederdi. 14 yaşındaydı, 10 yıldır onlarla yaşıyordu. İlk amalar sessiz ve sevgi dolu olan bu ev, zamanla hırs ve kötülükle dolmuştu. Seda artık buna alışmıştı ve takmıyordu. Aslında kendi ailesini, gerçek anne-babasını –belki kardeşi bile vardı- çok özlüyordu. Oysaki onlar evlerinde çıkan büyük bir yangında ölmüşlerdi. Hepsi. Seda o zaman dört yaşındaydı, zaten dört yaşından öncesini de hatırlamıyordu.

Yaz tatili boyunca, hep kelebek peşinde koşmuştu. Hiç arkadaşı yoktu, destek alabileceği kimse de. Yatılı okulda okuyordu (maddi durumları kötüydü ve bursuyla özel bir okula gidiyordu) ve okulu her ne kadar sevmese de özlüyordu…

Ağacın dibinde otururken, yine böyle bir ruh hali içindeydi işte. Başını kollarının arasına aldı, ve dünyanın kötülüklerini –kavgaları ve diğerlerini- bir daha görmemeyi diledi.

Yoldan birbiri ardına geçen iki arabanın sesini duydu, ancak umursayamayacak kadar yorgundu.

xxx

Alara arabadan indi. “Vay canına!” babası yeni evlerini büyük olduğundan bahsetmişti, ama bu kadarını beklemiyordu. Arabadan kızıl saçları ve yeşil gözleriyle Alara’nın aynısı bir kız indi. İkizi. Onun da ağzı açık kalmıştı.

Babaları gülümseyerek geldi ve kızın omzuna kolunu attı.

“Beğendin mi Dilara?” diye sordu. Kız mutlu gözlerle babasına baktı ve evet anlamında başını salladı. Ancak cevap vermezdi, hiçbir zaman vermemişti.

Çünkü Dilara konuşamıyordu.

Bu yeni şehirdeki yeni evlerine girdiler. Anneleri eşyalarla birlikte önceden gelmişti. İçeride onları karşıladı. Tek tek hepsini öptü.

“Sanırım muradınıza erdiniz, artık ayrı odalarınız var! Alara sen-”
“Tamam, tamam gidiyorum!” diye sevinçle yukarı kata çıktı. Bir kapının açıldığını duydular, sonra da neşe dolu bir çığlık. Dilara meraktan ölüyordu, annesini çekiştirdi.
“Tamam tatlım, hadi gel bakalım.” Dedi annesi kocaman bir gülümsemeyle. Birlikte yukarı çıktılar.

Kadın ona bir kapıyı işaret etti.

Dilara koşup kapıyı açtı, eğer yapabilseydi, kocaman bir çığlık atardı çünkü odası baştan başa turuncuydu! O çok sevdiği turuncu!

Koşup annesini boynuna atladı ve onu öptü. Sevinçten delirmek üzereydi. Sonra gidip Alara’nın odasına baktı.. Onunkiyse –Alara’nın çok sevdiği kırmızcı renklerle ışıldıyordu. Gidip ikizine de sarıldı. Babasını da kapıda görünce, koşup atladı yine. Öptü, öptü… O, teşekkürlerini böyle iletiyordu.

Ve biliyordu ki, konuşamamak, sevgiyi iletmesine bir engel değildi.

xxx

Çok zengin bir evdi burası. Her şeyin en iyisi. Teyzesine göre, Nesil bunları herkesten çok hak ediyordu. Ona küçük bir prenses muamelesi yapıyordu teyzesi. Nesil onu sevdiğini ve geçmişinin acısını dindirmeye çalıştığını biliyordu, ama bu zenginlik onu boğuyordu. Nesil, o yaza kadar bir yetimhanede büyümüştü. Anne-babası, Nesil daha bir yaşındayken, Ankara’ya yaptıkları bir gezi sırasında, trajik bir trafik kazasında ölmüşlerdi.

Nesil nasıl hayatta kalmış ve o yetimhaneye gönderilmiş, kimse bilmiyor. Hatta ailesini bile bilmiyordu, o yaz tesadüfen teyzesiyle karşılaşana kadar. Yapılan iddialar, testler ve araştırmalar sonunda gerçekten onun yeğeni olduğu ortaya çıkmıştı, ve işte buradaydı…

xxx

“Size daha ilk gün söylemiştim, sevgili konsey üyeleri. Bu kızlar bir bitkiye can vermekten acizler, nasıl koruyucu olabilirler?” dedi zarif görünüşlü bir adam.

“Henüz ihtiyaçları olan şeyi almadılar Oxis, ne bekliyordun?”dedi çok güzel görünen bir kadın.

“Tanrı aşkına Orenta, hepimiz, ihtiyacımız olanı almadan önce sihir yapabiliyorduk. Hatırlatırım sen, sihirle açılan yaraları iyileştirmeyi kendi kendine öğrenmiştin-”

“Biz sihirli bir ortamda büyüdük, sevgili Oxis, ve güçlerimizin içtiğimiz su gibi farkındaydık. Onlarsa, tamamen normal bir hayat sürüyorlar. Nasıl olur anla-”

“YETER!” diye bağırdı konseyin başkanı yaşı Tiriq. “Renklerin seçimini yaptığını o geceden beri tartışıp duruyorsunuz. Oxis, sen istesen de istemesen de onlar birer koruyucu ve bu görevi ne pahasına olursa olsun yerine getirecekler. Eğer bir kez daha itiraz edersen tüm yetkilerini alıp seni dünyanın en ücra köşesine sürerim. Anlaşıldı mı?”

“Evet, efendim.”

“Orenta, geçmişte yaşanılan bazı şeyleri de göz önünde tutarak seni bir  hafta görevinden alıkoyuyorum.”

“Ama bir haftada siyahlar koruyucuların kökünü kurutur-“

“Onları savunmasız bırakacağımı düşünmüyorsun herhalde. Hem artık onları korumak çok daha kolay, çok şükür ki bir araya getirmeyi başardık. Çıkabilirsiniz.”

Orenta gözlerinden ateşler saçarak Oxis’e baktı, ancak bir şey söylemedi.

Dengeler bozuluyor, savaşlar sürüyor ve renkler artık onları geri istiyordu.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 17 Tem 2007
Mesajlar: 70
               
veritaserum yazmış:
Hmms aslında ilk bölümü bir süre atmayacaktım, ama madem öyle şimdi atabilirim, belki yardımı dokunur. özet yazamıyorum, çünkü vaktim çok az ve yarın iki tane sınavım var  Sad



bloguna gidip bütün yazdıklarını okudum...
özet yazılacak kadar çok olmamış zaten...

_________________
"beni düşünen bir adam düşünüyorum. ben onu düşündüğüm için ben varım o ise düş, ama onun düşünde de ben varım öyleyse ben bir düşüm o ise var."
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder Yazarın web sitesini ziyaret et MSN Messenger
Üye
Üye

Kayıt: 27 Nis 2008
Mesajlar: 6
nerden buldun blogumu :S link verme lütfen, burda tek tek yayınlamak istiyorum diğer sitelerde olduğu gibi.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 27 Nis 2008
Mesajlar: 6
Bölüm iki= 'Birleşme'

Sabahın erken saatlerinde Seda kapıdan çıktı ve çarpmaması için hiçbir çaba göstermedi. Bir kadın çığlığı duyuldu ve Seda arkasına bile bakmadan köşeyi döndü. Sonra, daha ne olduğunu anlayamadan bir fren sesi duydu ve korkuyla haykırarak elindeki bavulu yere attı.



Büyük ve lacivert bir Mercedes tam önünde duruyordu. Kapının telaşla açıldığını ve karamel saçları beyaz bir bantla tutturulmuş -kendi yaşlarındaki- bir kızın korkmuş mavi gözlerinin ona doğru döndüğünü gördü.



“Hey, iyi misin? Ben.. özür dilerim, üzgünüm. Kenan seni görmemiş olmalı. İstersen gideceğin yere bırakalım seni?”



“Gerek yok, iyiyim ben, yürüyebilirim.” Derken bile, arkada bıraktığı ailesini –aile denebilirse- düşünüyordu. Kızlarını bikaç ay boyunca göremeyeceklerini bile bile, sanki inadına yaparmış gibi yine, yine, yine kavga ediyorlardı. Seda bu kez sorunun ne olduğunu bilmiyordu, öğrenmek de istemiyordu zaten.



“Bence sen iyi değilsin. Gel benimle.” Dedi ve konuşmasına fırsat vermeden onu arabaya bindirdi karamel kız.



Araba rahat ve konforluydu. Koskoca bir yaz, kafayı yemekle yeterince meşgul olmuştu zaten, bunun için de böyle bir arabayla, burslu gittiği –maddi durumlarının pek iyi olduğu söylenemez- kolejin yatılı olmasına binlerce kere şükretti.



“Sen de mi okula gidiyorsun? Hangi okul?”

“Özel gökkuşağı koleji. Ya sen?” kız ona şaşkınlıkla baktı.

“Aa, ben de oraya gidiyorum. Ama bu şehre henüz bu yaz geldim, hiç kimseyi tanımıyorum.”

“Zaten tanısan da fark etmez, pek cana yakın insanlar değillerdir.”

Kız gülümsedi. “Bu duyguyu iyi bilirim. İsmim Nesil.”

“Ben de Seda.”



Kız bir an birey söyleyecek gibi oldu, sonra omuz silkti. Okula varana kadar, geçmişteki yaşantıları hakkında konuştular.



xxx



Yine arabadan ilk inen Alara oldu. Ama bu kez keşfe çıkmadan önce, ikizini bekledi. Sonra arabanın bagajından bavullarını aldılar ve yeni okullarına doğru ilk adımlarını attılar.



Müdürün odasına gidip, geldiklerini bildirmeleri, yatakhaneye eşyalarını bırakmaları be babalarıyla vedalaşmaları yalnızca 15 dakikalarını aldı. Dersler ertesi gün başlıyordu. Ve bu da yeni insanlarla tanışıp, yeni okullarını keşfetmeleri için koskoca bir gün demekti!



Heyecanla dışarı çıktılar. Okula gelmekten mutlu olan insanlar, arkadaşlarını arıyor ve hararetle tatil maceralarını anlatıyordu. Mutlu olmayanlar ise, arkadaşlarının gelip kendilerini bulması için bir köşeye tünüyor ve 9 aylık bir işkenceye daha hazırlanıyorlardı.



Onları ilk gören Dilara oldu. Bir banka oturmuş, kendi yaşlarında iki kız. İkisi de yalnız görünüyordu ve biri –mavi gözlü olan- merakla insanlara bakıyordu.

Dilara da ona bakarken bakışları karşılaştı.



İkisi de midesinde garip bir şeyler hissetti ve güçlü bir çekim duygusu.



Sonra Dilara gülümsemek için kendini zorladı ve ikizini onlara doğru çekiştirdi.



“Merhaba, ben Alara. Bu da ikizim Dilara. Şey.. buraya yeni geldik ve kimseyi tanımıyoruz-”

“Ah, bugün şans benden yana. Ben de yeniyim, Seda’yla da yolda karşılaştık. Adım Nesil. Memnun oldum.”

“Biz de. Dilara konuşamıyor, ama eminim o da memnun olmuştur.” Dilara baını evet anlamında salladı ve koskocaman gülümsedi.



xxx



Orenta karanlık zindanın bir köşeyinde sessizce otururken, kapı açıldı, içeriye parlak gün ışığı dolunca da gözlerini kırpıştırdı. Gelen Tiriq’di.



“Sana haberlerimiz var, Orenta. Seni gün ışığına davet ediyorum.”

Orenta ona baktı, sonra başını yeniden yere indirdi.

“Karanlıkta kalmayı tercih ediyorum, efendim. Artık beni alması an meselesi.”

“Onun seni almasına asla izin vermeyeceğimi biliyorsun. Gel benimle.”

Kadın itiraz etmenin aptallık olduğunun bilincindeydi. Tiriq odasından yalnızca toplantılar için çıkardı. Ki onu almaya gelmesi hem büyük bir onurdu, hem de büyük bir tehlike işaretiydi.



Orenta güneşi yeniden gördüğüne sevindi. İki koca gün, o zindanda hiçbir şey yemeden de kimseyle konuşmadan oturmuştu. Bilerek yapıyordu bunu. Geçmişte korkunç hatalar yapmıştı. Ve Orenta yaptıklarının bilincine şimdi varıyordu. Bu yüzden karanlığa giderek, siyah admın onu almasını istemişti. İşte bu yüzen karanlık bir yerdeydi, ışıksız bir yerde, renklerin görünmediği.



Bir gün renklerin hiç görünmeyebileceği ihtimaliyle ürperdi.



Konseyin toplandığı büyük salona gelince, Tiriq gidip başkan koltuğuna oturdu. Orenta da kendisi için ayrılan koltuğa geçti. Sonra da toplantı başladı.



“Önce sen başla, Stefy. Yoksa sana dünyalılar gibi Kenan mı demeliyim?”

“Hayır, efendim. Kenan olmak çok zor bir iş. Hem küçük koruyucuya bir şey anlatmadan onu korumalıyım, hem de O’na karşı zihnimi korumalıyım. Şoför olduğum zaman saf bir insanoğlu gibi davranıyorum. Ne yazık, ne yazık!”

“Görevi istemiyorsan, başkasına verebilirim Stefy, haklısın zor bir iş. Seni zorlamıyorum.” Stefy başını iki yana salladı.

“Olmaz, efendim. Benden daha güçlü bir zihin ustası günümüzde –tabi sizden başka- . O’na karşı hiç şansımız kalmaz. O kadar güçlü ki…”

“Anlıyorum… Neler olduğunu anlat bana.”

“Koruyucuyu okuluna götürüyordum, efendim. ‘O’, öyle emretmişti. Ancak yolda, diğer koruyucuya rastladım. Aklımda aniden bir şimşek çaktı ve onlara küçük bir oyun oynadım. Koruyucuya hafifçe çarpar gibi yaptım, Nesil panik oldu –o kadar iyi kalpli ki!- ve onu arabaya aldık. İkisini okula bıraktım. Bir köşeye gizlendim ve Birleşme yaşanana kadar bekledim. Oldu efendim, başardılar! Birleşme yaşandı! Artık birardalar ve onlar birlikte olduğu zaman siyah adamın kendi gelmeden hiç kimse kıllarına bile arar vermez!”



Konseye bir rahatlama dalgası yayıldı. Tiriq bile muazzam derecede rahat görünüyordu.



“Şimdi. Yeni plana geçelim. Stefy, en görevine devam edeceksin. Zorlandığın zaman bizi çağır, yardıma her zaman hazırız. Tomaco, sen müdür yardımcısı olacaksın. Cissy, sen de kantinde çalışan admın yeğeninin kılığa görip onu iyarete gideceksin. Orenta… Sana gelince. Sen de yeni Türkçe öğretmeni olacaksın.”



Orenta şaşırdı, ama yine de gülümsedi. “Peki, efendim.” Dedi nazikçe bir reverans yaparak.



“Oxis. Ne yapacağını biliyorsun.”



“Evet, efendim. Yapacağım.”
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Önceki mesajları göster:   
Resim Yükleme Paneli


Lütfen Yüklemek İsteğiniz Resmi Seçin

Yeniden Boyutlandır?
Resim yüklendikten sonra karşınıza çıkacak ekrandaki Hotlink for forums (1) linkini foruma kopyalarsanız resim forumda gözükecektir.
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Fantastik Edebiyat Forum Forum Ana Sayfa -> YAZI ATÖLYESİ -> ÖYKÜLERİNİZ

 
  
   
   
Copyright © 2006 FANTASTİK EDEBİYAT. Telif Hakları FANTASTİKEDEBİYAT.COM ' a Aittir.
Tasarım & Kodlama : Arttech İnternet Hizmetleri