bir yokmuş bir varmış,
kediler miyavlamış köpekler havlamış,
periler taksimde eğlenmeye çıkmış,
dedeler uykuya dalmış,
bu hikayede her şey sondan başlamış...
...
gece soğuk ve ıslak gelirken rutubetli odalara,
denizin dibinden biri konuşuyormuş ara sıra,
tatlı bir ses, güzel bir melodi
bağlıyormuş onu hayal ağacına.
kim olduğu bilinmeyen bir peri,
görünmeyen yüzler söylenen sözler,
çabucak biten geceler...
...
delicesine merak ediyormuş delikanlı,
sevdiğini görebilmek
bu sözlerin sahbine kavuşabilmekmiş en büyük arzusu.
bir gün bir merdiven yükselmiş yatağının kenarından,
koşmuş, koşmuş, koşmuş
rutubetmiş, soğukmuş, ıslakmış
hiç bir şey görünmüyormuş
sevgilisini görebilmekmiş asıl olan.
...
bu nasıl bir duyguymuş ki;
her gece onun sesiyle,
küçük bir uçurtmaya takılıp
geziyormuş diyar diyar...
"ne mükemmel güzelliktir onunki" diyormuş büyük bir umutla
sonunda basamaklar bitmiş,
görüntüler netleşmiş,
karşısındaki ise çamurdan bir bedenmiş...
...
hayal kırıklığının doruk noktalarındaymış
ama yılmamış, sarılmış.
çirkinlik bir şey ifade etmiyormuş,
önemli olan çirkini sevebilmekmiş
ve bu küçük bir oyunmuş
"çirkini sevebilmek onun arkasındakini görebilmekmiş"
kabuklaşan çamuru soymuş
sonsuz sevimlilik çıkmış ortaya
çirkin bedene saklanan sonsuz güzellikmiş aslında...
...
önce çiçekler açmış,
sonra güneş bir çay yapmış,
cadılar, öcüler, böcüler hep birlikte oturakalmış,
uyuyan herkes uyanmış,
bu hikaye burada sonlanmış...
-
"mekan gerçeklerin oynandığı diğer boyut"
hiçbir şey bu kadar kolay değilmiş,
hikayeler gerçek olamazmış,
bunlar küçük perinin hayalleriymiş,
gerçek olan korkunun dizlerinden yere vuran yankılarmış,
delikanlı kızı görmüş.
sonra hayata küsmüş,
onu alacak sanırken kız kucağına,
o, itmiş onu sonsuz uçurumlara,
gerçekmiş hakikatler perdesi,
artık çok saçmaymış aşkın devam etmesi...
perde kapanırken usulca, ağırlığı hissetmiş periler omuzunda, ayakta alkışlamış oyunu tek gözlü yaratıklar, kafalarını yana çevirmeye korkarak... |