Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder  
» ÖYKÜLERİNİZ
Yazar Mesaj
Üye
Üye

Kayıt: 11 Şub 2008
Mesajlar: 33
KILIÇ USTASI



Ben kim miyim? Doğrusunu söylemek gerekirse ben de bilmiyorum. Kim olduğum sorusunu hiçbir zaman yanıtlayamadım. Asırlardır pek çok kişi oldum, sayısız yerler gördüm, krallar tanıdım, devrimler yaşadım, ama tüm bunları tek bir vücutta yaşamadım. İsa’nın ölümünde oradaydım. Çarmıha gerilişini bir fırıncı olarak izledim. Ortaçağ Fransa’sında aristokrattım. Roma’da bir haberci… 15nci yüzyılın İngiltere’sinde bir işçiydim ve büyük veba salgınında öldüm. Orta Asya Osmanlı’sında kadıydım. Ve daha saymadığım yüzlerce hayatta ben vardım ve yaşadığım her anı hatırlıyorum.

Yaşadığım her hayatta tek bir amacım vardı. Bu, kesinlikle yaptığım işte en iyisi olmak değildi. Geçmişin gerçeklerini gördüğüm ve bunu doğru olan şekliyle de yansıtmak da değil. Sadece insanlarla olan ilişkilerimdi. İnsanlarla konuşmaktı.

Şu ana kadar yüzlerce hayat yaşadım, farklı işler yaptım fakat tek değişmeyen tüm bunları bir erkek olarak yapmak ve yaptığım her işte insanlara huzur vermemdi. İnsanlar benle vakit geçirmekten mutlu olur, çoğu da sıkıntılarını anlatıp rahatlamak için yanıma gelirdi. Çünkü herkes kendinden bir şeyler bulurdu bende. Avam sınıfından da olsam, burjuva da olsam her zaman sevilirdim. Bu gösteriş ya da korkudan duyulan bir sevgi değildi. İçten gelen bir sevgiydi. Bunu içimde hissedebiliyordum, insanlar yanıma geldiğinde sıcak bir sohbetin ardından bana bağlanışını, bu bağlılığın onları rahatlattığını anlayabiliyordum. Bu bir lütuf mu yoksa lanet mi bilmiyorum ama insanların yanında olmam onlara güç verirdi. Çünkü ben herkestim. Herkes kendinden bir parçasını bende görürdü. Kimi zaman yaşadığım ilişkiyi kendi ilişkilerine benzetir, kimi zaman dürüstlüğümü kendinde görür, bazen çalıştığım işleri yapmak ister, bazen de ben olmak isterlerdi.

Şimdi kim olduğum sorusuna daha iyi yanıt verebilirim sanırım. İlk hayatımda basit bir avcıydım. İnsanların kentleşmeye başlayıp sosyalleştiği çok eski günlerde eşi ve iki çocuğı ile yaşayan basit bir avcı… O günlerde tek yaptığım sabah dışarı çıkıp avlanmak ve beni evde bekleyen 3 insanı doyurmaktı. Hayat çok daha basitti o zamanlar; çamur ve toprak karışımından yapılma bir evde, hayvan derilerini kıyafet olarak kullandığımız bir dönemin benim en kısır dönemim olacağını sonradan anlamıştım. Yanlış hatırlamıyorsam orta yaşlarımdaydım ve insan ilişkileri daha çok yaygınlaşmaya başlamıştı. Eğer avlandığım gün şanslıysam fazla avları insanların beraber yaşamaya başladıkları ve bugünün dünyasında kent diye adlandırılan yerlere götürüp, tarımla uğraşanlara verir, karşılığında buğday ve arpa alırdım. Tahmin ediyorum ki insanlığın ilk sosyal ilişkileri böyle doğdu. Ve böylece ben de doğmuş oldum. Ya da Tanrı beni yarattı. Bulunduğum ortamda insanlara güç ve huzur veren beni.

Bana Tanrı’nın seçilmiş bir kulu olup olmadığımı sorsanız, buna da cevap veremem, çünkü bunu ben de bilmiyorum. Reenkarnasyona inanıyor musun deseniz, hayır derim, çünkü bu yeniden yaratılış değil. İlk yaşamımla başlayıp sonsuza kadar gidecek (öyle olacağını tahmin ediyorum) bir görev sadece. Bulunduğum vücutta insanlarla ilişki içinde olmak. Görev en genel anlamda buydu ya da yıllardır ben böyle anladım ve böyle yapıyorum.

İlk yaşamıma dönecek olursam, uzun ve sağlıklı bir hayattan sonra uykumda öldüm. Ölümüm ev halkına büyük bir üzüntü getirmişti. Herkes gibi onlar da beni çok severdi. Hatta herkesten daha çok. Karım sessizliğini bende görürdü. Saatlerce yan yana oturur birbirimize bakardık. Büyük oğlum avcılık yeteneğini bende görür, benimle ava gelirdi. Küçük olanla ise neredeyse aynıydık.

Ölümümle geride bıraktığım bu aile bir yana, ikinci hayatım bir prensin eğitmeni olarak başladı. Nasıl oldu, neden oldu anlamamıştım. Bir gün 28 yaşında ve kale duvarları ile örtülü bir sarayın içinde uyandım. Eğitmen olarak yaşamımı biliyordum. Annem kim, neden buradayım, ben kimim, tüm bu sorulara cevap verebiliyordum. Fakat avcı olarak geçirdiğim önceki yaşamımı da hatırlıyordum. Sanki avcı olan vücudumda yaşayan ruh yeni bedenine gelmişti. Ve biliyordum ki bundan sonra da oradan oraya dolaşacaktı. Daha ikinci yaşamımda özel bir varlık olduğumu anlamıştım. Bu bana söylenmemişti. Benim gibi diğerleri de var mıydı bunu da bilmiyordum ancak yeni yaşamımdaki görevim, var olacağım tüm yaşamlarda da olacağı gibi, sahip olduğum hayatı olduğu gibi yaşayıp, insanlara huzur, mutluluk ve güç vermekti. Bunun için yalan söylemeye ya da insanlara boş vaatler verip aldatmama gerek yoktu. İnsanlar ile konuşmam ya da onları dinlemem yeterliydi. Böylelikle bende olan yanlarını görür ve “eğer bu eğitmen, avcı, aristokrat, madenci, vb. mutluysa bende mutlu olabilirim” diye derinlerde, kendinin bile duyamayacağı şekilde hisseder ve mutlu olurlardı.

Bir yazar olarak yaşadığım hayatımdaki çoğu kitabımda, mutluluğu yakalamanın ve bunu çevremizdekilerle paylaşmanın insan doğasında hem en kolay, hem de en zor olgu olduğundan bahsederdim. Bir gün ölmeyi düşünürken ertesi gün dünyanın en mesut insanı olarak hayata devam etmenin anlamsızlığından bahsedip dururdum. Mutlu olmanın sadece bize bağlı olduğundan da! Buna örnek olarak hep kendimi kaynak olarak göstermek istedim ama yapmadım. Neticede mutlu olmayı ve edebilmeyi yüzlerce kez başardığım her bir hayatımda ben de insan olarak yaşadım. Farklı bir şeysem de bunu bilmiyorum.

Şimdi size yaşadığım onca hayattan en çok hatırladığım, zihnimde en çok yere sahip, sonsuza dek o hayatta yaşamak istediğim, kısaca beni en iyi anlatan yaşamımı anlatmak istiyorum.

14. yüzyılın ilk dönemleriydi. Bir önceki akşam, yoğun çalışmamdan kaynaklanan yorgunlukla, biraz da içkinin yardımıyla nasıl uyudum hatırlamıyordum. Çalıştığım yer ile kaldığım yer aynı olduğundan çoğu zaman gece geç saatlere kadar çalışır, iş yaparken mi yoksa yatağımda mı sızdığımı hatırlamazdım. Aslında içkiye çok düşkünlüğüm yoktu. Haftada bir iki kere içer, içtiğimde de kimseye zararım olmazdı. En fazla baş ağrısı ile uyandığım günlerim ve uyuyakalıp sabahında uyandığım yerler ile ilgili sıkıntım olurdu. Daha fazlası değildi.

O gün yine işten arta kalan vaktimi geçirip uyuduğum yer olan üst kata çıkamayacak kadar yorgun ve sarhoş olsam gerek ki fırının yanında uyuyakalmışım. Yüzümün fırına bakan tarafı nerdeyse metali eritecek kadar ısınmıştı, bu da, bir önceki günkü içkinin neden olacağı baş dönmesinin iki kat artmasına neden olmuştu. Üzerinde uyuduğum sert toprak zeminden hafifçe doğrulduğumda her şey dönüyor gibiydi. Metali eritip işlediğim fırın, standart ucuz kılıç kalıplarımın olduğu raflar, metale şekil verirken kullandığım çekiçlerimin yer aldığı masa, ortamdaki her şey panayırlarda yapılan gösterilerde olduğu gibi koordineli bir biçimde dönüyordu sanki. Kendime gelmek için gözümü kapayıp, derin bir nefes aldım fakat bu hareketle başımın ağrısına kuvvetli bir mide bulantısı eklemiş oldum.

Bir önceki gün neler yaptığımı düşündüm. Yine siparişleri yetiştirmek için gece geç saatlere kadar çalışmıştım. Yardımcımı hasta annesinin yanına, belki de annesine karşı son görevini yerine getirmesi için gönderdiğim için tek başıma kalmıştım. Ufak tefek işleri de kendim yaptığımdan siparişleri yetiştirmek çok zamanımı almıştı. Bu kadar yoğun iş arasında da kafamı boşaltıp rahatlamak için sıkı içmiş, fırının yanında sızmıştım.

Önceki günkü olanları tam olarak hatırlamıştım. Hafızamı zorlamıştım o da bana yanıt vermişti. Ancak birden hafızam çok daha derinleşti. Dünden çok daha fazlasını hatırlamaya başladım. Ruhumun ve beynimin derinliklerinde daha farklı yaşamları, farklı yüzleri hatırlamaya başladım. Daha önce yaşamadığım garip bir andı. İçkinin tesiri diye düşündüm ancak sarhoş olup hayal kuramayacak kadar ayıktım. Ayağa kalkıp, su havuzunun içinden bir avuç su alıp yüzümü yıkadım. Toparlanmam lazımdı ve bu yüzden yüzümde tek bir nokta bile kuru kalmayacak şeklide yüzümü yıkadım. Yüzümdeki ıslaklığı kollarıma silip hafızamı tekrar kurcalamaya başladım. “Benim adım Kiuas. Kılıç ustası ve demirciyim. Ülkede en iyi kılıçları ben yaparım. Çevremde sevilen biriyim ve şu ana kadar hiç kimseyle münakaşam olmadı. Küçükken kaybettiğim annem ve babamdan sonra beni alıp büyüten, mesleğimi öğreten amcam da geçen sene öldü. Yalnızım, hiç evlenmedim ve 30 yaşındayım.”

Herhangi bir problemim yok gibi gözüküyordu. Kısacık hayatımı hatırlıyordum. Ama az önce zihnimde bir anda beliren onlarca hayat da neyin nesiydi. Sanki tüm hayatlarda ben vardım ve tecrübeleriyle beraber, onca hayatın yorgunluğunu da hissetmiştim. İfade bile edemeyeceğim karmaşık duygular.

Arkamı döndüm ve iyi bir kahvaltının kendime gelmemde yardımcı olacağına karar verdim. Tam adımımı attım ki tüm o anılar geri geldi. Hepsi daha net ve berraktı. İçimde yaşadığım tüm korku, zihnimdeki belirsizlikler bir anda yok oldu. Aşırı zorlamanın nedeni olarak başım ağrımış dakikalarca kıvranmıştım ama olanlar bir müddet sonra anlam kazanmıştı. Ben yine aynı bendim, ama ruhum biraz değişmişti. Seçilmiş olan ruhum yeni bedenini bulmuştu. Bu insanları nasıl seçiyor ya da kim seçiyor bilmiyordum ama her yeni bedene geçişimdeki aynı heyecan ve sıcaklık duygusunu bu sefer daha da fazla hissetmiştim.

Bu yaşıma kadar basit bir hayat yaşayan iyi bir kılıç ustasıydım. Şimdi ise hala basit kılıç ustası ancak eski yaşamların verdiği enerjiyi ve yorgunluğu içinde hisseden, özel bir görevi olan Kiuas. “Dönüm noktası*” ile birlikte gelen bu enerji bana daha da çok güç veriyordu. Şu ana kadar insanlara karşı hep iyiydim onlar da bana öyle. Kimseyle tartışma bile yaşamamıştım. Bunun da iki nedeni olabilirdi. Bu kadar iyiydim çünkü ben seçilmiş olandım. Ya da iyi bir insandım ve özel ruh her defasında beni bulup bedenimi kullanıyordu.

Kahvaltımı hazırlamak için bir üst kata çıktım. Karnımın açlığını iyice hisseder olmuştum. Vücudumun bozulan dengesini tekrar kazanmak için biraz et ve ekmek çok iyi gelirdi. Hiç vakit kaybetmeden birkaç dilim dana etini ve bayat olan ekmeği kestiğim gibi mideme indirmem bir oldu. Vücudum kendini toplamış, dönüm noktasının getirdiği o ilk an heyecanını da kaybetmişti artık. Hayatıma kaldığım yerden devam edebilirdim.

Dönüm noktası ile beraber gelen aynı ama bir o kadar da farklı hayatımda iş yoğunluğum azalmamıştı. İnsanlar sık sık dükkanıma gelmeye devam ediyordu. Kimi sadece bir merhaba demek, kimileri biraz laflamak, kimileri de kendilerine en uygun kılıcı yaptırmak için. Aslında hayatımda pek bir değişiklik de olmamıştı. Sadece bir vücuttan diğerine uçan ruhum, anılarımızla yeni bir bedene gelmiştik. Ve bu seferki en kuvvetlisiydi. Çünkü dönüm noktasını atlatmak bazen saatleri alabiliyordu. Fakat bu sefer çok kısa sürmüştü. Tek bir bedende barınan bir ruhtan, yüzlercesini bir anda tek bir vücuda koymanın neden olduğu şaşkınlık, kendini özel hissetme, seçilmiş olma gibi ve özel hissettiren duygular… Ruhlar arasındaki uyum birkaç gün sürebilecekken, bu bedende birkaç saat içinde tüm ruhlar birleşmiş, tek vücutta tek bir ruh olmuştu.

Yoğun bir ziyaretçi akınından sonra tam yalnız kalıp kendimi işe vermiştim ki, tekrar kapı açıldı. İçeriye, yüzünde maskesi ve vücudunu saran deri elbisesiyle kadın bir savaşçı girdi. Bu savaşçı ordu amblemini taşımıyordu o halde ordudan olamazdı. Ya grup halinde yaşayan orman savaşçılarından ya da yalnız başına oradan oraya dolaşan ve kendi menfaatine çalışan yalnız bir savaşçıydı. Tepkiden yoksun bir görünüme sahip maskesine dikkatli bakınca nasıl çalıştığını anlamıştım. Kendini insanlardan soyutlamış ve bu ruh halini daha iyi ifade etmek için maske kullanan vahşi ama bir o kadar da masum bir savaşçı.

Hemen yaptığım işi bırakıp yanına gittim. Belindeki boş kılıç kınını gördüğümde buraya ne sebeple geldiğini anladım. Başka ne sebeple gelebilirdi ki zaten? Beni tanımıyordu, ben de onu. Daha önce hiç görmediğim birisiydi. Maskesini çıkarmak için elini yüzüne götürdü. Narin bir hareketle kafasının arkasından bağlı olan maskesini yavaşça çıkardı. Hareketleri o kadar yavaştı ki, maske yüzünden hiç çıkmayacak sandım. Maskesini çıkarıp belindeki farklı şekillerle işlenmiş kemerine takıp bana doğru baktığında kendimi hiç bu kadar çaresiz ve savunmasız hissetmemiştim. İfadesiz maskesinin altında yine aynı maskedeki ifadeyi anımsatan duygudan yoksun bir yüzü vardı. Ama bir o kadar da duru bir güzelliği olan saf bir prenses.

Geçmiş hayatlarımı düşündüm. Daha önce bu hiç bu kadar tedirgin olmuş muydum? Belki ikinci yaşamıma geçişimin ilk anlarında. Birçok kez aşık olmuş, bu güzel duyguyu defalarca yaşamıştım ancak ilk görüşte aşk denilen bu garip duyguyu daha önce hiç yaşamamıştım. Bu heyecanımı bir nebze de olsun azaltmak için onunla konuşmam gerekti. En azından anlamsız da olsa birkaç söz söylemeliydim. Boş kelimeler bile onun yüzüne boş boş bakıp gözümü çevirmekten iyiydi. Tam ağzımı açıp bir şeyler söyleyecekken tekrar durdum. Onunla konuşmak o an dünyanın en zor işi gibi geldi. Sonunda kendimi toparladım gözlerinin içine bakabildim.

“ Buyurun güzel savaşçı ” dedim ve sonra istemeden de olsa iltifat ettiğimi fark ettim.

“ Buraya bana kılıç yapmanı teklif etmek için geldim. Ücretin ne ise sana misli ile öderim. Senin buralarda en iyisi olduğunu duydum. Ve bana da en iyilerinden bir tane yapmanı istiyorum. Bunun için sana 3 tam gün yeter. Eğer bu sürenin sonunda alacağım kılıcın sonu bir önceki kırılan kılıcım gibi olursa, nerede olursam olayım geri döner ve … ” cümlesini yarıda bırakıp arkasını döndü ve uzaklaştı.

Bir cesaretle “ yarın uğramanız gerek, sizle ilgili birkaç ölçü almam lazım, yarına kadar da size birkaç kılıç şekli çizer, istediğinizi seçersiniz ” diyebildim. Ona duyduğum bu hayranlık, sert tavrı karşısında nedenini bilmediğim halde iki kat daha arttı.

Geriye bakarak beni onaylarcasına göz kırptı ve maskesini takarak hızla uzaklaştı. Tehdit dolu cümlelerine rağmen onun da benden hoşlandığını hissedebiliyordum. Bunu göz kırpmasından anlamıştım. Bir nokta kadar gözükünceye kadar arkasından izledim ve bu farklı tecrübenin tadını çıkardım.

Ertesi güne kadar bitmek bilmeyen bir gece geçirdim. Kafamı meşgul eden iki şey vardı. Aklımdan bir türlü çıkaramadığım o müthiş güzelliği ve onun için düşündüğüm çeşitli kılıç tasvirleri. Ona daha önce hiç yapılamamış bir kılıç yapmak istiyordum. Hem en keskin kılıçtan daha keskin hem de sert darbelerde kırılmayacak kadar esnek ve sert. Bunun için yıllardır uğraşıyordum ancak hiçbir zaman istediğim gibi bir kılıç yapamamıştım. Siparişini yaptığım herkes, savaşçılar, zorbalar, esnaf halkı herkes memnundu ancak beni tatmin etmeyen bir şey vardı. Ne kadar sert olursa olsun insan gücü ile kırılabilme olasılığı her zaman vardı. Gerçi kılıçlarımın kırılması için çok güçlü bir darbe gerekse de benim için yeterli değildi.

            Yalnızca bir saat uykuyla başladığım güne geceki düşüncelerimi de yanıma alarak kaldığım yerden devam ettim. Kılıç ve savaşçı arasında düşüncelerim dolaşırken kapının gürültüsünü duyup heyecanla kapıya yöneldim. Sabah ışığını da arkasına alarak oluşturduğu manzarayı izledim. Bu eşsiz manzaranın keyfini çıkardıktan sonra kendime güvenim tamdı. Onunla normal insanlar gibi konuşabilirdim. Yanına doğru yürüdüm ve yaklaşık iki adım kala karşısında durdum.

            “ Hoş geldin savaşçı, seni bu kadar erken beklemiyordum.”

            “ Adım Era, beni böyle çağırabilirsin” Dünkü hırçınlığı üzerinde yok gibiydi.

            “ Nasıl istersen Era. Senden birkaç sıkıcı bilgi almam gerekiyor. İstersen hemen başlayayım. Öncelikle sağ elini mi yoksa sol elini mi kullanırsın?

            “ İkisini de. Kolum yorulduğunda aynı performansla diğeriyle de savaşabiliyorum. Ama genelde dövüşlere başlarken kılıcım sağ elimde başlarım.”

“ Çok güzel, daha önce bu kadar iyisini hiç duymamıştım ” dedim ve her müşterime uzattığım kılıcı ona da uzatarak birkaç kere sallamasını istedim.

“ Bu ne için demirci ya da ismin her ne ise ”

Birden kendimi aptal gibi hissettim. Bana ismini söylemesine rağmen ben ona kendiminkini söylememiştim. Ne kötü bir başlangıç diye düşündüm birden. “ Pardon kendimi tanıtmadım, ben Kiuas, KILIÇ USTASI.” İkinci bir hata daha. Kılıç ustası da ne demekti şimdi. Hem de vurgulayarak. Demirci ünvanını beğenmememden değildi. Sadece kendimi daha da çok tanıtmak istiyordum ancak bunda da çok başarılı olamıyordum.

Tahmin ettiğimin aksine hafifçe gülümsedi ve “ Kiuas ”, vurgulayarak “ kılıç ustası ” dedi.

            Ben de aynı şekilde gülümsedim. Gülümsemem devam ederken onunki çoktan gitmişti. Kendime geldim ve hala cevap vermediğim soruyu yanıtladım. “ Kılıcını sallayıp, şuradaki hedefe birkaç vuruş yapmanı istiyorum çünkü kılıcı hangi noktadan tutuyorsun, ne kadar hızlı hamle yapabiliyorsun, her şeyden önemlisi dengeli tutabiliyor musun kabaca bunları görmem gerek. ”

            “ Öyle olsun ” dedi ve dengeli aynı zamanda estetik birkaç hareket yapıp “ yeter mi? ” diye sordu.

Yaptığı hareketlerden etkilendiğimi gösterecek şekilde “ yeterli dedim.” Ona kılıcını olmasını istediği uzunluğu, kabzasının şekli, yazdırmak istediği yazı ya da bunun gibi sorular sordum. Benim tüm sorularıma sıkılmadan cevap verdi. Ben de sırf biraz daha onunla beraber vakit geçirmek istediğim için soruları olduğundan daha da çok uzatıyordum. Bunu anlamış olsa gerek ki “ sorularla boğuşmana gerek bugün öğlene kadar burada kalmayı düşünüyordum. Tabi bir sakıncası yoksa ” dedi.

Heyecanla “ hiçbir sakıncası yok, tersine sevinirim ” dedim.

“ Benim de konuşmaya ihtiyacım vardı. Buraya çok uzak bir yoldan geldim. Konuşacak bir yol arkadaşım da yoktu. Kasabada geçirdiğim iki gün boyunca da senin ustalığından ve iyi bir dinleyici olduğundan sıkça söz edildiğini duydum. Ve biraz senle konuşmak iyi gelebilir diye düşündüm. ”

“ Bu bana da iyi gelir. Peki neden geldin buralara? ”

“ Aslında buradan çok uzakta Dira adında bir köye gidiyorum. Yolda üç kişinin saldırısına uğradım. Hepsinin kanlarını akıttım ancak bu kılıcımın kırılmasına mal oldu. Aslında kılıç yapımındaki ünün dışarıya da yayıldığından kırılan kılcımı yenilemek için zaten yolumun üzerinde olan bu kasabaya uğramaya karar verdim.”

“ Çok iyi bir karar ” dedim ve muhabbetin ilerleyen kısmında hem kılıçla ilgili soracağım tüm soruları bitirdim hem de onu daha yakından tanımaya çalıştım. Bu süre içinde yalnız dolaşan bir maceraperest, bir savaşçı olduğundan, sürekli dolaştığından, paranın olduğu yerde kendisinin de olduğundan, kısaca öldürerek geçimini sağladığından bahsetti. Dünkü sert tavrının aşırı yorgun olmasından ve insanlarla ilk tanıştığında sert ve acımasız bir görüntü oluşturmayı sevdiğinden dolayı olduğunu, bazı çatışmalarını, öldürdüğü insanları, kılcına bağlılığını, kana düşkünlüğünü hiç çekinmeden anlattı. Bu kadar vahşetin onun içinde nasıl barındığını merak ettim. Tüm yaşadıklarını bana neden anlattığını da. Ben de kendinde olan ne görmüş olabilirdi ki. Tüm kötü ve acımasız yanlarını bir defada anlatabilecek kadar yakınlığı nasıl hissedebilirdi. Genelde insanlar konuşmaya başladığında ortak yanlarımızı görürdüm. Bu yaşamımda çok tecrübem olmamıştı henüz ama diğerlerinde yeterince olmuştu. Her şeyden önce ben ona neden aşık olmuştum? Para için öldürdüğünü öğrenince bile ona karşı beslediğim duygularda bir değişiklik olmamıştı. Sadece kafamda yanıt bekleyen sorular oluşmuştu.

“ Ben sana kendimi yeterince anlattım. Sıra sende. Biraz da ben seni dinlemek istiyorum.” Aramızdaki bağ o kadar kuvvetlenmişti ki sanki onu yıllardır tanıyor gibiydim. Sanki onu yaşadığım tüm hayatları beraber yaşamış gibi yüzlerce yıllık arkadaşlığın getirebileceği bir bağla tanıyordum. Aynı şeyleri onun da hissettiğini görebiliyordum. Söyledikleri ne kadar vahşice de gelse bana anlatırken yaşadığı huzuru, bana karşı beslediği sevgiyi hissedebiliyordum.

“ Aslında anlatacak çok fazla şeyim yok. Zor bir hayatta tutunmaya çalışan kılıç ustasıyım. Ben kendi hayatımdan çok başka hayatları dinlemeyi severim. Ama illaki bir şeyler anlatmamı istersen sana nasıl kılıç yapıldığını anlatabilirim.” Bunu daha önce kimseye anlatmamıştım. O sırları Era’ ya anlatmak istiyordum. Ona tüm sırlarımı aktarmak istiyordum. Hem de yeni tanıştığım, belki de bir daha hiç görmeyeceğim birine.

“ Gerçekten öğrenmeyi çok isterim. Bu benim için kesilen kolumun yeniden çıkması gibi bir şey olur. Ne de olsa kılıcım benim üçüncü kolum.”

“ O zaman hiç vakit kaybetmeden başlayalım. Yaklaşık 6 adımda kılıçları yapacağız. İlk adım en uzun ve yorucu olanı ” deyip, metali eritip çekiçle dövmeye başladım. Bir yandan metali dövüyor diğer yandan çekiç kullanmanın temel noktalarını öğretmeye çalışıyordum. Bu işlemi birkaç kez tekrar ettim.

“ Sonunda metal uygun şeklini aldı ancak sert olduğu kadar kırılgan da ” dedim ve bu bizim neredeyse akşama kadar olan tüm vaktimizi aldı. Ancak bu süre zarfında hiç sıkılmadı ve sanki tüm yaşamını benle çalışarak geçirecekmiş gibi dikkatle dinledi.

“ Bana kendinden bahsederken kalacak sabit bir yerim yok dedin. Bu akşam nerede kalmayı düşünüyorsun?"

“ Kasabanın uç tarafında olan Yolcu Hanında kalacağım. Hem yemekleri çok güzel.”

“ Bugün burada kalabilirsin. Etraf çok dağınık, biraz da sıcak ve kokuyor olabilir ama en azından bu havada yürümek zorunda kalmazsın. Gerçi yemeklerim çok güzel değil ama en azından bir misafir için bedava.”

“ Bu beni de mutlu eder ” dedi. Bu kadar kolay kabul edeceğini düşünmemiştim. Aslında etmemesi için sebep de yoktu. Birbirinden etkilenen iki insanın birbirleriyle daha çok zaman geçirmesi kadar doğal bir şey olamazdı.

“ Bütün bir gece burada olacağına göre geceleyin ikinci adımı da yapabiliriz ” deyip akşam yemeği için her zamanki jambon, ekmek ve şaraptan oluşan yemeğimi hazırlamaya koyuldum. Bugün şarap içilirdi ancak sarhoş olmamak kaydıyla. Çünkü onunla geçireceğim her anı hatırlamak istiyordum. Kılıcı hazırlanınca belki de geldiği gibi aynı hızla gidecekti.

Çok da başarılı olmayan bir yemek, yerini ürkek ve çekingen tavırlarla başlayan ama uzun süren bir sevişmeye bıraktı. Dudağına ilk öpücüğü kondurmam sanılanın aksine hiç de zor olmadı. İkimiz de hayvani duygularımıza yenik düşüp, kendimizi teslim ettik. Yüzünün güzelliği için söylediğim her şeyi vücudu için de söylemek mümkündü. Birkaç kılıç yarası haricinde her şey mükemmeldi.

Kıyafetlerimizi giyip çalışmak için aşağıya indiğimizde gece yarısı çoktan olmuştu.. İlk adımını tamamladığım metali aldım. Bu gece ikinci adımı da yapmalıydım. Aksi takdirde fazla bekleyen metal kuvvetli olmayacaktı. Tekrar ısıtıp soğuması için boş ve büyük bir kalıba koydum. Metalin yavaşça soğumasının kolayca işlenebilmesine yardımcı olduğundan bahsedip, bu nedenle ısıyı geçirmeyen kalıplara koyduğumu anlattım. Bundan sonra yine yukarı çıkıp, tekrar kaldığımız yerden devam ettik.

Sabah hiç hissetmediğim kadar huzurlu kalktım. Uzun süredir kimseyle beraber olmamanın bu kadar avantajlı olacağını düşünmemiştim. İnsan bazı duyguları özleyince normalden fazla haz duyuyormuş meğer. “Günaydın, yeni bir güne hazır mısın sevgilim?” dedi ve bu benim iyice uyanmama neden oldu. Her şey çok hızlı gelişiyordu. Bundan şikayetçi değildim ama kendimi düşünmekten de alıkoyamıyordum.

Günaydın sevgilime karşılık ben de öpücüklü bir günaydını tercih edip hızlı bir kahvaltının sonrasında tekrar işe koyulmaya başladım. Beni bekleyen yığınla iş vardı ama öncelik bu işti. Ne kadar çabuk biterse o kadar çabuk ayrılacağını biliyordum ama bu duygularla başka bir işe de odaklanamıyordum. Diğer işlerimi de yarım yapmaktansa hiç yapmamayı tercih ederdim. Gerekirse hiç uyumaz onları zamanında önce yetiştirirdim.

Güzel sohbetlerle başladığımız günde önce kılıca köşelerini ve kıvrımlarını verip, sonra daha da sertleştirmek için ısıtıp, bir önceki gecenin aksine çabucak soğuması için su tankında bıraktım.

“ Isıttıktan sonra neden su tankına koyuyorsun?” diye sordu.

“ Isıtıp su tanklarına koymak metalin çabuk soğumasına böylece de metalin daha da çok sertleşmesine neden olur. Ancak kılıç hala kırılgan ve narindir. Bu yüzden son bir adım daha gereklidir. Bu da ustalığın ve becerinin yattığı en önemli basamaktır.”

“ Peki nedir o adım?”

“ O kadar heyecan ve istekle sordun ki bunu neden o kadar çok öğrenmek istiyorsun”

“ Sadece söyle” bunu o kadar sert söylemişti ki bir an hiç söylememeyi düşündüm. Ancak ona karşı koymak imkansızdı. Onu kendimden bir parça gibi hissediyordum. Sanırım insanların bana karşı duygularını anlamıştım. Herkesin bana yaptığı gibi ben de ona her şeyimi anlatmak istiyordum. Tıpkı benim gibiydi. Kendini kötülüğe adamış kara bir melek! Tabi tüm bunlar boş düşüncelerdi. Bu sadece ilk görüşte aşktı. Daha önceki hiçbir yaşamımda bu kadar güçlü bir duyguyu yaşamadığım için bilmiyordum sadece.

“ Beşinci adım son adımdan bir önceki basamak. Son adımda sadece kılıcın kabzası, el korumalığı gibi sonradan eklenen parçaları takarız. Ancak takacağımız metal için son bir işlem…”

“ Peki nedir o işlem? ” diye heyecanla lafımı böldü.

“  Bunun için insan sıcaklığı kadar bir ısıda yani ortam sıcaklığından biraz daha sıcak bir ortamda metalin bir müddet kalması gerek. Sonrasında sıcaklığı, suyun donması için gerekli sıcaklığa kadar yavaşça düşürüp, aniden çok soğuk ortamda bir tam gün bekletmek gerek. Çok soğuk ortamı sağlayabiliyorum. Yılın özellikle bu döneminde dışarıdan topladığım karın yardımı ile şu karşında gördüğün odayı yeterince soğuk tutabiliyorum. Ancak metali yavaşça ısıtmak için gerekli olan ve insan sıcaklığını aşmayacak derecedeki sıcaklığı her zaman yakalayamıyorum. Yakalasam da bu metalin her bölgesine aynı oranda dağılmıyor ”

“ Hepsi bu kadar mı? ”

“ Evet ”

“ Bu konuda sana yardımcı olabilirim. Mükemmel bir kılıca sahip olmak için gereken buysa eğer yardımım dokunabilir. Ne de olsa yaşamımı insanları öldürmekle geçiriyorum.

“ Üzülerek söylüyorum ki insan öldürmekle pek bir alakası yok bu işin ”dedim ve gülümsedim.

“ Demek istediğim, vücut sıcaklığına ulaşmak istiyorsan bunu doğal yoldan yapabilirsin.”

“ Nasıl yani?”

“ İnsan vücudunu kullan. Metali insan vücuduna saplarsan istediğin sıcaklığa ulaşırsın. Beden ölüp de soğuyana kadar geçen süre içinde de metali içerde bırakırsan sıfır sıcaklığa ulaşırsın. Gerisini de senin soğuk odan halleder. Bu adımı senin için yapabilirim. Senin için insan avlar en iyi kılıçları beraber yaparız. Böylece amacı insan öldürmeye yarayan kılıçların, daha tamamlanmadan bile işini yapmış olur.”

“ Hayır. Buna asla izin vermem.” Yaptığım işin bu yönünü hiç düşünmemiştim. Varlığımla insanlığa hizmet edip, onları mutlu ederken; yaptığım kılıçlara bulaşan kanın belki de masum bir insana ait olduğu düşüncesini hayal bile etmemiştim.

“ Bu işte var mısın?” İyi bir ikili olabiliriz. Şu ana kadar kimseye böyle bir teklif yapmadım.” Elimi tuttu ve “ iyi bir ustanın sırlarına karşılık, ben de yalnız bir savaşçının hayatını paylaşman için bir teklif sunuyorum. Cevabın?”

Evet demek geliyordu içimden. Ne de olsa insanları öldüren ben değildim. Benim kılıcım da değildi. Kılıcı tutan ellerdi. Tıpkı ellerini tuttuğum bu yabancının elleri gibi. Ama insan yaşamının ne kadar önemli olduğunu biliyordum. Yaşadığım her bir hayata duyduğum özlem bunu gösteriyordu. Ona karşı beslediğim tüm duyguları bastırıp hayır diyebildim.

“ Senin seçimin ama birlikte güzel işler yapabilirdik. İyi kılıç yapan ellerle, kılıcı iyi kullanan eller! Yazık. Pek ala bu mesele burada bittiğine göre kılıcımı tamamlayabilirsin artık.”

Gönülsüzce uygun sıcaklığı elde etmek için denemeler yapmaya çalıştım. Gerçekten de onun yöntemini kullansam hiçbir zorluk yaşamazdım ama dediği gibi yeterince kan akıtacak kılıcı yaparken kan kullanmak bana göre değildi. Kafam bu düşünceler ve bana sunduğu teklifle meşgul olduğundan olsa gerek, istediğim sıcaklığa bir türlü erişememiştim. Denemelerimden sıkılmış olacak ki, “ daha ne kadar sürecek denemelerin? Eğer yapamayacaksan teklifim hala geçerli ” dedi.

“ Maalesef olamaz ” dedim. “ Bu adımda ne kadar gecikirsem kılıç o kadar sertliğini yitirebilir ama senin için en iyisini yapmaya çalışıyorum. Hem gecenin bu saatinde dışarıda insan bulmak zor ” deyip bu durumda bile gülümsememe şaşırdım.

“ Pek ala son denemen kılıç ustası ” derken sesi ilk geldiği zamanki gibi sert ve acımasızdı. Sanki geçen kısacık zamanda hiçbir şey yaşanmamış gibiydi.

Son bir kez fırını ısıtıp, istediğim sıcaklığa düşmesi için uğraştım ama istediğim sıcaklığa gelip gelmediğini öğrenmeme yarayan kendi buluşum olan sıvıyı fırına attığımda yine geç kalmış olduğumu anlamıştım. Başarısızlığın verdiği hırsla bir kez daha denemeye karar verdim ve sivri ucuyla oynadığım kılıcı çalışma masamın üstüne bırakmıştım ki, ani bir hızla Era kılıcı eline aldı. Tereddüt etmeden aynı hızla omzumdan aşağıya doğru kılıcı sapladı.

“ Senden gerçekten hoşlanmıştım Kiuas. Ancak bu kılıcı yapamayacağın apaçık ortada. Hayatımda var olmayacaksan seninle işim bitmiştir ve her zaman var olacak kılıcım en iyisinden olmalı. Bunu mahvetmene izin veremem.” Dedi. Şuurum giderek azalıyordu. Söylenen son cümleleri bir sonraki yaşamımda hatırlamak için bedenimle savaşıyor, ölmemek için direniyordum. Son bir çabayla gözlerine baktım ve onu ilk gördüğümde taktığı maskesindekine benzeyen bir ifadeyle son cümlelerini söyledi.

“ Sende en çok neyi sevdim biliyor musun? Sende benim gibisin. Sadece benim kadar…..” daha cümlesini bitirmeden gözlerim kapanmıştı.

Böylece ruhum yeni bir beden bulduğunda hatırlayacağı son cümleleri de duymuş oldu. Şimdi mekanik icatlar yapan bir bilim adamıyım. Nice yeni icatlar yapmış olmama rağmen en büyük buluşum, bir önceki yaşamımda ölümüme sebep olan güzel savaşçının, bende, kendisine ait neyi gördüğünü bulmak oldu. Bitiremediği cümlesini tamamlamak yaptığım en iyi çalışmamdı. Bende, kendinde olan kötülüğünü görüyordu. Çünkü benim de içimde her insanda olduğu gibi kötülük vardı. Nesiller boyu iyi bir insan olarak yaşamama rağmen benim göremediğim, içimde barındırdığım kötülüğü gördü o kız. Kılıç ustası olarak yaşadığım bu hayatımı işte bu yüzden unutamam. Bu hayat, cevabını bilemediğim sorulardan sadece birinin yanıtını verdi. Eğer bana bu soruyu sorsaydınız size daha kolay yanıt verebilirdim. Kimsin değil de nesin diye sorarsanız “ bir melek değilim ” derim. Çünkü melekler kötülük taşımazlar.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Moderatör

Kayıt: 03 Oca 2008
Mesajlar: 62
Birçok Hayat Yaşadım isimli kitabı okumuş olabilir misin?

Hoş bir yaklaşım olmuş. Eline sağlık

_________________
Sitemizdeki linkleri görebilmeniz için kayıtlı üye olmalısınız.
Lütfen KAYIT olun yada ÜYE GİRİŞİ yapınız.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 11 Şub 2008
Mesajlar: 33
tesekkurler. hayir ama okumadim ama arastiracagim en kisa zamanda. yazarini da yazabilirseniz sevinirim.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Moderatör

Kayıt: 03 Oca 2008
Mesajlar: 62
okumanı tavsiye ederim. ben dikkat çekici ve akıl çelici bir kitap olduğunu düşünüyorum ama içeriğine inanmak ya da iananmamak konusunda spekülasyonlar tabi ki var.

yazarını unuttum ama google yardımcı olabilir belki Smile

_________________
Sitemizdeki linkleri görebilmeniz için kayıtlı üye olmalısınız.
Lütfen KAYIT olun yada ÜYE GİRİŞİ yapınız.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 11 Şub 2008
Mesajlar: 33
su an arastirma yapacak kadar zamanin yok ama en kisa zamanda bakacagim. ben ilk defa yaziyorum bu siteye (hatta herhangi bir foruma). bu bolume korku oykulerimi de koyabilir miyim acaba?herhangi bir bilginiz var mi?
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Moderatör

Kayıt: 03 Oca 2008
Mesajlar: 62
Brian L. Weiss--------- yazarı bu

bildiğim kadarıyla koyabilirsin. yine de sitenin yöneticisi değilim. bilen birine sormanı tavsiye edeceğim

_________________
Sitemizdeki linkleri görebilmeniz için kayıtlı üye olmalısınız.
Lütfen KAYIT olun yada ÜYE GİRİŞİ yapınız.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Yönetici

Kayıt: 02 Ekm 2006
Mesajlar: 759
               
fatihsena yazmış:
su an arastirma yapacak kadar zamanin yok ama en kisa zamanda bakacagim. ben ilk defa yaziyorum bu siteye (hatta herhangi bir foruma). bu bolume korku oykulerimi de koyabilir miyim acaba?herhangi bir bilginiz var mi?


     Elbette koyabilirsin. Bizimle tüm eserlerini paylaşabilirsin. Ama buraya yazı yazan diğer arkadaşlarımızın çalışmalarına da ilgisiz kalma. Sen onların eserleriyle ilgilenirsen, onlar da seninkilerle ilgileneceklerdir. Burası bir dayanışma sitesi. Birbirimize karşılıklı olarak yardım edeceğiz ve hep birlikte gelişeceğiz. Burada yazarlığının güçlü ve zayıf yönlerini kısa süre içerisinde keşfedeceğine inanıyorum. Yazdıklarını ilgiyle okuyup görüşlerimi ileteceğim.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 11 Şub 2008
Mesajlar: 33
tesekkuler. cok yogun bir tempom olmama ragmen siteyi ve yazilanlari hergun takip edecegim.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 17 Tem 2007
Mesajlar: 70
dostum güzel hikaye...
korku öykülerini de okumak isteriz...

_________________
"beni düşünen bir adam düşünüyorum. ben onu düşündüğüm için ben varım o ise düş, ama onun düşünde de ben varım öyleyse ben bir düşüm o ise var."
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder Yazarın web sitesini ziyaret et MSN Messenger
Üye
Üye

Kayıt: 11 Şub 2008
Mesajlar: 33
tesekkurler. bir tanesini ekliyorum o zaman. biraz uzun ama umarim begenirsiniz
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 24 Şub 2008
Mesajlar: 27
Roman tadında bir hikaye.Çok beğendim.Aklına sağlık.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 11 Şub 2008
Mesajlar: 33
hikayeyi beğenmenize sevindim.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Önceki mesajları göster:   
Resim Yükleme Paneli


Lütfen Yüklemek İsteğiniz Resmi Seçin

Yeniden Boyutlandır?
Resim yüklendikten sonra karşınıza çıkacak ekrandaki Hotlink for forums (1) linkini foruma kopyalarsanız resim forumda gözükecektir.
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Fantastik Edebiyat Forum Forum Ana Sayfa -> YAZI ATÖLYESİ -> ÖYKÜLERİNİZ

 
  
   
   
Copyright © 2006 FANTASTİK EDEBİYAT. Telif Hakları FANTASTİKEDEBİYAT.COM ' a Aittir.
Tasarım & Kodlama : Arttech İnternet Hizmetleri