Kraliçe tahtında oturuyordu.Gözlerini karşısındaki duvara dikmiş,görmeden bakıyordu.Aklı ise çok uzaklardaydı.Ülkesinden de uzaklarda.Şu anda bulunduğu odada,balo salonunda,ondan başka kimse yoktu;ancak bu çok yakında değişecekti.Bütün salon dolacaktı.
Gülümsedi. Bu salonun dolacağı gün geldiğinde geri sayım başlayacaktı. Çok yakında onun günü gelecekti.O bunları düşünürken bir zil çaldı.Kendine gelen kraliçe güçlü,berrak ve sert bir sesle ”Ne var?”dedi.
Kapı açıldı içeriye bir adam girdi.Kraliyet elçilerinin renklerini ve sembollerini taşıyordu.Birkaç adım ileriye gittikten sonra dizlerinin üstüne çöktü.Korkudan hafifçe titriyordu.Kraliçe ayağa kalkmasını isteyince aceleyle,emre itaat etme telaşıyla ayağa kalktı.Başı önüne eğik bir vaziyette kadının bir sonraki emrini beklemeye başladı.
Kraliçenin huzurundaki hiç kimse onun izni ya da emri olmadan konuşamaz ya da başka her hangi bir harekette bulunamazdı.
Kadın tahtında biraz daha yayılarak adama:“Rapor ver.”dedi.Adam konuşmaya başladı.Konuşurken sesi pek çok yerde hafifçe titredi.Bu titremeleri her ne kadar engellemeye çalışsa da beceremiyordu.
Raporu yaklaşık yarım saat sürdü.Bittiğinde adam korkuyla,kaçamak bakışlarla kraliçeye baktı.Kadının memnun kaldığını görünce rahatladı ve kraliçenin cevabını bekledi.
Kraliçe kısa bir süre adamın dediklerini düşündü.Bunlar çok iyi haberlerdi.Planları giderek gelişiyordu.
“Yani bütün hazırlıklar tamam.”
“Evet majesteleri.Her şey hazırlandı.”
“Güzel.Öyleyse gidebilirsin.”Adam çabucak geri geri,bakışları aşağıda bir şekilde yürümeye başladı.Kapılara varınca arkasına hiç bakmadan el yordamıyla kapıyı açıp kapıdan çıktı.Sonra da kapıyı kapattı.
Daha o çıkmadan kadın çoktan ona olan ilgisini tamamen kesmiş,tekrar düşüncelere dalmıştı.Ne adamın gidişini ne de kapıyı kapatmadan önce dizlerinin üstüne çökerek verdiği selamı görmedi.Aklı tamamen planlarındaydı.Her şey yolundaydı.Olaylar tamı tamına kraliçenin istediği gibi gelişiyordu.Çok yakında istedikleri olacak ve işte o gün onun yükselişi olacaktı.İşte o gün dünyayı değiştireceği gün olacaktı ve artık o güne çok az kalmıştı.Çok ama çok yakındı.
Ayağa kalkarak pencerenin yanına gitti ve dışarıya baktı.Gece vaktiydi.Hava bulutluydu. Bu yüzden zaten hilal şeklinde olduğundan dolayı pek az ışık veren ay hiç görünmüyor,hiçbir yeri aydınlatamıyordu.Tam da onun hoşlandığı ve tercih ettiği gibi.
O ışıktansa karanlığı tercih ederdi.Karanlık onun işiydi.Karanlık onun gücüydü.O ışıktan nefret ederdi.
Aşağısı da tam onun sevdiği gibi görünüyordu.Neredeyse tamamen karanlık sadece evlerden gelen zayıf titrek ışıklar.Sokak lambaları olmasına rağmen çoğu sönüktü.Sanki insanlar daha fazla ışık olmasını istemiyormuş ya da daha fazla ışık yakmaya korkuyormuş gibi;ancak kraliçenin aşağısını görmek için ışığa ihtiyacı yoktu her şeyi oldukça net bir biçimde görebiliyordu.
Sarayın hemen yanına kurulmuş olan küçük şehir oldukça savunmasız ve yalnız görünüyordu.Çok yer olmasına rağmen sanki birbirlerinden ayrılmaya korkuyormuşçasına,sanki ayrılana bir şey olacakmışçasınca dip dibe inşa edilmişti evler.Çoğunun bir tarafı yanındaki evle ortaktı.Bahçeleri de birleşikti.
Şehri en fazla üç metrelik küçük bir sur çevreliyordu.Hiç gözetleme kulesi yoktu.Surda sadece tek bir kapı vardı.Şehirdeki insanlar nerede oturuyor ve nereye gitmek isitiyorlara istesinler bu tek kapıdan geçmek zorundaydılar.
İlginçtir ama bu durumdan hiç kimse şikayetçi değildi.Tıpkı sokak lambalarının çok az olduğundan ve olanların da bakımının yapılmadığından şikayetçi olmadıkları gibi.Aslına bakılırsa şehir insanları hiçbir şeyden şikayetçi değildi.Ne olursa olsun her şeye katlanmayı her nasılsa beceriyorlardı.
Kraliçe bu görüntüyü bir süre daha inceledikten sonra olduğu yerde döndü.Odadan çıktı,üst katlara yöneldi.
Yürürken hiç kimseyle karşılaşmadı.Zaten karşılaşmayı beklemiyordu.Hiç kimse o çağırmadıkça veya acil bir haberi vermeleri gerekmedikçe onunla aynı odayı veya koridoru paylaşamazdı.İstemeden de olsa kraliçe istemediği halde onu görenlerin kaderi ülke halkından hiçkimsenin hafızasından silinmeyecek kadar korkunçtu.
O günden sonra saray,sarayda hiç kimse yokmuşçasına sessiz,koridorlar boştu.Oysa ki sarayın içinde onlarca hizmetkar,koruma vardı.Onların kraliçeye kendilerini göstermeden nasıl sarayı koruduklarını veya yemekleri hazırladığını ve sarayın diğer işlerini yaptıklarını saray dışındaki kimse çözememişti.Saraya gidİp te canlı çıkan çok az kişi olduğu ve bunların da kraliçenin isteğiyle gittikleri veya kraliçenin emirlerini yayınlayan kişiler oldukları için de asla öğrenenemeyeceklerdi.
1.BÖLÜM
“Bütün mallar gemiye yüklendi öyle değil mi?”Üzerinde kraliyet arması taşıyan bir adam deniz kenarında ayakta duruyor ve hal ve tavırlarından bir denizci olduğu anlaşılan biriyle konuşuyordu.
Denizci oldukça tedirgin görünüyordu.Karşısındaki adamın yüzüne bakmaya cesaret edemiyormuşçasına gözleri yere dikili bir biçimde konuşuyordu.Sadece ara sıra diğer adamın yüzüne kaçamak bakışlar fırlatıyordu.Adamın sorusu üzerine zorlukla yutkup derin bir nefes aldı.”Evet efendim her şey yüklendi.Yola çıkmaya aşağı yukarı hazırız.Sadece birkaç ufak ayrıntı kaldı.”
Beriki memnun olmuş bir şekilde başıyla onayladı.Bu haberin onu sevindiridiği belli oluyordu.”Güzel.Öyleyse en kısa zamanda yola çıkın.Ne zaman yola çıkabilirsiniz?
Denizci bir an için duraksayarak düşündü.Olasılıkları hesaplıyordu.”Yaklaşık iki saat içinde yola çıkabiliriz efendim.”
“İyi öyleyse.Şimdi sizinle konuşmamız gereken birkaç önemli nokta daha var.Sizin de bildiğiniz gibi bu yolculuk diğerlerinden farklı.”
“Evet efendim.”
“Bu sefer taşıdığınız şey diğerlerinden çok daha önemli.Olabilecek en önemli şey hem de.Dünyanın yarısı taşıma görevi verilen şeyin üç gün önce