Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder  
» ROMANLARINIZ
Yazar Mesaj
Üye
Üye

Kayıt: 13 Mar 2008
Mesajlar: 10
             Kraliçe tahtında oturuyordu.Gözlerini karşısındaki duvara dikmiş,görmeden bakıyordu.Aklı ise çok uzaklardaydı.Ülkesinden de uzaklarda.Şu anda bulunduğu odada,balo salonunda,ondan başka kimse yoktu;ancak bu çok yakında değişecekti.Bütün salon dolacaktı.

           Gülümsedi. Bu salonun dolacağı gün geldiğinde geri sayım başlayacaktı. Çok yakında onun günü gelecekti.O bunları düşünürken bir zil çaldı.Kendine gelen kraliçe güçlü,berrak ve sert bir sesle ”Ne var?”dedi.

          Kapı açıldı içeriye bir adam girdi.Kraliyet elçilerinin renklerini ve sembollerini taşıyordu.Birkaç adım ileriye gittikten sonra dizlerinin üstüne çöktü.Korkudan hafifçe titriyordu.Kraliçe ayağa kalkmasını isteyince  aceleyle,emre itaat etme telaşıyla ayağa kalktı.Başı önüne eğik bir vaziyette kadının bir sonraki emrini beklemeye başladı.

          Kraliçenin huzurundaki hiç kimse onun izni ya da emri olmadan konuşamaz ya da başka her hangi bir harekette bulunamazdı.

         Kadın tahtında biraz daha yayılarak adama:“Rapor ver.”dedi.Adam konuşmaya başladı.Konuşurken sesi pek çok yerde hafifçe titredi.Bu titremeleri her ne kadar engellemeye çalışsa da beceremiyordu.
         Raporu yaklaşık yarım saat sürdü.Bittiğinde adam  korkuyla,kaçamak bakışlarla kraliçeye baktı.Kadının memnun kaldığını görünce rahatladı ve kraliçenin cevabını bekledi.

          Kraliçe kısa bir süre adamın dediklerini düşündü.Bunlar çok iyi haberlerdi.Planları giderek gelişiyordu.

     “Yani bütün hazırlıklar tamam.”

     “Evet majesteleri.Her şey hazırlandı.”

     “Güzel.Öyleyse gidebilirsin.”Adam çabucak geri geri,bakışları aşağıda bir şekilde yürümeye başladı.Kapılara varınca arkasına hiç bakmadan el yordamıyla kapıyı açıp kapıdan çıktı.Sonra da kapıyı kapattı.

     Daha o çıkmadan kadın çoktan ona olan ilgisini tamamen kesmiş,tekrar düşüncelere dalmıştı.Ne adamın gidişini ne de kapıyı kapatmadan önce dizlerinin üstüne çökerek verdiği selamı görmedi.Aklı tamamen planlarındaydı.Her şey yolundaydı.Olaylar tamı tamına kraliçenin istediği gibi gelişiyordu.Çok yakında istedikleri olacak ve işte o gün onun yükselişi olacaktı.İşte o gün dünyayı değiştireceği gün olacaktı ve artık o güne çok az kalmıştı.Çok ama çok yakındı.

     Ayağa kalkarak pencerenin yanına gitti ve dışarıya baktı.Gece vaktiydi.Hava bulutluydu. Bu yüzden zaten hilal şeklinde olduğundan dolayı pek az ışık veren ay hiç görünmüyor,hiçbir yeri aydınlatamıyordu.Tam da onun hoşlandığı ve tercih ettiği gibi.
   O ışıktansa karanlığı tercih ederdi.Karanlık onun işiydi.Karanlık onun gücüydü.O ışıktan nefret ederdi.
     Aşağısı da tam onun sevdiği gibi görünüyordu.Neredeyse tamamen karanlık sadece evlerden gelen zayıf titrek ışıklar.Sokak lambaları olmasına rağmen çoğu sönüktü.Sanki insanlar daha fazla ışık olmasını istemiyormuş ya da daha fazla ışık yakmaya korkuyormuş gibi;ancak kraliçenin aşağısını görmek için ışığa ihtiyacı yoktu her şeyi oldukça net bir biçimde görebiliyordu.

     Sarayın hemen yanına kurulmuş olan küçük şehir oldukça savunmasız ve yalnız görünüyordu.Çok yer olmasına rağmen sanki birbirlerinden ayrılmaya korkuyormuşçasına,sanki ayrılana bir şey olacakmışçasınca dip dibe inşa edilmişti evler.Çoğunun bir tarafı yanındaki  evle ortaktı.Bahçeleri de birleşikti.

     Şehri en fazla üç metrelik küçük bir sur çevreliyordu.Hiç gözetleme kulesi yoktu.Surda sadece tek bir kapı vardı.Şehirdeki insanlar nerede oturuyor ve nereye gitmek isitiyorlara istesinler bu tek kapıdan geçmek zorundaydılar.

     İlginçtir ama bu durumdan hiç kimse şikayetçi değildi.Tıpkı sokak lambalarının çok az olduğundan ve olanların da bakımının yapılmadığından şikayetçi olmadıkları gibi.Aslına bakılırsa şehir insanları hiçbir şeyden şikayetçi değildi.Ne olursa olsun her şeye katlanmayı her nasılsa beceriyorlardı.

     Kraliçe bu görüntüyü bir süre daha inceledikten sonra olduğu yerde döndü.Odadan çıktı,üst katlara yöneldi.

     Yürürken hiç kimseyle karşılaşmadı.Zaten karşılaşmayı beklemiyordu.Hiç kimse o çağırmadıkça veya acil bir haberi vermeleri gerekmedikçe onunla aynı odayı veya koridoru paylaşamazdı.İstemeden de olsa kraliçe istemediği halde onu görenlerin kaderi ülke halkından hiçkimsenin hafızasından silinmeyecek kadar korkunçtu.

     O günden sonra saray,sarayda hiç kimse yokmuşçasına sessiz,koridorlar boştu.Oysa ki sarayın içinde onlarca hizmetkar,koruma vardı.Onların kraliçeye kendilerini göstermeden nasıl sarayı koruduklarını veya yemekleri hazırladığını ve sarayın diğer işlerini yaptıklarını saray dışındaki kimse çözememişti.Saraya gidİp te canlı çıkan çok az kişi olduğu ve bunların da kraliçenin isteğiyle gittikleri veya kraliçenin emirlerini yayınlayan kişiler oldukları için de asla öğrenenemeyeceklerdi.

                                                 1.BÖLÜM

     “Bütün mallar gemiye yüklendi öyle değil mi?”Üzerinde kraliyet arması taşıyan bir adam deniz kenarında ayakta duruyor ve hal ve tavırlarından bir denizci olduğu anlaşılan biriyle konuşuyordu.

     Denizci oldukça tedirgin görünüyordu.Karşısındaki adamın yüzüne bakmaya cesaret edemiyormuşçasına gözleri yere dikili bir biçimde konuşuyordu.Sadece ara sıra diğer adamın yüzüne kaçamak bakışlar fırlatıyordu.Adamın sorusu üzerine zorlukla yutkup derin bir nefes aldı.”Evet efendim her şey yüklendi.Yola çıkmaya aşağı yukarı  hazırız.Sadece birkaç ufak ayrıntı kaldı.”

     Beriki memnun olmuş bir şekilde başıyla onayladı.Bu haberin onu sevindiridiği belli oluyordu.”Güzel.Öyleyse en kısa zamanda yola çıkın.Ne zaman yola çıkabilirsiniz?

     Denizci bir an için duraksayarak düşündü.Olasılıkları hesaplıyordu.”Yaklaşık iki saat içinde yola çıkabiliriz efendim.”
     “İyi öyleyse.Şimdi sizinle konuşmamız gereken birkaç önemli nokta daha var.Sizin de bildiğiniz gibi bu yolculuk diğerlerinden farklı.”
      “Evet efendim.”

      “Bu sefer taşıdığınız şey diğerlerinden çok daha önemli.Olabilecek en önemli şey hem de.Dünyanın yarısı taşıma görevi verilen şeyin üç gün önce
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 13 Mar 2008
Mesajlar: 10
bir filoyla yola çıktığını sanıyor.Biz bilerek herkese böyle duyurduk.Böylece taşıdığınız şeyin güvenliği büyük oranda garantilenmiş oldu.”
     “Evet haklısınız efendim.”
     “Bu yüzden yardımcı kaptanınız ve korumaların başı hariç hiç kimseye aslında ne taşıdığınızı söylememenizi istiyorum sizden.Bu konuda leydi Defne size elinden geldiğince yardımcı olacaktır.”
     “Elbette efendim.Dedikleriniz aynen yapılacaktır.”
      “Geminin yaptığı bu yolculuğun diğerlerinden farklı olduğunu kimsenin anlamaması için gemideki savaşçıların ve büyücülerin sayısının her zamanki gibi olmasını sağladık;ancak bu sizi yanıltmasın.Geminin çevresinde sürekli olarak ejderhalar ve onların üzerlerinde de büyücüler ve savaşçılar geziniyor olacak.Bir tehlike anında derhal yardımınıza yetişmek üzere bekliyor olacaklar.Bütün bu dediklerim anlaşıldı mı?”
       Denizci canından bezmiş bir ifade takınmamamk için kendini zor tutuyor gibiydi.Bu güvenlik kurallarını ilk defa dinlemediği çok belliydi.”Elbette efendim.”
      Adam denizciyi bir süre dikkatle inceledi.Ona güvenip güvenemeyeceğine karar vermeye çalışıyor gibiydi.Oysa ki bu karar çok önce verilmişti.Sonunda:”Pekala o zaman,iyi yolculuklar.”
      “Teşekkürler efendim.”
      Adam başka tek kelime etmeden topukları üzerinde döndü ve gitti.Denizci rahatlayarak alnını sildi.Sonunda yola çıkıyorlardı.O da arkasına dönerek gemisine yürümeye başladı.
    
     Şimşekler çakıyor,rüzgar uğulduyordu.Rüzgar inanılmaz bir hızla esiyordu.Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu.Bornika  iç denizinde uzun zamandır görülmemiş şiddette bir fırtına kopmuşu.Denizin ortasında Marya adlı kraliyet gemisi bu olağanüstü şiddetteki fırtınanın içinde yol almaya çalışıyordu.Gemi güvertesi tam bir kargaşa içerisindeydi.Bütün mürettebat geminin içinde oradan oraya koşturuyordu.
     Birden bire gözleri kamaştıran bir şimşek çaktı.Bir an için tüm gökyüzü aydınlandı.Bu kısacık anda gemi gözcülerinden biri deniz yüzeyinde bir karaltı fark etti,hem de gemiye büyük bir hızla yaklaşan bir karaltı.Gözcü kısa bir süre gözlerini kısarak karaltıyı inceledi.
     ‘Bu da ne böyle?’Bir süre daha incelemeye devam etti.Sonunda bu şeyin ne olduğunu anladığında rengi attı.Aceleyle kaptan köşküne koştu.

       Bir kadın yanındaki pelerinli şekle,“Ne fırtına ama.Adeta göğün dibi delindi.Sence de öyle değil mi Defne?”,dedi.
     Kadın başını kaldırdı.“Haklısın şimdiye kadar böylesini hiç görmemiştim.O kadar güçlü bir fırtına ki neredeyse doğal değil diyeceğim.Hatta neredeyse doğal olmadığından eminim.”  Pelerinin başlığını iyice ileriye çekti.
        Kadın kaşlarını kaldırdı. “Ne demek istiyorsun?”
        “Fırtına bu denizde normal olan şiddetin çok üstünde.Güçlerimin bu fırtınaya etki etmemesi daha da garip ve olağan dışı.”.Gemi büyücüsü olarak bu fırtınayı hafifletmek ve geminin yolculuğunu kolaylaştırmak onun göreviydi;ancak güçleri bu fırtınaya etki etmiyordu.Onu en çok endişelendiren de buydu zaten.
     “Bu fırtınayı bu hale ne getirmiş olabilir ki?”
     “Bilmiyorum Deniz,hiçbir fikrim yok.”İkisi ana direğin orada ayakta duruyordu.Ana yelkenin tam altındaydılar.Bu şekilde yağmurdan biraz olsun korunmaya çalışıyorlardı.İkisinin de şu anda gemi için yapabileceği bir şey yoktu.Defne’nin güçleri fırtınaya etki etmiyordu,Deniz ise geminin taşıdığı yükü korumak için görevlendirilmiş savaşçılardan biriydi.Bu yüzden ikisi de şu anda boştu.
     “Eh bana kalırsa... “Deniz  birden irkildi. “Hey o da ne?”
     “Ne”
     “Denizin  yüzeyinde bir şey var”
     “Nerede?”Defne aceleyle güverte kenarına koşarak aşağıya baktı.
     Deniz  yanına koştu ve elini kaldırarak denizdeki bir noktayı işaret etti.”Bak,şurada.”
     Defne gözlerini kısarak onun gösterdiği noktaya baktı.Gerçekten de orada bir şey vardı;ancak Defne onun ne olduğunu göremiyordu.
     “Ne bu böyle?”
     “Bilmiyorum ama son hızla bize doğru geldiği belli.”
     Defne elini belindeki keselerden birine daldırdı.Bir yandan da gözlerini doğudan onlara doğru gelen karaltıdan ayırtmıyordu.
     “Ne arıyorsun?”
     Defne cevap vermeyerek aramaya devam etti.Sonunda aradığını bulduğunda karaltı iyice yaklaşmıştı.Aleti çabucak gözüne tuttu.Karaltının ne olduğunu anlamasıyla kaptanın;”Bütün mürettebat ana  güvertede toplansın ve savaş konumuna geçsin”;diye haykırması bir oldu.
     Deniz şaşkınlıkla sesin geldiği yöne baktı.Yaklaşan şeyin ne olduğunu bilmediği için kaptanın bu isteği onu şaşırtmıştı.Defne’ye baktı.Onun yüzünün bembeyaz kesildiğini görünce şaşırdı.
          ”Ne oldu?”
          Defne konuşmakta zorluk çekiyordu.Sanki dili damağına yapışmıştı,konuşmayı başardığında ise ancak fısıldayabildi.
     “Kraken.”
     Deniz’in rengi attı.”Ciddi misin?”Daha soruyu sormadan önce cevabını biliyordu.Böyle konularda şaka yapılmazdı.
           “Evet”
          “Kaç tane?”
          “Bir.”
          “Lanet olsun.Ne yapabiliriz?Bu canavarlar çok güçlüdür.”
         “Bilmiyorum ama diğerlerine katılsak iyi olur.”Mürettebatın geri kalanı geminin kıç tarafında,kraken’i görebilecekleri bir yerde toplanmışlardı.Onlar da diğerlerine  katıldı.Hepsi silahlarını çekmiş savaşa hazırlanıyordu.  
          Savaşçıların çoğunun yay ve arbelet kullanımında usta olması şimdi çok işlerine yarayacak gibi görünüyordu.Kaptan, Defne’nin yanına geldi.Onu diğerlerinden biraz uzaklaştırdı.
          ”Bu yaratıkları durdurabilecek bir büyün var mı?”
     “Pek sanmıyorum.Ama durdurmayı denerim.”Büyü hazırlıklarına başladı.Aslında ne yapması gerektiğini,ne yapabileceğini bilmiyordu.          Fark edeceğini de hiç sanmıyordu aslında.Tatmin olan kaptan onun yanından ayrılarak diğerlerinin yanına gitti ve kılıcını çekti
     “Okçular hazır olun hedefi net olarak gördüğünüz anda ateş edin.”Okçular yaylarını hazırladı.Gemide bir ölüm sessizliği vardı.Sadece fırtınanın uğultusu duyuluyordu.Kraken gemiden sadece birkaç yüz metre uzaktaydı artık.Defne konuşmaya başladı.Gözleri kapalı halde hafifçe ileri geri sallanıyordu.Elindeki alet parlamaya başladı.O konuştukça parladı parladı.Son sözcüğü de söyleyen Defne gözlerini açtı ve elindeki aleti kraken’e  doğrulttu.Aletin ucundan Çatallı bir şimşek fışkırdı.Şimşek korkunç bir hızla havayı yayarak kraken’e çarptı.Çarpışma sonucu müthiş bir ışık patlaması oldu.Gemideki herkes elleriyle gözlerini kapattı.Tekrar bakabildiklerinde ise deniz yüzeyinde hiç bir şey yoktu
     Geminin kenarına giderek aşağıya baktı.Deniz yüzeyinde bir şey göremiyordu.Fırtına yüzünden deniz yüzeyinin 30 santim aşağısı dahi görünmediğinden krakenin nerede olduğu anlaşılmıyordu.
     “Ne oldu onu  yok edebildik mi?”
     “Evet galiba onu yendik.Krakenlerin bu kadar kolay yenilebildiklerini bilmiyordum.”Defne kaşlarını çattı.Bu o krakeni yok etmiş olamazdı.Krakenler çok güçlü yaratıklardı.Basit bir yıldırım büyüsüyle yok edilemezdi;fakat öyleyse nereye gitmişti?Başka bir büyü yapmaya başladı.
     “Hemen rahatlayıp sevinmeyin;öldüğünü sanmıyorum.”
     “Peki öyleyse nereye kaybol...Ah!”Müthiş bir gümbürtü oldu.Gemi sallandı.Herkes yere yuvarlandı.
     “Neler oluyor?
     “Bir şeye çarptık”
     “Ya da bir şey bize çarptı.”Bir sarsıntı daha oldu.Geminin kıçı havaya kalktı.Bütün herkes geminin diğer ucuna savruldu.Neyse ki gemi yeniden düz duruma geçti;ancak gemideki herkes yere yuvarlanmış ve silahlarını kaybetmiş,birkaç kişi de suya düşmüştü.
     “Lanet olsun bir arada kalmaya çalışın.”Kaptan bas bas  bağırıyor;ancak sesini duyuramıyordu.
     Defne önceki yerinde durmayı başarmış tek kişiydi. Defne geminin kıç tarafı havaya kalktığı anda büyüyü ortasında bırakmış ve geminin alabora olmasını engelleyecek bir büyüye başlamıştı.O daha büyüyü bitiremeden gemi tekrar düz duruma geçti.Öne doğru savrulan Defne az daha gemiden aşağı uçuyordu.Zorlukla tutunarak dengesini sağlamayı başardı.
     “Defne sen iyi misin?”Deniz tırmanarak yanına gelmeyi başarmıştı.
     “Evet,sanırım.”Sendeleyerek ayağa kalktı.Gemiden düşmemeye çalışırken kafasını kötü bir şekilde çarpmıştı.Orada koca bir şişlik oluşmaktaydı.Eliyle
kafasını ovuşturarak ona baktı;
     “Ya sen?”
     “Fena değil.Bize saldıran yaratık nerede?”
     “Bilmiyorum.Suyun altından saldırmaktalar;ancak onları hissedemiyorum ve aslında bu çok garip.Büyüm tamamen denize odaklanmış olduğundan normalde denizdeki her şeyi hissedebilmem gerekir ama şu anda adeta hislerim kilitlenmiş gibi.”
     “Buna ne neden oluyor olabilir?”
     “Acaba neredeler?”Başını çevirerek mürettebatın geri kalanına baktı.Onlar da ayağa kalkmış kendilerini toparlamaya çalışıyordu.Bulabildikleri silahları almış dövüşe hazırlanıyorlardı,Ellerinden geleni yapıyorlardı;ancak Defne bir gemideyken ejderhalar gibi devasa yaratıklarla yapılan bir dövüşün umutsuz olduğunu biliyordu.Onların da bildiğini de biliyordu;ancak ne olursa olsun savaşmaya kararlıydılar.
     “Bu yaratıklara karşı ne yapabilirsin?Onları yok etmese de bizim aradan kaçabileceğimiz kadar yavaşlatabilir misin?”
     “Bilmem;ama deneyeceğim.Belki bir şeyler yapabilirim ama bunu yapmam için önce onları görmem gerekiyor.Ama tabi...”Sustu.
      Deniz ona soran gözlerle ona baktı.”Ama tabi ne?”
     “Şey,bir büyü var.Onları durdurma ihtimali olan bir büyü ama işe yarayacağı konusunda herhangi bir garanti veremem ve sonunda bizim için dahi çok tehlikeli olabilir.
     “Ne olabilir ki?”
     “Sonunda bizim ölümümüze de neden olabilir.Çok güçlü ve tutarsız bir büyüdür.Bir kez yaptıktan sonra ortaya çıkan gücü kontrol etmek çok zordur.”
     “Yapabileceğin işe yarama ihtimali olan başka bir büyün var mı?”
Defne bir an için bunu düşündü.  
     “Onları yok edebilecek güçte yok.”
     “O zaman yap.Öbür türlü de öleceğiz zaten.”Ona hak veren Defne önce bir an için durarak büyünün işe yaraması için dua etti.Sonra da büyüye başladı.
     Onu izleyen Deniz  arkadaşının transa girmesini izledi.Defne’nin vücudu sessiz bir dansla ileri geri sallanıyordu.O büyünün ortasına geldiğinde Deniz  birkaç adım geri girmek zorunda kaldı.Çünkü Defne’nin çevresindeki hava aniden çok soğumuştu ve giderek daha da soğuyordu.Kadının çevresindeki şeyler buz tutmaya başlamıştı.Hava giderek soğuyordu.Soğuk hava dalgası yavaş yavaş denize doğru ilerliyordu.Dalga denize vardığında deniz mürettebatın şaşkın gözleri önünde buz tutmaya başladı.
     “Bu da ne?”
     “Neler oluyor?”Ne olduğunu bilmeyen mürettebat paniğe kapılmıştı.Dehşet içinde bağırıyorlardı.Deniz onları suçlayamazdı.Onun içinden de aynısını yapmak geliyordu.Soğuk korkunçtu.Canlarını acıtıyor,sanki ciltlerine iğneler saplanıyormuş gibi hissetmelerine neden oluyordu.Üstelik büyü onlara yöneltilmemişti.
     “Kraken buz kalıbına dönecek.”dedi sırıtarak.Gerçi büyü çok uzun  sürerse onlar da buz kalıbına döneceklerdi ya neyse.
    “Defne bu senin büyün mü?”Deniz arkasına baktı kaptan yanlarına gelmişti.İlerleyerek Defne’nin omzuna dokunarak dikkatini üzerine çekmeye çalışmak üzereydi ki Deniz onu durdurdu.
    “Yapma.Dokunursan konsantrasyonunu bozarsın.Bu da büyü üzerindeki kontrolünü kaybetmesine neden olur.Şimdi bile zor kontrol ediyor.”
     “Ne büyüsü ki bu?”
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 13 Mar 2008
Mesajlar: 10
Arkadaşlar,rica etsem yorum yazar mısınız?Nasıl olduğunu sizden de duymak istiyorum.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Yönetici

Kayıt: 02 Ekm 2006
Mesajlar: 853
    İnsanlardan yorum istemekte çekingen davranmadığın için seni tebrik ediyorum. Asılın üyelerin yakasına yahu. Silkeleyin armut ağacını silkeler gibi. Herkes evine kapanıp ergenekon savcısının maceralarını mı izliyor, nedir?
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 13 Mar 2008
Mesajlar: 10
Ve evde,bilgisayarımda hala ne yapacağım hakkında en ufak bir fikrim dahi olmadım iki yüz dört sayfa daha var! roll
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 12 Tem 2008
Mesajlar: 43
Ben şahsen böyle yazabilen arkadaşları kıskanıyorum kendim pek yazamadığımdan  Very Happy

Hikaye güzel bence. Yorumlarımı pek ciddiye alma, pek öyle eleştirecek birikimim olduğunu söyleyemem ama sadece gözüme çarpan bikaç şeyi söylemek istiyorum.

Şu denizciyle konuşan, üzerinde kraliyet arması olan, denizcinin kendisinden tırstığı adam öyle korkulacak bir adama göre sanki biraz fazla açıklama yapıyor gibi geldi bana.

Tam 1. Bölüm yazısının üzerindeki paragraf "O günden sonra..." diye başlıyor ama o günün hangi gün olduğu sanki biraz muallakta kalmış gibi. Sanırım kraliçeyi izni olmadan gören birini feci pataklamışlar ama pek bahsetmemişsin o günden =)

Bir de gemideki kahramanlarımız 1 adet yaratıkla uğraşırlarken bi anda büyüden sonra bu yaratık yok oluyor ve Defne kendisi de birşey göremeyip hissedemediğini söylerken aniden kendisine bu yaratıkların birden fazla olduğu malum oluyor

Bir de şu büyücü Defne'den biraz daha (özellikle fiziksel olarak) bahsetseydin daha iyi olurmuş sanki... ama belki de daha sonraki bölümlerde bahsediyorsundur da ben acelecilik yapıyorumdur bilemiyorum.

Zevkle okudum devamını da bekliyorum Wink

_________________
Sensiz de döner dünya!
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 13 Mar 2008
Mesajlar: 10
Yorumun için teşekkür ederim.Haklısın eksikler var.İlk kitabımdı.O günden beri yığınla öykü yazdım.Birkaç kitap başlangıcı yapıp vaz geçtim.Şimdi ikici kitabımın kırklarındayım.Çok yol katettim.Yani umarım.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 13 Mar 2008
Mesajlar: 10
“Bilmiyorum.Ama sanırım onları durduracak.”
     “Onlar nerede?Hiç bir yerde görünmüyorlar.”
     “En ufak bir fikrim yok,ama yakınımızda bir yerlerde buz küpü haline dönecekleri kesin.”Deniz’e baktı.Geminin çevresi tamamen buz tutmuştu.Buz giderek daha uzağa yayılıyordu.
     “Defne bu büyüyü daha ne kadar sürdürebilir?”
     “Muhtemelen çok uzun süre değil.”Birden bir parçalanma sesi duyuldu.Geminin birkaç metre ötesindeki buz parçalandı.Devasa su kütleleri delikten fışkırarak etrafa yayıldı.Su kütlesinin uzantılarından biri gemiye çarparak geminin nerdeyse devrilmesine neden oldu.Gemi neredeyse dik duruma gelmişken Defne’nin buz büyüsünü keserek gemiyi büyüsüyle düzeltmesiyle eski haline döndü.
     “Bu da ne?”
     “O yaratıklar buzu kırdı.”
     Defne gözlerini açtı.Şaşkınlıkla denize baktı.“Fakat bu nasıl olur?O buzların arasında bir an bile kalsalar ölmeleri gerekirdi.Büyüm sadece denizi dondurmuyor aynı zamanda suya dokunan herkesi ve her şeyi anında yok edecek hale getiriyordu.”
     “Ama bunlar buna karşı bağışık gibiler.”     Korkunç bir çatırtı oldu sanki bir şey gemiyi avucunda  tutuyormuş  gemi yarı eğik bir halde havaya kalktı.Aşağıya bakan Defne dehşet içinde denizden kolların çıkarak gemiyi sarmaladığını gördü.Gemiyi öyle bir şekilde tutuyordu ki gemidekiler ona ok yada mızrak atamazlardı.Gemi bir an için havada  yarı eğik durumda kaldıktan sonra yavaş yavaş alçalmaya başladı.
     “Lanet olsun neler oluyor?”
     “Herkes bir yere tutunsun!”
     “Bu şey bizi dibe çökertmeye çalışıyor!”Geminin her tarafından bağırışlar yükseliyordu.Kraken kollarını gemiye sarmış onu denizin altına çekmeye çalışıyordu.Sonunda gemi güverte diz boyu su olacak kadar inmişti.O sırada Defne’nin üzerine garip bir ağırlık çöktü.Kıpırdayamıyor konuşamıyordu.Bedeninden bütün gücün çekilmesiyle yere yığıldı.Yattığı yerden görebildiği kadarıyla bu durumda olan tek kişi o değildi.Gemideki herkes yere yığılmıştı.Gemiye bir sessizlik hakim olmuştu.Gemi yavaş yavaş suyun altına çekilirken Defne’nin duyduğu son şey kraken gemiyi denizin altına çekerken geminin çıkarttığı gıcırtılardı.Sonra sadece karanlık ve korkunç bir uyuşukluk.                                                    
                                                  2. bölüm
     Önce simsiyah bir karanlık ardından hafif bir grilik.Defne yavaş yavaş kendine geldiğini hissetti.İnledi.Her tarafı korkunç derecede ağrıyordu.Gözlerini açtı.Açtığında gördüğü şey onu şaşkına çevirdi.Üstünde bulutsuz masmavi bir gökyüzü uzanıyordu.
     “Neredeyim ben?”En son hatırladığı şey girdapta sürüklendikleriydi.Şimdiye kadar çoktan ölmüş olmaları gerekirdi.Hala nasıl yaşıyordu.Yoksa ölmüştü de şimdi cennette miydi?Peki öyleyse neden her tarafı ağrıyordu.Şaşkınlık içerisinde doğruldu ve etrafına bakındı.Bayıldığı sırada bulunduğu yerde yatıyordu.Mürettebatın geri kalanı da yakınında yerde yatıyordu.Her nasılsa gemi girdaptan parçalanmadan kurtulmuş gibiydi.Sendeleyerek ayağa kalktı.Deniz birkaç metre ötesinde yerde yatıyordu.Onun yanına gitti.
     “Deniz,Deniz uyan.”Deniz’i hafifçe sarstı;ancak kız uyanmadı.”Deniz.Hadisene uyan artık.”Kızın yüzüne birkaç hafif tokat attı.Deniz inledi.Defne onu biraz daha  sarsınca sonunda gözlerini açtı.
     “Ben,ne,ne oldu?”Hızla doğrularak etrafına bakındı.Kendini gemide bulmaktan en az Defne kadar şaşırmış görünüyordu.
     “Ne oldu?Neredeyiz?”
     “Gemide.Neler olduğuna ve nasıl hala yaşadığımıza gelince,en ufak bir fikrim dahi yok.”Ayağa kalktı.”Nerede olduğumuza baksak iyi olur.”Geminin kenarına giderek aşağıya baktı.Gördüğü şey öyle şaşırtıcı ve garipti ki neredeyse dengesini kaybederek düşecekti.Son anda  Deniz’in onu tutmasıyla kurtuldu.
     “Tam zamanda yetiştin teşekkür ederim.”
     “Önemli değil de sana ne oldu?Niye birden dengeni kaybettin.”Defne tek kelime etmeden aşağıyı gösterdi.Deniz aşağıya baktığında şaşırdığı için Defne’ye hak verdi
     “Aman Tanrım neredeyiz biz?”Altlarında olması gerektiği gibi deniz değil sık bir orman uzanıyordu.
     “Ben,bilmiyorum;ama Tarsus'da olmadığımız kesin.”Denizin ortasından buraya nasıl gelmişlerdi?Defne arkasını dönerek etrafına bakındı. Mürettebatın geri kalanı gemiye dağılmış çeşitli pozisyonlarda yerde yatıyordu.Onlardan başka kimse henüz ayılmamıştı.
     “Diğerlerini uyandırmamız lazım.”Kaptan biraz ötelerinde yerde yatıyordu.Üzerine eğildi.Omzunu sarstı.Adam bir tepki vermedi.Tekrar denedi;ancak hiç bir tepki alamadı.
     “Garip hiç tepki vermiyor.İnlemiyor bile.”  
     Deniz  endişe dolu gözlerle ona baktı.”Ama yaşıyor,öyle değil mi?”
Defne tekrar eğildi ve elini adamın burun deliklerinin yanına getirdi.Hafifçe olsa hava akımı hissedince rahatlayarak Deniz’e baktı.”Nefes alıyor.”
     “İyi ama neden onu uyandıramıyoruz?”
     “Bilmiyorum.Sanki komaya girmiş gibi.Tamamen hareketsiz.Hiç bir şeye tepki vermiyor.”
     “Umarım gerçekten komaya girmemiştir.”
     “Umarım.Ben bir de bir kaç büyü deneyeceğim sen gidip diğerlerini uyandırmaya çalış.”
     “Uyandırabildin mi?”Deniz  yanına gelmişti.
     “Henüz değil.Üstünde güçlü bir büyü var?Bundan dolayı uyanmıyor.Kimseyi uyandırabildin mi?”
     “Hayır.Sanırım onlara da büyü yapılmış.”
     “Herhalde ama kim?”
     “O ejderhaları gönderen ve bizi gediğe sürükleyen kişi olabilir mi?”Defne başını sallayarak onayladı.Deniz  haklıydı.Deniz krakeni’nin bu kadar kuzeye gelmesi normal değildi.Onlar daha ilk saldırdıklarında onları bir şeyin,muhtemelen bir büyücünün kontrol ettiğini tahmin etmişti.Görünüşe göre tahmini doğru çıkmıştı.
     “Büyüyü kimin yaptığını bilmiyorum ama bozmak epey zor olacak.Çok güçlü bir büyü.”
     “Ama bozabilirsin öyle değil mi?”
     “Eh elimden geleni yapacağım diyelim.”Bir tılsım bozma büyüsüne başladı;fakat daha büyünün başındayken güçlü bir engel hissetti.Bu uyutma tılsımının üzerine bir de onu koruyacak bir tılsım daha yerleştirilmişti.Önce onu katman katman  soyması gerekiyordu.İçinden küfretti.Bu iki büyüyü de bozabilirdi ve bunu kolayca yapabilirdi ama bunu gemideki herkese nasıl yapabileceğini hiç bilmiyordu.Gücü yetmezdi.En azından bir kaç kişiyi kurtarması gerekiyordu.İçini çekti.Bu iş çok ama çok uzun sürecekti

     Defne yarı sendeler halde kamarasına girerek yatağına yığıldı. Gemideki 12 kişiyi kendine getirmeyi başarmıştı;fakat bu onun için çok yorucu olmuştu.Kılını kıpırdatacak hali yoktu.Bitkin bir halde öylece yattı.
     Ancak bir türlü uyku tutmadı.Olanları düşünmeden edemiyordu. Defne hala neler olduğunu tam anlamıyla çözememişti.Kapıldıkları gediğin başka bir boyuta açılan bir tür kapı olduğunu düşünüyordu.Bütün kanıtlar da bunu destekliyordu.Ama hala Defne’nin anlayamadığı noktalar vardı.Eğer o gedik bir boyut kapısıysa Defne neden bunu daha önce duymamıştı.Büyücüler sürekli olarak bu tür kapıları araştırır ve bilinmeyenleri ortaya çıkarırdı.Bundan bahsedildiğini nasıl olup ta duymamıştı.Bu çok garipti.Kafasında bütün olanları geçirmeye,teker teker kafasında baştan sona gözünün önüne getirmeye başladı.Kaçırdığı her hangi bir nokta,bir ipucu varsa bu şekilde onları fark etmeyi düşünüyordu.Ne yazık ki bütün olanları tekrar tekrar gözden geçirmesine rağmen bir çözüm bulamadı.Olan biten hala büyük bir muamma idi.Çözülmeyi bekleyen bir muamma.
     Defne bunları düşünerek bir süre daha kıpırdamadan  yatı.Sonunda bunları ertesi güne bırakarak gözlerini kapattı;ancak sonunda uyumayı başardığında gün ağarmak üzereydi.Defne uyumayı başardığında kafasından bütün sorunları atmayı başarmıştı.Ertesi gün ya da daha doğrusu bu gün onları büyük sorunların ve ilginç maceraların beklediğini biliyordu;ancak onun gibi eğitimini tamamlamış bir büyücü bile ertesi gün olanları tahmin edemezdi.

     Deniz yüzünde düşünceli bir ifadeyle güvertede yürüyordu.Saat öğleni geçiyordu.Defne herkesi uyandırmayı başarmıştı.Kaptan mürettebatı organize etmekle meşguldü.Deniz ve diğer savaşçıların henüz yapacak bir işi yoktu.Bu mola ona iyi gelmişti;çünkü Deniz’in  biraz yalnız kalmak ve olan bitenleri düşünmek için zamana ihtiyacı vardı.Bütün bu olan bitenler ona gençliğinde yaşadığı bir hadiseyi hatırlatmıştı.Üzerinden çok uzun zaman geçmişti;ancak anıları hala tazeydi.Deniz hala unutmamıştı ve hiç bir zaman unutabileceğini de sanmıyordu.Bundan kimseye bahsetmemişti.Her zaman içinde saklı tuttuğu bir sırdı bu.Belki de Defne’ye anlatsa iyi olacaktı;çünkü bu konu da araştırma yaparken zaten gerçek ortaya çıkacaktı.Yanındaki kalaslara oturan Deniz bir hançerle oynamaya başladı.Aklını karamsar düşüncelerden uzak tutmaya çalışıyordu.
     Hançeri elinde çevirirken ayak sesleri duyarak başını kaldırdı.Yanına gelenin Defne olduğunu görünce gülümsedi.Kadın hala biraz solgun görünmekle birlikte kendini toplamış gibiydi.
     “Ah,demek uyandın.Kendini nasıl hissediyorsun.”
     “Daha iyi.En az bir kaç saat hiç bir büyü yapamam;ancak iyiyim.”
     “İyi otursana.Ayakta fazla duramayacak gibi görünüyorsun.”
     “Evet olabilir.”Defne hafif  bir homurtuyla kendini Deniz’in yanına attı.Bitkin bir halde sırtını arkasındaki direğe yaslayarak gözlerini kapattı.Birkaç derin nefes aldıktan sonra gözlerini açarak Deniz’e baktı.Kaşlarını kaldırarak ona biraz şaşkınlıkla baktı.”Sana ne oldu?Yüzün öyle kasvetli ki gören senin Marvin adalarına göreve gönderildiğini sanır.      
     Deniz  güldü.”Aman Allah korusun.”
     Marvin adaları krallığın en belalı,en berbat yeriydi.Adanın tam ortasında bulunan volkan yıllardır patlamasa da sık sık kül ve az miktarda da olsa lav püskürtüyordu.Ve bu volkan yüzünden adanın havası her zaman anormal derecede sıcak sisli oluyordu.O adadaki çok az yerleşim yeri vardı.Bunların en büyüğü  bir hapishaneydi.Burada en adi suçlular bulunurdu.Hapishaneyi yaptıran kralın oldukça sapkınca bir zevki olmalıydı;çünkü hapishane aslında devasa  bir duvarlarla bölmelere ayrılmış açık bir alandı ve tam volkanın kenarına kurulmuştu.Sadece gardiyanlar kapalı yerlerde uyurdu.Onlar dışında herkes açık alanda uyumak zorundaydı.Onları lavlardan koruyan tek şey lavlara dahi dayanan türden yapılmış duvarlardı.Nadiren lavlar püskürerek duvarı aşardı.Ancak neredeyse her gün küller etrafa saçılırdı.Bu hapishanede pek çok suçlu delirmişti.Sürekli olarak lav ve kül tehdidi altında olmak dayanılmaz bir şey olmalıydı.    
     “Eeeee.Peki ne oldu?Anlatsana.”
     “Hiç bir şey yok..”Zoraki gülümsedi.Defne’nin onun huzursuzluğunu fark etmesini istemiyordu.Belki bir ara ona kendisi hakkındaki gerçekleri anlatırdı;ancak şimdi değil.Kesinlikle şimdi değil.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 12 Tem 2008
Mesajlar: 179
Konum: Var la Yok aRasI
emeğe saygı

_________________
HANSOY
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
Önceki mesajları göster:   
Resim Yükleme Paneli


Lütfen Yüklemek İsteğiniz Resmi Seçin

Yeniden Boyutlandır?
Resim yüklendikten sonra karşınıza çıkacak ekrandaki Hotlink for forums (1) linkini foruma kopyalarsanız resim forumda gözükecektir.
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Fantastik Edebiyat Forum Forum Ana Sayfa -> YAZI ATÖLYESİ -> ROMANLARINIZ

 
  
   
   
Copyright © 2006 FANTASTİK EDEBİYAT. Telif Hakları FANTASTİKEDEBİYAT.COM ' a Aittir.
Tasarım & Kodlama : Arttech İnternet Hizmetleri