| |
|
| Yazar |
Mesaj |
|
Üye
| Kayıt: 02 Ekm 2007 |
| Mesajlar: 25 |
| Konum: solance kuzeylerinde kristalmir gölü yakınlarında |
|
|
Binbir Gece Masalları 15.12.2007, 19:19 |
|
|
Küçükken annelerimiz bize her gece farklı farklı masallar anlatırdı ve tatlı düşlere dalardır ardından. Kimi zaman bir sultan olurduk kimi zaman haşin bir korsan.
Binbir gece masalları şöyle başlar;
şehriyar , kardeşi şahzamanı özler ve yanına çağırttırır. bunu duyan şahzaman hemen yola çıkar.sarayda bişeyler unuttuğunu hatırlayıp geri döndüğünüde karısıyla zenci bir kölesinin aynı yatakta oynaştıklarını görür ikisinide öldürür. bunun verdiği acıyla yemeden içmeden kesilir şahzaman. yanına varınca kardeşinın bunu fark eder ve sorar şehriyar nedenini.birşey söylemez şahzaman.gel zaman git zaman bir gün şehriyar avlanmaya gider ve kardeşinide çağırır ama kardeşi gelmek istemez. kardeşinin gitmesinden sonra kardeşinin karısı avludaki zenci kölelerle sevişmeye başlar. bunu gören şahzaman kendi acısını unutur ve yemeye içmeye başlar tekrar. yüzüne kan gelir. abisi döndüğü zaman mutlu olur onu öyle görünce ve nedenini sorar
önce anlatmak istemez ama sora anlatmak zorunda kalır. şehriyar hayata küser karısını öldürtür ve ülkesindeki tüm kadınlarla evlenip ertesi sabah öldürür geriye sadece vezirin iki kızı kalır. şehrazat ve dünyazad . şehrazat razıdır evlenmeye kardeşine derki akşambenden masal anlatmamı iste. dünyazad kardeşinin dediğini yapar ve başlar anlatmaya masalını. hergece masal orasından burasından çekiştirilir her gün sabaha karşı bırakır masalın devamını şehrazat gün doğana kadar sevişir şehriyarla şehriyar masalın sonunu her gün merak eder. bu arada hem masal anlatıp hem şah la sevişen şehrazadın 3 tane çocuğu gelir dünyaya tam 1001 gece sürer masallar ve hayatını bağışlar şehriyar şehrazatın
işte bu 1001 gece de anlatılan masallar çinden hindistandan arap yarım adasından afganistandan istanbula kadar pekçok gelenekle harmanlanmış kültürler birleşimi bir eserdir
tatlı bir bahar akşamında dinlenen en tatlı ninnidir |
_________________ Little man, big guns.. Naber? *.-
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 09 Arl 2006 |
| Mesajlar: 0 |
|
|
|
Şehrazat 19.12.2007, 20:02 |
|
|
Binbir Gece Masalları'nı okudum. Hoşuma gitti ama ben hep Şehrazat'ın bin bir gece sonunda öleceğini düşünmüştüm. Ölseydi daha etkileyici olurdu sanki.
Filmi de var kitabın ama izleyemedim bir türlü. Bir kere başını yakaladım televizyonda ama dışarı çıkmak zorunda kalınca izleyememiştim. Güzel işlenmiştir umarım. |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 24 Tem 2008 |
| Mesajlar: 0 |
|
|
|
rezillik 09.01.2008, 22:18 |
|
|
bu maslların takvim şekline olanları vardı bizde çıkarıp çıkarıp resimlerine bakar hayal kurardım çok fantastik olurdu  O zamanlar tabi okuma bilmiyordum |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 11 Eyl 2007 |
| Mesajlar: 204 |
| Konum: düşler zamanı |
|
|
1001 acaip gece 14.01.2008, 0:35 |
|
|
bir ara kardeşim almış, kitaplığa koymuş kitabı, bir gün kuzenim geldi eve canı sıkılıo, 11-12 yaşlarında o zaman.
verdim eline kitabı oku diye..
bi süre sonra; abla... dedi, bu kitap bana uygun mu?
nası yani dedim, bi iki okumaya başladım ki aman allahım... padişah'ın karısı tarafından aldatılma fantazyaları ile başlamış, tüh kafama dedim!! ben de masal deyince=))
çoğu birbirinin aynısı sanki, 1001 diye copy paste olayına dönmüş öyküler zaman zaman, çok da yaratıcı bulmadım açıkçası...
kelile ve dimne daha hoş gelmişti bana... |
_________________ ....NON....
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 03 Nis 2008 |
| Mesajlar: 79 |
|
|
|
geceler 10.07.2008, 18:02 |
|
|
Küçükken babam bize 1001 gece masallarını okuturdu. Acayip sıkılırdım. Ben uyuyan güze, Pamuk Prenses ve yedi cüceler,Çizmeli kedi gibi daha yumuşak masallardan hoşlanıyordum oysa 1001 gece öyle değildi dili daha ağırdı daha ürkütücüydü. ''Can Alan Elma,Kırk Haramiler vs..'' hepsi gayet ürkünçtü benim için.  Şimdi düşünüyorum da hepsi gerçekten çok yaratıcı ve ustaca yazılmış. |
_________________ ''Gerçekler ve deneyimler bunu başarmıyorsa, güzelliği hayaller ve yanılsamalarda ara.'' H.P LOVECRAFT
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 24 Tem 2007 |
| Mesajlar: 17 |
|
|
|
Re: 1001 acaip gece 14.07.2008, 15:36 |
|
|
| adrheanas yazmış: | bir ara kardeşim almış, kitaplığa koymuş kitabı, bir gün kuzenim geldi eve canı sıkılıo, 11-12 yaşlarında o zaman.
verdim eline kitabı oku diye..
bi süre sonra; abla... dedi, bu kitap bana uygun mu?
nası yani dedim, bi iki okumaya başladım ki aman allahım... padişah'ın karısı tarafından aldatılma fantazyaları ile başlamış, tüh kafama dedim!! ben de masal deyince=))
çoğu birbirinin aynısı sanki, 1001 diye copy paste olayına dönmüş öyküler zaman zaman, çok da yaratıcı bulmadım açıkçası...
kelile ve dimne daha hoş gelmişti bana... |
(: bıraz garptı sankı bncede öyle hatırlıyorum.. |
_________________ pıNAWWW yaŞam pINAğIıI
|
|
|
|
 |
|
Yönetici
| Kayıt: 02 Ekm 2006 |
| Mesajlar: 774 |
|
|
|
DOĞUNUN BÜYÜLÜ DÜNYASI 14.07.2008, 18:20 |
|
|
Doğu daima büyülü bir dünyadır ve fantastik düşler kurmak için Batı dünyasına göre kırk kat daha elverişlidir. Alaaddin'in Sihirli Lambası, Ali Baba ve Kırk Haramiler, Denizler Hakimi Sinbad, Uçan Sandık, Zümrüd-ü Anka, Tepegöz vesaire... Unutmayalım, bunların hepsi de bu toprakların ürünleri ve gelecekte büyük fantastik eserler vücuda getirmek isteyen gençlerimiz için son derece ideal birer örnekler. İstersek Alaaddin yahut Ali Baba gibi kahraman isimlerinin de kulağımıza son derece sempatik gelebileceğinin de kanlı canlı örnekleri... |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 03 Nis 2008 |
| Mesajlar: 79 |
|
|
|
demek ki.. 14.07.2008, 18:44 |
|
|
Demek ki doğu dan da harika eserler çıkabiliyormuş. Batıya değil de özümüze baksak bunu başarabilirmişiz. Ör:1001 gece masalları. Vay be yeni bi tesbit yaptım. (: |
_________________ ''Gerçekler ve deneyimler bunu başarmıyorsa, güzelliği hayaller ve yanılsamalarda ara.'' H.P LOVECRAFT
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 08 Mar 2007 |
| Mesajlar: 24 |
|
|
|
soru 14.07.2008, 20:41 |
|
|
Peki neden 1000 ya da 1002 gece değil de 1001 gece? |
|
|
|
|
 |
|
Yönetici
| Kayıt: 02 Ekm 2006 |
| Mesajlar: 774 |
|
|
|
SONSUZLUK VE BİR 14.07.2008, 20:43 |
|
|
.....Bakınız Borges ne diyor;
.
Binbir Gece Masalları adı üzerinde biraz durmak istiyorum. Dünyanın en güzel kitap adlarından biri. Bence, daha önce sözünü ettiğim o kitap adı kadar, Bir Zaman Deneyi kadar güzel. Bizim için bin sözcüğünün sonsuz sözcüğüyle neredeyse eşanlamlı olmasından doğan bir güzelliği var bu ismin. Bin gece demek, sonsuz sayıda gece, sayısız gece demek gibi bir şey. İngilizce'deki o tuhaf deyimi bileceksiniz; İngilizler bazan "forever" (sonsuza dek) yerine, "forever and a day" (sonsuza dek ve bir gün) derler. Sonsuza kadara bir gün daha eklerler. Burada aklıma Heine'nin bir hanıma yazdığı bir dize geliyor; "sizi sonsuzluğa kadar, sonsuzluktan sonra bile seveceğim" Sonsuzluk kavramı, Binbir Gece ile birdir. (Jorge Luis Borges, Yedi Gece, İletişim Yayınları, 51. sf) . Bir başka yerde de şöyle demiş; . Hindistan'dan gelen ve ana gövdeyi oluşturan bir grup masal İran'a geçmişler, İran'da değişikliğe uğramış, daha zengin boyutlara erişmiş, Arapça'ya aktarılmışlar. En sonunda, on beşinci yüzyıl sonlarında Mısır'a ulaşmışlar ve ilk derleme de orada gerçekleştirilmiş. Bu derlemeden de başka bir derleme, Hezâr Efsane (Bin Masal) adlı bir İran derlemesi yapılmış. Peki neden önce bin masal vardı da, sonra bin bir masal oldu? Sanırım, bunun iki nedeni var: Birincisi, o zamanlar çift sayıların uğursuzluk getirdiği yolunda bir boş inanç -o dönemde boş inançlar çok önemliydi- söz konusuydu. Bu yüzden, bir tek sayı aradılar ve çok şükür ki bine bir eklediler. Kazara dokuz yüz doksan dokuz yapsalardı, bir gecenin eksik kaldığı duygusuna kapılabilirdik. Oysa bin bir gece olunca, bize sonsuz bir şey verildiği, bir armağan, bir gece daha sunulduğu duygusuna kapılıyoruz. . Binbir Gece Masalları adının albenisi yalnızca güzel olmasından değil, insanda kitabı okuma isteği uyandırmasından da kaynaklanıyor. Binbir Gece Masalları'nın içinde yitip gidecekmişiz gibi bir duyguya kapılıyorsunuz. Biliyorsunuz ki, bu kitaba daldınız mı, şu ölümlü dünyadaki yazgınızı unutup, başka bir dünyada, ilk örnekler de olsalar bireylerden oluşan bir dünyada bulacaksınız kendinizi. Binbir Gece Masalları adında çok önemli bir şey daha var; insana sonsuz bir kitap aşılıyor. Gerçekten de sonsuz bir kitap. Araplar, Binbir Gece Masalları'nı hiç kimsenin sonuna kadar okuyamadığını söylerler. Sıkıcı olduğundan değil, insana zaten hiç bitmeyecekmiş duygusu verdiğinden. (Jorge Luis Borges, Yedi Gece, İletişim Yayınları, 55.-56. sf) . Borges güzel yazmış. Sonsuzluk ve Bir Gün isimli güzel bir film olduğunu anımsadım şimdi. Müziği de muhteşemdi. Poe'nin, Şehrazat'ın Bin İkinci Gece Masalı isimli öyküsünü de unutmayalım. Böylece elde var sonsuzluk ve iki gün. Bir de şunu anımsıyorum; Araplar Binbir Gece Masalları'nı sonuna dek okuyan bir adamın lanete uğrayıp öleceğini düşünürlermiş. Üç kere Şeker Adam deyince Şeker Adam'ı, çengelden eliyle ensenin dibinde görmek gibi bir şey. Hangi ahmak ecelini böyle hevesle davet eder? Her şey bir tarafa da, her kitabın etrafında böyle efsaneler oluşmaz. Büyük kitaplar bunlar. Kıymetlerini bilmek lazım. Âlim Şerif Onaran'ın çevirdiği Binbir Gece Masalları'nı hepinize tavsiye ediyorum. |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 13 Mar 2008 |
| Mesajlar: 10 |
|
|
|
aa 16.07.2008, 1:42 |
|
|
Hikayesini biliyordum;ama fırsat olup da okuyamadım bir ara kesni okuyacağım. |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 25 Hzr 2008 |
| Mesajlar: 260 |
|
|
|
1001 gece masalları 08.08.2008, 0:15 |
|
|
Kirganvan 'nın dediği gibi doğu kültürü fantastik edebiyata batıdan daha yatkındır. Din ve inancın harmanlandığı bir değirmen gibi. O devirlerde ahlak anlayışı zayıf olan bir kültürde doğmuş olduğunu düşünüyorum 1001 gece masallarının.
Kesinlikle çoçuklara göre değildir. Benim kanaatim bu. Okudum. Ve okuduklarım haminnemden (bizim oralarda ninelere denir) dinlediklerime çok benzesede aynı değil. Tabi kulaktan kulağa nesilden nesile , gelişerek değişerek günümüze kadar gelen masallar da var. Eminim hala hatırınızda kalan masallar vardır.
İslamiyetden önce doğuda yönetim şaiirlerin ellerindeymiş. Onların sözü geçermiş. Birbirlerine şiirlerle överler, söverlermiş. Onlara duyulan saygı çok büyükmüş.
İnsana ilginç geliyor di mi, sanata ve sanatçıya verilen -o dönemde en büyük değer doğuda imiş. Bu bilgiyi Peygember efendimizin (SAV) hayatını anlatan ödüllü bir eserden okumuştum. |
_________________ BAKİ
Kendi bahçesinde dal olamayanın biri
Girmiş bahçeme ağaçlık taslıyor.
ÖZDEMİR ASAF
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 25 Hzr 2008 |
| Mesajlar: 260 |
|
|
|
1001 gece masalları / ORHAN pAMUK 08.08.2008, 0:22 |
|
|
Yazısını burada yayınlamadan 1001 gece masallarından bahsetmek olmaz .
TADIMLIK
Binbir Gece Masalları’nı
Okusak da Okumasak da
Binbir Gece Masalları’ndan ilk seçmeyi, kırk küsur yıl önce yedi yaşımdayken okudum. İlkokul biri bitirmiştim, yaz tatilinde babamın çalışıp annemle yaşadığı İsviçre’ye Cenevre’ye gitmiştik. Yeni öğrendiğim okumamı yazın ilerleteyim diye teyzemin yola çıkmadan önce ağabeyimle bana hediye ettiği çocuk kitapları arasında Binbir Gece Masalları’ndan bir de seçki vardı. Kalın ciltli, iyi kâğıda basılmış bu kitabı bütün yaz boyunca dört beş defa okuduğumu hatırlıyorum. Öğle yemeğinden sonra, yaz sıcağında, Cenevre gölüne, rıhtıma bir sokak uzakta olan apartman dairesindeki odamda yatağa uzanır aynı hikâyeleri yeniden yeniden okurdum. Açık pencereden Cenevre gölünden hafif bir rüzgâr eser, pencerenin baktığı arka avludan akordeon çalan dilencilerin müziği gelirken ben Ali Baba ve Kırk Haramiler’in ve Alaaddin’le Sihirli Lambası’nın hikâyesinin içine bir kere daha girer kaybolurdum.
Gittiğim ülke neresiydi? İlk izlenimim bu hikâyelerin uzak ve yabancı diyarlara, bizlerden daha ilkel, ama büyülü bir âleme ait olduğuydu. Kahramanlarının İstanbul sokaklarında rastlıyacağımız kişilerin adlarını taşıması onları biraz bana yakın kılıyordu, ama tıpkı uzak Anadolu köyleri gibi bu masalların anlattığı âlemle kendi dünyamı özdeşleştirmezdim hiç. İlk seferinde Binbir Gece Masalları’nı Doğu hakkında esrarlı hikâyeler okuyan bir Batılı çocuk gibi okumuştum. Bu hikâyelerin Hindistan, İran ve Arabistan üzerinden benim kültürüme geldiğini; bütün çocukluğumu geçirdiğim İstanbul’un karmaşasının ve esrarının bu muazzam ve hayretler uyandırıcı kitabın dokusundan ve havasından pek çok şey taşıdığını; yalan, hile, dolan, aşk, ihanet, kılık değiştirme, şaşırtmacalar ve hayret kıvrımlarıyla dokunmuş hikâyelerin ruhunda İstanbul sokaklarından pek çok şey olduğunu bu ilk okuyuşta hissetmemiştim. Daha sonraları kitabın ilk derleyicisi ve Fransızca çevirmeni Antoine Galland’ın Suriye’den ele geçirip çevirdiğini söylediği eski el yazmasında benim okuduğum bu ilk hikâyelerin olmadığını başka kitaplardan öğrenecektim. Ali Baba ve Kırk Haramiler’i, Alaaddin ile Sihirli Lambası’nı Galland bir kitaptan değil, Hanna Diyab adlı bir Hristiyan Arap’tan kendi dinlemiş, daha sonra kitabı derlerken kendi hatırladığı gibi yazmıştı.
Bu da bizi asıl konuya getiriyor: Binbir Gece Masalları Doğu edebiyatının bir harikasıdır. Ama onu bizlere, kendi geleneksel edebiyatlarından, İran ve Hint kültüründen öğrendiklerinden kopmuş ve Batı edebiyatının sarsıcı etkisi altına girmiş olan bizlere yeniden öğreten Batılılar olmuştur. Batı dillerine ünlü, tuhaf, kimi zaman kafadan çatlak ya da malumatfüruş çevirmenlerce defalarca çevrilmiş olan bu kitabın sözünü ettiğim Antoine Galland tarafından yapılmış Fransızca çevirisi en ünlüsüdür. Galland’ın 1704’te Fransa’da yayımlanmaya başlayan çevirisi aynı zamanda en etkili, en kalıcı ve en çok okunmuş olanıdır da. Binbir Gece Masalları’nın aslında bu çeviriyle tamamlandığını, bu çeviri yüzünden bu bitip tükenmez hikâyeler ormanının bütün dünyada ünlü olduğu söylenebilir. Galland’ın çevirisinden, o sırada ve sonraki yüzyılda Batı edebiyatını yapan en büyük yazarlar verimli bir şekilde etkilendiler. Stendhal, Coleridge, De Quincey ve Edgar Allan Poe’nun eserlerinde Binbir Gece Masalları’nın rüzgârı eser. Bütün kitabı okumaya giriştiğimizde bu etkilerin aslında sınırlı olduğunu da hissederiz. “Doğu’nun gizemli yanı” diyebileceğimiz bir şey; harikalar, tuhaflıklar, doğaüstü olaylar, korkutucu kimi sahneler ve bu malzemeyle yapılmış bazı hikâyeler... Ama Binbir Gece Masalları yalnız bunlar değildir.
Yirmi yaşlarımda kitabı ikinci okuyuşumda bunu daha iyi anladım. Kitabı ikinci defa 1950’lerde Türkçede çıkmış Raif Karadağ çevirisinden okumaya başladım. Tabii ki bütün aklı başında okurlar gibi, gene kitabın tamamını değil, bir kısmını, içimden geldiği gibi, aklıma estiği gibi, ciltten cilde karıştıra karıştıra okuyordum. Bu ikinci okuyuşumda Binbir Gece Masalları bana itici, huzursuz edici bir şey gibi geldi. Hem merakla hikâyeleri yutar gibi okuyor, hem de kitaba bir öfke, bir kızgınlık duyuyordum. Kimi klasik kitaplara yaptığımız gibi, bir görev duygusuyla da okumuyordum ama: Merakla ve merakımdan öfkelenerek okuyordum.
Bugün, otuz yıl sonra o ikinci okuyuşta bende huzursuzluk uyandıran şeyin ne olduğunu biliyorum artık. Pek çok masaldaki kadın-erkek ilişkilerinin sarsıcı derecede tekinsiz olması, kadınların ve erkeklerin durmadan birbirlerini aldatmaları, kazıklamaları, dolap çevirip birbirlerine madik atmaları beni korkutmuştu. Binbir Gece Masalları’nın dünyasında kadınlar her zaman güvenilmezdir, hiçbir zaman samimi değildirler ve hep küçük oyunlar ve hilelerle erkekleri kandırırlar. Zaten masalların anlatılmaya başlaması, Şehrazad’ın hikâyelerini söylemesi de sevgisiz bir adama karşı hayatını kurtarmak isteyen bir kadının hilesine dayanır. Bütün kitabı besleyen kadınlar hakkındaki bu görüş elbetteki aynı hayal ve kültür dünyasında yaşayan erkeklerin derin ve en temel korkularını yansıtır. Kadınların hile yapıp dolap çevirmede başvurdukları en önemli silahlarının cinsellikleri olması bu korkuları pekiştirir. Binbir Gece Masalları bu bakımdan anlattığı coğrafyanın erkeklerinin en derin terkedilme, boynuzlanma ve yalnız bırakılma korkularını yansıtır. Bu hikâyelerden en korkuncu ve okuması mazohistçe zevkli olanı, bütün hareminin zenci kölelerle kendisini aldatışını seyreden padişahın hikâyesidir. Kadınların güvenilmezliği konusundaki en temel erkek önyargıları ve korkularını kalben hissederek, ruhtan gelen hakiki bir heyecanla romanlarında derinden işleyen Kemal Tahir’in bu hikâyenin parlak bir uyarlamasını kaleme alması hiç de rastlantı değildir. Erkek korkuları ve kadınların güvenilmezliğiyle tıkış tıkış dolu bu dünya yirmi yaşımda bana fazla boğucu, fazla “oryantal” ve biraz da bayağı gelmişti. O zamanlar Binbir Gece Masalları’nın kenar mahalle duyarlılığına ve zevklerine fazlaca batmış olduğunu hissetmiştim. Kötülük, iki yüzlülük ve bayağılık bu hikâyelerin çoğunda insanların düştüğü, düşürüldüğü bir çirkinlik olarak dramlaştırılmıyor, yalnızca çarpıcı ve tiksinti verici yanları ve hikâye zevki için bize bir kere, bir kere daha gösteriliyordu.
Bu ikinci okumamda hissettiğim tatsızlık Avrupalılaşma ve Batılılaşmayı bir çeşit “püritenleşme” olarak algılamam yüzündendi belki ve anlayışsızlığımda yalnız da değildim. O zamanlar benim gibi modernleşme meraklısı gençlere Doğu klasiklerinin çoğu baş edilmesi güç ve karanlık birer orman gibi gözükürdü. Bizi onlara yaklaştırıp sevdirecek modern anahtarlar da yoktu elimizde.
Binbir Gece Masalları’na üçüncü okuyuşumda ısınabildim en çok. Bu sefer kitaba son dönem Batı edebiyatının onda bulduğu ve efsaneleştirdiği yanından yaklaştım: Bir büyük hikâyeler denizi olmasına, kitabın bitip tükenmezliğine, iddiasına ve içindeki gizli geometriye ilgi duyarak okudum onu. Gene her zamanki gibi içimden geldiği gibi, bir hikâyeden diğerine atlayarak ve sıkıldığım hikâyeyi bırakıp bir diğerine başlayarak okuyordum. Kitabı konusundan çok düzeni, boyutu, hırsları yüzünden sevmeye karar vermiş olmam, bir zamanlar beni huzursuz eden kötücül kenar mahalle ayrıntılarına kafamı takmaktan alıkoydu beni. Üstelik, belki de artık hayatın aslında o kötücül ve güvenilmez ayrıntılarla yapıldığını kendi yaşam deneyimlerimden anlamıştım. Böylece, bu üçüncü okuyuşumda Binbir Gece Masalları’nda daha edebi olana, yüzlerce yıldır eskimeyen mantık oyunlarına, kılık kıyafet değiştirme, bir başkasının yerine geçme, saklanma gizlenme ayrıntılarına dikkat edip zevk aldım. Harun Reşid’in kılık değiştirip kendi benzerini, sahte Harun Reşid’i bir gece gizlice dikizlediği son derece çarpıcı bir hikâyeyi kendi romanım Kara Kitap’ta 1940’ların İstanbul’unun siyah beyaz filmlerden çıkma havasıyla birleştirdim. Otuz beş yaşımdan sonra hakkında okuduğum İngilizce rehber kitapların da yardımıyla, Binbir Gece Masalları’nı, okudukça sınırsızlığı, gizli mantığı, iç şakaları, zenginliği, tuhaflığı, güzelliği ve tuhaf güzelliği, çirkinliği, edepsizliği, bayağılığı, saçmalığı ortaya çıkan bir hazine olarak görmeyi öğrendim. Binbir Gece Masalları ile önceki aşk ve nefret ilişkim, ilk okumalarım, hayatı olduğu gibi kabul etmeyi öğrenememiş bir çocuğun hayalleriyle bir delikanlının öfkeleri arasında geçmişti. Şimdiyse Binbir Gece Masalları’nın, tıpkı hayat gibi, olduğu gibi kabul edilmezse bize mutsuzluk verecek bir şey olduğunu yavaş yavaş anladım. Okur bu kitabı hiçbir boş beklentiye ve umuda kapılmadan içinden geldiği gibi ve kendi keyiflerinin mantığını izleyerek okumalı bence. Ama Binbir Gece Masalları’nı okumaya girişecek okura akıl vermek de fazla cesaret.
Gene de okumak ve ölmek üzerine bu kitap aracılığıyla bir iki söz söylemek isterim. Binbir Gece Masalları hakkında söylenen çok yaygın iki söz vardır. Birincisi bu kitabı baştan sona şimdiye kadar kimsenin okuyamadığı üzerinedir. İkincisi, Binbir Gece Masalları’nı baştan sona okuyan kişinin öleceği üzerinedir. Birbirleriyle gizli bir mantıkla birleşen bu iki uyarı okuru ihtiyatlı olmaya itecektir elbette. Ama fazla korkaklık etmeye de gerek yok. Binbir Gece Masalları’nı okusak da okumasak da sonunda biz de öleceğiz.
Orhan Pamuk |
_________________ BAKİ
Kendi bahçesinde dal olamayanın biri
Girmiş bahçeme ağaçlık taslıyor.
ÖZDEMİR ASAF
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 25 Hzr 2008 |
| Mesajlar: 260 |
|
|
|
Siz ne düşünüyorsunuz 08.08.2008, 0:26 |
|
|
Binbir Gece Masalları hakkında söylenen çok yaygın iki söz vardır. Birincisi bu kitabı baştan sona şimdiye kadar kimsenin okuyamadığı üzerinedir. İkincisi, Binbir Gece Masalları’nı baştan sona okuyan kişinin öleceği üzerinedir.
Orhan Pamuk |
_________________ BAKİ
Kendi bahçesinde dal olamayanın biri
Girmiş bahçeme ağaçlık taslıyor.
ÖZDEMİR ASAF
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 25 Hzr 2008 |
| Mesajlar: 260 |
|
|
|
Uyuyan güzeller 08.08.2008, 10:24 |
|
|
Bir ejderhadır gidiyor(sun)uz. Ya masallarımız ? yoksa hepiniz öldünüz mü ?
Silkelenin şöle bi, dünyaya açın gözlerinizi, Fantastik edebiyat batıda doğmadı.
Doğruyu söyleyin, hiç biriniz baştan sona okumadınız di mi.  |
_________________ BAKİ
Kendi bahçesinde dal olamayanın biri
Girmiş bahçeme ağaçlık taslıyor.
ÖZDEMİR ASAF
|
|
|
|
 |
|
|
|
Powered by phpBB © phpBB Group
|
|
|
| |
|
|