Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder  
» ÖYKÜLERİNİZ
Yazar Mesaj
Üye
Üye

Kayıt: 26 May 2008
Mesajlar: 299
Pencerenin kenarına gelip beklemeye başladım onu. Salı sabahı gelirim, demişti ve bugün gelmesi gerekiyordu. Sabah gelmesi artık imkansızdı, ancak yine de bekledim. Saat sanki daha hızlı ilerliyor, gördüğüm herşey hızla eskiyor ve gözlerimin önünde bir mevsim değişimi yaşanıyordu. Bütün bunlar salı günü oluyordu. Sabah başlayan bir bekleyiş sabahtan taşmıştı ve artık bütün bir güne evriliyordu. Havanın kararması da getirmedi onu.
    Gece vuruldu kapım.Tuhaf bir şekilde gözlerimi yoldan ayırmamama rağmen görmemiştim onun gelişini. Kapıyı açtım ve bana geciktiği için hiç de üzgün, en azından 'üzgün gibi` bile görünmedi. Bu bir bakıma iyi birşeydi. En azından rol yapmıyordu. Elinde tuttuğu siyah çantayı masaya bıraktı. (Bu diğer odalara kadar uzanan bir masaydı. Bunu sağlamak için duvarların bir bölümünü yıktırmıştım.)

    Gülümseyerek şöyle dedi:
    -Beni bütün gün beklediğinize eminim. Ancak hesapta olmayan işler çıktı. Herneyse, artık emrinizdeyim, bay?
    -Rahav! İsmim bu, bana bay demenize de gerek yok sanırım.
    -O halde bay, afedersiniz, Sayın Rahav, bir an önce şatonun satış işlemleri hakkında konuşmaya başlayabiliriz. Öncelikle bir fiyat belirlemeliyiz. Bu şekilde işin büyük bir bölümü bitirmiş sayılırız. Bu kadar da değil sadece, öte yandan mutfağınızdan gelen kokular aklımı başımdan aldı, birşeyler de yiyebiliriz.
    -Pekala sayın avukat dediğiniz gibi olsun, hem böylesi ikimiz içinde daha iyi. Ben, gördüğünüz gibi oldukça yaşlıyım ve az bir hareket bile yoruyor artık bedenimi. Yalnız şimdi şatonun satış ücretinden daha önemli bir konu var!
    -Dinliyorum!
    -Bildiğiniz gibi, size bunu daha önce anlattığımı sanıyorum, bu şato bir aile mirası. Onu alacak kişi, şu bahçe kapısının üzerine asılmış ahşap levha üzerindeki `Rahav Şatosu` yazısını değiştirmek isteyebilir; ancak ben buna karşı olduğumu söylemeliyim.
    -Anlıyorum, bu durumda satış için gerekli koşullara bir ek koşul eklemeliyiz.
    -Mükemmel! Şimdi isterseniz birşeyler yiyelim...

    (Masa)

    Herzaman beni duyan ve gören ama hiçbir zaman uzun konuşmadığım iki hizmetçi büyük bir hızla donattılar masayı. Hizmetçiler ne bana ne de avukata bakıyorlardı. Şatoya nadiren gelen yabancılardan tedirgin olduklarını seziyordum. İşlerini ve kalacak yerlerini kaybetmekten korkuyorlardı sanırım. Avukat masanın bir ucuna, ben diğer ucuna oturdum. Birbirimizi göremiyorduk. Avukat üç kat aşağıdaki odalardan birinde idi sanırım. Ancak onun bu duruma şaşırmadığını biliyordum. Daha öncede gelmişti buraya ve o zaman da şaşırmamıştı.
    Yemeğimi hiç durmayan öksürük krizleri arasında güçlükle bitirdikten sonra, kalkıp şöminenin yanındaki iki koltuktan siyah olanına oturdum. Ancak avukatın yemeğini bitirmediğini ve benim hakkımda düşündüğünü biliyordum. Uzun yıllar yalnız yaşamak, bana bazı olağanüstü diyebileceğim yetenekler kazandırmıştı. Avukat bir yandan yemeğini yerken, diğer yandan da hakkımda şunları düşünüyordu:
    ``Ne kadar aptal bir ihtiyar aman Allahım! Bahçe kapısının üzerine asılmış bir levhada yazan aptal bir yazı için kimbilir ne kadar para kaybedecek?``
    Belki de haklıydı avukat. Aslında bahçe kapısı üzerinde duran o, `Rahav Şatosu` yazısının benim için ne anlama geldiğinin, mesleğinde yeni olan ve bir an önce yükselmek isteyen genç bir avukatın anlamasını beklemem hata idi. O`na, bunun nedenini anlatmalıydım. Sonunda yemeğini bitirmiş ve düşüncelerinden sıyrılmış olan bu genç avukat, az önce düşünürken bir yandan da masaya birşeyler çizdiği bıçağı tabağına koydu. Bıçağın, tabağa değince çıkardığı ses, üç kat aşağıdan dalgalar halinde yükselerek kulağıma geldi.
Şöminenin ateşine doğru eğildim. Yanıma gelmek için merdivenlere yönelen avukatın çıkardığı sesleri dinledim. Eskimiş koltuğun kenarlarından söktüğüm üç küçük tahta parçasından ikisini, avukat her bir katı bitirdiğinde şömineye attım. Bu bir oyun haline gelmişti benim için. Bazen yedi kat aşağıdaki mutfaktan kahve getiren hizmetçilerin, merdivenlerde çıkardıkları seslerle yapardım aynı şeyi. Üçüncü tahta parçası elimde kaldı. Avukat ikinci katta durdu. Odalardan biri dikkatini çekti. Yavaş adımlarla ilerledi odanın kapısına doğru, ama sonra vazgeçti bundan ve hızlı adımlarla üçüncü kata çıkmaya başladı. Bana doğru yaklaşırken gülümsedi ve şöyle dedi:
    -Umarım şatoyu alacak kişi yada kişiler, ona gereken saygıyı gösterir Bay Rahav!

    Bana `bay` demesinin üzerinde durmadım.
    -Bu ince bir eleme olacak Sayın Avukat. İnsanların çoğu gerçek kişiliklerini gizlemeye çalışır. Ancak, bana bir asır sürmüş gibi gelen yalnız yıllardan sonra, kimsenin beni aldatabileceğini sanmıyorum. Herneyse, umarım yemeği beğendiniz?
    -Evet beğendim Bay Rahav
    -Sevindim!
    -Evet Bay Rahav, artık satış için gerekli koşullar listesine bahçe kapısının üzerinde asılı duran `Rahav Şatosu` yazısının kalması şartını da ekleyebiliriz.
    -Bundan vazgeçtim sayın avukat, istenen parayı veren herkes, istediği şeyi yapabilir şatoya öyle değil mi?
    Avukat bu ani fikir değişikliğine sevindi ama belli etmemeye çalışarak,
    -Emin misiniz? Diyebildi sadece.
    -Eminim Sayın Avukat, değişime direnmemek gerekir! Şatoyu satın alacak kişi isterse burayı yıkıp, yerine bir tütün deposu bile yapabilir.
    Yeni şartımı tam listeye ekleyecekken, ani fikir değişimimle, kalem elinde kaldı Avukatın.
    -Herneyse, bu akıllıca bir seçim aslına bakarsanız Bay Rahav!
    -Bu kararımı değiştirmemde akılın bir etkisi yok Sayın Avukat!
    -Anlıyorum efendim!
    -Anladığınızı sanmıyorum Sayın Avukat!
    -Öyle diyorsanız...
    -Umarım bu son sözlerim sizi kırmamıştır Sayın Avukat?
    Avukat oturduğu koltukta devinerek bana baktı ve şöyle cevap verdi soruma:
    -Hayır hayır! Kesinlikle kırıcı herhangi birşey yok sözlerinizde Bay Rahav!
    -Pekala!
    -Ancak birşey var Bay Rahav, lütfen söylememe izin verin.
    -Dinliyorum.
    -Şatonun satışı için gerekli şartlardan, bahçe kapısında duran yazı şartını kaldırmak iyi bir karardı. Ancak şartlarda bunun gibi alıcıyı zorlayacak pek çok madde daha var!
    -Hangileri!
    -Mesela şu arkamızda duran masanın yerinde kalması zorunluluğu!
    -Pekala onu da çıkarın listeden
    -Yerinde bir karar Bay Rahav!
    -Bakın Avukat, ben şatoyu satmak için para bile istemiyorum artık!
    -Bunu anladığımı sanmıyorum...
    -Çok açık birşey, şatoyu parasız vereceğim.
    -Ama bu delilik olur Bay Rahav, bu şato en az iki yüz yıllık ve tamamen tarihi bir değeri var. Bu şatoyu satın alabilmek için birçok firma ter döküyor. Bildiğiniz gibi insanlar şatolar da olduğu söylenen garip olayları duymaya meraklıdır. Birçok şirket bu şatolara meraklı kişileri çekecek turlar planlıyor. Belki de buraya küçük bir otel bile yaparlar.
    -Tamam öyleyse, şatoyu almak isteyen şirketlerin temsilcileri ve daha önce görüştüğümüz birkaç kişi yarın sabah buraya gelsin ve içlerinden biri şatonun sahibi olsun.
    -Büyük bir miktar para karşılığında elbette Bay Rahav!
    -Hayır Sayın Avukat, para istemiyorum dedim size ve şimdi lütfen söylediğim işlere bir an önce başlayın. Bir de merak etmeyin, size paranızı hemen şimdi ödeyeceğim.
    Avukat parasını alacağı konusunda emindi aslında.Yine de kafasında oluşacak şüphelerin işini yavaşlatmasından korktuğum için parasını hemen vermeye karar verdim.
    -Bu para çok fazla Bay Rahav, acaba doğru saydığınızdan emin misiniz?
    -Size ne kadar para verdiğimi biliyorum Sayın Avukat, hadi şimdi çalışmaya başlayın.
    -Bay Rahav, saat gece yarısını çoktan geçti ve bu saatte araç bulmak zor, hatta imkansızdır.
    -O halde burada kalın!
    -Teşekkür ederim Bay Rahav, ben de tam olarak bunu ima etmiştim aslında.
    İki hizmetçi de bir anda yanımızda belirdi.
    -Avukata, misafirlere ayırdığımız odalardan birini verin.
    Hizmetçiler zaten bekledikleri bu emre itaat ettiler ve avukatı odasına götürdüler.
    ***
    Ertesi sabah dinç bir beden karşıladı beni. Alışkın olmadığım misafir ağırlama merasimi beni herzaman endişelendirmiştir:
    -Kimsiniz?
    -Güzel şaka Bay Rahav, sizin yaşınızda bir insanın herzaman böyle neşeli olması gerekir.
    -Siz şu avukat olmalısınız?
    -Ve şaka devam ediyor, ha haha!
    Sonunda tanıdım avukatı. Bugün, şatoyu satın almak için bazı şirketlerin temsilcileri ve birkaç zengin alıcı gelecekti. Sanırım artık gerçekten yaşlandım. Yeniye direnmeyi bırakmalıyım:
    -Şirket temsilcileri geldi mi?
    -Hayır Bay Rahav, saat henüz sabahın beşi, sanırım yediye doğru gelmeye başlarlar. Bence şimdi gelmeleri gerekirdi, böyle bir şato herzaman bulunmaz bir nimet olmuştur.
    -Kahvaltı ettiniz mi?
    -Hayır Bay Rahav, isterseniz birlikte edelim?
    -Pekala, sanırım kahvaltı birazdan hazır olur.

    (Mutfak)

    Mutfakta çalışanlar evde her işi yapan iki hizmetçiden başkası değildi. Herzaman denetleyemiyordum mutfağı ve aslında umurumda da değildi. İsterlerse bana fare kızartması yedirsinler. Atalarım buraya oldukça bağlıydılar. Mutfak, şatonun kalbi demekti. Bana göreyse cehennemi bir yerdi mutfak. Sürekli dumanların yükseldiği ve tuhaf kokuların, bu kokular iğrenç olmamakla beraber, yemek kokusuna da benzemiyordu. Daha çok kaynatılan bitki kokularına benziyordu, yayıldığı bir çalışma alanı idi.
    İnsanların yemeklere bu derece bağlı olması beni hep şaşırtmıştır. Birgün aç kalma korkusu, bende yemeklere karşı bir soğukluk doğurmuştur. Yemek masasının geçtiği yerlerden biri de bu mutfaktı. Hizmetçiler orada, yani mutfakta yerler ve bu şatoda insanların düşüncelerini okuma yeteneğine sahip olacak kadar uzun yıllar yalnız yaşayan tek kişi, ben olmadığım için, yemek esnasında aramızda bulunan yedi kata rağmen düşünce yolu ile konuşurduk. Acaba atalarımda bu tür yeteneklere sahip miydi? Herneyse! ... Masa hazırlandı ve bu hazır olma durumunun, saatin altıbuçuğu vurduğu ana denk gelmesi tesadüften ziyade dakik bir disiplin içinde yaşayan hizmetçilerin özelliği idi. Avukat, daha ben ona birşey söylemeden, söz dinleyen bir çocuk gibi üçüncü kata indi ve kahvaltımız bu şekilde başlamış oldu.
    Kahvaltı saat yedide bitti ve yediyi on dakika geçe ilk alıcılar gelmeye başladı. Bunlardan ilkini, görüşmek için çalışma odama davet ettim ve elbette genç avukatta bizimle birlikte idi:
    -Bay Rahav, bu bey, M firmasının temsilcisi ve adı Bay Y
    -Memnun oldum Sayın Y!
    -Evet Bay Y, şatonun satışı için görevlendirdiğim avukatım, aslında dün şirketinize gelecekti, ancak hesapta olmayan bir gecikme sonucu burada kalması gerekti. Bende sizi, düşüncelerinize müdahele ederek çağırmak zorunda kaldım. Şimdi sizden, hemen kendinize gelmenizi beklemiyorum elbette, bu biraz zaman alacaktır. Buraya nasıl geldiğinizi bilmediğinize eminim!
    -Yine şaka yapıyorsunuz öyle değil mi Bay Rahav?
    -Hayır Sayın Avukat, anlattıklarım tamamen gerçektir ve eğer bana inanmıyorsanız gidip Bay Y`ye bir tekme savurun!
    -Bay Y, bay Y, neden öyle, bir noktaya bakıp duruyorsunuz?
    -Sizi duyamaz sayın avukat, çünkü şu anda onun beyininde ben varım ve ben yönetiyorum onu. Bir düşünsenize, şimdi sizi öldürtsem bundan hiç haberi olmayacak!
    -Bay Y, uyansanıza bay Y!
    -Gerçek bir avukatsınız, bunu inatçı olmanız ve hemen ikna olmamanızdan anlıyorum.
         (Şirket temsilcisinin uyanışı)
         -Merhaba bay Y!
    -Buraya ne zaman geldim ben? Başım öyle ağrıyor ki!
    -Sanırım unutkanlığınıza bu baş ağrıları neden oluyor Bay Y
    -Olabilir, ancak buraya gelişimle ilgi saniyelik bir anı bile yok aklımda?
    Bu sırada bizi dinleyen avukat müdahele ederek şöyle dedi:
    -Herneyse Bay Y, bir şekilde buradasınız ve her özgür yurttaş gibi, kendi isteğinizle ülkenin, hatta dünyanın istediğiniz yerine gidebilirsiniz, öyle değil mi?
    -Evet ama...
    -Bence artık bu kadar konuşma yeter, şimdi teklifinizi dinliyoruz Sayın Temsilci.
    -Olanlar çok tuhaf, ama herneyse, evet şirketimiz satış için gerekli bütün maddelere uymaya hazır ve daha önce bize bildirdiğiniz satış fiyatını kabül ediyoruz.
    -Hayır, hayır bay Y! Ben sizden para istemiyorum, sadece bu şatoyu yerle bir edin ve eskiye dair hiçbirşey kalmasın. Eğer yerle bir etmeyecekseniz de siz bilirsiniz.
    -Bay Rahav, bu nasıl bir şaka böyle?
    -Bay Rahav şaka yapmıyor Sayın Temsilci, benimde henüz anlamadığım bir nedenden dolayı Bay Rahav, şatonun satışından para almaktan vazgeçti.
    Şirket temsilcisi şaşkın bir yüzle bir bana bir avukata baktı. Bir rüya gördüğünü sandığına eminim. Sonunda ikna oldu temsilci. Ancak şato, henüz onun değildi, Sırada bekleyen başkaları da vardı ve hepsi de benim delirdiğimi düşündü. Ancak delirmedim. Bu şatoyu tek kuruş almadan vereceğim. İçin de geçen uzun yıllar umurumda değil. Pencere kenarında geçen uzun ve yalnız saatler boyunca kafamda yarattığım bu iki karakteri konuşturmaya devam ettim. Giderek arttı kişiler ve diyaloglar. Sabah, hafif bir şekilde esen rüzgar, akşamın ilk karanlığının bastırdığı an daha da şiddetlendi. Bahçe kapısına bakmaya başladım. Bu, boyu yedi ve eni dört metre olan siyah bir kapı idi. Rüzgarın etkisiyle sallanan ağaçların, uzun gölgesi yayılıyordu kapıya ve ahşap bir levha sallanıyordu.
    Levhada şu yazıyordu: `Rahav Şatosu` ...

    Salı günü gelirim demişti. Ancak henüz gelmedi. Sabah yavaşça akşama evrildi ve gece vuruldu kapım...







                 


_________________
hayat kötü hayat
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 11 Tem 2008
Mesajlar: 196
Bence bir süre bu büyük yazarı okumayı bırakmalısınz Fatih; beslendiğiniz damar olmaktan çıkıp sizden beslenen bir ölüye dönüşmeye başlayacağından korkarım çünkü...

Öykü güzeldi.

Teşekkürler.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Önceki mesajları göster:   
Resim Yükleme Paneli


Lütfen Yüklemek İsteğiniz Resmi Seçin

Yeniden Boyutlandır?
Resim yüklendikten sonra karşınıza çıkacak ekrandaki Hotlink for forums (1) linkini foruma kopyalarsanız resim forumda gözükecektir.
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Fantastik Edebiyat Forum Forum Ana Sayfa -> YAZI ATÖLYESİ -> ÖYKÜLERİNİZ

 
  
   
   
Copyright © 2006 FANTASTİK EDEBİYAT. Telif Hakları FANTASTİKEDEBİYAT.COM ' a Aittir.
Tasarım & Kodlama : Arttech İnternet Hizmetleri