1.BÖLÜM
SONUN BAŞLANGICI
Tuham yavaştı,sakin ve sabırlıydı.Kimsenin olamayacağı kadar.En doğru zamanı beklerdi hep,bu seferde öyle yaptı.Kılıcını kurak topraklara sakince sürttü önce.Düşmanının acele davranışlarını kullanmak istedi.Telaşlı gibi gözüküyordu,bundan yararlanabilirdi.Sol dizinin üzerine çöktü.Kılıcını iyice kavradı.Parmaklarının ucunda hissetmeye başladı gücünü.Kılıcının ucu hala yere sürtüyordu.O ise hareketsiz yerde öylece bekliyordu.Bir aslanın avının hatasını bekler gibi.Rotarklı savaşçı ise koşuyordu sadece.Boğazını yırtarcasına bağırıyor ve koşuyordu.Elindeki baltanın ağırlığını düşünmeden,kendini kaybetmişcesine koşuyordu.Tuham’a yaklaştığında baltasını iki koluyla kavradı Rotarklı.Son gücüyle başının izasında kaldırdı baltayı.Balta ağırlığı nedeniyle biraz arkaya düşmüştü ama Rotarklı onu kolayca indirebilirdiki öyle yaptı.Yaptı yapmasına ama Tuham hazırlıklıydı.Baltanın rüzgarını hissetti önce,sonra kulağına fısıldadı birileri zamanı geldiğini.Kimlerin,neden böyle anlarda ona yardımcı olduğunu bilmiyordu ama eğer bugün insan kavimleri arasında saygın bir savaşçı olarak anılıyorsa bunun o kulağına fısıldayanlar sayesinde olduğunu gayet iyi biliyordu.Hala yere sürtmekte olan,daha hiçbir Rotarklının kanını akıtmamış,temiz,kimilerine göre büyülü kılıcını asil bir hareketle omzuna kadar kaldırdı.Sol ayağı hala toprağı öpüyordu.Sonra tüm gücüyle sağayağından destek alarak sıçradı havaya.Sıçramasıyla birlikte ufak bir tozdumanı oluştu altında.Rotarklı ne olduğunu anlayamadı o saniyeler içinde,bu anlayamaması zaten canına mal olmuştu.Tuham düşerken kılıcını iki eliyle kavrayarak tüm gücüyle Rotarklının kafasına indirmişti.Kılıcı o kadar keskin ve sağlamdı ki o kalın derili Rotarklının tepesinden girmiş çenesinin biraz aşağısından çıkıvermişti.Kılıçla birlikte yere yığılan Rotarklı ise ölümü saniyelerle tatmıştı.
…
Arkasındaki üç bin mızraklının zafer çığlıklarıyla kılıcını Rotarklının kafasından çekti Tuham.Kılıcına bulaşmış olan kanı kurak toprağa akıtarak bir çizgi çekti.Yüzündeki kendinden emin ifadesi arkasındaki mızraklılara güven veriyor,düşmanların kalplerine ise korku damlatıyordu.Yere çizdiği çizgiye baktı kafasını yere eğerek önce,sonra ani bir hareketle kollarını yanlara açarak kaldırdı.Başı hala kanla çizdiği toprağa bakıyordu.Birden“Hunaaaaaa” diye bağırarak başını gökyüzüne kaldırdı.Sesi herkesi etkilemişti ve vadideki bütün savaşçılar merak içinde olacakları izlemeye koyuluyorlardı.Tuham Rotarklı komutana doğru bakmaya başladı ardından.Elindeki kılıcı göstererek havaya kaldırdı.Tüm vücudundaki kaslar hareket halindeydi.Heyecan ve güven.Bunların yardımıyla yürümeye,Kurak Topraklarda adım atmaya başladı Tuham.Her üç adımında bir başını çevirerek ellerini de yukarı kaldırarak arkasındaki Huna’lı savaşçılara bağırmalarını ister gibi işaret yapıyor,onlarla birlikte bağırıyordu.Düşmanına nasıl korku salacağını çok iyi öğrenmişti.Rotarklı komutanla arasında yirmi adımlık bir mesafe kalınca durdu.
“Siz..Şeytanın bu diyardaki suretleri..Beni iyi dinleyin.Beni hiç biriniz ya da sen komutan,sen bile tanımıyorsun,çünkü kılıcımın tadını tatmamış hiçbir düşman beni tanımış olamaz.Fakat sizi serbest bırakıyorum.Buralardan,bu topraklar ve ötesinden vazgeçiniz.Yoksa beni tanıma zevkini siz de tadacaksınız.Sözüm bu kadardır derileri ateşte yanmış zebaniler.Şimdi gidiniz,geldiğiniz yoldan efendinize gidiniz.Ve ona deyiniz ki bu topraklarda artık insanlar hüküm sürmekte…Hunaaaaa!!!!.!!!”
zırhını çıkardı ve yerde ölü olarak yatan Rotarklının baltasını almaya yöneldi.Zırhı ile bedenini örterken baltasını aldı ve yavaşça ayağa kalktı.Rotarklının baltasının sapı uzun ve bir o kadarda kalındı.Baltayı hızla Kurak Toprakların acımasız kumlarına gömdü.Ve geri dönerek bir kez daha Huna diye bağırdı.
“Bu çizgi..Kanınızla çizdiğim bu çizgi...Artık bir sınırdır sizlerle,şeytanla aramızda olan.Hangi şeytan hizmetkaro
bu çizgiyi geçer insan topraklarına ayakbasarsa kendisini efendisinin yanına ben göndereceğim.Bu böyle bilinsin.”
baltayı sağlamlaştırdı ve babasına doğru yürümeye başladı.Babası Penpek duyduğu gururu gözlerinden akan tek damla yaşla belirtiyor ve yıllarca süren eğitimin meyvelerini tekrar almış olmanın sevincini yaşıyordu.Tuham yumuşak kumlara basarak babasına doğru yürümeyi devam ediyordu.Rotarklı şeytan hizmetkarı ise Tuhamın savaşçılığından ve tabi ki sözlerinden yeteri kadar etkilenmişti.Savaşmanın beyhude bir hareket olacağını düşündü ve geri dön işareti yaptı elleriyle arkasında ki binlerce cehennem zebanisine.Rotarklılar geldikleri yoldan geri dönüyorlardı ama bunun bir son olmadığı apaçıktı.Çekil borusu çalındığında at üzerindeki Rotarklı komutan çoktan dönüş yoluna çevirmişti atını ama başı hala Tuhamı ve onun hareketlerine çevriliydi.Tuham ise çekil borusunu duyunca bedeniyle birlikte çevirdi başını sayısı belirsiz Rotarklı askere ve tabi ki komutanlarına.Asil duruşuna daha bir asillik katarak dik bir şekilde baktı geri dönen orduya.Rotarklı komutanın yüzünde ise anlamsız,sinsi bir gülümseme belirdi.Bunu Tuham görememişti,mesafe yaklaşık beş yüz elli fil adımı kadardı fakat nedense onun da kalbini bir endişe kaplamıştı.Sevinci yarım,endişesi nerdeyse tamdı.Etrafındakilere belli etmek istemedi bu şüpheciliğini,başını çevirdi yine tüm asaletiyle…
…
Yurda dönüş başlayacaktı birazdan.Kimse ölmemiş,Kurak Topraklar bu sefer can almamıştı Huna halkından,geriye kalan üç insan kavminin birinden.Aldığı tek can vardı
bugün.O da Rotarklı şeytan hizmetkarıydı.Geceye doğru toparlan borusunun çalınacağı ve yola kutsal ayın ışığında,güvende gidileceği duyuruldu.Kralın çadırı kuruldu ve gece beklenmeye başlandı.Tuham babası ve amcasıyla birlikte kral çadırında günü konuşmak ve ilerisi için planlar yapmak yerine dışarıda bir kayanın üzerine oturmuş güneşin batışını izliyordu.O andaki endişesinin nedenini düşündü.Kulağına fısıldayanları bekledi belki bir açıklama getirirler diye ama kimse ona bir şey söylemedi.O ise hala içini kemiren duyguyla boğuşuyordu.Güneş battıkça sıcaklığını kaybeden kaya bu sefer Tuhamın sıcaklığını emiyordu.Tuham ise düşünceler gölüne dalmış bir çıkış yolu arıyordu.
Sonra kutsal ayın gökyüzüne hükmettiği zamanlar başladı.Ve toplan borusu çalındı.Tuham askerlere önderlik için babasının emriyle ordunun en önüne geçmek niyetiyle atını almaya gitti.Bağladığı çividen ipi çıkardı ve atı Horin’i sevmeye başladı.O kadar değişik şeyler hissediyordu ki bu normal değildi.Sevinmesi,mutlu olması gerekirdi.ama o ise düşünceler ve endişesiyle savaşıyordu.Horinin sırtına atlayarak yavaş at adımlarıyla babasının çadırı önünden geçti.Toplan borusundan sonra tüm eşyalar toplanıyor ve sıraya geçiliyordu.Tuham ise en öne geçebilmek için atı ile ilerliyordu..Sessiz ve sakindi.Bir o kadar da tedbirli.Nedensizdi belki bu ama yapısı bunu gerektiriyordu.Sonra atının önüne toplanmış ve sıraya geçmiş askere baktı tek tek.Elini kaldırdı,kılıcı ile birlikte.
“Bu gün…Mutluyuz çünkü zebanileri tek bir can bile vermeden yendik.Mutluyuz çünkü ailelerimize,yurdumuza başımız dik gidiyoruz.Bunun sebebi benim ya da değilim.Sizler gibi bende yurdum için savaşır ve gerektiğinde canımı hediye ederim topraklarıma.Şimdi hiç olmadığımız kadar gururlu ve korkuyu alt etmiş suratlarımız,vücutlarmızla yola koyulalım kutsal ayın ışığı altında..Hunauğrunaaaaaa….Hunaaaaaa “
akşamın sessizliğini bozan bir konuşmaydı..Yurda dönüş şimdi başlamıştı.Önlerinde üç bin fil adımı vardı.Ve bu,yolun uzun süreceğine kanıttı.Tuham önderliğinde yola çıktı askerler.Kendilerini onun önderliğinde güvende hissediyorlardı kral olmamsına rağmen…
Kimilerimiz tehlikeninne zaman bizi alt edeceğini bilemeyiz.Kimilerimizin ise bunun için özel yetenekleri vardır.Tehlikenin onu yenmesine izin vermeden onlar tehlikeyi alt ederler..
Yola çıkalı fazla olmamıştı ki Tuham bir şeyler duyduğunu farketti.Atını kontrol eden ipleri çekerek ona durmasını söyledi.Onunla birlikte duran yaklaşık üç bin kişi de vardı.Tuham sesleri dinlemeye başladı.O güvendiği kimseler yine ona bir şeyler fısıldıyordu.
“Tepenin ardında kanvar.dikkatli ol.”
duyduğu sadece buydu.Hala içini kemiren endişesine güç katmıştı bu sözler.Elini göğe kaldırdı,yüzü hala önüne
bakarken.Dur işareti yaparak babasının yanına gelmesini bekledi.Kuma vuran nal sesleri şiddetlenmişti ki babası yanında belirmişti Tuhamın.
“Tepelerin ardında baba..Tepelerin ardında korku var.Kan var.Bu yolu takip edemeyiz.Yönümüzü Kayalık Geçidine çevirelim.”
yüzündeki çizgiler Tuhamın bu ana kadar hiç böyle olmadığını anlatıyordu,onları izleyenlere.Onlarda bile tedirginlik vardı ve onlar endişenin resmini çiziyorlardı,güçlü iradesi ve duruşu olan Tuhamın yüzüne.
“Peki ama ne gibi bir korku Tuham?Düşman arkamızda,geldikleri yoldan geri dönerlerken diyarlarına ne gibi bir korku?Tepelerin ardı bizim topraklarımızın başlangıcıdır,bilmez misin?” diyerek oğlunun bu tavrını sorgulamak istese bile Tuham onu dinlememiş ve atını Kayalık Geçidine çevirmişti.
Penpek anlamadı olanları,ama merak her insan oğlunda vardır.Her iradesi zayıf yaratık merak eder,onu bekleyen korku veya ölüm olsa da.Aslında hangimiz öyle değiliz.Ezelimizden beri kaçımız merak etmedi.Hanidir merak ediyoruz?Bunu bile merak ettik değil mi?Penpek de bu hal içindeydi.Kalbindeki merak istila etmişti tüm sevincini.
“Bir gözcü gönderin bakalım şu tepelere.Kendi topraklarımıza girerken bile tedirgin eden şey neymiş bizi bir öğrenelim.Gönderin gözcüyü!!!!”
ardından bir gözcü atını sürdü tepelere.Önce kumlar gördü kaç vakittir gördüğü gibi.Sonra ilerledikçe kumların kızıllığını fark etti.O sarımsı kumların kırmızıya nasıl döndüğüne şahitlik etti.Atını biraz daha sürdü ve tam tepeye çıkıverdi,Penpekteki merak duygusunun etkisiyle.Güneş gözükmemişti daha,kutsal ay ise hükmünü devam ettirirdi buralarda.Fakat ters giden bir şeyler olduğunu gözcü de fark etmişti.Gözlerini kıstı,sağ eliyle de rüzgarı kesti daha rahat görebilmek için ilerilerini.Ve gördüğü anda da korkuya kapıldı tüm bedeni.Bir katliamdı gördüğü şey.Bir şeytan işiydi,anlamaya çalıştığı hadise.Göçebe yaşayan bir kabile soyunun tükenişiydi aslında gördüğü.Biraz daha dikkatlice baktı ki fark etti daha ileride duran kanatlı atları.Dehşete teslim etti kendini ve kavramaya çalıştıkça o kanatlı atların vücutlarında tek bir etin bulunmadığını keşfetti.Tam on üç tane kemikten,kanatlı atlar.bir tek kanatları ettendi ve güçlüydü.Çığlıklar ata ata birilerini bekler gibilerdi.Gözcü hemen çeviriverdi atını kralın yönüne ve hızla sürdü.Penpekin yanına geldiğinde,yüzünün beyazlığı ne kadar çok korktuğunu ve dehşete teslim olduğunu kanıtlıyordu.Tuham ise Horin ile birlikte çoktan yol almıştı.Gözcü ne gördüğünü tüm ayrıntılarına varana dek anlattı.Penpek kendisi görmek istedi bu yaratıkları ve yaptıklarını ama cesareti yetmedi buna.Tuhamı takip etmesi gerektiğini düşündü.Eğer Tuham bile bu denli çekindiyse bu canavarlardan bir nedeni olmalıydı.Böyle düşündü Penpek.Ve orduya verdiği talimatla Tuhamın izinden gitti.Bu pek rastlanır bir durum değildi.Kral oğlunu dinlesin ve onun dediğini yapsın.Ama başka çaresinin olmadığını biliyordu.Huna ordusu tekrar Tuhamın peşinden Kayalık Geçidine doğru yol aldı.Tepenin ardında ise on üç Servant vardı.On üç karanlık hizmetçisi.Ve amaçları Tuhamdı.Tuhamı yok etmek.Bu göçebe kabile ise ona göz dağı vermesi için katledilmişti.
Servantların arkalarında Huna diyarı uzanıyordu.Yaklaşık bin fil adımı kadarda Huna şehri bulunuyordu.Servantlar ise şehre gitmek yerine Tuham ve ordusunu takibe başladılar.Kendilerini fark ettiklerini ve yön değiştirerek yollarına devam ettiklerini biliyorlardı.Üç bin mızraklının kalbinde korku hüküm sürsün diye havalandılar gökyüzüne.Ve Kayalık Geçidine giden yola doğru uçtular.Öyle bir çığlık attılar ki bütün mızraklılar acılarından durmak zorunda kaldılar.Tuham ise hiç istifini bile bozmadan atını sürüyordu.
“Durmayın Hunalılar.yolumuz uzadı.acele etmek gerek.”
diyerek güvende hissettirmeye çalışsa da halkını kendi bile endişesini yenememişti hala.O gülümsemeden sonra,Tuham bunu görmemiş olsa bile bir endişedir almıştı kalbini.Ve bu yol boyunca sürecekti.Attığı her adım yurduna varmadığı sürece onu sanki karanlığa çekecekti.Onunla birlikte üç bin mızraklıyı da… |