Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder  
» ÖYKÜLERİNİZ
Yazar Mesaj
Üye
Üye

Kayıt: 22 Tem 2008
Mesajlar: 17
uzun zamandır üzerinde çalıştığım yazıların ilkini bitirmiş bulunuyorum ve sizlerin yorumuna kapımı açıyorum.çok başarılı olmadığını biliyorum ve bu yazımdaki eksikleride en kısa sürede sizlerin yardımıyla atlatacağımı düşünüyorum...

'''Güneş ayrı bir sıkıntıyla yükseliyordu o sabah Senortis’in üzerinde.Rüzgarlar başka bir sertti alışılmış zamanlara göre.Orta Dünya’nın batısında kalan tek insanoğlu krallığının kaderi gece gibi karanlıktı kalplerinde onlar için.
Yüzyıllardır hiçbir savaşın, hatta çatışmanın yaşanmadığı, barışın ve özgürlüğün hayat sürdüğü topraklarda Senortis’li savaşçılar, belkide son kez özgürlükleri için çarpışacaktı o gün.
Ufukta beliren ve bir kaç saat içinde topraklarına girecek olan dört bin kadar Jensofen askerine karşı hiçbir ümitleri yoktu.Yedi bin kişinin yaşadığı Senortis’te sadece iki bin beş yüz savaşacak asker vardı ve paralı Jensofen askerleriyle kıyaslandığı zaman hepsi çelimsiz ve tek nefeste uçacakmış gibi görünüyordu.Kalın zırhları ve Kantag cücelerinin yapımı olan kılıçları ile Aks yapımı uzun menzilli okları bile onlara hiçbir ümit vermemekteydi ve tedirgin bekleyişleri öğle vakti olmadan bitmiş olacaktı ve hepsinden kötüsü henüz kralları savaş meydanına çıkmamış, odasında oturmuş, beklemekteydi.
‘’Daha ne kadar bekleyeceğiz kralım? Adamlar sınırlarımıza girdi. Beklenmedik bir saldırıya karşı bir gün içerisinde iki bin beş yüz askerle bile çok iyi toparlandık. Şimdi zaman sizin zamanınız!Burada oturup hiçbir sorunu çözemeyiz.Askerlerimiz sizi bekliyor sayın kralım!Sizin varlığınız bile onlara verilecek en büyük cesarettir.’’ Diyordu kralın başdanışmanı Zibeltek.
Onunda içinde hiç bir ümit olmamasına rağmen tek isteği, krallarının dışarı çıkıp, askerleriyle son kez konuşmasıydı ve biliyordu ki yapacağı bir kaç kelimelik konuşma, askerlerine vereceği en iyi cesaretti.
‘’Görmüyor musun Zibeltek?Her şey bitti. Yıllardır batıda hüküm süren Senortis artık olmayacak! Ümidim olsa ne değişir ki? Kaç kişiyiz burda? Neyin savaşını vereceğiz? Müttefiklerimiz neredeler? Biz her savaşlarında onlara destek yollarken şimdi onlar nerdeler?’’
Çok iyi biliyordu ki kralı haklıydı Zibeltek’in. Gerek Şenisen, gerek Vefoel krallıkları yıllardır askeri ihtiyaçlarında Senortis’ten destek almışları ama şimdi oturup bunları konuşmanın zamanı değildi.’’Çok haklısınız sayın kralım ama düşman birkaç saat içinde şehrimize girmiş olacak. Boşverin şimdi ittifaklarımızı.Kadınlarımızı düşünün,çocuklarımızı ...Geleceğimizi düşünün...’’
‘’Askerler ne durumda komutan?’’
‘’Hepsi sizi beklemekteydi sayın kralım! Ve inanın hepsi şimdi daha büyük hırsla mücadele edecek ve hiç ümit olmamasına rağmen hepsi canını vermeye hazır kralım.’’
‘’Ufku görüyorsun dimi komutan?’’
‘’Evet kralım!’’
‘’İşte! Bizim sonumuz geliyor. Dört bin Jensofen askerinin yaratacağı bir son!’’
‘’Hayır kralım! Af buyurun ama dört bin değil, kırk asker bile olsa, eğer siz içinizde sonunuzu hazırladıysanız, bu onların suçu sayılmaz sayın kralım.’’
‘’Sanırım haklısın dostum. Bugün bir kral- komutan olarak değilde iki dost olarak çarpışarak düşmeye ne dersin?’’
‘’Çarpışmaya her zaman kabulüm ama düşmeye değil kralım.Yanımızda siz ve içimizde bu vatan aşkı varken inanın, bizi kimse ezip geçemez’’
Son kez askerlerine sesleneceğini düşünüyordu Senortis’in ulu kralı.Batının hakimi, Revedit Güney Geçidi’ni kontrol altında tutan ve insanoğlunun en çok güvendiği Senortis kralı çok savaş görmüştü.İki metreye yakın boyu ve yüz kiloyu aşkın cüssesine rağmen cüce yapımı özgürlük kılıcını bir Aks kadar seri kullanabilir ve bir at kadar hızlı koşabilirdi. Buda askerleri için korkudan öte krallarından aldıkları bir cesaret emsaliydi.Çok iyi eğitim almıştı çocukluğunda.Hocalarına çok küfür ederdi ama sanırım şimdi bunlardan pişmanlık duymaktaydı ve hatta hiçbiri hayatta olmayan hocalarına sonsuz şükranlar sunuyordu içten içe.
‘’Senortis’in değerli savaşçıları!Bugün, belkide son kez omuz omuza kılıç çekecek günümüz olacak!Kadınlarımız, çocuklarımız ve geleceğimiz için!Sizden bir kral olarak herşeyi isteyebilirim ama ölmenizi isteyemem! Biz insanların doğasında buna yer yoktur.Bizler zalim değiliz.Her zaman özgürlüğümüz için savaştık!Şimdi söyleyin bana,bu köpeklere geçit verecekmiyiz?’’
‘’HHUUHH!’’
‘’Sonuna kadar benim yanımda savaşacak mısınız?’’
‘’HHUUHH’’
İşte şimdi anlamıştı kral, hiçbir gücün onları geçemeyeceğini.Düşmanın yarısı kadar olan ordusu, her ne olursa olsun kanının son damlasına kadar savaşacaktı ve askerleriyle haklı bir gurur duyuyordu.
Çatışma başladığı gibi son sürat devam etmekteydi.Uzun menzilli Aks oklarıyla ön saflardaki onlarca Jensofen askeri düşürülmüş, ufakta olsa bir ümit doğmuştu Senortis askerlerinin içine.Yüksek bir tepeye konuşlanmış olan elli Senortis okçusu,durmadan oklarını düşman saflarına yağdırıyor ve yüksek oranla atışları isabet alıyordu.Tepede olmalarının ayrı bir avantajıysa, iki taraf kılıç savaşına başladığı anda bile düşman üzerine ok yağdırabilecek olmalarıydı ve hiçbirinin tek bir an bile durup nefes almaya niyeti yoktu.
Ön saflarda düşüşleri gören kralın içerisine ümit doğmasına rağmen kılıç kılıca çarpışmada biliyordu ki hiç şansları yoktu ve tek güvencesi okçularıydı ama ne yazık ki sayıları çok azdı.Tahminiyle sekizyüz kadar düşman askeri ok atışlarıyla düşmüş,ağır bir yara almışlardı.Fakat şimdi vakit kılıç savaşı vaktiydi.
Askerlerinin saldırısını beklemeden en önden savaşa giren kral,yüksek sesle gürleyerek düşmana psikolojik baskı yapma niyetindeydi ama onlar zor doğa koşullarında yetişmiş, evsiz barksız askerlerdi ve tanrılarından başka kimseden korkmazlardı.
Daha ilk kılıç savuruşuyla bir askerin kolunu gövdesinden ayıran kral yüzünde tebessümle beklemeden kılıcını havada çevirip acı içinde bağıran askerin midesine saplamıştı.Neşeyle özgürlük kılıcını kaldırıp ‘’Senortis!’’ die bağırmasıyla askerleride cesaret almış ve düşmanla çarpışmaya çoktan başlamıştı.
İlk başta okçulardan ağır darde alan Jensofen askerleri,düzenlerini bozmadan saldırıya devam etmiş,savaşın belkemiği olan orta saftan düşmanlarına yükleniyordu.Amaçları Senortis ordusunu ortadan ikiye bölüp irtibatlarını kesmek ve ikiye bölünüp kısa sürede işlerini bitirmekti.Bunu iyi bilen kral,orta safa en iyi ikiyüz askerini yerleştirmiş,her ne olursa olsun dağılmamalarını emretmişti ve her iki taraftan toplam sekizyüz asker orta safa destek vermekteydi.
Savaş başladığı gibi kanlı devam etmekteydi.Heran bir kol yada kafa kopuyor,askerlerin üzeri kanla ıslanıyordu.Kavurucu sıcağın altında kimse yorulup bitkin düşmek niyetinde değildi.
Doğu cephesinde Senortis askerleri iyi direniyordu.Ağır darbe almalarına rağmen komutanlarının durmadan kılıcını savurup her saldırıda bir asker öldürmesiyle kendilerine geliyordu.Havadan gelen saplama saldırısını iyi sezen komutan aniden sola yarım dönüş yapıp savunması açılan rakibine fırsat vermeden kılıcını midesine saplamış bir o kadarda hızlıca kılıcını gövdeden geri çekip yanından sessizce dolaşan düşmanının kafasını gövdesinden ayırmıştı.Karşıdan gelen üç askeri anında fark edip üzerlerine atılmış,yerden gelen kesme hareketini bacağıyal savurmuş,aldığı kesiğe rağmen görmezden gelip açıkta kalan kolu vücudundan ayırmış,karşısındaki düşmana sağlam bir kafa atıp savunmasını boşta bırakmıştı.Asıl sorun sağından gelen yakın mesafeli hançerdi ve kendini çıkmazda hissetti komutan.Derken bir askerinin kılıcını savurup hançeri geri püskürtmesiyle kendine gelen komutan,beklemeden burnu kanayan düşmanının böğrüne kılıcını saplamış,hiçbir merhamet belirtisi göstermeyip bir tekmeyle kılıcını düşmanın vücudundan ayırmıştı.
Batı cephesinde düşüşler vardı.Askerler iyi savunamamış,yarıklar meydana gelmişti.Askerlerinin feryatlarını duyan kral hemen destek birliğe emrini vermiş,kendisini bırakmalarını istemişti.İsteksiz olan askerlerin çıkış noktası yoktu,emre itaatsizlik edemezlerdi nede olsa.
Arka arkaya aynı anda dört askeri düşüren Jensofen’li savaşçı,kendine çılgınlar gibi yeni bir rakip aramaktaydı ama nerden bilebilirdi ki öldürdüğü düşman son aldığı can olsun.Durumu fark eden kral beklemeden batı cephesine koşmuş, hatta destek birliğinden önce oraya varmıştı ve gördüğü sahne karşısında dahada sinirlenip dört askerinin canını alan askerin açık savunmasını fırsat bilip,hayatında hiç yapmadığı şeyi yapıp,düşmanına arkadan saldırıp,düşmanının kafasını ortadan ikiye bölüp yere devirmişti.
Okçuların yoğun atışları devam etmekteydi.Doğu cephesi hafiflemişti ama okları tükenmekteydi.Sadece ok atışlarıyla tahmini bin iki yüz düşman düşmüştü ve buda ordunun dörtte biri demekti,iyi iş çıkarmışlardı.
‘’On yedi!On sekiz!On dokuz!Yirm....Lanet olsun!Bana hiçmi pislik bırakmadınız!’ diye bağırıyordu komutan ama nerden bilebilirdiki doğu cephesinde hiç düşmanının kalmadığı ve sırf o bölgede iki bin düşmanının ölü yattığını.
‘’Kaç kişi kaldık doğuda asker?’’ diye yanındaki askerden bilgi istedi komutan.Aldığı cevap çok etkisi yarattı.Doğu cephesinde yanında savaştığı sekizyüz askerden sadece yüz ellisimi hayatta kalmıştı?
‘’Durmayın!Krala gidiyoruz.Onu yalnız bırakamayız!’’ Askerlerde durmaya niyetleri değildi ve anında koşarak krallarına doğru yardıma gittiler.
Batıda durum pek iç açıcı değildi.Yedi yüz askerden geriye kalan ikiyüz kişiydi ve hala karşı tarafta bine yakın düşman vardı.Ümit yoktu bu sefer kralın içinde,düşeceklerdi.Her iki saldırısında bir kişinin hayatına son veriyor,durup nefes almadan saldırılarına devam ediyordu ve her çevresibe baktığında bir askerinin daha düştüğünü görmek kralı dahada hiddetlendiriyordu ama bilemezdi ki doğudan yüzelli askerin desteğe geldiğini.
‘’Durum nedir komutan?’’
‘’Doğu temizlendi kralım!Yüzelliye yakın askerle size desteğe geldik.Orta saflar temiz,merak etmeyin,onlar çarelerine bakıyor ama bu savaşı kazanırsak tek sebebi iyi hedef alan okçularımız.Duyduğuma göre binden fazla düşman indirmişler’’
‘’Bunları sonra konuşuruz komutan.Şimdi kurtarılacak bir ülkemiz var.Savaş!!’’
Durmak bilmiyordu Senortis’in yüce askerleri.Krallarından gelen haykırışlarla cesaret alıyor,ümitsizcede olsa düşmanlarına kılıç savuruyorlardı ve sanırım cüce yapımı kalın zırhları iyi iş çıkarıyordu çünkü çok tehlikeli saldırıları geri püskürtmüştü birçoğu şimdiye kadar.
‘’Evet!Gelin bakalım ahmaklar.Lanet pislikler sizi.Senortis kralı’nı bakalım nasıl devireceksiniz?Al sana...Sende...Sanada bir tane..Ahh...Sende pislik cehennemi boyla.’’
Komutanda durdurak bilmiyordu.İki düşmanı tek hamlede saldırı pozisyonlarından uzaklaştırıp seri ayak hareketleri ile durman yüzseksen derece dönüp kılıcını yere paralel çevirmiş ve iki kafayıda gövdeden ayırıp yere düşürmüştü.En son kaç saymıştı?Kırkmıydı?Kırkikimi?Artık ne önemi vardı ki zaten.
Bir asker vardı ki kralın gözünden kaçmamıştı.Savaşmıyor,sanki kılıcıyla dans ediyordu.Aynı anda üç düşmanın saldırılarını kabullenip savunmasını yapıyor,insanın gücünü aşacak gürzün ağırlığını kollarında kabul ediyordu.Alttan kesme hareketiyle iki rakibin ayağını yaralamış,beklemeden boğazlarına öldürücü kesmeyi savuruğ üçüncününde kalbini paramparça etmişti ki o asker gürzü kullanandı.
‘’Savaştan sonra beni bul,asker’’diye emretti kral yanındaki savaşçıya.Başıyla onay veren asker konuşmaya vakit ayırmadan saldırılarına devam ediyordu...
Sonunda bitmişti işte.Kendilerinden iki kat kalabalık Jensofen saldırısına karşılık veren Senortis,galip çıkmıştı ve elbette bu galibiyeti okçularına borçluydu.Aşağıda savaşan ikibinbeşyüz askerden sadece altıyüz kadarı hayatta kalmış,bir o kadarıda ağır yaralıydı ve pek yaşam ümitleri yoktu.Jensofen ordusundan kopup kaçmaya başlayan ikiyüz kadar düşman askerinin kaderiyde aynıydı son dakikalarda;sırtlarında gümüş okla yere düşüp son nefeslerini beklemek!
‘’Komutan!Okçuları getir bana,hemen!Düşmanın yarısını düşüren o adamları tek tek tebrik etmek istiyorum.Onlar olmasaydı bu savaşı kazanamazdık.Ve siz askerlerim!Çok büyük bir özgüven ve cesaretle savaştınız!Hiçbirinizin hakkını yiyemem!Görsünler bakalım Senortis’le uğraşmak neymiş!Senortis!’’
‘’HUUHH!’’
Askerlerine zafer konuşması yapan kral bilemezdiki bu saldırının sadece ön devriye birliği olduğunu ve çok daha büyük bir ordunun yakın zamanda Moltar’dan çıkıp üzerlerine geleceğini.Ama zaman kutlama vaktiydi.Kazanılan savaşın kutlaması ve hepsininde son kutlaması..
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 18 Ksm 2007
Mesajlar: 54
Hikayenizin ikinci bolumunde buyuculer ve ates toplari da gormek isteriz.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 22 Tem 2008
Mesajlar: 17
silvana
selam dostum, bu hikayem, yazmak istediğim fantazya serisinin ilk kitabının ilk bölümü. yazılarımı bitirip tek tek burada yayınlayacağım. ilerleyen zamanlarda tabii ki çeşitli büyücüler, ejderler, vs. olacaktır. yorumun için teşekkür ederim
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 22 Tem 2008
Mesajlar: 1
selam:)hikayeni çok beğendim,gerçi hikayenin aşama evrelerini de az çok biliyorum:)tamamlanmış çok iyi olmuş,tebrikler...
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 20 Nis 2008
Mesajlar: 89
dostum sürükleyici bir şeye benziyor fakat biraz kısa değil mi gerci toplam ne kadar tasarladığını bilmiyorum belki ona göre ayarlamışsındır

_________________
One ring to rule them all, one ring to find them, one ring to bring them all, and in the darkness bind them.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger
Yönetici

Kayıt: 02 Ekm 2006
Mesajlar: 853
Bana öyle geliyor ki acele etmemeliyiz. Bırakalım Aksena kendi dünyasını olgunlaştırmaya devam etsin. Bizler de heyecanla bekleyelim. Bakalım neler olacak.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Önceki mesajları göster:   
Resim Yükleme Paneli


Lütfen Yüklemek İsteğiniz Resmi Seçin

Yeniden Boyutlandır?
Resim yüklendikten sonra karşınıza çıkacak ekrandaki Hotlink for forums (1) linkini foruma kopyalarsanız resim forumda gözükecektir.
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Fantastik Edebiyat Forum Forum Ana Sayfa -> YAZI ATÖLYESİ -> ÖYKÜLERİNİZ

 
  
   
   
Copyright © 2006 FANTASTİK EDEBİYAT. Telif Hakları FANTASTİKEDEBİYAT.COM ' a Aittir.
Tasarım & Kodlama : Arttech İnternet Hizmetleri