BAY SAHRA
.
Bay Sahra -ki ilk kez ona ortaokulda Türkçe hocası böyle hitap etmişti- soğuk, karlı geceleri takiben gelen bahar sabahlarından birinde mecmuada sıradan bir haber okuduktan sonra tuhaf şeyler söylemeye başlamıştı.
.
Bay sahra çevresinde entelektüel gözle bakılan, zeyrek, tetik ve mücadeleci bir kişiydi. Ama söyledikleri onu insanların gözünde bir deliye çevirmişti.
.
Neydi acaba söyledikleri?
.
İlk başta pek önemsiz duran ama daha sonra başka bir haberle ilişkilendireceği ilk haber; Hindistanlı bir çocukla ilgiliydi. Aylardan beri bir ağacın önünde, ona inanan ve yardım eden öğrencileriyle yoga yapan ve hiç yemeden-içmeden duran on beş yaşındaki genç aniden ortadan yardımcılarıyla beraber kaybolmuştu. . .
.
Bay sahra lise yıllarında fizik hocasıyla zaman makinesi ile ilgili düşüncelerini paylaşmıştı. Einsten’in izafiyet teorisini hayata geçirmek, ışık hızını yakalayıp dördüncü boyutu açmak için yanıp tutuşuyordu. Onun insanlar tarafından deli saçması olarak görülen düşünceleri işte tam bununla ilgiliydi.
.
İlk haberle alaka kurduğu ikinci haber ise gene mecmuada okuduğu sıradan bir makaleydi. Makalede maya takvimi hakkında İsveç ve İngiltere’de araştırmalar yapan Mr. Colleman; maya takviminin yirmi sekiz ekim iki bin on birde bittiğini ve o tarihten sonra insanlığın değişeceğini söylüyordu.
.
Bu iki sıradan konu Bay Sahra’nın şöyle düşünmesine neden oldu; Hindistanlı o genç ve öğrencileri bir şekilde zamanda yolculuk edip insanların evrimini tamamlayıp, diyalektik tarihlerini oluşturmaya başlamadan hemen önceye- köleci toplum var olmadan önceye-gittiler. Oraya giden bu Hindistanlı insanlar, konuşma ve algılama seviyeleri belirli bir düzeye erişmiş olan insanlara, yalnızca insan olduklarını, ırk diye bir kavramın hiçbir zaman olmaması gerektiğini, kadın-erkek eşitliğini, sevginin insan doğasının en yüce manası olduğunu, din olgusunun hiçliğini benimseteceklerdi.
.
Verdikleri bu mücadele tam altı yıl kıtadan kıtaya sürecek ve insanlar, Alman, Fransız, İngiliz, Arap, Türk, Hıristiyan, Müslüman, Musevi, Yahudi olduklarını diretip savaşlar vermeyecek, ülkeler kurup sınırlar çekmeyecek, birbirlerini öldürmeyecek, acı çekmeyecek ve sevgilerini, insan olduklarını iliklerine kadar hissedecekti. Tarih aniden köklü bir değişime uğrayacaktı. İşte o tarihte yirmi sekiz ekim iki bin on birdi. Mayalar böyle söylemişti. Zaten o da tüm hayatı boyunca insanların yanlış şeyleri öğrenip benimsediğini eğer insani duygularla yaşamlarını sürdürselerdi içinde bulunduğu zamanın bu denli kanlı-vahşi-acımasız-insafsız olmayacağına inandı.
.
Bay Sahra ilk kez bu düşüncelerini başkalarıyla paylaşıp, nevropat muamelesi gördükten hemen sonra vaktini sadece bu konuyu düşünerek geçirdi. Ona göre insanlık değişmeliydi, bunu da o Hindistanlı genç başaracaktı. Aradan iki hafta geçmiş, Bay Sahra sadece bu konuyu düşünmüş ve olup biten her şeyi bu tezini kanıtlamak için kullanmıştı.
.
Aradan uzunca bir süre geçmiş ve Sahra çevresine ikinci kez kötü eleştiriye neden olan şu sözleri söylemişti;
.
—Hindistanlı o genci iki günden beri rüyamda görüyorum. Beni yanına çağırıyor. Bu kutsal işte kendisine yardımcı olursam çok sevineceğini ve bu gün uyuyup, uyandığımda onun yanında olacağımı söyledi. Ben buna inanıyor ve size veda ediyorum.
.
Uzunca bir süre geçmiş ama Bay Sahra’yı kimsecikler görmemişti. Yaşamını bekâr olarak sürdürdüğü evin komşuları ilk kez Sahrayı bu kadar süre görmüyorlardı. Polise haber verdiler. . .
..
Evinde yoktu. Tüm ülkeyi karış-karış aradılar. Sonuç;
.
Bulunamadı.