| Yazar |
Mesaj |
|
Üye
| Kayıt: 08 Ekm 2007 |
| Mesajlar: 13 |
|
|
|
Koşmak... 12.08.2008, 17:03 |
|
|
Koşmak...
Nefes nefese kaldığında bir adım daha atmaya çalışarak meydan okumak karanlığa
Yüzüne çarpan rüzgarın esir edilemez iradesiyle elinden gelen herşeyi yaptığını bilerek yaşamaktan zevk almak belki de
Tökezlemek bazen..
Bazen düşmek..
Ama yaralanmış ve kanayan dizlerle koşmaya devam etmek
Yürüyenlerden daha şanslı, duranlardan daha cesur ve ustalardan geride olduğunu bilerek;
Öğütleri görmeyi seçip dinlemeyi reddederek...
Her seher yeni yollar aramak koşmak için, hayatı yollarla öğrenip yollarla ağlamak.
Yeni şarkılar yazmak yeni yollara
Yolların aşındırılamayacağını bilerek
Aşınan bedeni izleyip aynalarda,
Durmayı hiç düşünmeyerek
Nevruz eteşlerinin üzerinden atlamak bahar vakti,
Kış soluklarıyla soğuktan titreyerek
Bir amaç uğruna harcanan yaşamında
Arayarak.. Doğan... Bulmadan... Ölmeyecek...
Koşmak...
Yaşamaktır... |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 08 Ekm 2007 |
| Mesajlar: 13 |
|
|
|
:) 12.08.2008, 17:41 |
|
|
Yorumlarınızı bekliyorum.. Helioss senden de liütfen.. |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 11 Tem 2008 |
| Mesajlar: 196 |
|
|
|
Düşünmüş olmak... 13.08.2008, 15:14 |
|
|
Yazılacak konu üzerine önemseyerek düşünmüş olmak bile bazen ortaya çıkarılan metne çekici bir enerji verip kimi noktaları ikincil konuma itebiliyor; "Koşmak" benim için bu metinlerden biri oldu.
Odaklandığınız yerde bir hareket yaratmayı başardığınızı düşünüyorum; üstelik, yazıya konunuz kadar soluksuz bir biçim de vermişsiniz- dize sıralanışından olsa gere...
Sondaki teklemelerse hoş, çelişkiden çok hoş bir gülümseme isteği uyandırıyor insanda- bu kadar koştuktan sonra, bir durup dinlenmek lazım tabiî...
Fakat şu -ne ki onlar?- iki noktalar ve gereksiz kullanılan üç noktalar üzerine bir düşünün isterdim. Aslı Erdoğan üç noktalar için, kullanıldıklarında okuyanı bir boşluğun içine fırlatabilmeliler, demiş ya da buna benzer bir şey... O sessizliğin, derin duraksamanın bir anlamı olmalı, değil mi?
Helioss bir süredir buralarda değil, biz de özledik onu.
Soluğunuz tıkanmasın. |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 11 Tem 2008 |
| Mesajlar: 169 |
|
|
|
serbest çağrışım, fight club. 13.08.2008, 18:22 |
|
|
"koştum kaslarım yanana, damarlarımda asit dolaşana kadar koştum.
sonra biraz daha koştum..."
Koşmak... Yaşamaktır... |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 11 Tem 2008 |
| Mesajlar: 196 |
|
|
|
The Turquoise... 13.08.2008, 18:41 |
|
|
The Turquoise her yazdığının yazılmış/söylenmiş başka bir şeyi çağırdığını düşünüp içsel bir sansürle yazamaz duruma gelirse şaşırmam valla... |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 11 Tem 2008 |
| Mesajlar: 169 |
|
|
|
olmaz böyle şey. 13.08.2008, 19:10 |
|
|
"Olmaz böyle şey! Yoksa rüya mı? Tam mutlu oldum derken, yıktın bütün dünyamı" Buradaki vurguyla "olmaz böyle şey" diyorum.
Koşmak'ın en güzel vurgularından biriydi verdiğim replik. Şair her ne kadar söylenmemişi yakalamaya çalışsa da "koşmak" herzaman birilerinin hayatındaki en anlamlı arayışın temsiliydi.
The Turquoise adlı arkadaşımızın diğer şiirini de okudum, üslubu bana hitap etmiyor açıkçası. Bitmeyen cümleleri pek sevmem fakat öyle konular seçiyor ki okuyup da "işte bu!" demeden geçemem.
Tebrik ediyorum kendisini buradan.
..ve bekliyorum yenileri için. |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 08 Ekm 2007 |
| Mesajlar: 13 |
|
|
|
Düzeltme 15.08.2008, 20:48 |
|
|
Arkadaslar söz konusu yazıyı arkadaşım yazdığı için "kış solukları" adlı kısım, "öğütler" ve gereksiz noktaları düzelttim. Şûmul bey, zaten haklısınız ki dikkat edecek olursanız cümlelerim yüklemle sabittir. Yani noktalar için özürlerimi arz ederim. Bu arada yanlış anlaşılmaya mahal vermeyelim yazar benim. Bilgisayarda kısıtlı zaman geçirebildiğim için yazıya döken bir arkadaşımdı. Kalın sağlıcakla... |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 08 Ekm 2007 |
| Mesajlar: 13 |
|
|
|
Mavi Ve Aşk 15.08.2008, 21:49 |
|
|
resimlerine bakıp hastalandığım günlerin sabahlarında kaybettiğimi sandığım rüzgarınla doğdum ben. yitik mısralarımla hayat bulan hatıraların, akordu bozuk bir gitarın kırık notalarıyla çalıyor gölgemi şimdi. kim olduğunu bilmediğim, kim olduğumu bilmediğim gecelerin karanlığında, ruhumun hasat vaktini bekleyen periler misali göğsümü acıtıyorsun yine. ateşten kimsesizliğinde soğuktan üşüyen ben, tükenmeyen yollarda tükenirken nasıl da bütün kır çiçekleri sana benziyor hala? nasıl bir uçurumun zarafeti kadar saygın, bir hançerin hain kıvrımları kadar keskin ve ben uykuluyken bir kedinin saflığı kadar miskinsin rüyalarımda? köpük oluyorsun okyanusumda. için için yanan ateşimle kıvılcım oluyorsun.
küllendiriyorsun beni, acıtıyorsun yüreğimi, fakat sen sönmüyorsun..
gözlerimden arsızca dökülen iki damla çaba bu satırların mimarıyken, ayrılıp gittiğin günün kimbilir kaçıncı sonbaharında, kimbilir kaçıncı istasyonda bıraktım hayallerimi... çocukluğumla beraber çalınan mutluluğum sen yoksun diye hayalet gülüşlere dönüşüyor...
azabımın rüzgarlarında açmış mavi bir gülsün artık. duyamazsın beni, göremezsin gözlerimi, ve ellerin başkalarının sinelerindeyken bakamam sana eskisi gibi..
sahilde gönülsüzce yanan ateş beni şarkı söylemeye davet etmiyor artık. mavi denizlerin uğursuz yakamozları ışığını çalıyor gözlerimin. sonbahar daha bir beyaz, ilkbahar daha bir gri ve sensizliğin rengi daha bir siyah şimdi...
mavi rengindi oysa ki...
mavi ve aşk... |
|
|
|
|
 |
|
|
|