ISLAK AŞK
(Gözyaşları nemi sever)
7.Bölüm : Gizemler cirit atar, korkuların sarayında.
Zayıf ve gölgemsi bir bayan, birkaç metre ilerde belirdi.Ben yaslandığım salıncaktan doğruldum.Bahçenin ön kapısını açıp içeri girdi.Ayağa kalktım.Kız yabancı gözlerle üzerimde bakışlarını gezdirdi sonra: ‘’Linda’nın sevgilisi siz olmalısınız’’ dedi. .Mat bir tebessümle ‘’evet’’ dedim.Siyah, deri çantasından bir anahtar çıkarıp kapıyı açtı;
- Buyurun içeride konuşalım.
Önünde kahverengi bir halı olan kapıdan içeri girdim.İçerisi hafif bir naftalin kokuyordu.Kızı takip ederek, alacakaranlık bir odaya yöneldim.Loş bir ışık aydınlattı odayı.’’Buyurun oturun.Ne içerdiniz?’’ dedi kız.’’Ha bu arada adım Jasmin’’ diye de ekledi.Bende adımı söyleyip memnun olduğumu belirttim.Jasmin buzdolabından iki kutu kola alıp odaya geldi ve birini bana uzattı.Kolundaki çantayı çıkartıp, bol eteği ile bir çadır gibi koltuğa kuruldu.Gözlerini siyahça bana çevirerek;‘’Size nasıl yardımcı olabilirim Benden ne istiyorsunuz?’’ diye mırıldandı.Bende baştan sona durumu anlatmaya koyuldum.Bu arada, ısınan ampul odanın loşluğunu gidermeye başlamıştı.Dışarıda sert bir rüzgar esiyordu ve akşam çökmek üzereydi.Konuyla ilgili bütün detayları anlattıktan sonra, Jasmin, dinleme kabuğundan sıyrılıp mikrofonu eline aldı:
- Linda’yı çok severim.Aramızda baya iyidir.Çok yerleri gezdik, çok şeylerimizi paylaştık.O beni erkek arkadaşları ile tanıştırırdı, bende onu erkek arkadaşlarımda tanıştırırdım.Özel hayatımız bile iç içeydi, gizlisiz saklısız.Yalnız hırçın, biraz şımarık bir kızdı Linda.
Jasmin’in ağzından dökülen cümleler, sanki arabanın arkasına bağlanıp sürüklenen teneke parçaları gibi çıkıyor, sesi, demirden halkalı dişleri arasında yankı yapıyor gibiydi.Nefesleriyle kısa kısa molalar vererek konuşmasına devam ediyordu:
- Artcher diye bir çocukla çıkmıştı en son.Yanılmıyorsam 4 ay kadar sürmüştü ilişkileri.Onunla aşk yaşarken çok mutluydu Linda.Yalnız onu rahatsız eden bir şey vardı.En az Archer kadar belki de ondan daha delice kendisine aşık olan biri vardı.
Elimle sözünü kestim.Bu ayrıntı dikkatimi çekmişti.Linda’yı rahatsız eden çocuğun bu işin içinde parmağı olma durumu kesin olmasa bile dikkat uyandırıcıydı.’’Ne zamandan beri rahatsız ediyordu Linda’yı?’’ diye sorup, konuşmaya yön verdim.Jasmin, koltuğa yaslanmış korkuluk misali, ışığın dekorunda gölgesi sendelenirken sözlerine devam etti:
- Archer’e aşık olmadan öncede, birinin rahatsız ettiğini, gizli numaralarla arayıp, ‘’Seni seviyorum’’ diye fısıldayan biri olduğunu söyleyip dururdu bana. İlk kez bir mağaza da karşılaşmışlar.O kişi sanırım Linda’yı görür görmez tutuldu ve sonra teklif etti, ret cevabı alınca da ısrarını sürdü.Çünkü Linda birkaç kere teklifini kabul etmediğini söylemişti.
Linda çok güzel bir kızdı.Herkesin gözü onun üzerindeydi.Sarı saçları ile barbi bebekleri andırıyordu.Daha ufak yaşlarda bile, erkekler tarafından çok teklif almıştı.Rallen, bütün ayrıntıları sanki kafasına dijital kalemle not alıyormuş gibi, göz kırpmadan Jasmin’i dinlemeye devam ediyordu, kızda konuşmaya:
- Sonra bir ara Archer ile tartıştılar.Pek uzun sürmedi aralarındaki soğukluk.Archer, Linda’nın gönlünü almasını bildi kısa zamanda. Linda, Archer ile çıkarken çok güzel bir hediye paketi gelmiş evine.Linda paketin Archer’den geldiğini düşünerek açmış.Paketten, mor kadife kaplı kutu çıkmış ve kutunun içinde de pırlanta bir kolye.Archer’in maddi durumu bunu almaya elverişli değildi ve zaten kutunun içindeki notu da okuyunca düşüncelerinin paralelindeki noktaya ulaştı.Notta şöyle yazıyormuş.’’ Seni çok seviyorum Linda.Sana aşığım.Sen, benden başka kimsenin olamazsın’’. Yazının sonundaki cümlede bol ünlem işareti ile büyük yazılarla şöyle söylemiş: ‘’BENİM OLACAKSIN!!!’.
Yutkunmuştum.Gırtlağım, hava boşluğunu diyaframıma yollamamak için direniyor gibiydi.Linda’yı seven kişi hem çok zengin hem bir o kadarda inatçıydı gördüğüm kadarıyla.Jasmin birkaç ufak tefek ayrıntıya devam ettikten sonra cebinden mendil çıkartıp burnunu sildi.’’Özür dilerim.Havalar bu ara pek soğuk.Üşütmüşüm’’. diye ekledi. Jasmin’in anlattıklarından çok şey almıştım. Jasmin sözlerinin molalarında, kutu koladan yudum yudum alıp bitirmişti.Ben ise daha kapağını bile aşmamıştım.Basınçlı kutunun tıpasını açıp, içindeki basıncın özgürlüğüne izin verdim.Birkaç köpük balosundan sonra basınç yatıştı ve bir dikişte dibini buldum.Sanki buz dağları içime akın etmişti. O arada evin karşısındaki yolun kenarında Siyah bir Mercedes belirdi.Araç motorunu durdurup, ışıklarını da söndürerek posta kutusunun yanında beklemeye başladı.Bu rutin detayın dikkatimi çekmesinde ki yegane sebep. İstanbul’da Linda’yı kaçıran arabanında Siyah bir Mercedes olmasıydı. Kabus rengi arabadan inen olmadı.Saat geç olmuştu.Jasmin’e teşekkürlerimi sunup kapıya yöneldim.Dışarı çıktığımızda, araba istifini bozmamıştı. Jasmin ile vedalaşıp Frankfurt’a dönmek için harekete geçtim.
* * *
Herwez amcanın evindeyim.Saat 22:32’yi gösteriyor.Aklım hala Jasmin’in evinin karşısında beliren arabada.Herwez’e ayrıntıları anlatmaya başladım.Çoğu şeyden haberi varmış gibi heyecansız bakışlarla, cansız gözlerle dinliyordu beni.Elindeki sigara son anlarını yaşıyordu ama hala kül tablosu ile vuslata erişememişti.Gece yarısı hazırlık içindeydi.Rüzgar kesilmiş, yerini kibarca yağmura bırakmıştı.Yağmur çiselemeye başladığında, Linda’nın aklımdaki bakışları, göz bebeklerimin camlarına damlıyordu.Müthiş bir gürültü ile kafamdaki düşünceler etrafa dağıldı.Kırılan cam sesleri, yağmuru bile bastırıyordu.Namludan çıkan mermilerin, üzerimden sinekler gibi vızıldayarak geçtiğine bizzat şahit oluyordum.Patlayan lambalardan, oda derin bir karanlığa bürünmüş, bir o kadarda barut kokmaya başlamıştı.Kendime, kalorifer peteğini siper yapmıştım.Herwez amcayı merak ediyordum.Ne haldeydi.. Birkaç dakika süren mermi fırtınası kesildi.Yağmur hala yağıyordu.Ellerimle koruduğum kafamı biraz kaldırıp odayı kolaçan ettim. Sanki sabahın köründe ceylan avlamaya çıkılmış bir orman görünümünde pusluydu. Gri ve mavimsi dumanlar havada kabadayı gibi süzülüyordu.Mutfak tarafında bir ateş belirdi.Hemen aklıma tüpün patlama tehlikesi geldi.Can havliyle fırlayıp kendimi dışarı atmaya hazırlanırken sertimsi bir şeye takılıp yere tökezledim.Takıldığım şey Herwez amcanın boylu boyuna yerde yatan vücuduydu.Dumandan etkilenip bayılmış olmalıydı.Kendim kalktıktan sonra onu da kaldırıp ve omzumla destekleyip kapıya yöneldim.Mutfaktaki patlama riski saldırının yeniden başlama ihtimalinin önemini zayıflatıyordu.Zaten düşündüğüm gibide oldu. Herwez amcanın da ağırlığı ile kendimi dışarı attıktan saniyeler sonra, mutfaktaki tüp patladı ve camdan basınçla yüzlerde parça savruldu.Ev alev alevdi artık..
Olayları çözümlemekte zorlanıyordum.Birileri Linda'yı kaçırmıştı.Birileri benim peşimdeydi.Belki de ,aynı kişilerdi hepsi.Çıkarabildiğim sonuç; peşimdekilerin, acımasız, göz kara biri olduklarıydı.Bu düşünceler içindeyken bir yandan da Herwez amcanın soluğunu açmak için suni teneffüs yapıyordum.Gömleğinin ilk üç düğmesini açıp daha da rahatlamasını sağladım.
Olay yerine bir kaç dakika sonra polisler üşüştü.Herwez amcanın bilinci yerine gelmişti.Gözlerini hafif aralayıp buğulu bakışlarını bana dikti.Korkuyla;
''Evlat başımız belada'' diye mırıldandı.
Aradan 2 gün geçti.Herwez bir kaç saatlik hastane merasiminden sonra taburcu oldu.Rallen karakolda ifade için alıkoyulmuştu.Asıl sorması gereken binlerce sorusu olan Rallen'e polisler sorular yağdırmıştı.Tabi sonuç olarak, bu işin arkasında kimlerin olduğu bulunamadı.
Bir Pazar sabahı.Herwez amca, yeni bir eve yerleşti. Bende onunla beraber kalmaktaydım.Saldırı olayından yara almadan kurtulduğumuz için kendimizi çok şanslı görüyorduk ama bunun yanında, Linda'nın kaçırılması yetmiyormuş gibi birde bizim canımızın tehlikede olması korkularımızı depreştiriyordu.Tahminler yürütmekten geri kalmıyordum.Linda'yı kaçıranların, bizim peşimizde olanlarla aynı kişiler olması büyük ihtimal gözüküyordu.Peki ama kimdi bunlar.Bizden ne istiyorlardı? Masum insanların hayatlarını tehlikeye atmaktan bir an olsun tereddüt etmeyen bu kişiler, kimin adına çalışmaktaydılar?Bir ara bu soruları Herwez amca ile yorumladık:
- Herwez amca, sen ne düşünüyorsun bu olaylar hakkında?
- Evlat, peşimizdekiler belli ki epey acımasız.Tahminim kaçırılan kızıma göz dağı vermek için, sevdiği kişilere risk unsuru oluyorlar.Yani diyorlar ki Linda’ya; ''Bak bizim dediğimizi yapmazsan, baban da sevgilin de ölür.İstesek her şeyi yaparız.'' Ben böyle düşünüyorum evlat.Sözlerinin eri olduklarını ispatlamak içinde böyle girişimlerde bulunuyorlar işte.Hatta sana şunu da söyleyeyim Rallen, Kızıma ulaştıracak yada tanık sayılacak kişilerde tehlike altında.
Herwez'in son sözü beynimde 45 lik magnum gibi patlamıştı.İlk aklıma gelen, Linda'nın kuzeni Jasmin oldu.Aniden kalkıp kapıya yöneldim.
- Ne oldu evlat hayırdır? Bir sorun mu var?
- Jasmin tehlikede.Linda'nın kuzeni.. Arabanızı alabilir miyim Herwez amca?
Bir kelime dahi söylemeden anahtarı uzattı.
Bu sözlerim Herwez'i de ürkütmüştü.Dediklerinin gerçek olma payı her daim vardı çünkü.Donuk gözlerinin içinden, soğuk, bir o kadarda ıslak bir şekilde gidişimi seyretti.
Münih yoluna koyuldum tekrar.KIA Jeep, siyah bir beygir gibi altımda şahlanıyordu.Jasmin'e ne kadar tez ulaşırsam, onun için bir o kadar iyiydi.Hızım çift şeritli yolda 180'e ulaştı. Karşı şeritten gelen araçlar kurşun gibi yanımdan geçiyordu.Münih'e 5 km kalmışken karşımda trafik polislerini gördüm.Bir tanesi elindeki fosforlu jopla sağa çekmemi işaret ediyordu.
Diğeri, polis arabasının içinde bulmaca çözer gibi dikkatini elindeki kağıtlara vermişti.Siyah beygiri usulca sağa çektim.Şoför mahallindeki camı açtım:
- Buyurun Memur bey
- Ehliyet ve Ruhsat lütfen.
Polisin dediklerini acele ile yaptım.Hatta ''Çok acelem var memur bey, bir yere yetişmem gerekiyor'' diye de ekledim.Memur yüzüme ukalaca bir suratla baktı:
- Aceleniz olduğuna göre hızda yapacaksınız demektir.Levhalardaki azami sürat işaretini görmediniz sanırım.Üstelik ne Ehliyet nede ruhsat size ait değil.(Herwez amca ehliyetini araçta unutmuştu.Benimde ehliyetim yoktu.) Bunun yanı sıra demin bahsettiğim konudan ötürü de radara yakalanmış durumdasınız.90 km azami surat gerektiren bir yerde hemen hemen iki katıyla radara yakalandınız.Size hızdan, ehliyetten ceza uygulayacağız.Ayrıca ruhsattan ötürüde aracı bağlamamız gerekecek.
Hemen Herwez'i aradım ve durumu bildirdim.Nerede olduğumu da söyledim.Bir zaman sonra Herwez de olay yerindeydi.Polislerle uzun uzun bir şeyler konuştu sonra ardından elini cebine attı ve lastiği açılmamış 2 deste para çıkarttı.Polislere uzattıktan sonra yan koltuğa geçmemi söyledi ve direksiyona geçti.''Buradan itibaren beraber gidiyoruz'' diye ekledi.
* * *
Münih’e vardık. Hava açık turuncu bir renge bürünmüştü.Jasmin’in evinin olduğu sokağa yöneldik. İçimde keskin bir korku, soğuk bir ürperti vardı. Aklımda olumsuz düşünceleri barındırmamaya çalışıyordum.Ev göründü.Birkaç metre uzağına park ettik.Evin önünde, bahçesi etrafında kayda değer, dikkat çeken bir şey yoktu.Hatta sokak bile sanki ölüm sessizliğine bürünmüştü. Arabadan indik ve eve doğru yöneldik.Evi bu sefer görüşümde, kafamda Herwez amcanın evinin patlama sahneleri canlanıyordu.Beynimdeki düşünceler, korkuyla referans halinde ve adrenalin depolayarak tetikte beklemekteydiler.Evin kapısına vardık.Kahverengi boyalı, cilalı kapıya bir kere tıklattım.İçimde heyecan final oynuyordu.Kapıyı yine her zaman ki gibi açan olmadı.Tekrar vurdum kapıya.Yine aynı. Sonra pencerelere yöneldim.Herwez olduğu yerde bekliyordu.Pencereler perdelerle bezenmiş ser verip sır vermiyorlardı. Salıncaklı bahçeye doğru geçtim.Sessizlik istifini bozmamıştı hala.Baktım arkamdan Herwez de geldi.Sessizce mırıldandı:
- Evlat sanırım evde değil.Evde olsaydı şimdiye kadar kapıyı açardı.Bu saatte uyuyor da olamaz.
- Başına bir iş gelme ihtimali hala içimi ürpertiyor Herwez amca.Onunla evde konuşurken dışarı gizemli bir araç bekliyordu.Şu an ki sessizlikte hiç iç açıcı gözükmüyor.
- Ne yani öldürülmüş olmasından mı şüpheleniyorsun.Kapı aralıkta değildi.Pencerelerde kapalı.Biri öldürmeye kalksa, kapıyı pencereyi rahatsız etmeden nasıl içeri girebilir ki?
Herwez’in bu sorusu, aklımda arka bahçeye açılan kapı olma düşüncesini uyandırdı. Yıldırım gibi evin arka tarafına doğru hızlı adımlarla yürümeye başladım.Sonunda arka kapıya geldik.Kapı aralıktı.Bu durum korkularımı ve negatif düşüncelerimi had safhaya yükseltmişti.Yüreğimin ağzını bantlayıp içeri girdim.Herwez kapının önünde bir duvar gibi dikiliyordu.Birkaç adım sonra, geçen oturduğumuz odayı gördüm.Kapkaranlıktı.Işıkların hiçbiri yanmıyordu.Burnuma hafif acı bir kan kokusu temas etti.Alacakaranlık olan yerleri görmek dahi istemiyordum.Açılacak herhangi bir ışık, görmek istemeyeceğim şeyleri önüme sürebilirdi.Arkamdan Herwez çakmağını yakıp içeri giriş yaptı. Çakmağının zayıf ışıkları, duvarları gıdıklıyor gibiydi.Dışarıda henüz tamamen akşam olmasa bile, Jasmin’in evi gölgelerden koyu karanlıklara bürünmüştü.Herwez, sönen çakmağını tekrar ateşleyerek konuştu:
- Rallen, boşa geziniyoruz bu evde.Bir şey çıksa şimdiye kadar çıkardı.Ceset vs.. Aklımıza illa ölüm getirmek biraz abes değil mi sence de? Belki de kuzeni, Kızım gibi kaçırılmıştır.
Burnumda yatılı misafir gibi yayılmaya başlayan kan kokusu, Herwez’in düşüncelerinin doğrultusunda gitmiyordu veya kaçırılmış bile olsa yara da almış olabilirdi.Çünkü kan kokusu kesilecek gibi gözükmüyordu. Dolaşmadığımız oda kalmadı.Herwez bu sefer çakmağını kendi söndürüp konuştu:
- Hem cinayet vs. gibi bir durum olsa, polisler bir müddet sonra mutlaka burada olurdu.
- Herwez amca, Polislerin haberinin olmaması için bir çok olasılık var.Susturucu silahla öldürülmüş olabilir yada ne bileyim, öldürüldükten veya kaçırıldıktan hemen sonra gelmiş olabiliriz, daha polislerin duymasına fırsat olmadan.
- Haklısın evlat, bu ihtimalde söz konusu.
Artık evden umudu kesmek üzereyken sağ koridorun sonunda yerdeki yarım açık kapıyı fark ettim.Kapıdan çok, lağım kapaklarını andıran bir tipi vardı.Bir nevi gizli geçit gibi.Herwez’in elinden çakmağı alıp, bir elimle de belimdeki silahı çıkarıp, çakmağı ateşledim.Nedense içimizden ışıkları yakmak gelmiyordu. Kapağa doğru yöneldim.Herwez uygun aralıkta beni takip ediyordu.Hafif aralık kapağı tamamen açtım.Kan kokusu daha da yayılmaya başladı.Artık Jasmin’in ölmüş olabileceği ihtimali içten bile değildi.Yatay bir merdiven iniyordu aşağıya. Dört beş basamaklı merdiveni inerken, yandaki duvara da temas ederek destek alıyordum.Sonra elime örümcek ağları ile kamufle olmuş bir şartel ilişti.Artık ışıkları açma zamanı geldi diye düşündüm.Şarteli yukarı doğru kaldırdım.Koyu sarı bir ışık gözlerimizin önünden karanlığı bir çırpıda kaldırmış ve odanın her dilimini aydınlatmıştı.İlk gözüme ilişeni görünce de, gözlerime inanamadım. Jasmin kafa tarafından, vahşi bir hayvanın saldırısına uğramış gibi duvara dayalı bir vaziyette eğik duruyordu.Kafasından, Pompalı bir tüfekle vurulmuştu muhtemelen ama böyle olsaydı mutlaka birileri duyardı.Belki de keskin, balta türü bir şeyle öldürülmüştü.Beyninin bir kısmı duvara yapışmış, bir kısmı önüne akmıştı.Kusmamak için kendimi zor tuttum.Mideme bu kadar hakim olduğum başka bir zaman hatırlamıyordum.O anda açık bıraktığımız kapak, dehşet bir sesle kapandı.Güneş gibi yanan ışık birkaç göz kırpmadan sonra söndü.Elimdeki çakmağı birkaç kere yakmayı denesem de yakamadım. Birileri ana elektrik şartelini kapatmıştı sanki.Kokmak üzere olan bir cesedi barındıran evin, bodrum katı diye tabir edilebilecek bir yerinde karanlığa tutsak kalmıştık.
7.Bölümün sonu.
-devam edecek-