Margaret Weis & Tracy Hickman
Tanıtacağım bu yazarlar oldukça fazla esere imza atmışlardır ve hepsi birbirinden farklı ve özgündür. Fantastik romanlar dışında RPG oyunları için çalışan şirketlere de sahip olan Margaret Weis (16 Mart 1948) çok çeşitli ülkelerden insanlarla çalışmaktadır ve bundan mutluluk duyduğunu da hep belirtmiştir. Margaret Weis, Ölüm Kapısı serisini yazdığı sıralarda göğüs kanserini atlattı ve kemoterapi görerek iyileşti. 1981 yılında Tracy Hickman’la (26 Kasım 1955) tanıştı ve birlikte kırkın üzerinde eser yazdılar.
Margaret Weis ve Tracy Hickman ikilisinin elinden çıkan en ünlü fantastik kurgu serisi şüphesiz Ejderha Mızrağı Destanı’dır. Ancak her yerde hakkında bir bilginin ve yorumunun olduğunu düşündüğüm bu seriyi anlatmak yerine Margaret Weis ve Tracy Hickman’ın daha az bilinen serileri üzerine yazacağım.
Ölüm Kapısı Serisi (The Death Gate Cycle)
Ölüm Kapısı Serisi, yazarların ellerinden çıkmış ikinci ünlü seridir ve fantastik kurgu edebiyatında yine ilginç bir tat bırakmıştır. Tanrı ve insan arası iki ırk olan Sartan ve Patryn’lerin aynı zamanda iki büyük düşman olması sonucu Sartan’lar, bir bütün olan dünyayı tam anlamıyla dörde parçalamış ve Patryn’leri rehabilite etmek için yarattıkları beşinci bir dünya olan Labirent’e atmışlar. Fakat bir şeyler ters gitmiş ve dört dünya birbirine ihtiyaç duyduğu halde ayrılmış ve hayat enerjisinden yoksun kalmışlardır. Böylece Sartan’ların soyları teker teker tükenmeye başlamış ve kendilerinden alt seviyede ırklar olan insanları, elfleri ve cüceleri koruyamamışlardır. Bazı dünyalarda hiç hayat yokken bazılarında zorla hayatta kalan bu aşağı seviye ırklar kendi aralarında da savaş halindedirler.
Patryn’ler ise teker teker, Sartan’ların kaybolmasıyla birlikte ölümcül bir zindana dönüşen Labirent’ten kaçmayı başarırlar ve hayatta olan bütün Sartan’lardan intikam almayı ve dünyayı ele geçirmeyi akıllarına koyarlar. Patryn’lerden biri olan Haplo, lordu Xar tarafından dünyaları keşfetmeye gönderildiğinde kendinden gayet emindir; ancak işler, yolda can düşmanı, bir Sartan olan Alfred ile karşılaştığında hiç de düşündüğü gibi gitmeyecektir.
Irkının ilginç bir örneği olan, ayaklarına takılmadan yürüyemeyen ve başına bir iş geleceğini anladığı her an bayılan Sartan Alfred ve karizmatik, asabi ve ne yaparsa yapsın Alfred’den kurtulamayan Patryn Haplo arasındaki diyaloglar okunmaya değer. Kitaptaki karakterler arasında ayrıca insan katil Usta Hugh, hırslı Patryn lordu Xar, Haplo’nun gizemli ve obur köpeğinin yanı sıra, Ejderha Mızrağı’ndaki Fizban’dan bozma Zifnab da boy göstermektedir. Kitap sırf Zifnab’ın yaptığı espriler ve göndermeler için okunabilir. Öyle ki bu göndermeler James Bond’dan tutun da Ejderha Mızrağı’ndaki Tanis’e, Yüzüklerin Efendisi’ndeki Gandalf’tan Oz Büyücüsü’ndeki Dorothy’ye kadar varmakta.
Büyünün yine farklı bir açıdan bize sunulması da ayrı bir özelliği serinin. Rün büyüleri olarak tanıtılan büyü çeşidi kitaplarda ayrıntıyla anlatılmış olup, Sartan’larda dans ederek ve şarkı söyleyerek yapılan, Patryn’lerin ise vücutlarına dövme olarak kazınmış büyülerdir. Parçalanmış olan dünyanın da kendi arasında bir ekosistem gibi davranması (örneğin Hava Âlemi’nin organik maddeleri Su Âlemi’nden, inorganik maddeleri de Taş Âlemi’nden alması) çok ilginç bulacağınız bir fikir. Seriye ismini de veren ölüm kapısından geçmek ise tam bir kâbus. Sonu biraz açık bırakılmış olsa da okunası bir seri, yazarları sevenler için yine güzel bir macera.
Kahinin Gülü (Rose of the Prophet)
Kahinin Gülü serisinin ilk kitabı olan Gezginin Buyruğu 1988 de piyasaya çıktı. Üç kitaptan oluşan bu serinin çok değişik bir havası var. Tanrılar arasında süren savaş iki tanesinin zayıflayıp yok olmasına neden olur ve çöl tanrısı Akhran işlerin aslında göründüğü gibi olmadığını fark eder. Akhran’ın Pagrah Çölü’nde yaşayan kabileleri arasında da 500 yılı aşkın bir süredir savaş sürmekte. Çöl tanrısının buyruğu ise kullarının birlik olması. Ancak bu emirden ne Hrana’lardan Şeyh Caffar El Vicdar ne de Akarlar’dan Şeyh El Fakhar memnun. Akhran’ın emri, çöldeki bir tepenin üzerinde Kahinin Gülü adlı çiçek açana kadar Şeyh Caffar’ın kızı Zohra’nın, Şeyh Fakhar’ın oğlu Khardan ile evli kalması ve iki kabilenin tepenin eteklerinde birlik halinde yaşamalarıdır. Tanrı Promenthas, Akhran’ın davasına yardım etmesi için büyücü Mathew’u kadın kılığında köle olarak çöle gönderir.
Hikayede ayrıca cinler ve melekler gibi ölümsüzler de yer alır; hatta Pukah adlı bir cinin bir meleğe olan imkansız aşkı da oldukça komiktir. Eğlenceli bir anlatımı olan bu seri dünya kültürlerinden ve dinlerinden parçalara yer vermiştir. Yunanlıların çoktanrıcılıkları, Arap kültüründen ayrıntılı örnekler, az da olsa Hristiyan kültüründen betimlemeler bu seriyi farklı bir fantastik kurgu dünyası haline getirir. Hayatı biraz da alaya alarak önümüze sunan bu hikâyeyi okumak isteyenler kaçırmasın derim.
Karakılıç Üçlemesi (Darksword Trilogy)


Her şey yüzyıllar öncesinden yazılmış bir kehanetin gerçeğe dönüşmesiyle başlar. Joram’ın, doğum hakkı olan tahtı elinden almakla kalmazlar, hiçbir büyüyle doğmadığı için ölü olarak ilan ederler. El çabukluğu ve gözbağı sayesinde uzak bir kırsal bölgede hayatta kalmayı başarır. Sırrı keşfedildiğinde kaçmak zorunda kalan Joram yasaklanmış ve en tehlikeli sanatı uygulayan Teknolojistlere katılır. Bu sırada bir göreve gönderilen fakat kendini çok daha karmaşık ve gizemli olaylar içinde bulan katalist Saryon ile tanışır. Birlikte yasak sanatı inceleyerek büyüyü emen Karakılıç’ı yapmaları ve savaşbüyücüsü ve bir kaçak olan Blachloch’un hain planlarını engellemeleri gerekmektedir.
Hikâyede yazarlar büyü olayına farklı bir açıdan bakmışlar. İnsanlar büyü ile doğuyorlar ve hangi büyüye yatkınlarsa o statüye göre yazgıları çizilmiş oluyor. Kullanılması ise içimize hava çeker gibi dünyadan büyüyü çekerek oluyor. Büyü ile doğmayanlar ölü kabul ediliyor. Ancak karanlık bir sanat var ki, dünyalarının yıkımına sebep olmuş olan Demir Savaşları’nı başlatmıştır. Hikâyede bahsedilen yasak gizem “teknoloji” aslında günümüzdeki teknolojinin sapkın hale gelmiş konumuna ve savaşlarda kullanılmasına yapılan bir göndermedir. Büyüyü ve teknolojiyi tuhaf bir köprüyle bağlamış olan yazarlar aslında oldukça değişik bir hava katmışlar seriye.
Seride ayrıca Margaret Weis ve Tracy Hickman’ın klasik öğesi olan ve hemen hemen her romanlarında değişik isimlerle karşımıza çıkan, aslında bildiğimiz her şeyin birer yanılsama olabileceğini hayatı alaya alarak bize hatırlatan karakteri de mevcut: Simkin (bkz. Ejderha Mızrağı – Fizban, Ölüm Kapısı Serisi – Zifnab, Hükümran Taş Üçlemesi – Baron Shadamehr). Yine farklı bir bakış açısı, farklı bir dünya, isteyenlere kapısı her zaman açık.
Linkler: www.margaretweis.com & www.trhickman.com