Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder  
» BİLİM KURGU VE ÜTOPYA
Yazar Mesaj
Üye
Üye

Kayıt: 26 Mar 2007
Mesajlar: 126
               
Alıntı:
Esasında başka bir site için yazdığım bir yazıdır. Tahminimce entellektüel kapasite açısından buradaki pek çok kişiye hitap edemeyecek olsa da okumuş olmayı dileyecekler olabilir. Örnekler de yine benzer şekilde, basit tutulmuştur. Eminim pek çok kişi daha iyi örnekler de bulabilir. Yine de daha başlangıç aşamasında olanların okuması gerektiğini düşünüyorum...


Geçenlerde okuduğum bir bilimkurgu kitabının ön sözüne aklım takıldı. "İyi bilimkurgu geleceği gören ve ona ilham verendir"

Gerçekten bu özellik, gerçekten bilimkurgu olan kitapların tamamında görülür yada zaman içinde görülmeye muktedirdir. Arthur C. Clarke`ın 2001 Uzay Efsanesi ile başlayan serisi ile Clarke günümüzde bile "iletişim uydularının babası" olarak bilinmektedir. Uzaya gönderilen bilgisayar kontrolündeki uydular, daha sonraki tarihin bilim insanlarına ilham ve fikir vermiştir. Farklı kitaplarında da bu tür geleceğe yönelik fikirleri vardır ve sırf bu yüzden bilinen en iyi bilimkurgu yazarlarının başında gelir.

Benzer şekilde Isaac Asimov`un kitapları, dikkat edilirse çok büyük bir kronolojinin tamamını oluşturmaktadır. Bu kronolojiye göre sırasıyla önce robotlar icat edilir. Daha sonra bu robotlara basitçe karar verebilme yani iki durumdan birini seçebilme ve daha sonra da kendi fikirlerini yaratabilme yetenekleri kazandırılır. Bu noktaya gelindiğinde Asimov`un ünlü 3 robotik kuralı robotlara işlenmeye başlanır. Bu kurallara göre 1- Bir robot hiç bir şekilde insanlara zarar veremez yada hareketsiz kalarak bir insanın zarar görmesine neden olamaz. 2- Bir robot bir insandan gelen emirlere daima uymalıdır ancak bu birinci kural ile çelişmemelidir. 3-Bir robot daima kendini korumalıdır ancak bu birinci ve ikinci kural ile çelişmemelidir. Sadece bu robotik kurallarına göre bile Asimov çoğu romanına yön vermiştir.

Bundan sonraki aşama insan gibi düşünebilen (ve hareket eden) robotlardır. Bu robotların zeka seviyelerindeki ilerleme ile bir noktada insanlık içine düştüğü bazı açlık ve benzeri durumlardan robotların buldukları yöntemler ile kurtulur. Daha sonra robotların yardımı ile yıldızlarası seyahat icat edilir ve yine robotların yardımı ile yeni gezegenlerde koloniler kurulmaya başlanır. Son olarak ta robotlar insanlık adına nihai karar vererek insanlığın son ve erişeceği en üst seviyeyi seçerler. Böylece kronoloji sona erer.

Günümüz teknolojisine bakıldığında düşüebilen ve insan gibi hareket edebilmeye başlayan robotları görmeye başladığımızı fark ederiz. Ayrıca robotik kuralları da daha ayrıntılı düşünebilen robotlara işlenmeye başlamıştır. Gelecekte robotların insanlık adına ne gibi büyük yararlar sağlayacağı bilinmez ancak şu an için Asimov`un kronolojisi gerçek gibi görünmektedir.

Bir çok ödül almış bir başka ünlü biimkurgu romanı da "Bitmeyen Savaş" (Joe Haldeman) isimli kitaptır. Hikayeye göre insanlık tauran isimli bir ırkla karşılaşır ve aralarında ilk tepkiden doğan bir savaş başlar. Bu savaş ilk zamanlarda Dünya`dan fiziksel ve mental olarak en üst düzeyolan insanladan seçmece kurulan özel birliklerle yürütülürken daha sonraki aşamada bunlara devasa zırhlar giydirilmeye başlanır. Ondan sonra ise uzay gemileri ile savaşlara geçilir ve bu sürüp gider. Ancak buradaki esas olay, romanın kahramanın ışık hızına yakın hızlarda seyahat edip operasyonlara gitmesidir. Kahramanımız Dünya`ya her geri dönüşünde Dünya`da zaman çok daha hızlı geçmiştir (Einstein`ın görelelik kuralı) ve pek çok değişiklik olmuştur. Bu zaman içinde Dünya yavaş yavaş, askeri güç adına çalışmaya başlayan devasa bir fabrikaya dönüşür. Ekonomi çöker ve tekrardan tarıma geri dönüş gözlenir. Sosyal ilişkilerde, aşırı nüfus yoğunluğu yüzünden eşcinsellik desteklendiği için zamanla insanların tamamı eşcinsel olur ve cinsel tercihi bize göre normal olan insanlar "homo" olarak anılmaya başlanır. Neden sonra bir gün Dünya`ya geri döndüğünde savaşın tamamen bitmiş olduğunu ve insana çok ta benzemeyen klon insanlarla karşılaşır. Bu belki de ilhamverecek bir seri değildir ancak kendi olaylarının oluş sıraları içinde,olması gereken geleceği çok iyi bir şekilde görebilmiştir.

Bu noktada, uzay gemileri, robotlar yada benzerlerini içeren her eserin,gerçek bir bilimkurgu olup olmadığını söyleyemeyiz. Örneğin Dünya`da yüzbinlerce hayranı bulunan Star Wars serilerinde bir gelecek görüşü yoktur. Zira seriler "binlerce yıl önce uzak bir galakside" şeklinde geçer. Bu binlerce yıl sonra da olsa fark yaratmayacağı açıktır çünkü aradaki fark muazzam olduğu için çizilen gelecek (ki esasında geçmiştir ama biz yine gelecek gibi kabul edelim) , ilham alınamayacak kadar uzak ve erişilmezdir. Bu arada olup bitenler sınırsız değişkeni içerdiği için kendi içinde çok iyi bir gelecek çizer mi bunu da bilemeyiz. Ayrıca kendi içinde kabul edilen ve hikayeleri esas olarak şekillendiren Force (güç) olgusunun da herhangi bir psikolojik yada fizyolojik eşiğe dayanıp dayanmadığı belli değildir. Pekala bu Güç vardır ama insanlık bunu hangi psikolojik yada fizyolojik süreçlerden sonra farkedip kullanmaya başladı yada bunu bilen ırklarca dağıtıldıysa bu ırklar nereden öğrendiler gibi sorular cevapsız kalıyordu. Hatta bu sorular sorulmuyordu bile...

Aynı noktada bir diğer film (esasında çizgi roman) serisi olan Batman karşımıza çıkar. 1960lardaki Batmobil, esasında günümüz otomobillerinden biridir. Oldukça hızlı gider, araç telefonu vardır, üstü açılıp kapanır, yol bilgisayarı vardır ve yine günümüz otomobillerinde sıradan olarak bulunan pek çok farklı donanımları içerir. Zamanının üstünde bir teknoloji olmakla beraber 40 yıl sonra bile tamamen gerçekleştiğini görürsek iyi bir bilimkurgu olma özelliği taşıdığını söyleyebiliriz.

Fakat bunların tersi de vardır. Bazı bilimkurgular geleceği görmekten o kadar aciz olurlar ki, teknolojinin çok ilerlemiş olduğunu iddia ettikleri yüzlerce yıl sonrasında günümüz de bile bir sorun olmaktan çıkmış olan iletişim hala yetersizdir. Örneğin uzay gemilerinin olduğu bir kitapta, bu gün herkeste olan cep telefonları kadar bile bir iletişim olanağı yoktur. Yada benzer şekilde günümüz makinalı tüfeklerinden bile daha ilkel olan pompalıların çok gelişmiş versiyonları görülmektedir.

İşin teknoloji kısmını bi kenara koyarsak, bir de sosyal ve psikolojik olarak değişimler vardır. O kadar çok teknolojik avantajı kullanan, hayatı bizim ancak hayal edebileceğimiz kadar konforlu olan ve farklı bir yaşama sahip olan sözde bilimkurgu roman karakterlerinin bizimkilerden çok daha farklı motivasyonları olmalıdır. Öyle ki bu motivasyonlar bile günümüz okuyucusuna sunulduğunda anlamak için bile çaba sarfedeceğimiz kadar farklı olabilirler. Bu motivasyonları genele yaydığımızda toplumsal ve sosyal olarak ta benzer farklılıkları beklemek en tabii hakkımızdır.

Bu bahsettiğimiz sosyal değişimleri, bilimkurgu romanlarında sadece cinsel kimlik tanımlamasında ve tek eşlilikte görürüz. Kim bilir, belki zamanın bilimkurgularının cinsellikle yoğurularak iyi bir satış grafiği ve ilgi yakalama çabasındandır bilinmez sosyal anlamdaki en büyük değişikliklerle bu çerçevede karşılaşırız. Pek çok kitapta, günümüzdede bazı kültürlerce bir noktaya kadar hoş karşılanan çok eşlilik, daima gelecekteki insanın "gelişmişliğinin göstergesi" olarak okuyuculara sunulur. Günümüz anlayışına sahip kahramanlar, geleceğin bu farklı Dünya`sındaki çok eşliliğe alışmakta daima zorluk çekerler. Ve potansiyel eşleri de başlarda kendi alıştıkları gibi çok eşlilikten yana olsalar da kahramanımızın onlara sunduğu yeni (esasında eski) aşk anlayışını tattıktan sonra bizim gibi biri olup çıkarlar. Tabii sözde geleceğe ait bir hikayenin temeline günümüz adamını yerleştirip hikayeyi geleceğe taşımak bilimkurgu olmadığı için, alternatif bir ortamda geçen vasat günümüz hikayeleri olmaktan öteye de gidemezler.

Yine pek çok kitapta karşılaşılan post-apokaliptik (mahşer sonrası) sendromu da geleceğe bir noktaya kadar ışık tutmaktadır. Bu tür hikayelerde genelde bir noktada birşeyler kötü gitmiştir ve o kötü gidişatın içinde geçen hikayeler anlatılır. "Waterworld", "The Postman" (David Brin`in aynı isimli kitabından), "Mad Max" gibi filmlerde de Dünya bir şekilde yokluğa doğru sürüklenmiştir. Post-apokaliptik kuşağın kötümser olmakla birlikte, olası geleceklere ışık tuttuğu da aşikardır. Susuzluğa dayalı kuralık, küresel ısınmaya bağlı denizlerin artışı, nükleer savaş, aşırı nüfus yoğunluğu nedeniyle doğal kaynakların tüketilmiş olması, dış kaynaklı güçlerin (uzaylı ırkların temasları, meteorlar, kuyrukluyıldızlar, Güneş`in solması vs...) etkileri gibi sebeplerin tamamı dikkate alınması gereken olasılıklardır. Yine de bu türün eserlerinin,sıradan bir kronolojiden ayrı olarak kendilerine özgü zaman çizelgelerini yaratmaları ve kötü gidişatı başlatan olayları milat kabul etmeleri nedeniyle saf bilimkurgulardan da temelde ayrıldıkları bir gerçektir.

Tüm bunları dikkate aldıktan sonra, gerçek ve insanın damağında tad bırakan bilimkurgu ile esasında bilimkurgu olmayan ancak yine de iyi kitap olan eserler arasındaki farkı belirlemek yararlı olacaktır. Kötü bilimkurgular mı? Bahsetmeye bile değmez...

Herkese iyi okumalar.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Önceki mesajları göster:   
Resim Yükleme Paneli


Lütfen Yüklemek İsteğiniz Resmi Seçin

Yeniden Boyutlandır?
Resim yüklendikten sonra karşınıza çıkacak ekrandaki Hotlink for forums (1) linkini foruma kopyalarsanız resim forumda gözükecektir.
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Fantastik Edebiyat Forum Forum Ana Sayfa -> BİLİM KURGU VE ÜTOPYA

 
  
   
   
Copyright © 2006 FANTASTİK EDEBİYAT. Telif Hakları FANTASTİKEDEBİYAT.COM ' a Aittir.
Tasarım & Kodlama : Arttech İnternet Hizmetleri