Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder  
» ÖYKÜLERİNİZ
Yazar Mesaj
Üye
Üye

Kayıt: 20 Arl 2006
Mesajlar: 226
Hava bugün çok ama çok güzel. Yağmur sanki onu delicesine sevdiğimi biliyormuşçasına yağıyor. Hele bir de yaz yağmuruysa şimdiki gibi yürümek hatta koşmak geliyor insanın içinden. Ve çıkıyorum kapının eşiğinden yağmura doğru. Sanki her damla hüznümden bir parça alıp beni huzura yaklaştırıyor.
     Onu ilk kez yağmur tenimi ıslatırken gördüm. O da mutluydu yürümekten yağmurun altında. Ve o heyecanı duydum kalbimde. Çok güzel bir duygu, yaşanılası bir duygu. O fark etmese de o öğleden sonra beraber yürüdük sokaklarda. Benimki tek taraflı gelip geçici bir aşktı. Hiç değilse o ana kadar öyle düşünüyordum. Ama o anda yanında yürümekte olan benim varlığımın farkına vardı. O güzel ela gözleriyle baktı tebessümü süslerken suratını. Meleklerden çalınmış bir güzellikti bu ve bir insan bu kadar güzel olamazdı. Bu kadar güzel olması diğerleri için bir haksızlıktı belki de.
     Ve o güzelliğin tanımını aşan bakışlarıyla ve gülümsemesiyle bana yaklaştığı an tüm bedenimi tarif edilemez bir sıcaklık kapladı. Üstümde ne varsa çıkarmak istedim bir an. Sonra o billur sesiyle konuştu. Ne dediğini ilk anda anlayamadım. O an sadece bu güzelliğin yanımda olması hatta benimle konuşması önemliydi tabi o şirin gülümsemesiyle.
     Bana bir adres soruyordu. Adres biraz tanıdık geldi başta daha sonra bunun benim evimle aynı sokakta olan bir apartmana ait bir adres olduğunu anladım. Ve fırsat bu fırsat diyerek birlikte gitmeyi önerdim. Korkuyla karışık heyecanla sorduğum bu soruya olumlu yanıt vermesi belki de o anlık beni bulutların üstünde kıldı sanki.
     Onu tanımak istiyordum. Beni bu kadar sarhoş eden güzelliği tanımalıydım. Karşılaşmamız kesinlikle bir tesadüf değildi. Bir şekilde tanışmamız istenmişti. Birkaç dakikalık yürüyüşümüz hiç bitmesin istiyordum.
Duygu sarhoşluğu içinde az kalsın kendi evimin olduğu sokağı dahi bulamıyordu. Bu sakarlığım sanki onun da hoşuna gitmişti. Gülümsemesinde yapmacıklıktan eser yoktu.
     Sonra geldiği gibi aniden ve derin yaralar bırakarak yitip gitti apartmanın kapısının diğer tarafında. Ve ben kalakaldım yağan yağmurun orta yerinde. Kendimi hiç olmadığım kadar yalnız hissediyordum. Bir anda onsuzluk çekilmez olmuştu sanki bende bağımlılık yaratmıştı yanımdaki varlığıyla.
     Şimdilik elimde çok az bilgi vardı hayatımın aşkıyla ilgili. Onu bir şekilde bulmalıydım. Nasıl olduğunun hiç mi hiç önemi yoktu. Neden ya da niçin fark etmezdi çünkü onsuz var olacağım her gün ölümle eşdeğerdi. Ölüm bir nebze daha kolaydı onsuz geçen her günde tekrar ölmek ve ertesi sabah tekrar gözlerini açmak bu dünyanın, dünyamın acınası yalnızlığına.
     Nedendir bilmiyorum ama çaresizliğimde adını dahi bilmediğim ama Ankara’da oturan ve ablasını ziyarete gelmiş olan bu güzellik abidesini bulmam gerekiyordu ve kalbimin en işlek yerine dikmeliydim bu heykeli, sonsuzluğa meydan okusun diye sonsuz aşkımla.
     Bir anda hareketlendi ayaklarım ve apartmana girdim. Önce ne yapacağıma dair bir fikir yoktu aklımda. Fikirsizliğim içinde zihnimde beliren ilk fikir limanına demir attı yüreğim. Ve yüreğimin sürüklediği ayaklarım bir bir tüm kapıları çalmaya başladı. Sebebim de vardı. O güzeller güzeli melek eşarbını düşürmüştü ve kendisine bunu vermeye çalışıyordum.
     Bu bahanenin inandırıcılığının hiç önemi yoktu benim için. Tek bir önem arz eden durum vardı bu da ona tekrar kavuşabilme isteğim ve en azından adını öğrenebilmem. Ne var ki yedi katlı eski binanın altı katında da bulamadım onu ve çıkarken yedinci kata, aşkıma, arzularımın aktığı şelalenin kaynağına, ona, güzelliğin dünyadaki yansımasına, afroditi bile kıskandıracak henüz beni tam olarak tanımayan sevgilime, aklımdaki fikirleri hatırlıyorum. Geleceğin vaad etmesini umduğum mutluluklarla bezeli hayallerdi bunlar. Ve hepsinde o vardı, hepsi de güzeldi, tanrısal bir güzellikle donatılmışlardı.
     Ve kapıyı iki kez tıklattım. Vuruşlarım kapıya ne çok hafifti ne de çok ağırdı, ikisi de tutkuluydu, heyecanlıydı, kıpır kıpırdı, neşe doluydu...
     Ve benimle onun arasına çekilmiş berzah aralandı. Aşkımın gelecekteki aşkını karşılamasını sabırsızlıkla bekliyordum. Sabırsızlığımın sonu hiç de hayallerimdeki gibi olmamıştı. Kapıyı esmer bir delikanlı açmıştı. Çocuğun dudağının yanında ruj lekesi vardı.
     Tamamen paramparça olmuş ruhum bedenime sarılmıştı yuvarlanıp gitmemek için sonsuzluğun acımasız, dehşetengiz çukurlarına. O anda tabiri caizse beynimden vurulmuştum. Kim di bu kahrolasıca çocuk. O bu güzelliğe sahip olmayı nasıl hak edebiliyordu. O benim hayatım anlamını nasıl oluyor da kaygısızca kollarına alabiliyordu.
     Bir volkandım adeta, patlamaya hazır. Sinirlerin son haddine kadar gerilmişlerdi ve o diyalog her şeyin bittiği an oldu;
     -“ Kimmiş gelen?”
     -“ Önemli değil sen rahatına bak aşkım!”
     Bu son noktaydı artık. O kimdi ki, güzelime aşkım diyebiliyordu. Duygularımın dizginleri ellerimde tutamıyordum artık. Avuç içlerim kaşınıyor, sinirden yumruklarımı sıkıyordum. Sinir bedenime işlemiştim. O kahrolasıca çocuk, gömleğinin düğmeleri aralanmış o kahrolasıca çocuk bunun, sevgilime sahip olmaya çalışmanın hesabını vermeliydi.
     Sonra gülmeye başladım. Kahkahamın yavaş yavaş sahip olmaya başladığı şeytani tını hala kulaklarımda çınlıyor.
     Sanırım çekinmiş olsa gerek çocuk çünkü kapıyı kapatmaya yeltendi. Ama çabası çaresizliğinin ispatından başka bir şey değildi. Hızla ayağımı kapının arasına sıkıştırdım ve ellerimle sertçe iterek açtım kapıyı. Hareketimin ivmesiyle sendeleyen çocuk salaklaşmış yüz ifadesiyle geriledi.
     Bu salak nasıl olabiliyor da bu güzelliğe sahip olabiliyordu. Benim o güzellik abidesiyle karşılaşmam kesinlikle bir tesadüf değildi. Onlar bunu istemişlerdi ki her kimseler onlar. Bunu bir önemi yoktu artık. Taşmaya hatta fışkırmaya başlamış sinirlerime gem vurmalıydım. Ya da bırakmalıydım, hem niye bırakmayayım ki diye düşündüm o afallamış aptal çocuğun suratını görünce. Sinir kusan, püsküren gözlerim artık her şeyden sonuna kadar eminlerdi.
     Cezasını bulmalıydı benim ellerimden. Benim dünyalar güzeli aşkım nasıl olur da benliğim bunu bildiği halde bu çocuğun kollarına bırakılırdı. Bu kesinlikle imkansızdı.
     Sinirden sıktığım yumruğumu hızla savurdum çocuğun suratına doğru, sonra bir kez daha ve bir kez daha. Huzura kavuşuyordum her vuruşla ve yağmurun tenime verdiği huzurun yanında çok daha etkiliydi. Birkaç dakika sonra çocuk kanlar içinde yerde uzanmaktaydı.
     Bir kahraman edasıyla girdim içeri, aşkını bir zalimin pis kollarından kurtaran bir kahramandım artık. Ve romantik tınılar yükselen odaya doğru ilerledim, yavaşça aralık olan kapıdan içeri süzüldüm. Gözlerim bana yalan söylüyorlardı, benimle dalga geçiyorlardı adeta. Gözlerim gördüklerini idrak edemiyordu. Perdeleri çekilmiş loş bir ışığın aydınlatamaya gayret gösterdiği odanın ortasındaki yatakta sereserpe yatan beden tanıdık gelmiyordu. Başka bir bedendi bu. Bu nasıl olur.
     Her katı tek tek aramışken nasıl olur da apartmanın katları arasında kaybederim aşkımı. Anlayamıyorum. O anda bir şimşek çaktı ve hemen ardı sıra beni iliklerime kadar titreten o dehşetengiz gök gürültüsü geldi. Pencereler şiddetle açıldılar. Kapalı perdeler havayla dolanıp beni sarmaladılar ve yükseldiler.
     Kaybolmuştu ellerimin arasından bir anlık bırakışımla beraber ve onu bulana kadar rahata eremeyecekti aşkla kavrulmuş bedenim. Zamanı ve yeri umursamıyordum artık, tek bir amaç vardı artık benim için, zavallı kanlar içindeki çocuğu geride bırakıp merdivenlerden indim dalgın bakışlarla.
     O günden sonra gözlerim hep uzaklara bakar oldu bir gün gelir de onu görür diye aşık bedenimin arzuyla kavrulan gözleri...
                                                                                                                28.12.2006
                                                                                                             Haydar Eren AKIN
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
Üye
Üye

Kayıt: 03 Ekm 2006
Mesajlar: 163
Konum: Sırat Köprüsü
Eren hoşgeldin. Ben Burak... Hikayenin çıktısını alıyorum şimdi. En kısa zamanda fikirlerimi buraya aktaracağım. Hoşgeldin Smile

_________________
kIZmAK Yok,
KENdİmi boĞUyORuM sAdeCe.
iÇİmDen DEşİLmEk gELİyOr,
çILdIRtAN BiR GüNAh bU gECe...
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
Üye
Üye

Kayıt: 14 Oca 2007
Mesajlar: 3
Tekrar herkese merhaba, bana göre yazın fena değildi birazdan diğerlerini de okuyacağım onlar inanıyorum ki dediğin gibi daha güzellerdir bu arada nomadraider ilk mesajında haklı görünüyor. Sonuçta güzel bir öykü...

Merhaba ve başarılar yeni yazılarında...
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 25 Hzr 2008
Mesajlar: 659
Konum: Boşluk
Şiircesine aktı gittii...
  yüreğinize saglık, aşkı ne de güzel dillendirmişsiniz.

_________________
BAKİ

Kendi bahçesinde dal olamayanın biri
Girmiş bahçeme ağaçlık taslıyor.

ÖZDEMİR ASAF
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 16 Ekm 2007
Mesajlar: 417
iyi ki de karıştırıyorsun ki iyi öyküleri biz de okuyoruz.kötülerine yorum yazma ama Very Happy aman diyeyim

_________________
Aşk istiyorduk ağızdan damardan
Gözler parlasın soluk açılsın.
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 20 Arl 2006
Mesajlar: 226
Beğeninize tekrar sahip olmuş yazımın kelimelerinde mutluluğumu hissedebilirsiniz dikkatle bakarsanız, ve minnettarlığımı...

_________________
Ölümhanedeyiz, ölmeye doğuyoruz!
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
Önceki mesajları göster:   
Resim Yükleme Paneli


Lütfen Yüklemek İsteğiniz Resmi Seçin

Yeniden Boyutlandır?
Resim yüklendikten sonra karşınıza çıkacak ekrandaki Hotlink for forums (1) linkini foruma kopyalarsanız resim forumda gözükecektir.
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Fantastik Edebiyat Forum Forum Ana Sayfa -> YAZI ATÖLYESİ -> ÖYKÜLERİNİZ

 
  
   
   
Copyright © 2006 FANTASTİK EDEBİYAT. Telif Hakları FANTASTİKEDEBİYAT.COM ' a Aittir.
Tasarım & Kodlama : Arttech İnternet Hizmetleri