Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder  
» ÖYKÜLERİNİZ
Yazar Mesaj
Üye
Üye

Kayıt: 26 Mar 2007
Mesajlar: 126
Yattığım yerden irkilerek uyanıyorum. Onların sesleri sokaklarda yankılanıyor yine. Bazı geceler olabildiğince sessizken çoğunlukla uyuyamayacağımız kadar çok ses olur. Bazen kulak kabartırım bu seslere, hep birşeyler yakalayacakmışım gibi ama yakalayamam. Sanki derinlerde bir yerlerde, onların konuştukları bir dili anlayabileceğimi düşünürüm ama nafile. Gerçi bunun bir dil olduğundan emin değilim, pek çok insanın öyle olduğunu düşünmesine rağmen. Bence onlar bizim anlayacağımız yada duyularımızla farkedebileceğimiz bir türde birbirleriyle iletişim kurmuyorlar. Bu duyduklarımız ise bi şekilde çıkardıkları sesler sadece. Nasıl ki bir demircinin, ocağında demiri döverken çıkardığı sesler onun konuşması değilse bu sesler de aynı işte. Yine de bir şekilde bu sesleri biliyorum. Bilinçaltımda olmalı, belki de ırksal hafıza yada her ne haltsa...

Kalkıp oturuyorum yine. Kıvrılıp uyuduğum koltukta dikleşiyorum hafiften. Elim istemeden televizyon kumandasına uzanıyor fakat son anda uyku sersemliğini üzerimden atıp televizyonun çalışmayacağını hatırlıyorum. Sokaklard asesler duyulmaya başlandığında elektronik cihazlar çalışmaz, eh bunu herkes bilir tabi. Tek başıma, koca koltuğun ortasında oturmak içimi ürpertiyor. Sırtımı köşeye veriyorum, bacaklarımı kendime doğru çekip iyice küçülüyorum. Ana karnındaki bir cenin gibi. Bu, biraz da olsa güvende hissetmemi sağlıyor. Saniyeler sonra kendimi toplarladığımda bir mum yakmaya karar veriyorum. Ancak bu fikri hızla kafamdan uzaklaştırmaya çalışıyorum. Bunların başladığı ilk günlerdeki tartışma programlarını hatırlıyorum. "Onlar ATEŞTEN yaratıldılar" diyordu adam televizyonda. "Onların yaratıldığı ATEŞ bizim bildiğimize benzemez amayine de BİR ŞEKİLDE bağlantılıdır". Dalga geçmişlerdi adamla, haklıydılar o zamanlar. Ben de gülmüştüm adama.

Hatırlıyorum o günleri. Başlarda insanlar kayboluyordu. Sapıklar çoğaldı diyordu kimileri, bazılarına göre darbe olacaktı. Eski günlerdeki gibi geceleri dolaşanlar göz altına alınıyordu. Aptallar... Darbeydi tabii ama sizin kafanızın alacağından daha büyük daha geniş çaplıydı. Neden sonra kayıplar artmaya başlamış insanlar dışarı çıkamaz olmuşlardı. Her gece polisler ve askerler sokaklarda dolaşıyordu ancak ilk bir ay sonunda, güvenlik güçleri toplam aktif personelinin yüzde sekseninden fazlasını kaybetmişti. İlk günlerde terör, PKK ve hatta Amerika diyenler bile vazgeçmişlerdi artık. Her gün televizyonlarda ve gazetelerde (ki artık gazeteler sabaha karşı basıma hazırlanamadığı için elimize ulaşması öğleden sonrayı buluyordu) Amerika ve diğer ülkelerde olanları da görüyorduk. Kayıplar inanılmazdı ve gerçek anlamda kayıptılar. Hiç biriz bırakmıyorlardı arkalarında. Zaman zaman yerde şapka, atkı yada el çantaları gibi kaçan insanların düşürebileceği türden eşyalar kalırdı sadece, o kadar. Ne bir boğuşma izi, ne kan ne de bir başka şey.

Bunun terörist saldırılar olmadığı açıkça belli olduktan sonra Dünyanın en büyük beyinleri tartışmışlar ve kaynağın Dünya dışı olabileceği tezi ortaya atılmıştı. Bir kaç hafta boyunca savaş jetleri tüm Dünyada gökleri taramaya başlamışlardı. Avrupa Birliği, Japonya, Çin, Amerika ve Hindistan alalaele yaptıkları uydulara sayısız tarama cihazı ekleyerek yörüngeye ve ötesine yollamışlardı. Mor ötesi, kızıl ötesi,sonar, radyo frekansları, elektronik spektrum ve akla gelebilecek tüm yöntemlerle araştırmışlardı gezegenin çevresini ancak hiç birşey yoktu. Kayıplar da artıyordu tabi. Pek çok insan kendi hükümetlerine, açıklamalarına güvenmiyorlardı ve tüm Dünyada gece sokağa çıkmakta direnen insanlar oluyordu. En son Avustralya`da olayları protesto etmek için binden fazla insan sokağa dökülmüş ve aynı yerde, aynı gecede kaybolmuşlardı. Bu da sorumluları kendi içimizde arayanların son dayanaklarını da yok etmişti. Tüm Dünyada yönetimlerin anlaşarak bukadar büyük çapta ve kendi güvenlik güçlerini de kapsayan bir komplonun içinde olmaları imkansızdı.

Bu belli olduktan sonra büyük umutsuzluk dönemi başladı. Sesler de işte o günlerde duyulmaya başladı. İnsanlar çalışmayı bırakmışlardı artık. Ne olduğunu anlayamadıkları, küresel bir tehdit vardı karşılarında ve umutları da yoktu. Bu yüzden pek çoğu kendini kurtarmak için yağmaya girişmişti. Artık gündüzleri, gecenin benzeri gibi geçiyordu ancak tek farkla. Gündüzleri insanlar kaybolmuyor, öylece ölüyorlardı. Silahlarla, sopalarla, taşlarla ve tekmelerle... Tam bir kaostu o günler ancak kısa sürmüşlerdi. Bazı aklı başında yayın organları birleşmiş ve insanları birliğe çağırmışlardı. İnsanlar ölüyordu, artık geceleri kimse sokakta olmasa da gündüz kayıpları kabul edilebilirin üzerindeydi. Evet yağma yapanlar hayatta kalacaklardı ancak ne kadar süre için? Üretim durduğu için kaynaklar hızla tükeniyordu ve sistemin yeniden kurulması gerekiyordu.

Böylece bazı cesur önderler türediler ve yeniden yapılanma başladı. Kalan nüfus, büyük şehirlere toplandılar. Köyler zaten çoktan yok olmuşlardı. Haberler ulaşana ve ne olduğu anlaşılana kadar Dünyanın köy nüfusunun tamamı yok olmuştu bile. Bu yüzden büyük şehirlere toplanan nüfus üzerinde iş birliğine gidilmiş ve tüm gün boyunca, sağ kalanlar çalışıyorlardı. Çalışıyorlardı çünkü hayatta kalmak artık esas amaçtı. Pek çok sektör ortadan kayboldu. Öncelik enerji üretimi, yiyecek ve iletişim sektörlerine verildi. İnsanlar gün boyunca çalışıyor ve gece olmadan evlerine kapanıyorlardı. Artık fark edildiği gibi tek katlı evler de terk edilmişti çünkü geceleri kaybolanlara her ne oluyorsa bunu engelleyen şey ev duvarları değil, evin yüksekliğiydi. İlk zamanlardan beri apartmanların alt katları (hata çoğu yerde ilk bir kaçkatı) boş bırakılıyordu. Herkes bir selden kaçarcasına üst katlara çekilmişlerdi.

Bu arada farklı fikirler de ortaya atılıyordu. Dünyanın manyetik alanının değiştiği ve bunun insanları ortadan kaldırdığından söz ediliyordu. Nasıl olduğu biraz muğlak olmakla birlikte manyetik alandaki değişimlerin insanları parçaladığı ve moleküllerine ayırdığı söyleniyordu. Ayrıca bu neden yerden daha yüksekte olanlara birşey olmadığını ve sesleri de açıklıyordu. Manyetik alandaki değişimler insan kulağının duyabileceği frekansta sesler yaratıyordu. Saçmalık... Bu bilimsel zırvalara inanmıyordum. Zaten kısa sürede de çürütüldü. Çünkü ilk günlerdeki kaos sona erdikten ve bazı insnalar kendi işlerine geri döndükten sonra bazı şeyler çok açık bir şekilde anlaşılmıştı.

Bunun en kesin örneği, ezan okunan camilerdeki ses sistemlerinin gece bozulmadığıydı. Yatsı ve sabah ezanları yeniden okunmaya başlandığında anlaşılmıştı. Camiler, her neise bu olaydan etkilenmiyorlardı. Bununla da ilgili sınırsız teori üretildi. El-Kaide`den tutun da pek çok farklı alana kadar sorumlular arandı ancak bulunamadı.

Yine de zaman geçtikçe insanlar önemli bir gerçeği anlamaya başlamışlardı. Bu konuda yapılacak birşey yoktu ve artık insanlık bu şekilde yaşayacaktı. Gündüzleri korku doluancak kısa umut saatleri, geceleri ise uğuldayan fısıltılar, anlaşılmaz çığlıklar ve ötelerden gelen seslerle dolu kabuslar. Pek çoğumuz buna alıştı ancak bir o kadarı da keskin jiletlerle, kutu kutu yutulan haplarla, yüksek binaların çatılarıyla yada tabancalarıyla bu kabuslarına bir son verdiler. Hayatta kalan azınlığın tamamına yakınıda artık su gibi tüketilen uyku ilaçları ve antidepresanlarla yaşamaya devam ettiler. Tıpkı benim gibi. Her akşamüstü uyumadan önce üç farklı ilaç alıyorum ancak bir zaman sonra bünyem bunlara alışıyor ve ilaçlar beni uyutmayaya başlıyor. Tıpkı bu gece olduğu gibi. Ondan sonra yeni bir ilaç keşfedilene kadar bekliyoruz ve yeniden rüyasız uykularla geceleri geçiriyoruz.

Yine de çoğu zaman korkuyorum, ya birgün artık herhangi bir ilaç beni uyutamazsa diye. İlaçlar olmadan sokaklarda yankılanan bu seslere ne kadar tahammül edebilirim bilmiyorum. Bunu öğrenmekten de korkuyorum. Yine büzülüyorum oturduğum yerde, battaniyeleri boğazıma kadar çekiyorum ve karanlık odada korku içinde bekliyorum. Dakikalar geçiyor ve son yıllarda olan biten herşeyi yeniden, yeniden hatırlıyorum. Tam zihnim yorulmuşken ve yeniden uykunun sıcak kollarına atılacakken ezan sesini duyuyorum. Ses, karanlık geceyi ve çığlıkları yırtarcasına yükseliyor ve sesler kesiliyor. Her ne kadar kimse evinden çıkıp camiye gitmeyecek olsa da ezanlar sürüyor. Daha uzaklardan başka camilerden de ezanların yükseldiğini duyuyorum. Yüreğimdeki sıkışıklık azalıyor biraz daha. Kendimi uykuya hazırlıyorum artık, her ne kadar bir iki saate kadar gün başlayacak olsa da uyumak istiyorum yine.

Tam o sırada ezan sesindeki ahenksizliği farkediyorum. Sanki hoparlör bozuluyor gibi bir cızırtı ve seste yanlış tonlarda olan bir alçalıp yükselme. Tıpkıherşeyin başladığı günlerde, televizyonumda ve bilgisayarımda olanlar gibi. "Hayır" diyorum kendi kendime. "Olamaz, olmamalı!". Ancak ezan sesi cızırdayarak susuyor. Hemen balkona koşmaya çalışıyorum,bacaklarım titriyor. Beş adımlık yolu almam dakikalar gibi sürüyor ve balkona çıkıyorum. Bulutlu gökyüzünde ay görünmüyor ve sokaklar olabildiğine karanlık. Yine de iki sokak ötedeki caminin minaresinin siuleti belli belirsiz görünüyor. Sanki caminin olduğu sokakta belli belirsiz ateşler oynaşıyormuş gibi. Yeniden hatırlıyorum televizyondaki adamı, "Onlar ATEŞTEN yaratıldılar" diyor adam.

Yutkunmaya çalışıyorum, yutkunamıyorum. Minare artık daha bir görünebilir hale geliyor, sanki aşağısındaki ateşler parlaklaşmış gibi. Bağırmak istiyorum ancak bağıramıyorum bile. Gözlerimi bi noktaya odaklamakta zorlanıyorum. Sonra artık herkesin yaptığı gibi dua etmek aklıma geliyor. Ancak aklımı toparlayamıyorum, kendi korkumdan kaynaklanan yakarışımı tamamlayamıyorum. Çünkü biliyorum ki bu olmasa, bu gece dua etmeyecektim. Tıpkı başka geceler gibi. Ve tıpkı yıllar öncesi gibi. Delirmeye başladığımı hissediyorum. Yine de son anda aklıma uzaklardan gelen diğer ezanları dinlemek geliyor. Kendimi zorluyorum, ancak diğer camilerden gelen ezanları duyamıyorum. "Hepsi susmuş olamaz, olmamalı" diye düşünüyorum ancak öyle olduğunu biliyorum. Ezanlar da sustu artık ve camiler de gitti. Ateşten yaratılanlar, son saygı duydukları ve korktukları yerlere de girebilmeye başladılar.

Zihnimin kalan son kırıntıları ile bir şeyi kavrıyorum. Onlar bizim biliğimiz anlamı ile üçüncü boyutu anlamıyorlar. Çünkü görünüşe göre onlar yukarı ve aşağı kavramlarını biliyorlar. Yeryüzünde ileri geri, sağa ve sola gidebiliyorlar ama yukarı ve aşağı kavramlarını anlayamıyorlar. Belki bir gün içlerinden biri yukarı bakabilecek ve iki boyutlu düzlemden çıkıp, apartmanların üst katlarına da erişebilmeye başlayacaklar. Korkularından kurtulduklarına ve inanç merkezlerimize saldırabilmeye başladıklarına göre bu çok zor olmayacak.

Göz bebeklerimin büyüdüğünü hissediyorum ve delirmenin eşiğine gelmişken bayılıyorum. Tıpkı uyku gibi...

Ve rüya görüyorum. Bir başka Dünya. Tıpkı bizimkine benziyor ancak orada insanlar geceleri dışarı çıkabiliyorlar, evlerinde eğlenebiliyorlar ve kabus saatlerini yaşamıyorlar. Ancak rüyada bile olsa onların eğlencelerinin de sonuna yaklaştığını farkediyorum. Rüyalardaki Dünyalar dahi aynı kabustan kurtulamayacaklar, biliyorum...
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 09 May 2008
Mesajlar: 94
Sevgili Shevarash öykü dilinizi beğendiğimi söyleyebilirim. Bununla birlikte iletilerinizde gönder butonuna basmadan önce önizleme'den kontrol ederseniz, öyküye ilk gözattığımda oluşan okuyup okumama konusundaki tereddütümü ortadan kaldırabilirsiniz.

Dediğim gibi iyisiniz, tebrik ederim.

Sevgilerimle...

_________________
Non semper ea sunt quae videntur!
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 26 Mar 2007
Mesajlar: 126
Teşekkür ederim, esasında dikkat ettiğim hatta etmeyenlerde de hoşlanmadığım durumdur ancak bu kez biraz acele ettiğimden ötürü pek çok yazım hatası yapmışım. Ayrıca kendi siteme yazıp sonradan buraya kopyalayınca benzer hataları nedense veriyor. Düzeltiyorum en kısa zamanda...
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 16 Tem 2008
Mesajlar: 153
Konum: zifirin son halkası...
Shevarash, ne zaman elektirikler kesilse bizim evi yol tutan, kafasının iki yanı çökük, mezar bekçisi amcanın köyde yaşarken bu ismi lazım değillerle yaşadığı öyküleri; düzenli ve daha yaratıcı, kaliteli bilimkurgu filmleri edasıyla anlatmış olduğun hissini verdin.

Tanrı bizi o günlerden korusun, tebrikler... Smile

_________________
ikiye karşılık binlerce kötü yaratık yeter mi onun ilahi bakışları...
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 26 Mar 2007
Mesajlar: 126
Bazen gece uyanırım, o sırada duyduğum ezan sesleri bana ötelerden gelen anlaşılmaz ve korkunç birşey gibi gelir. Bazen de sokaklardan anlayamadığım sesler duyarım (elbette bunlara sıra dışı anlamlar yüklediğim yok sadece o anki algılara göre değişen bir durum) ancak ne olursa olsun beni çok korkutur. Bilincim tam anlamıyla yerine  gelene kadar o korku hali sürer. Bunu bir noktaya kadar paylaşmak istedim, aynı havayı biraz da olsa verebilidiysem sevinirim. Yorum için sağolun...
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 16 Tem 2008
Mesajlar: 153
Konum: zifirin son halkası...
Smile Ama yanlış mı anladım ben, garip yaratıklar iki boyutlu hareket edenler... Hani şu televizyonda açıklama yapan adamın dediği gibi ATEŞTEN yaratılanları anlatmıyor mu? Neden ha, ne? anlamadım Yanlış bir açıklamamı yaptım, dur bakıyım hah evet evet verdin sanıyorum o hissi, sadece korkularını da değil birleştirip anlattığın o lanet var ya ensemde nefes alıyor, zuhaha puhaha...

  Ne diyorduk: bızzZzzZzz, zzZzzZzzz.... Razz  Cool

_________________
ikiye karşılık binlerce kötü yaratık yeter mi onun ilahi bakışları...
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Üye
Üye

Kayıt: 26 Mar 2007
Mesajlar: 126
Ya bu sitenin her mesaja, mesaj başlığı atma gereksinimine alışamadım o yüzden böyle abuk sabuk şeyler yazıyorum başlıklara. Çünkü mesajıma Bazen gece uyanırım diye başlamıştım, o uyku havasını vermek için uyku efekti yapayım dedim budur yani. Yanlış anlamayın size karşı birşey değil Very Happy Very Happy Very Happy
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Önceki mesajları göster:   
Resim Yükleme Paneli


Lütfen Yüklemek İsteğiniz Resmi Seçin

Yeniden Boyutlandır?
Resim yüklendikten sonra karşınıza çıkacak ekrandaki Hotlink for forums (1) linkini foruma kopyalarsanız resim forumda gözükecektir.
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Fantastik Edebiyat Forum Forum Ana Sayfa -> YAZI ATÖLYESİ -> ÖYKÜLERİNİZ

 
  
   
   
Copyright © 2006 FANTASTİK EDEBİYAT. Telif Hakları FANTASTİKEDEBİYAT.COM ' a Aittir.
Tasarım & Kodlama : Arttech İnternet Hizmetleri