| |
|
 |
|
| Yazar |
Mesaj |
|
Üye
| Kayıt: 31 Tem 2007 |
| Mesajlar: 90 |
|
|
|
Hırsız 04.10.2008, 17:24 |
|
|
Bir projem için yazmıştım. Ama devamı gelmedi projenin, iki hikaye ile kalakaldım. Burda yazdıklarımı yeniden paylaşmak heyecan verici. Acımasızca eleştirin beni!
***
Kapkara giyinmiş biri, Udin'in en kalabalık sokağından, zengin kesimin yaşadığı mahalleye doğru kıvrıldı. Udin'in taş sokaklarında yürürken rahat yataklarında uyuyan tombul zenginleri uyandırmamak için ayağına bir ayakkabı bile giymemişti. Bunun yerine siyah kumaşla sarmıştı ayaklarını. Evlerin üzerinde göz gezdirmeye başladı. Tüccarların ve üst düzey siyasetçilerin yaşadığı bu mahallede böylesine şüphe uyandırarak dolaşmak gerçekten yürek isterdi. Sonunda incelemeyi bitirmişti bu garip adam. Siyasetçilerin gümüş zırhlı muhafızları bu adamı fark edemedikleri için kör ya da avanak damgası yememeliydi, çünkü adam gece kadar karanlıktı zaten. Karanlık adam evlerin birine yaklaştı, elini saçlarının arasına attı ve uzunca, garip bir alet çıkardı. Kapının geniş deliğine şöyle bir baktı ve aletini yerleştirdi. Bu adam, şehrin meşhur hırsızlarından biriydi...
Aleti yukarı aşağı oynatıp eliyle çeviriyor, bir yandan da kilidin çıkardığı seslere kulak veriyor. Tık-tık ve kapı ardına kadar açıktı şimdi. Kirli yüzünü iğrenç bir gülümseme kaplarken içeri adımını attı. Küçük mumların aydınlattığı engin koridorlara şöyle bir göz gezdirdi. Evde soluduğu havada bazen derin bir ferahlık hissederken bazen de iğrenç koku yüzünden nefes alamaz hale geliyordu. “Ne garip ev…” diye düşündü birden. Ama eve şöyle tekrar bir baktığında “ne ürkünç bir saray” diye düzeltti.
Adam aydınlıkta daha iyi seçiliyordu. Belindeki siyah kuşakta çaldıklarını dolduracağı çanta asılıydı. Sorun çıkarabilecek tombul ev sahiplerine karşı da küçük bir hançer. Bir şişenin-tüpün mantarla kapatılmış başı da görünüyordu.
Geniş koridordan sola doğru yürüyüp çay salonu olduğunu tahmin ettiği geniş bir odaya vardı. Kapısı olmadığı için rahatça içeri daldı ve etrafa bakındı. Evet, geniş, hoş bir çay salonuydu burası. Aha! Günün ilk kazancı karşısındaydı! Hemen gümüş çay takımını çantasına doldurup salondan çıktı. Upuzun saçlarını keyifle sağ omzundan gövdesinin ön tarafına attırdı. Sessizce üst kata doğru tırmanırken duvardaki tablolar, iyice ürkmesine sebep oluyor, ama zenginliğin keyfini çıkarmak düşüncesiyle biraz olsun korkusunu unutuyordu. İrili ufaklı, bir delinin elinden çıktığı belli olan tablolar… Onlardan birini yürütüp satma fikri aklından geçiyordu, ama tablolara karşı duyduğu feci korku buna engel oluyordu.
İkinci kat, sağlı sollu birçok odadan oluşuyordu. Sakallarının arasını kaşıyan adam, kapıları dinlemeye koyuldu. İlk kapıya kulağını dayadı. İçerdeki iki gencin çılgın aşk oyunlarını oynarken çıkardığı keyifli sesleri işitince, hemen geri çekildi. "Adi zengin piçleri..." diye fısıldadı ve ardından okkalı bir küfür patlattı, tabii ki sessizce. Evde uyanık birileri vardı, ama bunu bir sorun olarak görmedi, karşıdaki kapıya geçti. Havanın şimdi aşağı kata kıyasla daha ferah koktuğunu fark etti. Sıradaki kapıyı dinledi, sessiz. Kapının deliğine eğilip içeri bir göz attı. Beşiğinde mışıl mışıl uyuyan bir bebekten başka bir şey göremedi. Altın ayna takılmıştı bir de gözüne. Kilitli olmayan kapıdan içeri sessizce süzüldü.
Oda pek geniş sayılmamasına karşın, bir sürü değerli eşya ile süslenmişti. Ayağa dikilip zırlamaya başlayacak bebeğe karşı önlemini almayı unutmadı. Kuşağından o tüpü çıkardı, sol elinin işaret parmağına bir iki damla damlatıp çocuğun burun deliklerine sürdü. Çocuğun annesine ciddi bir iyilikti bu, çünkü çocuk on iki saat boyunca deliksiz bir uyku çekecek, rüyasında harikalar ülkesinde eğlenceli oyunlar oynayacaktı. Bu kez onu ürküten, beşiğin şeklindeki ilginçlikti. Beşik hafif sola yatık duruyor ama bebek buna rağmen uyku pozisyonunu koruyordu.
Bir ses işitti. Hemen kapalı kapının deliğinden dışarı baktı. Uyku takkesini takmış, kısa boylu bir adam, elinde lambayla merdivenden inmeye çalışıyordu ki, yan odadaki seslere kulak verdi. Gülümsedi ve aşağı indi. Biraz sonra elinde bir bardakla geri dönüp odasına girdi ve kilitlenen kapının sesi duyuldu. İhtiyarın uykusu hafif olmalıydı. Kafasını toplayıp işine döndü. Bulabildiği tüm değerli eşyayı çantasına koydu. Çantasının ağzına kadar dolduğundan emin olup odadan çıktı. Diğer odalara şöyle bir kulak kabarttığında, tek duyabildiği gürültülü horultular oldu. Fazla riske girmeden bu katı terk etmeliydi.
Bu seferde değerli şarapların olduğu -en azından öyle umduğu- mahzene doğru, yani yerin altındaki tek kata yöneldi. Havadaki ferah koku yavaş yavaş dağılırken, yerini ekşi bir kokuya bırakıyordu. Merdivenin onu ne kadar yorduğunu fark ettiğinde sebebini kolayca bulduğunu düşündü; yaşı otuzu çoktan aşmıştı.
Bu kapkaranlık hırsızı, aslında bir sokak arasında görüp sohbete başlasanız hiçbir şüphe duymazdınız. Sohbeti derin, üslubu etkileyici, sözleri kolayca dilinin üstünde akıtan, yüzünde koca bir tebessümle iyi baktığı dişlerini size gösterirdi. Mesleği hakkında tahmin yürütmek fazlasıyla zordu. Muhtemelen onu avare bir şarap müptelası zannederdiniz.
Nihayet ilk kata, ardından da mahzene ulaşabilmişti. Karanlık mahzenin derinliklerine ilerleyip hızlı hızlı soluyor, çantasına bakıp keyifle gülümsüyordu. Bunu her zamanki maceralarından biri gibi görüyor olmalıydı. Evi destekleyen kolonlardan birine yaslanıp oturdu. Tam anlamıyla rahatladığını hissediyordu. Kuşağının derinliklerine elini atıp bir avuç tütün aldı, ağzına atıp çiğnerken uyuşmanın keyfini çıkardı. Mahzenin kötü kokusuna aldırmıyordu bile. Bir süre oturunca sıkıldığını hissetmeye başladı. Ah maceracı ruh ve ah Udin! Mahzenin en uzak ucuna kadar yürüdü, bom boştu, görebildiği sadece sıçanlar oldu. Bu zengin tüccarın mahzeninde yüzlerce yıllık birinci kalite şaraplar bulunduracağını umuyordu, fakat ciddi bir yanılgıydı bu. Mahzendeki alışılmadık boşluk, daha eve ilk girdiğinde onu saran duyguyu ikiye katlamıştı. Mahzenin sır dolu planını incelemeye koyuldu. Aralarında hiçbir duvar olmayan dört kısımdan oluşuyordu bu mahzen. İlk kısım soğuk, hoş kokulu, ikinci kısım buz gibi ama hoş kokulu, üçüncü kısım soğuk ve kötü kokulu, dördüncü kısım ise cehennem kadar sıcak, domuz kadar kötü kokuluydu. İkinci ve dördüncü kısımda, tahta tabanın gıcırtısı çok yankılı, birinci ve üçüncü kısımda ise yankıdan yoksundu. Evet, bu gece için başka bir ev seçmediği için kendine kızıyordu fakat merakı onu mahzenin sırlarını aramaya itiyordu. Kim bilir, belki buradan tüccar kadar zengin çıkardı.
Dördüncü kısma geçip duvarı dinlemeye koyuldu. Hiçbir ses yoktu rüzgârın yarattığından başka. Duvara yavaş yavaş vurdu, sesi arka tarafta inliyordu. Hançerle dokundu. Hiçbir şey olmadı. Tekrar dokundu ve tekrar ama sertçe. Hançerin ucu diğer taraftaydı. Kâğıt kadar inceydi bu duvar, evet, yarıktan ışık sızıyordu. Hemen bir insan boyu kadar delik açtığı duvardan diğer tarafa geçti. Masmavi bir ışıkla aydınlanan ikinci bir mahzendi ve en az buraya geçtiği dördüncü kısım kadar kötü kokuyordu. Artık aklında ne çalmak fikri vardı, ne de sırları çözmeye çalışmak. Evden çıkmayı düşünüp arkasına döndüğünde, delik tamamen kapalı, duvar dağ kadar sertti.
İlerlemekten başka çaresinin olmadığının farkındaydı ve ümidi bir çıkış yolu nulmaktı. Bu ikinci yerin öyle çok karışık bir planı yoktu. Sadece buz gibi hava ve kötü koku. Masmavi bir ışık, kaynağı belli olmayan. Duvarlarına çizilmiş iğrençliklerle dolu semboller. Bir yedi köşeli yıldızın içine çizilmiş bir altıgen şekli, onun içinde ters bir beş köşeli yıldız. Tüm bu şekillerin kalın kenarlarına iliştirilmiş şekiller… Uğursuzdu bu mekân, açıklamasız, sadece uğursuz… Korku içinde ilerledi, ışık kırmızaya döndü ve tabutlar… Onlarca tabut karşısında duruyordu. Tabutları teker teker açıyor, başsız ve henüz daha çürümemiş bedenler gördükçe aklını yitirecek gibi oluyordu. Duvardaki dolaplar… Açmaya artık ürküyordu. Bir çığlık koydu, koştu ve ilk sıradaki dolabı açtı. İşte korktuğu şey, özenle kesilmiş bir kafa karşısındaydı. Upuzun saçlı, sakallı, esmer bir adam. Kapkara bir adam, adam değil, yalnızca kafası. Tüm hayatından pişmanlık duyarak odada öylece bekledi. Bekledi... Korku içinde titreyerek bekledi... En sonunda elini kuşağına attı ve tüpteki tüm sıvıyı boğazından aşağı akıttı.
Kim bilir, belki bir gün uyanacaktı ya da orada öylece uyuyacaktı...
*** |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 16 Tem 2008 |
| Mesajlar: 151 |
| Konum: zifirin son halkası... |
|
|
... 04.10.2008, 18:32 |
|
|
Yazık olmuş hırsız efendiye... orhan veli'nin şiiri gibi başladığımın farkındayım, anlatımın hoş ama çok kısa tutmuşsun gibime geldi... Yani en başta hızlı da olsa ayrıntıları tadına vardırarak anlatmana karşın en önemli kısımda, tam heyecanlanacakken tasvirlerin bir anda bitiyor yerini sanki özete bırakıyor -şifreli yayın gibi:)-... Bence son kısmı daha uzun anlatabilirdin, yani şu ilerleme mevzuları, tabutların ortaya çıkışı, korkularına karşın müthiş merakına yenik düşmesi, cesetler, sonra uyumaya karar vermesi... bence burayı daha iyi anlatabilirdin, tam kalbim gümlemeden tıp diye durdu!...  |
_________________ ikiye karşılık binlerce kötü yaratık yeter mi onun ilahi bakışları...
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 31 Tem 2007 |
| Mesajlar: 90 |
|
|
|
..... 04.10.2008, 18:53 |
|
|
O kısmından ben de şikayetçiyim, araya bir şey girmişti birden kopmuştum atmosferden  Zaten projeyi beraber yürüttüğümüz arkadaş hikayenin ilk halini beğenmemiş, bende düzenlemiştim. Düzenlememe rağmen anca bu oldu. İyi bir yazar değilim farkındayım  .
Yorumun için teşekkürler, bir dahaki hikayemde söylediklerini dikkate alacağım! |
_________________ Don't you know about the bird?
Well everybody knows that the bird is a word!
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 16 Tem 2008 |
| Mesajlar: 151 |
| Konum: zifirin son halkası... |
|
|
neden...? 04.10.2008, 18:57 |
|
|
Neden koptuğun yerden ilmik atıp tekrar düzenlemiyorsun? Sahiden iyi bir bitiş yakalayabilirsin!! |
_________________ ikiye karşılık binlerce kötü yaratık yeter mi onun ilahi bakışları...
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 31 Tem 2007 |
| Mesajlar: 90 |
|
|
|
.... 04.10.2008, 19:00 |
|
|
Aynı şeyleri hissetmem zor, ama deneyeceğim. |
_________________ Don't you know about the bird?
Well everybody knows that the bird is a word!
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 12 Tem 2008 |
| Mesajlar: 208 |
| Konum: Kuyutorman--Yaş:410--Erkek-- |
|
|
.. 08.10.2008, 22:06 |
|
|
evt devamını bekliyorum |
_________________ Yeşil Muhafız Alayı Generali
- Erilen -
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 31 Tem 2007 |
| Mesajlar: 90 |
|
|
|
... 08.10.2008, 22:29 |
|
|
Teşekkürler, yarın düzenleyeceğim Hırsız'ı |
_________________ Don't you know about the bird?
Well everybody knows that the bird is a word!
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 27 Eyl 2008 |
| Mesajlar: 61 |
| Konum: Yalnız Dağ |
|
|
4.oda 08.10.2008, 23:27 |
|
|
Kalemine sağlık Xarthus. Hikayede bulduğum bir mantık hatasını söylemeden edemeyeceğim. Mahzeni betimlerken 1.odanın soğuk, ikinci odanın buz gibi, üçüncü odanın soğuk, dördüncü odanın cehennem gibi sıcak olduğunu söylemişsin. Hikayenin fantastik bir hikaye olduğunun farkındayım ama gene de 4. oda cehennem gibi sıcakken 3.odanın soğuk olmasını aklım almıyor. Belki 3.odayı ılık yapsan daha hoş olabilir, ne de olsa çok soğuk ve çok sıcak iki odanın arasında duruyor.
Ayrıca 4.odadan içine geçtiğin gizli odanın neden soğuk olduğunu da anlayamadım. Ben okurken orasının da sıcak olmasını bekliyordum  Belki kurguda kaçırdığım bir şeyler vardır diye tekrar okudum; ya bu durumun açıklayan ipucunu çok iyi gizlemişsin yada odaların sıcaklık farkının sebebini açıklamayı unutmuşsun.
Hikayeyi elden geçirirken bunu da göz önüne almanı tavsiye ederim
Devamını bekliyorum
Ayrıca hırsızın korkudan uzun bir uyku hatta ölümü tercih etmesini beğendim. Hikayeyi elden geçirirken özellikle o kısma eklemeler yapmanı tavsiye ederim. O bölüm bence geliştirmeye oldukça açık |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 31 Tem 2007 |
| Mesajlar: 90 |
|
|
|
... 08.10.2008, 23:32 |
|
|
Teşekkür ediyorum önerilerin için, dikkate alacağım. |
_________________ Don't you know about the bird?
Well everybody knows that the bird is a word!
|
|
|
|
 |
|
|
|
Powered by phpBB © phpBB Group
|
|
|
| |
|
|