| |
|
| Yazar |
Mesaj |
|
Üye
| Kayıt: 20 Hzr 2007 |
| Mesajlar: 5 |
|
|
|
orkun uçar 10.10.2008, 10:57 |
|
|
sitenin çıkardığı kitapta(fantastikedebiyat kitapları 1)orkun uçar ve derzulya serisi hakkında ayrıntılı bilgi var. |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 01 Mar 2008 |
| Mesajlar: 29 |
|
|
|
|
|
|
 |
|
Moderatör
| Kayıt: 03 Oca 2008 |
| Mesajlar: 245 |
|
|
|
xasiork 10.10.2008, 20:18 |
|
|
yanlız bu xasiork nefis bir yer.
ayrıca orkun uçar'a da belli bir saygım var. hiçbir kitabını okumadım ama bir 'türk roman yazarı' olarak alışılmamış bir ilgi yakaladı. zamanında televizyon makinesi'ne katıldığını hatırlıyorum ve o.bayülgen'in başka kaç tane yazarı programına çağırmış olduğunu bilmem. |
_________________ İkilem;
Gözle görülür, elle tutulur
soyut gerçeklerin mantıksızlığında
en harlı alevlerin küllenişi gibi
ya da küllerin alevlenmesi
ben bir ikilemim, sana
bana
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 18 Ksm 2007 |
| Mesajlar: 54 |
|
|
|
... 10.10.2008, 20:26 |
|
|
Orkun Ucar bi ara tuhaf yarisma programlarina bile katiliyordu...
Metal Firtina kitabi ortaligi kasip kavururken hic ilgimi cekmemisti. Bir kac ay sonra kitabin kapagina dikkatle baktigimda Orkun Ucar ismini gordum. Gozlerimi ovusturup tekrar baktim. Hizla kitabi alip okumaya basladim. Bir yandan da bunu Orkun Ucar mi yazmis diye dusunup duruyordum.
Bence bunlardan daha cok yazsinlar malesef her isin basi para. |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 01 Mar 2008 |
| Mesajlar: 29 |
|
|
|
Xasiork 11.10.2008, 2:08 |
|
|
aylak, Xasiork'a nefis bir yer demişsin, daimi Xasiork üyelerinden biri ve aynı zamanda e-dergi ile e-kitapların editörü olarak böyle bir yorum duymak beni sevindirdi.
Arkadaşlar, Metal Fırtına'yla ilgili "her şeyin başı para" diyorsunuz ama şunu gözden çıkarıyorsunuz:
Bu ülkede yazarlık normalde meslek olarak yapılamıyor.
Sadece yazarak geçinen kişilerin sayısı bir elin parmağını geçmez.
Orkun Abi, Metal Fırtına ile önemli bir çıkış yakaladı ve bu kitap onun yazarak geçinmesine olanak sağladı, diğer kitaplarına "geçit" oldu.
Ayrıca ilk kitabı ben de başarılı bulmuyorum ama kim ne derse desin Kayıp Naaş, Kızıl Kurt ve Turan kitapları bir "casusluk" kitabı olarak bakarsak gayet etkili romanlar.
Derzulya serisi ve devamı gelecek olan Zifir romanı da fantastik Türk romanı alanında güzel örneklerden.
Metal Fırtına önyargılarını kırıp lütfen böyle yazarlara şans tanıyalım.
Derzulya ile ilgili biraz fikir sahibi olunması için, Xasiork Dergi'nin 3. sayısındaki Derzulya incelemesini alt mesaja koyuyorum: |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 01 Mar 2008 |
| Mesajlar: 29 |
|
|
|
Derzulya İncelemesi (Xasiork Dergi 3. Sayı) 11.10.2008, 2:13 |
|
|
DERZULYA İNCELEMESİ
Burak Furkan Mermer
Türk fantastik edebiyatında yeni bir soluk Derzulya Serisi. Belki de Türkiye’de fantastik kurgu konusunda yeni bir çağ açacak bir proje.
On iki kitaptan oluşacak olan seriyi şöyle sıralayabiliriz:
1. Asi (Habis Üçlemesi I / 2005)
2. Sarı İstila (Habis Üçlemesi II / Çıkacak)
3. Gri Tanrı (Habis Üçlemesi III / Çıkacak)
4. Mavi Melek (Hasat Üçlemesi I / Çıkacak)
5. Yeşil Kıyamet (Hasat Üçlemesi II / Çıkacak)
6. Mor Ölüm (Hasat Üçlemesi III / Çıkacak)
7. Kızıl Vaiz (Hain Üçlemesi I / 2007)
8. Cellât (Hain Üçlemesi II / Çıkacak)
9. Aşk (Hain Üçlemesi III / Çıkacak)
10. Beyaz Kapı (Çıkacak)
11. Zefir (Çıkacak)
12. Derzulya Öyküleri (Çıkacak)
Gördüğünüz gibi seri üç üçleme ve bağımsız üç kitaptan oluşuyor. Seriden henüz iki kitap çıktı: Asi ve Kızıl Vaiz. Habis Üçlemesi’nin ikinci kitabı olan Sarı İstila’nın önümüzdeki günlerde yayınlanmasını bekliyoruz. Yazarın verdiği bilgilere göre Sarı İstila’dan sonra seri Gri Tanrı (2009) ve Cellât (2010) kitaplarıyla devam edecek.
İncelememe Derzulya’yla başlayacağım. Sonra serinin piyasada olan iki kitabı Asi ve Kızıl Vaiz ile devam edeceğim.
Derzulya’nın Oluşumu (Büyük Kargaşa)
Derzulya hakkındaki bilgilerimizin büyük çoğunluğunu “Asi” kitabından elde ediyoruz. “Kızıl Vaiz”in günümüz dünyasında geçmesi nedeniyle içinde Derzulya ile ilgili önemli olabilecek birkaç ipucundan başka bir şey yok.
Derzulya’nın oluşumu uzun ve zorlu bir süreçti. Büyük Kargaşa denilen bu süreci başlatan, Sürgündeki’nin yeryüzündeki vaizi Janus, asıl ismi ile John Rush Barrow’ dur. John Rush Barrow bir şeytana tapma ayini sırasında şeytandan çok daha güçlü bir varlıkla tanışır. Bu varlık kendini Sürgündeki olarak tanıtmıştır. John aracılığı ile Dünya’yı kendi gelişine hazırlamaya başlar.
Dünya’nın yok olması ve yeni bir düzene geçilmesi için yapılabilecek her şeyi Sürgündeki’nin de yardımıyla gerçekleştirmiştir Janus. Seller, yangınlar, depremler, salgın hastalıklar… Ve Sürgündeki’nin Ölüm Mangaları sayesinde insan nüfusu bir milyara düşürülmüştür.
Derzulya’nın oluşumu hakkındaki bir diğer nokta ise tüm kıtaların birleştirilerek tek bir kıta haline getirilmesidir. Buradan Janus’un daha kolay ve mutlak bir hâkimiyet kurmak istediğini anlayabiliyoruz. Derzulya’da teknoloji yerini tamamen sihre bırakmıştır; sihir Derzulya’nın temelini oluşturur.
Derzulya’yı oluşturan kıtanın etrafı büyük bir okyanusla çevrilidir. Ayrıca bir de içdenize sahiptir. Derzulya’nın merkezi – başkenti – olarak Janus’un yaşadığı Kuraf’ı gösterebiliriz.
Janus’un yanı sıra bahsedilmesi gereken başka isimler de var: Grihavariler. Sürgündeki ile yapılan ilk ayinde (temasta) bulunan otuz üç kişi, griışığı soluyup ölümsüz olduktan sonra bu isimle adlandırılmışlardır. Ama farklı nedenlerden dolayı geriye sadece yirmi dört kişi kalmıştır. Grihavarilerin ölümsüzlükle beraber kısır da kalması önemli bir ayrıntıdır. Bu kişiler Derzulya’nın çeşitli yerlerinde, Janus’un verdiği çeşitli görevlerde bulunmaktadırlar. Biri hariç: Patrick Sarp Gray.
Sürgündeki’nden de bahsedersek… Aslında onun ne olduğu olduğu hakkında fazla bir bilgiye sahip değiliz. Evrenin yaratılmasından önce var olduğu ve Dünya hakkında bazı planlar yaptığı bildiklerimizden birkaçı. Yani Derzulya’nın oluşturulmasının asıl amacı Sürgündeki’nin planlarını yerine getirebilmesidir. Hatta bu amaç için Tanrı’nın meleklerinin Dünya’ya girmesi bile engellenmiştir. Ama Dünya üzerinde Tanrı adına Sürgündeki ile savaşan biri vardır: İblis.
Derzulya’da Yönetim ve Dini İnanış
Derzulya tek bir kıtadan oluşsa da birçok krallık ve beylik vardır. Krallıklar kadar inanılan tanrı sayısı da oldukça fazladır. Ama bu dinlerin büyük çoğunluğu Janus’un uydurduğu sahte inançlardan oluşmaktadır. Tabii bu sahte dinlerden başka dinler de vardır. Heronitler’in zamana taptıkları dinleri ve Derviş Mikael’in başlattığı tek tanrılı inanç bunlara örnek gösterilebilir. Bu inançların Janus’a büyük zorluklar çıkardığını da bilmekteyiz.
Derzulya’daki yönetim anlayışı aslında oldukça basittir: Krallıklar ve beylikler arası savaşlar, taht kavgaları ve benzeri entrikalarla kurulu bir düzen. Fakat tüm bunların üstündeki en büyük yönetici şüphesiz Janus’tur. Janus bir ölümsüz ve o da tıpkı diğer insanlar gibi çoğu zaman sıkıldığı için kendine eğlence aracı olarak Derzulya’yı seçmiştir. Janus Derzulya’yı bir oyun tahtası gibi kullanır; istediği krallığı yıkabilir ya da istediği zaman bir krallık kurabilir. Tüm krallar da bunun farkındadır ve buna göre davranırlar.
Derzulya’nın ilk beş yüz yıllık tarihinde Janus’un iktidarı sadece üç kez tehlikeye girmiştir. Ama Kızıl Vaiz kitabında anlatılan Derzulya’da, Janus’un iktidarı kaybettiğini ve yeniden alabilmek için güç topladığını görmekteyiz. Kızıl Vaiz’de bahsedilen Derzulya ile Asi’de bahsedilen arasında ne kadar zaman dilimi olduğunu bilmediğimiz için bunun hakkında pek bir şey söyleyemeyeceğim.
Derzulya’daki Canlı Çeşitleri
Derzulya’da yaşayan canlıları aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:
İnsanlar: Günümüz insanlarından farklı değildirler. Hepsinde olmasa da bazılarında büyü yapma kabiliyeti vardır. Grihavarileri de bu başlık altına alabiliriz. Derzulya’nın başlangıcında yaklaşık bir milyar insan yaşamaktadır.
Tohtlar: Tohtlar sihrin, dolayısıyla Derzulya’nın temelini oluştururlar. İri bir fareye benzerler. Boyunları etrafında felç eden bir sıvı yayan topaklar vardır. Vücutları zehirli dikenlerle kaplıdır. Kuyrukları ise kıkırdaktan oluşur. Tohtların her bir parçası çok işe yarar; özellikle büyü ve iksir yapımının baş maddesidir.
Rebon: Rebonlar, Janus’un Sürgündeki sayesinde yapmayı öğrendiği büyülü asker topluluğudur. Bir insandan çok daha güçlü ve hızlıdırlar.
Dejin: Janus’un yarattığı bir başka büyülü yaratıklar olan Dejinler, Rebonlara göre çok daha güçlüdürler. Janus bir amaç için yarattığı dejinlerden sadece dokuz tane yaratmıştır.
Ayrıca bu bahsettiklerimiz dışında Derzulya’da çok farklı canlılar olduğunu bilmekteyiz.
ASİ İNCELEMESİ
Asi, Derzulya Serisi’nin ve Habis Üçlemesi’nin ilk kitabı. Kitap ilk olarak Ölümsüz Öyküler Yayınevi’nden “Kara Gezgin” adıyla yayınlanmıştı. Ama yayınevinin kapanmasıyla kitabı temin etmek de imkânsızlaştı. Ve Orkun Uçar’ın yaptığı eklemelerle beraber Altın Kitaplar’dan “Asi” adıyla tekrar okuyucunun beğenisine sunuldu.
Kitabın kapağı oldukça güzel; keza benim seriyle tanışmam da bu kapak sayesinde oldu.
Kitaptaki olayların tamamı Derzulya’da geçiyor. Kitabın girişindeki Derzulya haritası da olayları daha iyi bir şekilde takip etmemizi sağlıyor. Asi’nin bir başka özelliği ise, her bölümden önce konan Derzulya bilgileri. Bu sayede Derzulya hakkında daha ayrıntılı bir bilgiye sahip olabiliyoruz.
Kitabın konusu oldukça geniş. Kitap; Derzulya’yı ve onun kurucuları olan Grihavarileri, Derzulya’yı oluşturan krallıkları ve buralardaki taht kavgalarını, Habis ile Tanrı arasındaki savaşı ve daha birçok şeyi kapsıyor. Krallıkların yönetimlerindeki entrikalar, krallıklar arası yapılan savaşlar ve bizi daima şaşırtan zekice kurgulanmış sürprizlerle tam bir fantastik kurgu ziyafeti sunuyor Asi.
Kitapta kullanılan bol karakter ve mekânlar, ayrıca bunların adları ve geçmişleri bazen aklımızı karıştırsa da yavaş yavaş alışıyoruz. Size tavsiyem, kitaba rahatça konsantre olabileceğiniz bir yerde başlamanız. Zaten bir süre sonra kullanılan terimler aklınızda yer edecektir.
Romanın başkahramanını tam olarak belirtmek zor. Çünkü bu role uygun birçok karakter var. Ama bir isim vermek gerekirse bu kişi Sarp (Sarnav) olacaktır. Derzulya’nın kurucusu dediğimiz Grihavariler’den biri olan Sarp’ın onlardan farkı ihanet ederek iyiyi seçmiş olması. En ilginç tarafı ise geçmişi. Annesi İngiliz, babası Türk olan Sarp bir medeniyet çatışmasının içinde büyümüş. Ve var olan düzene farklı bir şekilde isyan etmiş; katilliği seçerek. Kötülükle yoğrulmuş olan Derzulya’ya da bu yüzden yani sıradan olmamak için karşı çıkıyor. Kitabın arka kapağında Sarp’ın John’la yaptığı bir konuşmaya yer verilmiş. Sarp düşüncelerini bu konuşmada gayet açık bir şekilde belirtmiş:
“Anlamıyorsun değil mi? Milyarlarca insanın ölümünden bahsediyorsun. Öyle bir düzenden bahsediyorsun ki; insanların zalim yöneticilere ve korkunç, küçük tanrılara taparak yaşayacağı dehşet çağı... Sürgündeki var veya yok, kendi kafanda çarpık bir fantezi dünyası oluşturuyorsun. İyi ama benim farkım ne olacak o zaman John? Herkes avcı olacak. Kötülük sıradan olacak. Oysa biliyor musun belki de ben kötülüğü, avcılığı farklı olmak için seçmişimdir. Çoğunluk olan şey sıradandır John. Ben şu anda farklıyım, olağanüstüyüm; hâkim olan ahlakın, iyi ve kötü kavramlarının dışındayım. Bu dünyanın kendi yarattığı yaşam stilinin tek temsilcisi olan bir türüm. Asiyim. Oysa senin düzenin beni sıradan yapacak. Dejenere olmaya, çürümeye ve çürütmeye mahkûm iktidar yapacak. Ben bu olamam. Ben sıradan olamam.”
Ve böylece Grihavarilerle Sarp arasında uzun sürecek bir savaş başlıyor.
Kitapta yaşadığımız dünyayı hatırlatan birçok şey var. Dönerek dans eden semazenler, Yecüc ile Mecüc, dağların arasında yaşayan Ergenekon topluluğu bunlardan bazıları. Ama Orkun Uçar hayal gücünü kullanarak bunları kurgunun içine öyle bir katmış ki, okurken her biri ayrı bir tat veriyor bize.
Kitabın sonunda ise bizi ilginç bir sürpriz bekliyor. Kitap Arkası adını verdiği bölüme, devam kitabı olan Sarı İstila’dan küçük bir bölüm ve bir de ilk kez bu kitapta yayınlanan bir kısa öykü koyan Orkun Uçar okuru şaşırtmayı başarıyor.
Eğer fantastik kurgu okumayı gerçekten seviyorsanız bu kitabı kesinlikle alın. Orkun Uçar her ne kadar adını Metal Fırtına ile duyurmuş olsa da, bu kitapta hayal gücünün sınırlarının olmadığını bize bir kez daha gösteriyor.
KIZIL VAİZ İNCELEMESİ
Kızıl Vaiz; Derzulya Serisi’nin yedinci, Hain Üçlemesinin birinci kitabı. Ayrıca Orkun Uçar’ın yazarlık macerasına atıldığı ilk kitap. Daha önce Ölümsüz Öyküler Yayınevi’nden yayınlanan kitap, Altın Kitaplar kalitesi ile tekrar okuyucuyla buluştu.
Kızıl Vaiz oldukça garip bir kitap. İçinde birçok hikâye var. Yani kısa öykülerden oluşan bir roman diyebiliriz Kızıl Vaiz için.
Kitabın anlatımındaki en büyük farklılık birinci tekil şahsın kullanılmış olması. Ama bunun anlatıma bir zararı olmamış; oldukça akıcı olduğunu söyleyebilirim. Bir de Asi’nin aksine Kızıl Vaiz’in neredeyse tamamı günümüz dünyasında geçiyor. Neredeyse diyorum; çünkü bu kitapta da kısa bir süreliğine Derzulya’ya uğrayacağız.
Kitap, bir öykü kulübüne üye olmaya çalışan Atilla isminde birini konu ediniyor. Olaylar Atilla’nın ağzından anlatılmış. Kitaba Atilla’nın başından geçen bir olayla başlıyoruz; ardından birkaç ay öncesine dönerek Atilla’nın bu noktaya nasıl geldiğini yine onun ağzından okumaya devam ediyoruz.
İstanbul’da yaşayanlar kitapta bahsedilen bazı mekânları zorlanmadan gözlerinin önüne getirebileceklerdir. Kullanılan mekânlar, hatta isimler bile gerçek. Bu sayede kitaba çok çabuk alışıyoruz ve okumak daha eğlenceli bir hâle geliyor.
Kızıl Vaiz’in öykülerden oluştuğunu söylemiştim. Gerçekten kitap boyunca birbirinden güzel, çok farklı öykülerle karşılaşıyoruz. Gerek bilimkurgu gerekse fantastik kurgu türünde çok iyi öyküler yazmış Orkun Uçar. Ayrıca bunları tek bir kurguyla birleştirerek ortaya çok iyi bir roman çıkarmış. Bu öykülerden bazılarının ödüllü olduğunu da unutmayalım.
Kızıl Vaiz’in sonunda da Asi’deki gibi bir ‘Kitap Arkası’ sürprizi bekliyor bizi. Yazar devam kitabı Cellât’tan bir bölüm ve Rahim isimli ödüllü öyküsüyle okuyuculara çok güzel hediyeler vermiş.
Kızıl Vaiz kesinlikle okunulması gereken bir roman. Beğeneceğinize eminim.
Derzulya Serisi Yazarı Orkun Uçar Hakkında
1 Haziran 1969'da Gölcük'te doğdu. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nden mezun oldu. Uzun yıllar gazete ve televizyonlarda çalıştı. 1999 yılında Nostromo Dergisi Bilimkurgu Kısa Öykü Yarışması'nda birincilik ödülü alınca yazarlığa profesyonel olarak devam etmeye karar verdi. 2000 yılında internet üzerinde Xasiork Ölümsüz Öykü Kulübü'nü hayata geçirdi. 2002 yılında Sibel Atasoy'la birlikte Xasiork Ölümsüz Öyküler Yayınevi'ni kurarak Türk bilim kurgu ve fantastik edebiyatının ilk adımlarını atmaya çalıştı. Bu yayınevi 2004 yılının Haziran ayında kapandı. Şimdiye kadar on iki kitabı yayınlanmış olan Uçar, yazarlık kariyerine devam ediyor. |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 27 Eyl 2008 |
| Mesajlar: 61 |
| Konum: Yalnız Dağ |
|
|
.. 11.10.2008, 14:40 |
|
|
Eline sağlık ozicano. Gerçekten de güzel ve detaylı bir inceleme olmuş  Hazır elin değmişken bir de Saygın Ersin incelemesi yapsan büyük sevaba girersin
Bir Derzulya hayranı olarak Heronitlerin nasıl bir toplum olduğunu merak ediyorum. Asi'de Heronitlere yönelik bir çok referans yapılmış ama kendileriyle pek fazla karşılaşamadık. Sarı istilanın Janus'a yönelik suikast ve Janus - Mikael savaşını temel alacağını varsayarsak sanırım Heronitleri Habis üçlemesinde görmek pek mümkün olmayacak  Olsun, bekleriz. Harry Potter için senelerce bekleyen bünyemiz buna da dayanır
Asi ile ilgili hoşuma gitmeyen tek bir şey var. Dikkat spoiler içerir!!
Sayfa 126'da Janus Gajul arasındaki konuşmada Gajul şöyle der:
"Demek Rahipler Meclisini kaldırmakla yetinmediler. Dini de yok ettiler ha!"
"Kendi çocuğun ölmüşcesine üzülüyorsun ha Gajul. Boş versene o komik ikinci sınıf fantezi romanlarındaki gibi saçma bir dindi. Eğlenmek için kurmuştuk hatırlamıyor musun?"
Burda sözü geçen din, Forgotten Realms dünyasında drowların inandığı şeytani örümcek tanrıça Lloth'un dini. Kitabı güzel güzel okurken birden bire Drizzt Do'Urden serisine ikinci sınıf fantezi romanı yakıştırması yapılması hoş olmamış. Derzulya serisinin ilerleyen kitaplarında aynı hatanın yapılmayacağını umuyorum. |
|
|
|
|
 |
|
Moderatör
| Kayıt: 03 Oca 2008 |
| Mesajlar: 245 |
|
|
|
mevzu 11.10.2008, 15:09 |
|
|
orkun uçar'ın fantastik serilerinde neden başarılı olamadığını da gösteren bir araştırma olmuş bu. Ülkemiz insanına hitap edebilen bir kurgu oluşturmamış. Baş karakterinin adı bile bir amerikan ismi. incelemenin bu kısa bölümünden edindiğim kadarıyla türk öğeli hiçbirşey kullanmamış. Bu roman avrupa ülkelerinde yayınlanmış olsa belki büyük bir beğeni kazanabilirmiş, ama burada 'büyük bir popülarite' kazanması olanaksız. Çünkü piyasaya sürüldüğü topluma hitap etmiyor. Bunun bağnaz bir düşünce olduğunu, benim ırkçı ya da milliyetçi düşüncelerle bunları söylediğimi falan düşünebilirsiniz. Her halükarda hoşumuza gitse de gitmese de gerçeğin ta kendisi bu!
Uçar'ın Metal Fırtına da yakaladığı başarının sebebi 'Türkler'in Beyaz Sarayı Ele Geçirmesi' kaynaklı değil aslında, zannedildiği gibi. Kitabın başarısı, topluma başarılı bir şekilde ve yüksek kaliteli bir kurguyla hitap ediyor omasında saklı. Uçar'ın bunu kendisinin görememiş olmasına şaşırdım. |
_________________ İkilem;
Gözle görülür, elle tutulur
soyut gerçeklerin mantıksızlığında
en harlı alevlerin küllenişi gibi
ya da küllerin alevlenmesi
ben bir ikilemim, sana
bana
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 11 Ekm 2008 |
| Mesajlar: 195 |
| Konum: İmladris |
|
|
Re: mevzu 11.10.2008, 15:18 |
|
|
| aylak yazmış: | orkun uçar'ın fantastik serilerinde neden başarılı olamadığını da gösteren bir araştırma olmuş bu. Ülkemiz insanına hitap edebilen bir kurgu oluşturmamış. Baş karakterinin adı bile bir amerikan ismi. incelemenin bu kısa bölümünden edindiğim kadarıyla türk öğeli hiçbirşey kullanmamış.
Uçar'ın Metal Fırtına da yakaladığı başarının sebebi 'Türkler'in Beyaz Sarayı Ele Geçirmesi' kaynaklı değil aslında, zannedildiği gibi. Kitabın başarısı, topluma başarılı bir şekilde ve yüksek kaliteli bir kurguyla hitap ediyor omasında saklı. Uçar'ın bunu kendisinin görememiş olmasına şaşırdım. |
Eldir bu konuda derki;
Evet,kesinlikle haklısın aylak Metal Fırtınayı kendi adıma beğenmemiş olsamda yine de kitabın başarısı bizim kendi vatanımızın gelecek kaygısıyla beraber topluma mal olmasında saklıdır ayrıca fantastik serilerde orkun uçarın başarılı olabilmesi çok küçük bir ihtimaldi ve şu an itibariyle de hiç şansı olmadığını düşünmeye başladım ki;Tolkien gibi ustalar varken kim orkun uçarı okumayı düşünür ki?
Ve bir noktaya da değinmek isterim Türk toplumunda bir ön yargı var ki bu kesinlikle bende de var umarım birgün bu tabu kırılabilir
- Türkten fantastik seri yazarı çıkar mı?
- Türk fantastik dünyası mı ''Orta Dünyanın çakması mı?''
- Bildiğimiz Türk yazar işte. Hayal edemez, kafası çalışmaz. Ejderhalar, devler, cüceler, hayali mahluklar Türkün neyine!"
Sizce yanlış mı düşünüyorum?? |
_________________ - Elorthëm Acilleth -
Ayrıkvadi Elflerinin Efendisi
«Aiya Eärendil Elenion Ancalima!»
|
|
|
|
 |
|
Moderatör
| Kayıt: 03 Oca 2008 |
| Mesajlar: 245 |
|
|
|
önyargı 12.10.2008, 0:40 |
|
|
türkler ne zaman sanatın ta kendisine gereken önemi vermeye başlayacak?
bence sormamız gereken soru bu olmalı. yazarlık değil çünkü sadece, Türkiye'de sanata verilen değer de son derece az. sanat üretemiyoruz. ürettiklerimiz kalitesiz oluyor, çünkü altyapı mı dersiniz, toplumsal olumsuzluklar mı dersiniz artık bilmem ama, bir şeyler eksik işte. bu durum da doğal olarak, türk sanatına karşı bir önyargı oluşturuyor. hiçkimse bu önyargıya sahip olmadığını inkar edemez. çünkü haklı tarafları olan bir 'önyargı' bu! |
_________________ İkilem;
Gözle görülür, elle tutulur
soyut gerçeklerin mantıksızlığında
en harlı alevlerin küllenişi gibi
ya da küllerin alevlenmesi
ben bir ikilemim, sana
bana
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 01 Mar 2008 |
| Mesajlar: 29 |
|
|
|
Orkun Uçar, Derzulya, Metal Fırtına 12.10.2008, 12:31 |
|
|
Lord Revan, rica ederim ama inceleme bana ait değil; mesajda da yazılı olduğu gibi dergimiz yazarlarından Burak Furkan Mermer'e ait.
aylak, Türklere ait hiçbir şey olmadığını bu incelemeden mi anladın yani?
Hem de neler var... Bir tüccarın Türk kökenli olan ve bir geçit kentinde yaşayan bir halka esir düşmesi ve onların yaşayışlarını görmesinden, bazı Türk yemeklerlinin farklılaşmış olarak gündeme gelmesine kadar bir sürü şey var. Kitabı okursan göreceksin, şimdi teker teker anlatmak uzun sürecek.
Serinin hayranı olduğunu söyleyen Lord Revan arkadaşımız da doğrulayacaktır sanıyorum.
Ana karakter Patrick Sarp Gray'e gelince: Melez bir karakter, çünkü karakterin kişliği açısından öyle olması gerekiyor.
Neden mi? Yıllarca ona kötü davranan, eziyet eden İngiliz annesini merdivenlerden itip öldürdükten sonra Türkiye'ye gidip babasını buluyor ama babasının da bir ailesi var ve onunla ilgilenmiyor, onu umursamıyor. Birçok neden birleşince içindeki katil içgüdüleri açığa çıkıyor ve seri katil olmayı seçiyor. Şeytana tapma ayininde Sürgündeki'yle tanışılınca ve ardından Derzulya kurulunca; 'sıradanlık'tan vazgeçip iyi olmayı seçiyor, Janus ve Grihavarilere ihanet ediyor. İyiliği seçiyor ve yıllar geçtikçe benimseyip bunu kişiliğine 'yediriyor'.
Melezliği bu karakterin kişiliğiyle alakalı. Ayrıca karakteri anlatırken her zaman "Sarp" deniyor.
Orkun Uçar yabancı özentiliği yapmaz. Bunu herhangi duygusal bir nedenden değil, kitaplarına bakarak söylüyorum. Fantastikler de dahil neredeyse tüm romanları Türkiye'de geçer, karakterler de Türk'tür.
Ayrıca kendisi yıllar boyunca Xasiork aracılığıyla "yabancı özentiliğinden kurtulmak" için çaba göstermiştir.
Ve Türklere hitap etmediğini nereden çıkarıyorsun? "Asi" ve "Kızıl Vaiz" kült kitaplar haline gelmiş, ikisi de dörder baskı yapmıştır ve devamı binlerce okur tarafından merakla, heyecanla beklenmektedir.
Lütfen bu kadar önyargılı davranmayın.
Metal Fırtına'nın iyi bir kitap olduğunu ben de düşünmüyorum. Bizzat benim de Orkun Uçar okuyucusu olarak zayıf bulduğum bir kitap. Ama bu kadar hakaret etmek, laf söylemek de yersiz.
O yerden yere vurulan savaş kısımları da Burak Turna'ya ait. (Burak Turna'nın iyi bir yazar olduğunu düşünmüyorum.)
Orkun Uçar yalnızca Gökhan Birdağ kısımlarını ve birkaç farklı savaş dışı sahneyi yazdı ilk kitapta.
"Kayıp Naaş, "Kızıl Kurt", "Turan" kitaplarını ise bir "casusluk" romanı olarak severek okudum. Kurgusu sağlam, okuması keyifli romanlardı.
Siz de istediğiniz düşünmekte özgürsünüz, "çok iyi" de diyebilirsiniz "berbat" da, kimse bir şey diyemez.  Ama kendi düşünceleriniz için en azından yerden yere vurmayın rica ediyorum.
Ayrıca 2004'ten yani ilk kitap yayınlandığından beri her söyleşisinde "seri altı kitap olacak" demesine rağmen millet "para için seriyi sündürdü" diyor. İşte bunu da anlamıyorum.
İki kitap kaldı ve seri bitecek. Ayrıca yabancı yazarlar aynı karakterlerle ilgili 40 kitaba kadar yazarken yerli bir seri altı kitap olunca "cılkı çıktı" demek bence rahatsız edici.
Orkun Uçar'ın neredeyse tüm kitapları bir seriye dahildir. Böyle bir yazarlık anlayışı olduğunu; seri yazmayı ve okumayı sevdiğini birçok kez belirtmişti. Derzulya serisi, Zifir serisi, Derin İmparatorluk Serisi, Metal Fırtına Serisi...
Fantastik kurgu okurları olarak serilere alışığız. Hatta ben kimi zaman bir kitabın devamı olmayınca çok üzülüyorum. Bir Türk yazarın seri anlayışıyla kitap yazmasını yadırgamamak gerek.
Ayrıca Derzulya serisinin 12, Zifir serisinin 2, Metal Fırtına serisinin ise 6 kitaptan oluşacağı belli ve kesin.
"Kafama göre yazayım, gittiği yere kadar..." diye bir düşünce olsa yazmış olduğu serilerin kaç kitaptan oluşacağı bu kadar net belli olmazdı değil mi? |
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 27 Eyl 2008 |
| Mesajlar: 61 |
| Konum: Yalnız Dağ |
|
|
Yerli unsurlar 12.10.2008, 14:28 |
|
|
Yerli unsurlar taşımadığını söylemek derzulya serisine haksızlık olur. Yabancı karakterler içermesi Derzulya dünyasının yapısı gereği gerekli çünkü bütün kıtalar birleşmiş durumda ve Çin'in kontrolü altındaki doğuyu saymazsak bütün insan ırkı Janus'un kontrolü altında yaşamak zorunda bırakılmış. Böyle bir dünyada bütün karakterlerin Türk olması eğreti dururdu. Gene de Asi'de Türk karakter eksikliği olduğuna katılıyorum.
Kızıl Vaiz'de bu durum nispeten dengelenmiş. Kızıl Vaiz'in bütün karakterleri Türk, bunun sebebi ağırlıklı olarak günümüz Türkiyesinde geçmesi ve Derzulya evrenine kapılar vasıtasıyla sadece bir kez gidilmesi. Daha fazla detaya inersem spoiler olur. Sonra şimşekleri üstüme çekmeyim
@ozicano : Metal Fırtına serisinin sürdürülmesine tepki verilmesini normal buluyorum. Sonuçta metal fırtına yüzünden derzulyanın yayınlanma tarihi gecikiyor. Olaya bir de burdan bak
@eldir&aylak : Derzulyaya bir şans vermenizi tavsiye ederim, hoşunuza gittiğini göreceksin  |
|
|
|
|
 |
|
Moderatör
| Kayıt: 03 Oca 2008 |
| Mesajlar: 245 |
|
|
|
derzulya 12.10.2008, 15:06 |
|
|
aslında sadece bu kısa incelemeye bakarak bu yorumları yapmıştım, çünkü serinin var olduğunu bile ilk defa burada duydum. herneyse, zaten biraz genel konuşmuştum. orkun uçar'ı, sadece orkun uçar'ı kapsam dışı bıraksak bile, mevcut amatör fantastik yazarlarının genel sorunuydu türksel kurgulardan uzak durmak.
derzulya'nın 4 baskı yapması iyi bir taraftan ama ben zaten 'büyük bir popülarite' yakalayamayacağını söylemiştim. belki yakalar, ama örneğin ejderha mızrağı'nın amerika'da bir milyon adet satması gibi bir durum söz konusu olursa ancak haksız duruma düşeceğimi düşünüyorum
seriye karşı önyargılı olmadığımı da iddia etmeyeceğim. belki ozicano'nun kendisi bile en başta önyargılıydı. sebebini bir mesaj önce açıklamıştım zaten. ama aklımda şimdi bir yer etti ve okumayı düşünmeye başladım. |
_________________ İkilem;
Gözle görülür, elle tutulur
soyut gerçeklerin mantıksızlığında
en harlı alevlerin küllenişi gibi
ya da küllerin alevlenmesi
ben bir ikilemim, sana
bana
|
|
|
|
 |
|
Üye
| Kayıt: 01 Mar 2008 |
| Mesajlar: 29 |
|
|
|
Önyargı 12.10.2008, 15:30 |
|
|
İlla büyük bir popülarite olması gerekmiyor. Asi belli bir kemik kitle edindi ve bu kitle giderek yayıldı, bir "kült" haline geldi roman.
Ben önyargılı değildim. Hiçbir zaman da Türk yazarlara karşı önyargılı olmam. Kendi yazarımıza karşı önyargılı olmak bana abesle iştigal geliyor. Kitabı alırım; beğenirsem beğenirim, beğenmezsem beğenmem.
"Türkler fantastik kurgu yazamaz" diyen yayınevleri yüzünden neler yaşadık.
Orkun Abi de (bu arada 'yazarı çok seviyorum, abi diyorum' diye bir durum yok. Kendisini kişisel olarak da tanıdığımdan abi diyorum) ilk romanı Kızıl Vaiz'i bir yayınevine götürdüğünde, "Üslubunuz iyi ama normal şeyler yazarsanız basarız," demişler.
Bir başka fantastik roman yazarı olan Sibel Atasoy'a da, "Kitap çok iyi ama isminizi ve karakterlerin, mekanların adlarını yabancı yazarsak basabiliriz ancak," demişler.
İthaki editörleri bir panelde, "Türkler fantastik yazamaz," demişlerdi. Panelde olan Orkun Abi buna karşılık, "Ben bugüne kadar yazar eksikliğinden fantastik edebiyatımız gelişemedi sanıyordum; meğer yayınevlerinin bakış açısı yüzündenmiş," diye cevap vermişti.
O zamanlar İthaki hiçbir türde Türk yazar basmıyordu. Aynı fuar haftasının bir başka gününde Robert Jordan konuktu. Orkun Abi de ona, "Kendi ülkesinden yazarların kitaplarını kabul etmeyen ve basmayan yayınevi olabilir mi sizce?" diye sordu, Robert Jordan da, "Öyle bir ülke gelişemez," diye cevap verdi. Böylece kendi söyleşilerinde yayınevine ağzının payını vermiş oldu.
Aynı yayınevi şimi Türk yazra basıyor ama yine de yeterli sayıda değil.
Bunu da bir örnek olarak verdim zaten. |
|
|
|
|
 |
|
Moderatör
| Kayıt: 03 Oca 2008 |
| Mesajlar: 245 |
|
|
|
iyi demiş 12.10.2008, 15:36 |
|
|
çok iyi demiş uçar. yayın evlerinin önyargısı, evet; en büyük sorunumuz bu gibi şimdilik. ama onları da anlıyabiliyorum biraz. gelmiş geçmiş en köklü fantastik eserlerden biri olan 'binbir gece masalları'nı ne hale soktuğumuza bir bakın (binbir gece isimli diziyi kastediyorum). ve böyle şeyler bu kadar yoğun bir ilgi görünce bazı duvarlar kendiliğinden oluşuveriyor. |
_________________ İkilem;
Gözle görülür, elle tutulur
soyut gerçeklerin mantıksızlığında
en harlı alevlerin küllenişi gibi
ya da küllerin alevlenmesi
ben bir ikilemim, sana
bana
|
|
|
|
 |
|
|
|
Powered by phpBB © phpBB Group
|
|
|
| |
|
|