.
İlk şiirini 1927 yılında, henüz 13 yaşındayken kaleme alan Fazıl Hüsnü Dağlarca, tam 81 yıllık bir üretim hayatının ardından, arkasında altmışın üzerinde eser bırakarak aramızdan ayrıldı. İsminin görkemini ve ihtişamını birkaç çürük çarık cümleyle ifade edebilmek mümkün değil. International Poetry Forum (Uluslararası Şiir Forumu), onu henüz 1967 gibi erken bir tarihte dünya şiirinin en büyük şairlerinden biri ve Türk şiirinin tartışmasız en büyük şairi olarak belirlemişti. Bu tarihin üzerinden geçen kırk bir yıl, Dağlarca adını yaşayan bir efsane haline getirdi.
.
FDağlarca, 1914 yılında İstanbul'da doğdu. 1935 yılında Harp Okulu'nu bitirdi. On beş yıllık bir subay hizmetinden sonra 1950 yılında görevinden ayrıldı. Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü'nde, Çalışma Bakanlığı'nda çalıştı. 1959-1970 yılları arasında İstanbul'da Kitap Kitabevi'ni işletti. 1960-1964 yılları arasında Türkçe adında aylık bir dergi çıkardı. Türk Dil Kurumu'nda yönetim kurulu üyeliği yaptı.
.
İlk kitaplarından Çocuk ve Allah (1940) ile dikkatleri bir anda üzerine toplayan şiiri, Garipçiler ve 1940 toplumcu kuşağı gibi çağdaşlarının ürünlerinden alabildiğine ayrı bir kişilik sergilemekteydi. Bu özgünlüğünü akımların ve modaların dışında kalarak daima sürdürdü. Ancak şiiri yeni temalar ve anlatım özellikleriyle değişiklikler de gösterdi. Başlangıçta temaları arasında en önemli yeri Tanrı-insan ilişkileri, doğa, zaman ve ölüm gibi soyut ve karanlık ögeler tutmaktaydı. Gece, gökyüzü, yıldızlar, bitkiler zengin bir evren canlandırıyor, bunların kuşattığı çevrede yalnızlığını duyan insan sonsuzluk, Tanrı, inanç, ölüm konularında yanıtlar arıyordu.
.
Ele aldığı insanı kimi zaman en eski uygarlıkların bilinçaltına sinmiş etkileri içinde (Taş Devri, 1945; Asû, 1956), kimi zaman uzay çağının yenilikleri arasında (Aylam, 1962) canlandırmayı denedi. Destan türüne düşkündü. Türk tarihinin kimi dönüm noktalarını Malazgirt Ululaması (1971), İstanbul Destanı (1953) gibi yapıtlarında konu edindi. Ancak destan çalışmaları daha çok Kurtuluş Savaşı üzerine yoğunlaştı. Belgelere, yaşanmış gerçek olaylara dayanan birçok epik eser yazdı. Üç Şehitler Destanı (1949), Çukurova Koçaklaması (1979) bunlar arasındadır.
.
Anadolu insanının yaşamına, toplum sorunlarına yönelik gözlemleri şiirine zamanla gerçekçi bir boyut kazandırdı. Toprak Ana (1950) isimli eserinde Orta Anadolu köylüsünün hayat mücadelelerine şahitlik etti. Zamanla güncel siyasete ve toplumsal olaylara ağırlık vermeye başladı. Kötü çalışma koşullarını, ücret dengesizliklerini, sağlık sorunlarını, köyden kente göçü, uluslararası siyaseti eleştiren şiirleri yüzünden zaman zaman kovuşturmalara uğradı.
.
Dağlarca'nın şiiri, başlangıçta karanlık yanlar taşımış, güç anlaşılmıştır. Toplumsal sorunlarla ilgili ürünleri ise bildirisini geniş kitlelere ulaştırmıştır. Ancak şiirinin zengin çağrışımlara, düş gücüne açık olması, simgelerle beslenmesi onda pek çok kapalı nokta bırakmıştır. Anlatımı zamanla yabancı sözcüklerden büsbütün arınmış, öz Türkçe sözcüklerin şiir yapısı içindeki kullanılma olanaklarını en geniş biçimde denemiştir.
.
Adı Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Haşim, Nazım Hikmet Ran, Necip Fazıl Kısakürek, Orhan Veli Kanık, Melih Cevdet Anday, Cahit Sıtkı Tarancı, Faruk Nafiz Çamlıbel gibi anıt isimlerimizin yanı başında duran büyük şairimizi saygıyla selamlıyoruz.
.
Not: Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın biyografisi ile ilgili kimi bilgiler Büyük Larousse'dan alınmıştır.