 |
|
| Yazar |
Mesaj |
|
Üye
| Kayıt: 08 Nis 2007 |
| Mesajlar: 7 |
|
|
|
Ölülerin Bekçisi -Astgarların İntikamı- 23.05.2007, 17:31 |
|
|
- Sadece ahmaklar askerlere güvenir –
Wallace Greece
Yılın ilk karı Asuka’nın terk edilmiş harabelerinde bir evin çatısına yerleşmiş olan Wallece Greece’in etrafına düşüyordu. Greece, yıllardır burada durmuş son üç yüz yılda buraya nerdeyse kimse uğramamıştı.
Şimdi ise karşısında muntazam bir astgar mangası vardı. Tam olarak elli kişilik bir astgar askerlerinin yanı sıra üç Grosier ve de görünüşe göre başrahibin yardımcısı olan iri yarı bir kumandan. Ne kadar çok fazla olurlarsa olsunlar Ölülerin Bekçisi Wallece Greece’i durduramazlardı.
Greece gümüş grisi gözleriyle kampa baktı. Kampta topu topu beş asker nöbet tutuyordu. Onlarda öylece aylak aylak geziniyorlardı. Bir grubun başrahibi aramak için buralara kadar geleceğini biliyordu ama bu grubun böylece dikkatsiz davranmalarını beklemiyordu. Sandığımdan da kolay olacak diye düşündü Greece yumruklarını sıkıp aşağıya doğru inerken çok kolay olacak.
Greece rüzgârın çıkardığı hafif ıslık seslerine aldırış etmeden sarı ceketinin kukuletasını kafasına geçirmiş yıkıntılar arasında ilerliyordu hiç ses çıkartmadan. Ayakuçlarında yürüyor bir panter kadar sesiz kampa doğru ilerliyordu. Greece ellerinden başka bir silahı yoktu ( En son silahını Slang Residium’a atmış başrahipte kendisiyle beraber hançeri de ölülerin havuzuna götürmüştü.)
Kampa yeteri kadar yaklaştığında bir algar muhafızının arkasına gizlice sokuldu. Etrafta kimse var mı diye şöyle bir baktı. Çok uzakta bir nöbetçi daha vardı ama onu göremezdi. Zırhlı algar askeri hiç bir şeyden şüphe etmeden etrafına bakıyordu. Greece hızla ellerini adamın kafasına götürüp sertçe çevirdi. Hafif bir çıt sesiyle asker gevşeyerek Greece’in kollarına yığıldı.
Adamı yavaşça yere yatırdı. Üzerindeki silahlara bakmaya başladı. Uzun bir kılıç vardı, siyah bir kının içinde birde uzun bir hançer. Greece hiç tereddüt etmeden hançere uzandı. Çok uzun süren hayatı boyunca Greece kılıçları hiç sevmemişti. Her zaman hantal gelmişti ona kılıçlar hem hançer daha hafifti hem de daha kullanışlı ve hızlıydı ona göre. Kısacası kılıçla öldürdüğü insanların beş kat defa fazla adam öldürmüştü hançerler ile işte bu yüzden o hançerleri daha çok seviyordu.
Gözünün ucuyla sağda bir hareketlenme fark etti. Refleksleri kedi kadar keskin olan Greece ani bir manevrayla sıçrayarak yanındaki ağacın dalına tutundu. Sallanarak gelen askerin suratına tekmeyi geçirdi. Adam inleyerek yere kapaklandı. Greece dalı bırakarak adamın üzerine atladı. Hançerin hafif ışıltısı gecede parladı. Sert ve seri bir darbeyle adamın gırtlağını kesti.
O sırada yan taraftan bir bağırtı duydu Greece hiç tereddüt etmeden elindeki hançeri sesin geldiği tarafa salladı. Bir bağırış daha duydu ona da kulak asmadı öldürdüğü adamın hançerini alıp kamptaki ana çadıra doğru koşmaya başladı. Ona doğru gelen birkaç asker gördü. Yolunu kesen hiç kimse bir daha ayağa kalkamazdı.
Hızla eğilerek askerin savurduğu kılıcı savuşturdu. Ardından hızla arkasına geçip hançerini askerin diz kirişine saplayıp çıkardı. Asker inleyerek yere yıkıldı. Yanındaki elindeki mızrağı ona doğru saplamaya çalıştı. Greece kolayca kenara çekilip hançeriyle adamın çenesinin altını parçalayarak beynine sapladı. Adamın kafasından kanlar boşanarak yere yığıldı. Bunu gören bir diğeri mızrağını yere atarak hızla koşmaya başladı. Greece hafifçe sırıttı. Hançeri hızla kaçan adamın arkasından savurdu. Hızla giden hançer tam hedefini buldu kürek kemiklerinin arasından askerin kalbine saplandı.
Greece eğilerek daha önce çenesini parçaladığı askerin hançerini aldı. Hızla ana çadıra gitmeye başladı. Kafasının üstünden bir iki tane ok vızıldadı ama onu da umursamadı. Onun amacı çadırdaki adamdı. O ölürse diğerlerinin kaçacağına hiç şüphesi yoktu. Hançerini havaya kaldırarak hızla çadıra doğru atıldı.
Aniden kalın bir duvara çapıp da sekmiş gibi yerde buldu kendini. Büyü diye mırıldandı arkasından vurmak isteyen askerler hançerin parıltısını son kez gördüler beş seri darbe ile üç asker daha yere yığıldı.
Arkasını döndüğünde üç Grosier ona doğru ellerini kaldırmış büyü sözü mırıldanırken gördü ve hiç düşünmeden kenara atladı. Üç ölüm büyüsü yanından geçerken kendisini sıradan bir çadırın arkasına attı. Ölüm büyüleri zararsızca büyük çadırın kalkanından sekerek gecenin karanlığına karıştı.
Tam ayağa kalkıyordu ki tepesinde kırmızı cüppeli bir Grosier belirdi. Kendine çok güvenen bu astgar büyücüsü gülerek ellerini ölüm büyüsü için kaldırdı.
Greece de sırıttı ve kukuletasını açtı. Ortaya kır düşmüş gür saçlar köşeli bir çene ve saydamsı gri gözler ortaya çıktı. Adama doğru dik dik bakarak “Gözlerime bak, pislik” dedi
Grosier o saydamsı gözlerin ardında kayboldu gitti ancak bir hançerin kalbini deşmesiyle kendine gelebildi.
“Sen ve senin gibiler beni hiçbir zaman durdurmadı, durduramazda” dedi Greece hançeri daha da derinlere saplayarak. Grosier titreyerek yere yığıldı. Ağzından kan boşalıyordu. Greece onu zerre kadar önemsemeden çadırın arkasından çıktı. Grosier ise hareketsiz kalarak yere yığıldı.
Etrafında toplanan Astgar askerlerini hiç umursamayan Wallece Greece çadırların arasında öylece dikildi. Rüzgâr hayalet beldesinde nerdeyse çadırları sökecek kadar şiddetle artıyor Greece’in etrafındaki Algar askerleri saldırmak yerine bu gizemli Ölülerin Bekçisine bakıyordu. Greece o karanlık ve puslu gecede öyle heybetli görünüyordu ki…
O sırada Grosierlerin arasından iri yarı bir astgar şövalyesi gibi görünen ama aslında baş rahibin yardımcısı olan bir adam çıktı. Üzerinde kara bir zırh vardı kalın bir miğfer giymişti. Gözlerinin üzerine ise deri bir kayış geçirmişti. Önlemini almıştı kendince kendi büyüsü onun özel kızıl ötesi bir görüş sağlıyordu. Böylece Greece yenilebilirdi. O yaşlı ahmaktan hem kaba kuvvet hem de büyü gücü bakımından daha üstündü.
Asterioln yıllarca Slang’ın yanında çalışmıştı. Slang, dayanıksızdı sadece büyünün gücüne güveniyordu. O kadar ahmaktı ki tehlikeli olduğu gün gibi ortada olan Asuka’ya tek başına gitmişti. Şu yaşlı herif onu büyük ihtimalle öldürmüştü. Zira Greece sandığından da zeki çıkmıştı.
Greece adamın gözbağını görünce gözlerini kıstı. Hiç bu kadar zorlandığın hatırlamıyordu Wallece Greece. Daha hiç yara almamıştı ama etrafında duran otuz beş askere karşı yapa yalnızdı. Şu adamla ilgilenebilirdi ama arkasından saplanan bir kılıç onun işini rahatlıkla bitirebilirdi. O yüzden yeminini bozması gerekiyordu. Onları korumak için onları kullanmak zorundaydı.
Greece sol elini ceketinin cebine sokarak. Küçük bir heykelcik çıkardı. Minik bir bilekliğin taştan bir heykeliydi bu eskimiş, yıpranmıştı. Greece gerçeği eline geçene kadar bununla idare etmek zorundaydı. Greece sağ elindeki hançeri yere attı. Hançer kuru toprağa saplandı ve dengesizce titredi. Greece ölümcül bakışlarını Başrahibin iri yarı yardımcısı Asterioln’a çevirdi.
“Ben Ölülerin Bekçisiyim” diye haykırdı Greece elindeki heykeli iki eliyle havaya kaldırarak. “Onları kullanman için beni geçmen gerek ama önce onların gücünü tadacaksın” Elindeki heykel parlamaya başladı. Greece sırıttı. Heykelin ışığı saydamsı gri gözlerinden yansıyordu. “Ben Ölülerin Bekçisiyim.” dedi tekrar haykırarak. “Bu görev bana verildi ve başkasına vermeye hiç niyetim yok.”
Greece’in sözleri üzerine askerler korkuyla biraz geri çekildi ama Asterioln umursamadan bir Greece’e doğru bir adım atarak kızıl kanla bulanmış kıvrımlı algarlara özgü kılıcını çekti. “Artık ölü bir adamsın Greece” dedi gülerek “Koruduğun arkadaşlarının yanına dönüyorsun.”
Aniden hafif bir sarsıntı duyuldu toprağın içinde kıvrınan ölüler toprağı yararak yüzeye çıkıyordu. Etleri çürümüş zırhları paslanmış askerler, Eski kumaşa sarılmış büyücüler, Toprağı delercesine yukarıya çıkan eski insan kalıntıları, kısacası bütün Asuka halkı. Ölüler Astgar askerlerinin etrafını sarmaya başlamış önlerinde ortaya çıkmaya başlamıştı. O sırada iri bir tanesi Astelion’nun tam önünde ortaya çıktı. Yarısı çürümüş bir halde elinde paslanmış kılıcıyla adamın önünde dikiliyordu. Sırıtan kafatasına gerili ince bir deri vardı. Gözleri boşluktu. kısa süre sonunda etrafta elliden fazla ölü meydana gelmişti.
“Öyle mi ?” dedi Greece gülerek “Arkadaşlarım seni tadına bakmak için benim emrimi bekliyorlar.”
“Beni bunlar durduramaz” diye hırladı Astelion ama korktuğunu belli ediyordu
“Bir şeyi unutuyorsun.” dedi Greece “Gözlerin bağlıyken o görüş yeteneği için büyü gücünü sarf ediyorsun zaten. Eğer gözlerini açmak istersen…”
“Grosierler var.” dedi Astelion
“Onlar işin heyecanı.” dedi Greece gülerek “Kaçını durdurabilirler ki zaten. Bu arada size iyi dövüşmeler dilerim ben şu köşede sizi izleyeceğim.” dedi çadırın köşesini göstererek. “Bakalım ne kadar dayanabileceksin Başrahibin yardımcısı.”
“Seni öldürecekler” dedi Astelion hınçla bir yandan da kılıcını savuruyor önündeki bir ölüyü kolsuz bırakıyordu. Kol yere düştükten sonra hareketlenmeye, ve Asteliona doğru ilerlemeye başladı. Kılcını deliler gibi savuran Astelion haykırdı. “ Chuitchik intikamımı alacaktır.”
“Kendisi gelse umurumda olmaz.” dedi Greece omuzlarını silkerek ceketinin cebinden ufak bir şişe şarap çıkardı. Şişeyi ölüler tarafında parçalanmakta olan Astelion’a doğru kaldırarak. “Şerefe Başrahibin yardımcısı… Ölümünün şerefine ” |
|
|
|
|
 |
|
|
|
Powered by phpBB © phpBB Group