|
DENETMEN
| Kayıt: 12 Tem 2008 |
| Mesajlar: 2832 |
|
|
|
.
Değerli üyelerimiz,
Sitemiz fantastikedebiyat.com, yazma etkinliğini daha eğitici ve heyecanlı hale getirebilmek için belli konularla sınırlandırılmış bir dizi anlatı yarışması düzenlemeye karar vermiştir. İlk yarışmamızın konusu MEKÂN TASVİRİdir. Takdiriniz olduğu üzere mekân tasvirlerinin gerek öykü, gerek roman, gerekse şiir sanatında müstesna ve önemli bir yeri vardır. Fantastik içerikli eserlerde, özellikle de gotik tarzda vücuda getirilmiş olanlarında bu önem bilhassa ağırlık kazanmaktadır. . .
Yarışmamız sizleri bu önemli olgu üzerine enine boyuna düşünmeye çağırıyor, kafanızda canlandırdığınız fantastik bir mekânı temiz ve özenli bir düzyazı ile bizlerle paylaşmanız için size fırsat sağlıyor. Lütfen bize en az 2, en çok 6 word sayfası tutacak biçimde bir fantastik mekânı tasvir ediniz. Tasvirlerinizi bir öykü akışı ya da belli bir konu doğrultusunda sunmanıza gerek yoktur. Kafanızda canlandırdığınız bir mekânı tüm detayları ve incelikleriyle kâğıda dökmeniz yeterli olacaktır. .
Yarışmamız için katılımlar 10 Kasım 2009 tarihinde başlayacak ve 20 Aralık 2009 tarihinde sona erecektir. Yarışma sonuçları 31 Aralık 2009 gecesi saat 00:00'dan önce sitemizden duyurulacaktır. .
Birinci olan mekân tasvirine 4, ikinci olan tasvire 3, üçüncü olan tasvire 2 kitap hediye edilecektir. Mekân tasvirlerinizi bu başlık altında yayımlayabilir, yarışmamıza ilişkin sorularınızı da yine bu başlıktan bizlerle paylaşabilirsiniz. . Yönetimimiz yarışmanın son katılım tarihi olan 20 Aralık 2009'da başlığı kilitleyecek ve yerleştirilen tüm tasvirleri tek tek inceleyip kararını verecektir. Tüm üyelerimizi yarışmamıza katılmaya davet ediyor, şimdiden başarılar diliyoruz. |
|
|
|
|
 |
|
|
DENETMEN
| Kayıt: 08 Oca 2009 |
| Mesajlar: 1036 |
|
|
|
Tasvir derken,bu tasvirde olay gerekiyor mu?Yoksa sadece tasvir mi? |
_________________
Quis custodiet ipsos custodes-Bekçilere kim bekçilik edecek?
|
|
|
|
 |
|
İDARİ SORUMLU
| Kayıt: 02 Ekm 2006 |
| Mesajlar: 1401 |
|
|
|
Sorunun yanıtı açıklama metninde bulunuyor sevgili Mormegil. Hayır, tasvirleri bir olay doğrultusunda işlemek gerekmiyor çünkü yarışmanın amacı, katılımcıları mekan tasviri olgusunun incelikleriyle dolaysız bir ilişki içine sokmaktır. Bu yüzden yarışmada istenen şey katıksız bir fantastik mekan tasviridir. |
|
|
|
|
 |
|
DENETMEN
| Kayıt: 08 Oca 2009 |
| Mesajlar: 1036 |
|
|
|
| Kilgarvan yazmış: | Sorunun yanıtı açıklama metninde bulunuyor sevgili Mormegil. Hayır, tasvirleri bir olay doğrultusunda işlemek gerekmiyor çünkü yarışmanın amacı, katılımcıları mekan tasviri olgusunun incelikleriyle dolaysız bir ilişki içine sokmaktır. Bu yüzden yarışmada istenen şey katıksız bir fantastik mekan tasviridir.
|
Kesinlikle yapacağım o zaman  |
_________________
Quis custodiet ipsos custodes-Bekçilere kim bekçilik edecek?
|
|
|
|
 |
|
ÜYE
| Kayıt: 31 Tem 2008 |
| Mesajlar: 1166 |
|
|
|
Ya bir senaryo ya da romana (tam olarak karar veremedim) başladım. Boş vakit bulup da yazabilir miyim bilmiyorum  |
|
|
|
|
 |
|
ÜYE
| Kayıt: 03 Oca 2008 |
| Mesajlar: 487 |
|
|
... 10.11.2009, 22:47 |
|
|
harika proje |
|
|
|
|
 |
|
ÜYE
| Kayıt: 22 Şub 2008 |
| Mesajlar: 7 |
|
|
|
“Uyan!”
Urdeed gözlerini açtı. Kemikleri soğuğu sömürmüş, açlığı karnını sırtına yapıştırmak için saygısızca debeleniyordu. Nerede olduğunu uzun uzun düşündü, Surrum Sıradağları’nın eteklerinde buldu kendisini. Göz alabildiğine kar kaplıydı dört bir yan, dizleri zorlandı ama başardı ayağa kalkmayı. Niye uyandığını hatırlamıyordu, kim tarafından uyandırılmıştı, rüyaya mı açmıştı gözlerini? Adım attıkça toparladı kendisini, zorlu dağları sabırla aşmıştı. Sessiz Topraklar’a ulaşmak için az bir yol olmalıydı önünde, gerçi ne kadar zamandır karlı zirvelerde yol aldığından emin değildi ya, içgüdüleri yanıltmayacaktı onu. Eşyalarına bakmak geldi ansızın aklına, şöyle bir üzerini kurcalayınca fark etti ki eksiği yoktu.
İki kılıç, bir hançer.
Bir yay ama hiç ok yok.
Boş bir su matarası.
Şık bir kopuz.
Elliye yakın altın.
Kalın giysiler ve bir ayı postu.
İçi taş dolu bir kese.
Koyu kırmızı kan muskası.
Lületaşından, yakutlu bir sipsi.
Oltu taşından gümüş kakmalı bir tesbih.
Ve bir yüzük…
Sol kolu ağrıyordu. Her kalp atışıyla zonkluyordu çelik kemikleri. Yürümeyi sürdürdü Urdeed. Zırhını günler önce çıkarıp atmıştı, tenini üşütmüştü ağır metal. Surrum’u geçerkenki kalleş düşman soğuktu ve bedenini saran çelik bu düşmana karşı koruyamazdı onu.
Birkaç saat yürüdükten sonra zihni iyice berraklaşmıştı, karnı açtı ama dayanabiliyordu. Dağların yamaçlarını indikçe hava ısınıyor, akşama kalmadan tepeleri aşacak olmanın getirdiği huzur içini ferahlatıyordu. Surrum Sıradağları, bilinen dünya ile Sessiz Topraklar’ı ayıran yüksek duvarın ta kendisiydi. Dağlar nihayete erdikten kısa süre sonra lanetli coğrafya başlıyordu. Gidip de dönene rastlanmamıştı bugüne kadar, meçhuldu arazinin geçmişi. Huzursuzluğun anavatanı olan şu uzun düzlük hakkında yegane gerçek, yeryüzündeki ilk kanın tam da burada akmış olmasıydı.
Urdeed tahmin ettiği gibi yamacı aşmış ama karanlık beklediğinden daha önce bastırmıştı. Artık Surrum batıda kalıyor, güneşlerin ışıkları onun kudretinin gerisinde kalıyordu. Hava soğumuştu ama henüz postu kuşanacak bir durum yoktu. Urdeed doğuya bakıyordu, gökyüzüne. Simsiyah bulutlarla kaplıydı ilerisi, etrafını izledi sakince, canlı sayılabilecek tek şey arada sırada rastlanan diz boyundaki arsız otlardı. Kasvetin tam da göbeğinde cılız cılız filizlenmişlerdi, isyanın sancağını temsil ediyorlardı adeta. Durup dinlemeye başladı Urdeed, rüzgarın uğultusundan başka ses yoktu ama bir şeyler saklıydı doğanın bu tedirgin üfürüğünde. Acaba gelmiş miydi Sessiz Topraklar’a? Canlı barınmayan, ölümün kol gezdiği o lanet kusan yer burası mıydı? Emin olamadı genç savaşçı. Yorgun ve aç olmasına rağmen yürümeye devam etti. Adımları hızlıydı, karanlık sokaklardan geçip evine ulaşmaya çalışan titrek bir çocuktan farksızdı. Uzunca bir süre böyle tedirgin ilerledi, tam olarak kaç saattir bu şekilde gittiğini bilemiyordu, Sessiz Topraklar olduğundan emin olduğu ilerideki yeri görebiliyordu. O an aklına birkaç saat önceki uyanışı geldi, kimdi onu uyandıran? Derken kafası dağıldı ve tekrar ileriye, aylardan sonra ulaşmak üzere olduğu diyara baktı. Simsiyah bulutlar sarmıştı göğü, ufuk çizgisi çoktan unutturmuştu kendisini. Gecenin zifiri karanlığı sonsuzdu, siyah basmıştı tüm alemi ama Urdeed’in gören gözleri hakimdi manzaraya. Kıstı görüşünü, öteye doğru biraz daha dikkatli bakınca yağan karı fark etti. Şaşkınlığını gizleyemiyordu, zaten kimden gizleyecekti ki bu ıssızlığın içinde? Sırıttı kısacık bir an için, mutluluk değildi yüzünü güldüren, olmaz denen şeylere şahit olmanın garipliği çökmüştü yüreğine. Yağan kar, tıpkı gökte nöbet tutan bulutlar gibi simsiyahtı. Savaşçı, yorgun beyninin derinliklerinde siyah kara dair bir şeyler aradı ama bulamadı. Kara billur taneler Sessiz Topraklar’ı örtüyordu.
Derken Urdeed çakılı kaldı öylece, adımları yere çivilenmiş, tabanı toprağa perçinlenmişti sanki. Dizleri titriyordu savaşçının, nicedir böyle korkmamıştı. Hayatı boyunca böylesine bir dehşetle dolmamıştı yüreği, yolun sonuna mı gelmişti bilmeden? Gözlerini kırpmadan göğe bakıyordu, kuzeyden güneye hızla yol alan şey dikkatini çekmişti. Bu simsiyah gecenin somut zifiriliğinde Urdeed’in manzarası tertemizdi, ölüme bakıyordu gözleri. Geceleri görebilmeyi ona sunan hediyesi yüzünden Şrokan’dan nefret etmek bile geçti aklından. Yerden iki yüz ayak yukarıda, ömrü hayatında şahit olduğu en korkutucu şeyi izliyor, bakışlarını ondan alamıyordu.
Bir Haram cadısı…
Uçan halısı ile hızla ilerleyen, parlak renk giysiler içinde, kapkara kavuklu bir Haram Cadısı!
Urdeed bu lanetli cadılardan birine rastlayacak kadar bedbaht olabilir miydi? Genç savaşçı çocukluğundan itibaren zihninde korunan bütün anılarını capcanlı sahnelerle görüverdi, hatıralar beyninde uçuşuyor, sesler kulaklarında çınlıyordu. Ardından her şeyi unuttu, suskunluk doldurdu kafasını. Olduğu yerde donakalmıştı. Aynı anda altısı Anstorra’da, biri Fıstıkçamı Ormanı’nda toplam yedi kişi yataklarından çığlık atarak uyandılar. Korkuyla ayılanların boyunlarındaki kan muskaları Urdeed’in hislerini açmıştı yüreklerine. Anlam veremedikleri bu dehşetten arınmaları birkaç gün sürecekti ama asla tamamen unutmayacaklardı kalplerine saplanan acıyı.
Onlardan çok uzakta, Sessiz Topraklar’ın kıyısında donakalan dövmeli savaşçı ise cadıya bakıyordu. Uçan efsuncu ona uzaktı, gece de karanlık. Acaba Urdeed’i fark etmiş miydi? İri savaşçı sonunda toparlanmayı başarıp titreye titreye yere yattı. Korkuyordu, örümceğin ağındaki minik sinek gibi, karanlığın hayalinde tetiklerinden ürken küçük bir çocuk gibi korkuyordu. Gözlerini sımsıkı kapattı, düşünceleri susalı zaten çok olmuştu. Ardından biraz durulup etrafa baktı, Haram Cadısı kara gökte değildi, dümdüz yoluna devam edip gitmiş olmalıydı. Dizlerine hakim olmayı zor da olsa başarıp ayağa kalktı ve koşarak doğuyu tuttu, yaptığının akla mantığa sığacak yanı yoktu, sadece Sessiz Topraklar’a ulaşmak istiyordu Urdeed. Tarifsiz hisler siyah karla örtülü araziyi güvenli kılmıştı zihninde.
Koştururken arkasına bakmadı. Oysa baksa, Haram Cadısı’nın ona yönelmeyişinin asıl sebebini görecekti.
Hayatını neyin kurtardığını belki de hiçbir zaman öğrenemeyecekti.
Urdeed yere yattığında, Tutgil isimli Haram Cadısı onu görmüş ve ızdırabın en hasını yaşayarak öldüğünden emin olmak için uçan halısını kurbanına yönlendirmişti. Ne olduysa o anda oldu ve Tutgil’in yüreğinde Urdeed’inkinin on misli bir kabus peydah oldu, kalbinden dalga dalga damarlara dolan duygu seli bütün vücudunu sardı ve karanlık bakışlı Haram Cadısı saf korkuyu beraberinde götürerek kuzeybatıdaki mabedine kaçtı. Tutgil’in gördüğü şey Urdeed’in sekiz yüz ayak berisinde beliren capcanlı bir gökkuşağıydı. Gecenin karanlığını yırtarcasına ansızın belirmiş ve ışıl ışıl yalımlarla parlamıştı. Kuşağın ham şuleleri Haram Cadısı’nın gözbebeklerine işlemiş, beynini dağlamıştı. Tüm asi renkler peydahlandığı gibi derhal sönmüştü üç beş göz kırpmanın ardından. Gökkuşağı...
Üzerinde İlkler’in yedi rengi,
Kendisi ölümün saf alameti,
Yeryüzünün ezeli husumeti,
Kan demektir Gökkuşağı...
Gökkuşağı...
Ejderhaların ulağı korkunç ışık…
Bu uğursuz ışık, soydaşları tarafından Voldemil olarak anılan turuncu mahlukun cadıya verdiği gözdağından başka bir şey değildi. |
_________________ Kadim dörtlünün merakını uyandıran ejderhalar başlattı her şeyi...
|
|
|
|
 |
|
ÜYE
| Kayıt: 25 Nis 2009 |
| Mesajlar: 370 |
|
|
|
Yazılarımızı nereye koyacağız? |
|
|
|
|
 |
|
DENETMEN
| Kayıt: 12 Tem 2008 |
| Mesajlar: 2832 |
|
|
|
| Kubrat Ryon yazmış: | | Yazılarımızı nereye koyacağız? |
Yazılarınızı bu başlık altında yayınlayacaksınız. |
|
|
|
|
 |
|
DENETMEN
| Kayıt: 12 Tem 2008 |
| Mesajlar: 2832 |
|
|
|
Yarışmaya katılmak mı istiyorsunuz? E daha fazla beklemeyin ve çalışmalarınıza başlayın. Zaman işliyor, hadi sihirli parmaklar klavyeye  |
|
|
|
|
 |
|
DENETMEN
| Kayıt: 27 Şub 2009 |
| Mesajlar: 1055 |
|
|
|
|
|
 |
|
Misafir
|
|
| Dumrul yazmış: | İsteyene elli kontöre öykü yazılır.  |
İsteyene 100 kontöre de roman yazılır  |
|
|
|
|
 |
|
ÜYE
| Kayıt: 21 Ekm 2009 |
| Mesajlar: 114 |
|
|
|
|
|
 |
|
DENETMEN
| Kayıt: 27 Şub 2009 |
| Mesajlar: 1055 |
|
|
|
| Mavikral yazmış: | yok almayım ben yazarım  |
Çift anlam var cümlede. B) Ben yazarım derken hem yazma fiilinden hem de yazar olduğundan bahsediyorsun. Arkadaşlar hadi şu yarışmaya biraz daha fazla katılım sağlayalım. |
|
|
|
|
 |
|
ÜYE
| Kayıt: 25 Hzr 2008 |
| Mesajlar: 3473 |
|
|
|
 ben tasvirlerde çok başarısızım. Mekan tasvirleri hemde. Sınavdan sonra Acemi senin için deneyeceğim.
Heyyyyyyyyy Tina yı okuyan yok mu  O kadar milleti topladık macera yaşıyoruz Bre!!!
Ne arasan var.
Hemen FRP yi tıklıyor orada hary potter diyor oradan da Fısıltı tepeleri formunu açıyorsunuz. ( Nekadar çok oradan demişim, olsun siz okuyun  )
Tıklayın bakım.
Bize moral verinnnnnnn acemi yazarlarımız kafa patlatıyor, kurgu hazırlıyor ve psikopat bir ejderhaya meydan okuyorlar.
Sizin cesaretiniz var mı?
FRP takımını bu başlıktaki yarışmaya çağırıyorum. Hadi FRP gücüüü gösterin kendinizi... |
_________________ Yokluğun içindeyim...
|
|
|
|
 |
|
ÜYE
| Kayıt: 28 Şub 2009 |
| Mesajlar: 155 |
|
|
|
Bende cesaretten bol ne var  Ama zaman kıt işte. . Yazmam gereken diğer şeyleri bitirirsen yapmaya çalışacağım. . Gerçi kötüyüm ama sırf denemek için  |
|
|
|
|
 |
|
ÜYE
| Kayıt: 21 Ekm 2009 |
| Mesajlar: 114 |
|
|
:) 20.11.2009, 18:52 |
|
|
Dumrul yazar olmak, benim hayatımın en büyük hayali. Yani benim en büyük hayalim. Daha yirmi yaşındayım şansım hala var yazar olmak için  daha yaşlı değilim. Orada ben yazarım demeyi kastetmiştim, yoksa yazar olmak şu an için benim için çok fazla. Amatörün amatörü bile değilim.
Altın saray diye bu yarışma için bir hikaye yazıyorum, bu benim ilk deneyimim olacak. İyi tasvir ettiğimi zannetmiyorum ama şimdiden özür diliyorum
Bir iki gün içinde koyacağım. |
|
|
|
|
 |
|
ÜYE
| Kayıt: 25 Nis 2009 |
| Mesajlar: 370 |
|
|
|
Ben de sizleri cehenneme doğru bir yolculuğa çıkaracağım xD
kısa sürecek korkmayın  |
|
|
|
|
 |
|
ÜYE
| Kayıt: 25 Hzr 2008 |
| Mesajlar: 3473 |
|
|
FRP 20.11.2009, 18:54 |
|
|
Mavikral, FRP bölümümüzü denedin mi?
Yazar adaylarımıza, pişmek için tavsiye ettiğimiz bir formumuz. Hemen yukarıdaki FRP butonunu tıklıyor ve acemi yazarlar diyarına giriyorsun. Çekinme hepimiz oradayız ve yeni arkadaşlara elinmizden gelen yardımı yaparız. |
|
|
|
|
 |
|
ÜYE
| Kayıt: 25 Hzr 2008 |
| Mesajlar: 3473 |
|
|
|
| Kubrat Ryon yazmış: | Ben de sizleri cehenneme doğru bir yolculuğa çıkaracağım xD
kısa sürecek korkmayın  |
 Seni nerede bekliyelim? Hangi formda? |
_________________ Yokluğun içindeyim...
|
|
|
|
 |
|
|